• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
21 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    24-12-2004
    Mesajlar
    914
    Karizma Gücü
    0

    Sevgi kadar soğuk ve kederli

    Sevgiye nederler bilirmisin?
    O ilkbaharın müjdesidir
    Çiçekler açar yüzünde,tomurcuklar meyve olur yerinde
    Her bir çiçek ayrı güzel olur gönlünde
    Her çiçek ayrı açar gözlerinde
    Her dal artık bir meyve taşımak için görev alır adeta.
    Peki ya toprak o ne yapar?
    O herzaman zorlukları göğüsler kaldırır.
    Her zaman halinden memnundur
    Sevgiyi besler durur.
    Peki aşk nedir bilirmisin?
    O yazın müjdesidir.
    Sımsıcak yakar içinizi.
    Sevgininizi dallarda bırakmıştınız unutmayın!
    İşte şimdi onları toplama zamanı.
    Ancak böyle serinlerisinz.
    Sevgi aşkı,Tohum meyvayı müjdeler
    Peki ya aşk neyi müjdeler!
    Bilinmezliği müjdeler.
    Size özel olanı dağlara haykırmak isterki.
    Artık düşsün bı çığ.
    Acıtmasın minicik yumru kalplerimzi
    Peki ayrılık nedir?bilirmisinz?
    O soğuktur kışı müjdeler.
    Hiç gelmesin isteriz ama gelir.
    Şimdi tomurcular solmuştur yok olmuştur.
    Bu kötü bir oyundur.
    Öyle bir oyundurki hiçbirşey kalmamıştır elinizde.
    Ne meyve,ne çiçek kalmıştır.
    Sadece tohumunuz vardır elinizde.
    Tohumu ekmeyi bilip ekerseniz yine bahar gelir.
    Ama ekmeyi bilmiyorsanız.
    Sonbaharınızı yaşarsınız.


    Umarım beğenirsiniz.Ve sizi alıp götürür.Buluthim
    *His Infernal Majesty*
    Like gina lollobrigida in belles de nuit
    ----------------------------------
    And when I disappear
    Into the night and out of the fear
    Hunting with sword and spear
    I am king Lear
    Having a love affair
    With myself
    ----------------------------------
    The face of god
    In velvet black
    The skies are full of angel holograms
    ----------------------------------

    Boş Muhabbetlere Hayır NO MSN

  2. #2
    Keepsmile82 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-09-2004
    Mesajlar
    807
    Karizma Gücü
    0
    Çok güzel kalemıne , eline saglık...
    KEEP THE FİRE BURN'N
    :6 ;D {Super**75 :6
    ~~ SCUBA DALIŞ KULUBU ~~ Tıkla Sende Katıl

    ~~ DEVIANTART ' DA DESTEKLERINIZI BEKLIYORUM GALERİME BIR GOZ ATIN ~~

    FOTO GALERİ


    SESSİZ KASA / BİLGİSAYAR YARATMAK !! Zzzz!!

  3. #3
    Profesör paskalya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-07-2004
    Mesajlar
    3,189
    Karizma Gücü
    0
    ellerine sağlık ayrılığı çok iyi bilirim ben
    TFBeşiktAŞK


    İMZAM YOK PARMAK BASSAM OLURMU ?

    BENİ ESKİLER TANIR, YENİLER TANIMAYA ÇALIŞIR, TANIYANLAR ANLATIR...

    SuSKunLuĞuM aSaLeTiMDeNDiR ...
    HeR LaFa VeReCeK CeVaBım Var ...AmA... Bir LaFa BaKaRım LaF Mı DiYe...
    BiR De SöyLeyeNe BaKaRım aDaM Mı DiYe...

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    24-12-2004
    Mesajlar
    914
    Karizma Gücü
    0

    BloodyValentine'den Seçmeler

    İkinizden Hanginiz

    ikinizden hanginizin
    saçları gece laciverdi siyah
    yıldız tozundan ışıltılı
    ve zengin

    bakır çalığı gözleri
    derin
    yer yer
    eflatuna çalıyor

    ikinizden hanginizin
    nemli dudakları fuschia
    kirpikleri kaşlarına dolaşık
    ağzı fena halde aşık
    başladığı her öpüşte kalıyor

    ikinizden hanginizin
    neyi noksan neyi fazla
    ikinizden hanginize sorsan
    her defasında
    kendisini ötekisi sanıyor
    çok fena aldanıyor

    sahi siz
    hanginiz
    hanginizsiniz
    -----------
    Şaşı Rıdvan

    şaşı rıdvan şaşı allahın belası
    yaradana yan bakmış yedi silsilesi
    dua namaz bilmez kara kara kafir
    yek gözü mercimek yek gözü çakır
    şaşı rıdvan şaşı allahınbelası
    ne sancağı belli ne iskelesi
    soyu sopu fukara özü hepten fakir
    yek gözü mercimek yek gözü çakır
    --------------
    Şubat Yolcusu

    Seni kim çizebilir şubat yolcusu
    Yalnız akşam olsun dağınık olsun
    Ceplerinde bozuk bir bulut uğultusu
    Geceleyin dörtte bir ölüm korkusu
    Dörtte dört sabaha karşı yağmursun
    Seni kim çizebilir şubat yolcusu
    Bütün çizgileri bozuyorsun
    ------------
    Ağır Kan Kaybı

    Biz yalnızlıktan doğduk o dağdağalı sudan
    Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
    Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
    Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
    Köy köy bucak bucak memleket memleket
    Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu
    Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

    Buzlu mehtap alçakca kesmişti yolumuzu
    Bütün kapılardan açıkca kovulmuştuk
    Silahımız avcumuza yapışmıştı soğuktan
    Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
    Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
    Kestiremedik ne yaptığımızı kim olduğumuzu
    Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
    Köy köy bucak bucak memleket memleket
    Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu
    Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

    Ne kadar korkmuştuk elimizden tutmadılar
    Doğrudur kendi içimizde daraldığımız
    Kim neyi savundu bilinmez nereye kadar
    Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
    Başka bir yalnızlıkta boğulduk / havasızlıktan
    Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
    Köy köy bucak bucak memleket memleket
    Ne solculuğumuz solculuktu ne sağcılığımız
    Karanlık bir kapı ölüp üstümüze kapandılar
    Kimse bizi sevmedi / ağır kan kaybıyız
    -----------------
    Adım Sonbahar

    nasıl iş bu
    her yanına çiçek yağmış
    erik ağacının
    ışık içinde yüzüyor
    neresinden baksan
    gözlerin kamaşır

    oysa ben akşam olmuşum
    yapraklarım dökülüyor
    usul usul
    adım sonbahar

    (Ayrılık Sevdâya Dâhil,1993)
    ------------------
    Ağustos Çıkmazı

    beni koyup koyup gitme
    ne olursun
    durduğun yerde dur
    kendini martılarla bir tutma
    senin kanatların yok
    düşersin yorulursun
    beni koyup koyup gitme
    ne olursun

    bir deniz kıyısında otur
    gemiler sensiz gitsin bırak
    herkes gibi yaşasana sen
    işine gücüne baksana
    evlenirsin çocuğun olur
    sonun kötüye varacak
    beni koyup koyup gitme
    ne olursun

    elimi tutuyorlar ayağımı
    yetişemiyorum ardından
    hevesim olsa param olmuyor
    param olsa hevesim
    yaptıklarını affettim
    seninle gelemeyeceğim attilâ ilhan
    beni koyup koyup gitme
    ne olursun
    -----------
    Aydınlık Neyin Oluyor?

    aydınlık neyin oluyor senin
    gökyüzü akraban filan mı
    beni bulur bulmaz gözlerin
    şimşek çakıyorum yalan mı
    yüzünde yalazını gezdirdiğin
    saçlarından tutuşmuş orman mı
    akla ziyan bir şey elektriğin

    ayışığı mavisi dudaklarından mı
    o ışık zenginliği mi giyindiğin
    uzay tozları mı yıldızlardan mı
    elime dokunduğu an elin
    güneşler açıyorum sahi ondan mı
    aydınlık neyin oluyor senin
    ----------------
    Ayrılık Sevdaya Dahil

    görinen yıldız değil yir yir delinmişdür felek
    gün yüzünün hasretiyle tir-i ahımdan benüm

    necati

    -1.
    açılmış sarmaşık gülleri
    kokularıyla baygın
    en görkemli saatinde yıldız alacasının
    gizli bir yılan gibi yuvalanmış
    içimde keder
    uzak bir telefonda ağlayan
    yağmurlu genç kadın

    -2.

    rüzgâr
    uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
    mor kıvılcımlar geçiyor
    dağınık yalnızlığımdan
    onu çok arıyorum onu çok arıyorum
    heryerinde vücudumun
    ağır yanık sızıları
    bir yerlere yıldırım düşüyorum
    ayrılığımızı hissettiğim an
    demirler eriyor hırsımdan

    -3.


    ay ışığına batmış
    karabiber ağaçları
    gümüş tozu
    gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
    yaseminler unutulmuş
    tedirgin gülümser
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
    hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
    her an ötekisiyle birlikte
    herşey onunla ilgili

    telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
    gittikçe genişleyen
    yakılmış ot kokusu
    yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
    yansımalar tutmuş bütün sâhili
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili

    -4.

    yalnızlık
    hızla alçalan bulutlar
    karanlık bir ağırlık
    hava ağır toprak ağır yaprak ağır
    su tozları yağıyor üstümüze
    özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
    eflatuna çalar puslu lacivert
    bir sis kuşattı ormanı
    karanlık çöktü denize
    yalnızlık
    çakmak taşı gibi sert
    elmas gibi keskin
    ne yanına dönsen bir yerin kesilir
    fena kan kaybedersin
    kapını bir çalan olmadı mı hele
    elini bir tutan
    bilekleri bembeyaz kuğu boynu
    parmakları uzun ve ince
    sımsıcak bakışları suç ortağı
    kaçamak gülüşleri gizlice
    yalnızların en büyük sorunu
    tek başına özgürlük ne işe yarayacak
    bir türlü çözemedikleri bu
    ölü bir gezegenin
    soğuk tenhalığına
    benzemesin diye
    özgürlük mutlaka paylaşılacak
    suç ortağı bir sevgiliyle

    -5.

    sanmıştık ki ikimiz
    yeryüzünde ancak
    birbirimiz için varız
    ikimiz sanmıştık ki
    tek kişilik bir yalnızlığa bile
    rahatça sığarız
    hiç yanılmamışız
    her an düşüp düşüp
    kristal bir bardak gibi
    tuz parça kırılsak da
    hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
    hâlâ kıpkızıl gülümseyen
    -sanki ateşten bir tebessüm-
    zehir zemberek aşkımız
    ----------------
    Aysel Git Başımdan

    Aysel Git Başımdan
    Aysel git başımdan ben sana göre değilim
    Ölümüm birden olacak seziyorum.
    Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
    Aysel git başımdan istemiyorum.

    Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
    Dağıtır gecelerim sarışınlığını
    Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
    hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
    Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
    Benim icin kirletme aydınlığını,
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

    Islığımı denesen hemen düşürürsün,
    gözlerim hızlandırır tenhalığını
    Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
    Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
    ya korku biriktirmek yetisini.
    Acılarım iyice bol gelir sana,
    sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
    Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
    Ümitsizliğimi olsun anlasana
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.

    Sevindiğim anda sen üzülürsün.
    Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
    içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
    uzak yalnızlık limanlarına.
    Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
    Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
    Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
    Sakın başka bir şey getirme aklına.
    Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
    ölümüm birden olacak seziyorum,
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.
    Aysel git başımdan seni seviyorum...
    ----------------
    Bakarsak

    Zarif bir hüzündür bembeyaz dolaşan kuğuya bakarsak
    Mücevher titreşimleriyle mütereddit bir akşam suya bakarsak
    Fazlasıyla ısındı deniz kaynadı kaynayacak
    Dipten bir deprem yaklaşıyor suyun üzerindeki buğuya bakarsak
    Ne kadar yoksul ve çıplak görünürse görünsün ağaçlar
    O kadar yakındır ilkbahar özsuyu yürümüş dallara uğultuyla bakarsak
    ------------
    Bana Bir Şimşek Çak...

    bana bir şimşek çak
    ortalık fena karanlık
    yüreğim örtülüyor
    ağır bir dalgınlığa genişliyorum
    durmadan değişen o mevsimde
    dağlarda kalın
    omuz omuza bulutlar
    çok fena kalabalık
    ellerim çıplak
    bana bir şimşek çak
    kötü bir tuzaktayım
    bilmem ne yapsak
    aklımda fikrimde onlar
    yaşlı ve genç
    erkek ve kadın
    korkularıma tutsak



    bana bir şimşek çak
    içim içime sığmıyor artık
    vahim bir çağrışımdan
    daha vahimine atlamaktayım
    bana bir şimşek çak
    belki fena halde
    yanılmaktayım
    o ince kız çocuğu
    gün doğmadan her sabah
    bir hapisaneden bir nezarethaneye
    kelepçeli götürülüyor
    dudakları titrek
    gözlerinde buğu
    bilmem ki nasıl anlatayım
    bağışlanmaz suçu dünyayı sevmek
    bir de o
    adını bile bilmediği
    kıvırcık saçlı`devrimci`öğrenciyi
    fakülte kapısında vurulmuş
    yağmurun altında
    çıplak
    bana bir şimşek çak
    çok yanlış anlaşılmaktayım
    hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor
    içimdeki zemberek
    boşandı boşanacak
    yaşamak mı gerek
    yoksa unutmak mı
    şaşırmaktayım
    galiyef yoldaş ne olacak
    galiyef yoldaş sibirya sürgünü
    sanki yalın bir bıçak
    kayarak
    bir kırlangıç hızıyla
    bulutların arasından
    karanlığın böğrüne saplanacak



    galiyef yoldaş ne olacak
    galiyef yoldaş sibirya sürgünü
    elinde bir mektup eski yazıyla
    artık yüzünü bile unuttuğu
    karısından
    burnunda sadece kokusu var
    ilkbahar kadar müşfik
    sonbahar kadar yumuşak
    galiyef yoldaş ne olacak
    avrasyada hala mazlumların uğultusu
    kısa bozkır atlarının nallarından
    gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
    azadlık mermileridir
    çekirdekleri çelik
    cehennem gibi sıcak



    bana bir şimşek çak
    sala veriliyor görünmez minarelerden
    İzmir de istirdat ı yaşamaktayım
    bir yangın soluğu sokak içlerinden
    kordonboyunda muzaffer atlılar
    fahrettin paşanın süvarisi
    bana bir şimşek çak
    yolumu aydınlatacak
    gazi`nin gözlerinden
    mavi bir şimşek
    kuva-yı milliye mavisi
    aynı emaneti taşımaktayım
    `hürriyet ve istiklal benim karakterimdir`
    çünkü hain sinsi ve korkak
    aynı düşmana karşı
    savaşmaktayım

    Bela Çiçeği

    Alsancak garı`na devrildiler
    Gece garın saati bela çiçeği
    Hiçbir şeyin farkında değildiler
    Kalleş bir titreme aldı erkeği
    Elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler
    Çantasını karısı taşıyordu

    Hiç kimse tanımıyordu kimdiler
    Gece garın saati bela çiçeği
    Üçüncü mevki bir vagona bindiler
    Anlaşıldı erkeğin gideceği
    Bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler
    Bir türlü karısına bakamıyordu

    Ayaküstü birer bafra içtiler
    Gece garın saati bela çiçeği
    Şimdiden bir yalnızlık içindeydiler
    Karanlık gelmişi geleceği
    Birdenbire sapsarı kesildiler
    Vagonlar usul usul kımıldıyordu

    Belma Sebil

    seni ben kallavi sokağı`nda gördüm
    sen beni görmedin görmedin
    kapıları çaldım adını sordum
    söylemediler öğrenemedim
    seni ben kallavi sokağı`nda gördüm
    bir daha görmedim bilmedim
    belma sebil adını yakıştırdım
    aklıma geldikçe her sefer
    gözlerinin mavisini bitirdim
    saçlarının siyahına başladım

    kallavi sokağı`nda güvercinler
    benim karanlık istanbul`um
    bir esnaf kahvesine oturdum
    belma sebil ya geçti ya geçer
    rüzgarını içime doldururum
    kallavi sokağı`nda güvercinler
    bunca yıl sönmemiş umudum
    nisan değilse mayıs
    perşembe değilse pazar
    ben belma sebil`i bulurum

    Ben artık küsüm

    beni de kırdılar içimde kırdılar
    karanlık camlardan sular akıyordu
    şimşekli bir boşlukta saat vurdu
    beni de kırdılar belki yalnızdılar
    belki onların da çocukluğu yoktu
    bütün şarkılara kapalıydılar
    bir genç kız değmemişti saçlarına

    beni de kırdılar ben artık küsüm
    yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
    sularından içmiyorum susadım ama
    beni de kırdılar soğuk bir ölüm
    çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
    oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
    bütün şarkılara kapalıydılar

    Ben Sana Mecburum

    Ben sana mecburum bilemezsin
    Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    Büyüdükçe büyüyor gözlerin
    Ben sana mecburum bilemezsin
    İçimi seninle ısıtıyorum

    Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    Bu şehir o eski İstanbul mudur?
    Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    Sokak lambaları birden yanıyor
    Kaldırımlarda yağmur kokusu
    Ben sana mecburum sen yoksun

    Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
    İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
    Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
    Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
    Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
    Durup köşe başında deliksiz dinlesem
    Sana kullanılmamış bir gök getirsem
    Haftalar ellerimde ufalanıyor
    Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    Ben sana mecburum sen yoksun

    Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
    Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    Belki Yeşilköy`de uçağa biniyorsun
    Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
    Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
    Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Bu kurtlar sofrasında belki zor
    Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Sus deyip adınla başlıyorum
    İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
    Hayır başka türlü olmayacak
    Ben sana mecburum bilemezsin..

    Bence Malumdur

    Dikenin
    kalbime battigi bir sonbahar gunudur
    sen elini bulutlarin icinde gezdirirsin
    bulutlar senin gozlerinin ustunde yururler
    icini kurtlar kemirir
    bence malumdur
    bugulanmis camlarin arkasinda masmavi yuzun
    senin atesler icinde oldugun
    bence malumdur
    ellerin muhakkak cocuk elleridir
    hep kimsenin bilmedigi turkuler dusunursun
    onlar neden daima okul turkuleridir
    suleymanciktan bahseder
    kara toprakta acik yesil bir yildiz gibi akip giden
    suleymanciktan
    ve karinca yuvalarindan bahseder
    isiksiz komursuz karinca yuvalarindan
    gokyuzunde kizil bir hilalin kaydigini gorursun
    sen ansizin gokyuzunde gorunursun
    gozlerinin rengi
    bence malumdur
    elinde degildir aksam serinliginde usursun
    eylul`den itibaren geceler hazindir uzundur
    sokaklar yorulur uykuya varip gelirler
    sokaklarin ustune bulutlar gelirler
    bulutlarin ustune yildizlarin gozleri gelir
    bir yildiz bir yildizin ardinca gider
    yildizlarin kaybolduklari yer
    bence malumdur
    karanlikta bir seyler kopar dagilir
    uzaktan yabanci sesler duyulur
    sen elini bulutlarin icnde gezdirirsin
    elin hayalerimi dagitir
    bilirsin
    sen elini bulutlarin icinde gezdirirsin

    Beni Bir Kere Dövdüler

    beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm
    daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor
    büyükdere`de dövdüler emirgân ve birileri
    geceleyin dövdüler dişlerimi tükürdüm

    emirgan`la aramız çok eskiden beri yok
    niye ölmedim diye bana bozuluyor
    ötekiler şurda burda azar azar gördüğüm
    çakıdan bozma itler sustalı birileri
    fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum
    bir vakit omuzlarım tutmadı dişlerimi tükürdüm

    boşyerlerime vurdular yumrukları duruyor
    gecenin bir saatinde gizlice kustum
    bir böcek yürüyordu boynumdan içeri
    burnum mu kanıyordu ağlıyor muydum
    büyükdere`de dövdüler emirgân ve birileri
    ayıran eden çıkmadı susadım su veren yok
    kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm
    çocuk sıcaklığına sığınıp uyumayı
    omzum bir vakit tutmadı dişlemi tükürdüm

    fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum
    daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor
    hiç kimse o halimde görsün istemiyordum
    eczane aramak filan aklımdan geçmedi
    sıcak bir şeyler içmek otelde motelde
    kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm
    dağıtılmış suratımı avuçlarına saklamayı
    ağlamayı düşünürdüm kim bilir belki de
    bir vakit omzum tutmadı dişlerimi tükürdüm

    beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm
    daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor
    büyükdere`de dövdüler emirgân ve birileri
    senin için dövdüler dişlerimi tükürdüm

    Böyle Bir Sevmek (Ne Kadınlar Sevdim)

    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
    Azıcık okşasam sanki çocuktular
    Biraksam korkudan gözleri sislenir.

    Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
    Böyle bir sevmek görülmemiştir
    Hayır sanmayın ki beni unuttular
    Hala arasıra mektupları gelir
    Gerçek değildiler birer umuttular
    Eski bir şarkı belki bir şiir

    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    Böyle bir sevmek görülmemiştir
    Yalnızlıklarımda elimden tuttular
    Uzak fısıltıları içimi ürpertir
    Sanki gökyüzünde bir buluttular
    Nereye kayboldular şimdi kimbilir

    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    Böyle bir sevmek görülmemiştir.

    Cinayet Saati

    Haliç`te bir vapuru vurdular dört kişi
    Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
    Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
    Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu

    Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
    Maktulün onbeş yıllık arkadaşı
    Üçü kamarot öteki aşçıbaşı
    Dört bıçak çekip vurdular dört kişi

    Cinayeti kör bir balıkçı gördü
    Ben gördüm kulaklarım gördü
    Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
    Hiçbiriniz orada yoktunuz

    Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
    On üç damla gözyaşını saydım
    Allahına kitabına sövüp saydım
    Şafak nabız gibi atıyordu
    Sarhoştum Kasımpaşa`daydım
    Hiçbiriniz orada yoktunuz

    Haliç`te bir vapuru vurdular dört kişi
    Polis kaatilleri arıyordu
    Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
    Üzerime yüklediler bu işi
    Sarhoştum Kasımpaşa`daydım
    Vapuru onlar vurdu ben vurmadım
    Cinayeti kör bir balıkçı gördü

    Ben vursam kendimi vuracaktım

    Claude Diye Bir Ülke

    claude diye bir ülke siyah palmiyelerin
    değişerek her gece genç kızların öptüğü
    yanlış erkekler gibi çizdiği raphael`in
    şüpheli dudakları ayva tüyü

    cladue diye bir ülke kuşların ürküttüğü
    tüylü sevişmesi yağmurlu geyiklerin
    kırık masallarının uzaktan göründüğü
    lesbos adasındaki bitmemiş şiirlerin

    cladue diye bir ülke mermer prensesin
    ağzıyla emdiği yılanların sütünü
    o kadar korktuğu ibranî peygamberin
    ay doğunca yaşayan ay batınca ölü

    radyoaktif etkilerle saçların birden
    balmumu bir heykel başında uzaması
    röntgen yansımaları seramik gözlerinden
    ellerinin inatla göğsünü araması
    boşlukta katılaşan bir kadın kahkahası
    akvaryum yeşili flamand resimlerinden
    kaşlarının aynalarda incecik alınması
    her şimşek çakışta kendiliğinden
    sebâ melikesinin odalık hareminden
    kuduslü bir kızın âzeri ağlaması
    servirû sultan`ın yahudi dişlerinden
    çıplak ten aydınlığına işleyen sızı

    claude diye bir ülke neuilly`de damgalanmış
    fransız pullarının paris laciverdine
    kendinden başlayarak herkeste yanılmış
    rüyalar işleyince eksik erkekliğine

    claude diye bir ülke hiç kimse uğramamış
    okyanus diplerinden yoğun sessizliğine
    dünya haritasından oyulup çıkarılmış
    uluyan bir köpek bırakılmış yerine

    Elde Var Hüzün

    Söyleşir
    Evvelce biz bu tenhalarda
    Ziyade gülüşürdük
    Pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha Kuşlarının
    Ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
    Zamanlar değişti
    Ayrılık girdi araya
    Hicrana düştük bugün

    Ah nerde gençliğimiz
    Sahilde savruluşları başıboş dalgaların
    Yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
    Elde var hüzün

    O şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
    Çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
    Sırılsıklam âşık incesaz
    Kadehlerin mehtaba kaldırılması
    Adeta düğün
    Hayat zamanda iz bırakmaz
    Bir boşluğa düşersin bir boşluktan
    Birikip yeniden sıçramak için
    Elde var hüzün

    Elimden Gelen Bu

    Elimden gelen bu ben iki kişiyim
    Çoğalmak neyse ne azalmak zor
    Birisi seni her an bırakıp gittiğim
    Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
    Ağzındali acı alnındaki çizgiyim
    Gözlerine kirli bir bulut getirdim
    Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

    Elimden gelen bu ben iki kişiyim
    Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
    Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
    Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
    Öbürü en içten çağrını işitmiyor
    Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
    Bakışları kıyısız deniz uzaklığı

    Elimden gelen bu ben iki kişiyim
    İkisi birden çıkmaya uğraşıyor
    Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
    Birisi yeni baştan serüvene başlamış
    Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
    Çoğalmak neyse ne azalmak zor

    Emperyal Oteli

    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    sımsıcak bir merhaba diyecektim
    başımı usulca dizine koyacaktım
    dört gün dört gece susacaktım
    yağmur sönecekti yanacaktı
    sameland seferden dönecekti
    duvardaki saat duracaktı
    kalbim kendiliğinden duracaktı
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    emperyal otelinde bu sonbahar
    bu camların nokta nokta hüznü
    bu bizim berheva olmuşluğumuz
    bir nokta bir hat kalmışlığımız
    bu rezil bu çarşamba günü
    intihar etmiş kötümser yapraklar
    öksürüklü aksırıklı bu takvim
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    sesleri liman sislerinde boğulur
    gemiler yorgun ve uykuludur
    sabahtır saat beş buçuktur
    sen kollarımın arasındasın
    onlar gibi değilsin sen başkasın
    bu senin gözlerin gibisi yoktur
    adamın rüyasına rüyasına sokulur
    aklının içinde siyah bir vapur
    kıvranır insaf nedir bilmez
    otelin penceresinde duracaktın
    şehri karanlıkta görecektin
    karanlıkta yağmuru görecektin
    saçların ıslanacak ıslanacaktı
    kış geceleri gibi uzun uzun
    tek damla gözyaşı dökmeksizin
    maria dolores ağlayacaktı
    istanbul`u yağmur tutacaktı
    bütün bir gün iş arayacaktım
    sana bir türkü getirecektim
    kulaklarımız çınlayacaktı
    emperyal oteli`nin resmini çektim
    akşam saçaklarından damlıyordu
    kapısında durmanı söylemiştim
    yüzün zambaklara benziyordu
    cumhuriyet bahçesi`nde insanlar geziyordu
    tepebaşı`ndaki küçük yahudiler
    asmalımesçit`teki rum kemancı
    böyle rüzgarsız kalmışlığımız
    bu bizim çektiğimiz sancı
    el ele tutuşmuş geziyordu
    gazeteler cinayeti yazıyordu
    haliç`e bir avuç kan dökülmüştü
    emperyal oteli`nde üç gece kaldık
    fazlasına paramız yetmiyordu
    gözlerin gözlerimden gitmiyordu
    dördüncü gece sokakta kaldık
    karanlık bir türlü bitmiyordu
    sirkeci garı`nda sabahladık
    bilen bilmeyen bizi ayıpladı
    halbuki kimlere kimlere başvurmadık
    hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
    hiç kimse elimizden tutmuyordu
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun .... kanıma girdin ..... kabulümsün.

    Gece Buluşması

    Sen İstinye`de bekle ben buradayım
    İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
    Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
    Çünkü ben buradayım Karanlıktayım

    Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
    Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
    Yanımda olmadınmı seni seviyorum
    Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

    Yüzünü ıslatmadan ağlıyabilir misin
    Gece yarıları telefon ettin mi hiç
    Karanlık adamlar hüviyetini sordu mu
    Ben senin olmadığını arıyorum
    Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

    Yabancı gibisin miyop gözlerin kısık
    Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor
    Sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
    Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
    BELKİ GELMEM GELEMEM 5 DAKİKA BEKLE GİT

    Hayır

    bu dosegi sen mi serdin elin dert gormesin ana
    ana uyuyacagim ninni cagir danalar girsin bostana
    cetin bir yoruk kizi hoyrat murat dagi`indan
    bir papatya getirsin bir gelincik getirsin
    elimden tutsun beni metristepe`ye gotursun
    gonlumce bir hu diyeyim hisimim ali osman`a
    yamacina yoresine ruzgarli camlar dikeyim

    bu hosmerimi sen mi ettin eline saglik ana
    ana lokma dokelim asure kaynatalim
    hayir dagitalim hayir ali osman dayima
    ordugun bu corabi saglicakla giyiyorsam
    tuzladigin bu ayrani afiyetle iciyorsam
    tuttugun bu yogurdu yogurdugun bu ekmegi
    kaynattigin bu bulguru calaksik yiyorsam
    etime ve sutume inegimin islikli memelerine
    kabima kacagima topragima bu benim diyebiliyorsam
    ali osman dayimin yoksul yuregi bunun bedeli
    metristepe gogune ugru yildiz ugramaya
    ana bu benim yuregim hisimim ali osman`in yuregi

    Herşeyi Birden İstemek

    o kitabı da okudum bitirdim
    hani o genç kızın beni unuttuğu
    bir ara fena halde fikrindeydim
    dudağındaki nem gözündeki buğu

    durmadan hayal değiştiriyorduk
    çetrefil bir hayat herkesin korktuğu
    kaderlerimiz kalındı sevinçlerimiz çabuk
    yaşamadan dağılıyor yarısından çoğu

    erteleyip durduk suç ortalığımızı
    asıl mutluluğun içinde bulunduğu
    bazı ben yalnıştım o yalnıştı bazı
    çünkü gecikmenin ağır yorgunluğu

    yanıldığımız herşeyi birden istemekti
    isteği gerçekleştirmez isteğin yoğunluğu
    ihtiyaç başka bir boyuta geçmekti
    devreden çıkarıp gereksiz sorumluluğu

    tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
    sararmış yaprakların usulca savrulduğu
    prüler yıkıldı artık kendimleyim
    parmak uçlarımda ölümün soğukluğu

    Kadınlar Sonbahar

    Kadınlar sonbahar yapraklarını dökmeye başlar
    Titrek dudaklarında sarışın bir keder
    Nabız kaybolur kan susar dolaşım yavaşlar
    Sisli bir nebuloz gökte yazılmamış şiirler

    Dargın sevgililer yalnızlıklarına uzaklaşıyor

    Anlaşılmaz çoçukluğun ortaokullarından ders zilleri
    Kilitli defterlerde kurutulmuş menekşeler
    Tehlikeli yolculukların kanat çırpan mendilleri
    Sazdan saza azalan hicranlı köçekçeler

    Dünkü delikanlıları yaşlılığa taşıyor

    Eylül şehirleri yağmurlu gürültülerle alır yerlerini
    Deniz kahvelerinde son kadehlerde bulutlar birikir
    Ilık bir aydınlıkla yıkayıp yorgun ellerini
    Görgülü ihtiyarlar bir bir ortalıktan çekilir

    Yaşlandıkça insan dünya başkalaşıyor.

    Kaptan1

    eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum

    gece yarısını yaşamaktan yorgunum

    ayazın avucunda unutmuştun ellerini
    önünden geçtiğim halde beni tanımadın
    ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
    şiirlerim kül rengi kumrular gibi uçuşuyorlar
    bakır çalığı göklere katiyyen tahammülüm yok
    hele paris�in gökleri aklımı başımdan alıyor
    bana seni senden evvelki poitiers�li kızı
    hatırlatıyor

    ayazın avucunda unutmuştun ellerini

    karanlığın arkasında kıvılcım gözlü orospular
    gölgelerine yaslanmış evliya gibi bekliyorlar

    ışıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın

    ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
    soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın
    hatta ricardo bile hani vatansız ricardo
    burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı
    oysa au vieux chatalet�de akşam sabah beraberdik
    üçümüz viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik
    üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet
    neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti

    yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim

    montmarte metrosu civarında seni gözden kaybettim
    o zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim
    ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cigara gibi
    sidney bichet�nin caz havalarını çiğneyip tüküren
    o saklasın varsın seni sevdigini biliyorum ben
    yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü

    bir gazete aldım ama evde okuyacağım

    kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam
    seni öldürmek için çareler tasarlasam
    sükut bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda
    ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü
    ve ben unutulsam yazdığım şiirler
    senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım
    eski padişahlar gibi unutulsa birer birer
    ve ben seni unutsam hiç hatırlamasam
    ellerim oldum olasıya seni unutsalar

    yarı gecenin içinden bir zenci sütbeyaz bakıyor
    rue lafatette�de dünden bugüne geçiyorum
    eflatun gözlerini bir grog kadehinde unuttum

    Mahur Beste

    Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
    O mahur beste çalar Müjgan`la ben ağlaşırız
    Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
    Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
    O mahur beste çalar Müjgan`la ben ağlaşırız

    Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
    Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
    Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
    Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

    Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
    Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
    Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
    Geceler uzar hazırlık sonbahara

    Memleket Havası

    Bu bizim gökler gibisi hiç bir dağda çatılmamıştır
    Yıldızlarımızın titremesi yüreğine deprem indirir
    Hiç bir yerde bu denize bu acı tuz katılmamıştır
    Topraktan sağdığımız pekmez güneşin başını döndürür

    Müjgan`a Aşk Şarkıları

    1

    dinlerdim telâşlı kanûnlardan sarışın türkçeyi
    nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi
    ürkek bir çilenti usulca yoklardı bahçeyi
    nerde tâvus kuşları nerde müjgân`ın gençliği
    nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi

    okşamak kumrallığını içimden uysal lambaların
    beyhude ıslıklarını yakınlaşan sonbaharın
    akşam tenhalığında birlikte duygulanmaların
    saklı mutluluğuyla dalgından çok daha fazla dalgın
    nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi

    bir parça son yalnızlığa öncekiler hazırlıktır
    insan bırakmaz sevdiğini sevmek insanı bırakır
    kalırsa gözlerinin elinde yaldızı belki kalır
    ney üşür kanûn pırıldar udlar oldukça karanlıktır
    nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi


    2

    o akşam da lambamızı söndürmüştük nedîm ile
    nedîm`den bile kıskandığım sevdiğim ile
    son şarkılar dağılmıştı mevsim ile
    yalnız çamlıca`da bir ud yankılanırdı

    dünyayı tumturaklı bir yalan sayanlar
    yalanın dehşetini yaşlandıkça anlar
    nâzım`ın pirâye`yi sevdiği zamanlar
    ölse ölümünden ne suçlar çıkarılırdı

    boğucu bir sessizlikte ateşten goncalardır
    o demirden şiirler ki sanki tabancalardır
    umutsuz hangi gününde el atsan ateşe hazır
    nâzım onları yazarken duvarlar çatırdardı

    gördün sessizce buluştuğunu nâzım`la nedîm`in
    lâcivert ıssızlığında yıldızlı bir serviliğin
    birinin elinde vâridât`ı simavnalı bedreddin`in
    birinin ağzında gül elinde mey kâsesi vardı

    3

    istanbul puslu karaltıyla müstef`ilün bir gemi
    duyulur padişah saltanatıyla bulutlara demirlediği
    soğuk akşamlar çalar saatlar kadife konakta
    ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

    o soyut kuşlar su aydınlığında atlas yorganların
    yüz yıllık hüznüyle yüklü osmanlı zindanlarının
    pul pul dağılırlar tasalı bol yansımalı boşlukta
    ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

    gece hattât yesârî`nin süzüldükçe vav kayıkları
    işlenir yeni baştan bütün sevmek yanlışlıkları
    bilmem tamamlanır mıydık bir başka yaşamakta
    ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

    o şarkı söylese çalgıların korkup bıraktıklarından
    büyülü tamburların kendi başlarına çaldıklarından
    ulaşır hâfız post`a sesi yankılarla sonsuzlukta
    ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

    4

    akşam kılıçlar düşürdüğü ayın ışığından boğaz`da
    müjgân mıdır bir uzak gülümsemek midir sazda
    ferahnâk`ta iyimser kötümser çarçabuk hicâz`da
    müjgân mıdır sevilmek yanlış anlaşılmak mı biraz da

    üretir sessizliği erguvanlar düşler sevdayı tamamlar
    suları yansıtır camlar cıvalı bir beyazda
    müjgân mıdır yoksa sabahlamak mı hâfız`la şirâz`da
    divanlardan gül çığlıkları horasanlı papağanlar
    şehzâde çılgınlıkları o unutulmaz yazda

    müjgân mıdır sevilmek yanlış anlaşılmak mı biraz da

    Nasıl Bir Sevdaysa...

    ay çok mu gecikti neredeyse çıkar
    sen yanlızlığıma varır varmaz
    az sonra yağmuru durduracaklar
    rüzgarı değiştirdim
    ustura ağzı poyraz

    yok canım yıldızları unutmadık
    mutlaka yerlerinde bulunacaklar
    kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
    sütlü çıplaklığını örtecek kadar

    senin için olduğu asla bilinmeyecek
    yapraklarını birden dökecek dutlar
    şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
    balkonda işlemeli müstesna bulutlar

    ayak bastığın an şehir de değişebilir
    yoksa Moskova mı
    belki berlin belki dakar
    belki 30`lardan mehtap yorgunu izmir
    körfez`de şerefine donatılmış vapurlar

    nerede ne zaman kaç kere yasadık
    nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
    bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
    dudaklarımızda birbirimizden mısralar

    Nasıl Olduysa...

    nasıl olduysa birden adımı unuttum
    adını unuttuğum o sıcak şehirde
    yıldız alacası yüzen bir zakkum
    yanımda o hayal kız ikide birde
    yolumu gözlerine bakıp bulduğum

    sahi ben ne hırçın bir çocuktum
    ele avuca sığmaz aklı fikri şiirde
    mısra mısra başımı belaya soktum
    İzmir cezaevi dokuzyüz kırk bir`de
    kaşla göz arası liseden kovuldum

    inanmakta geç sevmekte çabuktum
    bazen yaşadıklarım aklıma gelir de
    kaç kere umutsuzluğun yolunu tuttum
    istenmeyen adam hemen her devirde
    hemen her devirde ateşten bir buluttum

    binlerce umuttan belki bir umuttum

    Neden Kızkardeşlerim

    (Memleket Havası`ndan)
    Neden kızkardeşlerim


    Neden kızkardeşlerim
    Niçin saklanıyorsunuz
    Niçin peçelerin peştemalların arkasına gizleniyorsunuz
    Nur yüzünüzü
    Sık ve sıhhatli siyah saçlarınızı cömert ağzınızı
    Neden kızkardeşlerim
    Hep böyle bir şeyden korkmuş gibi huzursuz
    Hep böyle bir şeye kızmış gibi öfkeli
    Acı ve alaca gözleriniz daima gölgeli
    Niçin kızkardeşlerim
    Kim geçerse geçsin yanınızdan
    Işığı kendinize haram ediyorsunuz
    Bir vücut noksanını saklar gibisiniz
    Utanıyorum utancınızdan
    Neden kızkardeşlerim
    Niçin saklanıyorsunuz
    Görmek istemez miyim hünerli ellerinizi
    Yastık örtülerine çitlembik gözlü kuşlar işleyen
    Çay takımlarına mor menekşeler
    Hercai menekşeler dizi dizi
    Kızkardeşlerim
    Görmek istemez miyim ellerinizi
    Buğday sularına batmış ölesiye ırgat
    Hızlı ve çabuk teknede hamur yoğururken
    Çamaşır günleri bambaşka hamarat
    Bir erkek eli kadar yiğit ve kararlı
    Dağ kuşlarının pençesi gibi çevik
    Yırtıcı üstelik çocuk doğururken
    Hem gözlerinizi de görmek isterim
    Ne zararı var
    Bütün kirpikleriyle üzerime açılsınlar
    Hem tüyleri yaldızlı boyunlarınızı
    Herhangi bir sokağı ilkbahar gibi şenlendiren
    Tepeden tırnağa çiçekli giyinlerinizi
    Alnınızdaki mavi damarcıkları da görmek isterim
    Her şeyinizi

    O Sözler Ki

    O Sözler Ki


    o sözler ki acıdır
    mapusane avlularında
    demirli kırbaçlar gibi şaklar
    o sözler ki sırasında
    çiçek açmış bir nar ağacıdır
    dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı
    sırasında gizemli bıçaklar


    o sözler ki
    imgelem sonsuzluğunun
    ateşten gülüdürler
    kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler
    o sözler ki kalbimizin üstünde
    dolu bir tabanca gibi
    ölüp ölesiye taşırız
    o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
    uğrunda asılırız

    Pia

    ne olur kim olduğunu bilsem pia`nın
    ellerini bir tutsam ölsem
    böyle uzak uzak seslenmese
    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    otelleri bomboş bulmasam
    içlenip buzlu bir kadeh gibi
    buğulanıp buğulanıp durmasam
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    çocuklar pia`yı görseler
    bana haber salsalar bilsem
    içimi büsbütün yıldız basar
    bir hançer gibi çıkıp giderdim

    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    singapur yolunda demeseler
    bana bunu yapmasalar yorgunum
    üstelik parasızım pasaportsuzum
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    seslendiğini duysam pia`nın
    sırtında yoksul bir yağmurluk
    çocuk gözleri büyük büyük
    üşümüş ürpermiş soluk
    ellerini tutabilsem pia`nın
    ölsem eksiksiz ölürdüm.

    Rüzgar Gülü

    Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
    Nerede olduğumu bileceğim
    Sisler utanacak eğilecek
    Ağzının ucundan öpeceğim
    Saçına kalbimi takacağım
    Avcunda bir şiir büyüyecek
    Nerede olduğumu bileceğim

    Bu çıplak geceler yok mu
    Bu plak böyle ağlamıyor mu
    Camları kırmak işten değil
    Delirecek miyim neyim
    Kirpiklerimden mısra dökülüyor
    Kenya`da simsiyah yalnızım
    Yoksul bir şilepte gemiciyim
    Malezya`da yük bekliyorum
    Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
    Nerede olduğumu bileceğim

    Gözlerini söndürme muhtacım
    Ben senin aydınlığına muhtacım
    Yepyeni bir ilkbahar harcayıp
    Bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp
    Rüzgar gülünü arayacağım
    Oran`da Pernanbouc`ta Tombuktu`da
    Vinçler yine akşamları indirecekler
    Yine karanlığa bulaşacağım
    Gözlerin rüzgarda savrulacak

    İkimiz iki sap buğday olsak
    Sen benim olsan, ben senin olsam
    Bir gece vakti aklına gelsem
    Uykunu tutsam bırakmasam
    Seni kucaklasam, kucaklasam
    Birbirimizin kalbini dinlesek
    Dünyanın kalbini dinlesek
    Büyük ateşler yaksalar
    İki güvercin uçursalar
    Nerede olduğumuzu bilsek

    Sakın ha

    `sabiha bu adamlar beni alıp götürecek
    sakın ha ağlamanı istemiyorum
    soracakları varmış yıllardır sorarlar
    anlaşılan bu sorgu daha yıllarca sürecek
    ilk götürülüşümü bak hatırlıyorum
    sendikaya yazıldığım günlerdi sanıyorum
    otomobil farlarına yağmur yağıyordu
    cıgaram ıslanmış sokaklar nedense dar
    bu defa aksi gibi zilzurna ilkbahar
    çoçuğa bir şey söyleme sabiha belli olmaz
    sakın ha ağlamanı istemiyorum
    bakarsın çabuk biter akşama evdeyim
    uzayacak olursa git hüseyin`i bul
    eli kızıl kanda olsa bizi bırakmaz
    çantamı hazırlarsın pijamam terliklerim
    izin verirlerse seni de beklerim
    hani bir gülümsemen vardır sanki istanbul
    gözlerin gözlerimi bulur bulmaz
    içimde bütün şehir atlı karınca gibi
    döner ha döner ışık renk ve pul
    hay allah bu ilkbahar beni öldürecek
    rüzgardaki kokular dudaklarımdaki tuz
    bu adamlar sabiha beni alıp götürecek
    günlerden cuma sabah saat dokuz
    sakın ha ağlamanı istemiyorum
    paran var mı yok mu bilemiyorum
    al şu yüz lirayı yanında bulunsun
    yüz de bana kalıyor varımız yoğumuz
    çocuğa bir şeyler al onunla avunsun
    beyler ben hazırım haydi gidiyoruz
    sabiha unutma seni bekliyorum`

    Saklı Sevda

    cam yeşili bir kız çok kirpikli
    saçları nasıl karanlık bir kızıl
    örtülü bir güzellik benzeri olamaz
    dudaklarındaki kan etkiliyor asıl
    duyarlığı alıngan gönlü ikircikli
    ne yazsam ona tutsak
    / adı şehnaz

    belki kadın belki çocuk iyice kuşkulu
    hangi tutku buğulamış camlarını
    bazen ne çok var bazen ne kadar az
    kan kırmızı yaşayıp yaz akşamlarını
    okşaması boğulmak öpmesi uğultulu
    sabah olsam ona tutsak
    / adı şehnaz

    saklı sevda sevdaların en saklanmışı
    birbirimizde fena boğuluyoruz
    hiç kimse birbirimizin yerini tutamaz
    benimle yaşayamadığı ona uygunsuz
    hiçbir şeye değişmem onunla yaşanmışı
    uygunsam ona tutsak
    / adı şehnaz

    saklı bir sevdadır bulduk sığındık
    bu büyüylü bir aşk çünkü yasak
    gizli bir mutluluk ki ne söylesem az
    bin yılda yaşasak hiç de yaşamasak
    varımız yoğumuz aşkımız artık
    hayatım ona tutsak
    / adı şehnaz

    Sana Ne Yaptılar

    O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
    Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
    Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
    Seni görür görmez özgürlüğümden utandım
    Söyle ne içersin, çay mı kahve mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

    Saçların uzundu, omuzlarına akardı
    Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
    Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
    Gülerdin, içimize aylar doğardı
    Görünmez dağların arkasından
    Eski gülümsemeni beyhude aradım
    O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

    Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
    Kibritim yok, demek cigaraya başladın
    Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
    Böyle bir kız değildin sen eskiden
    Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
    Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
    O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

    Sen Benim Hicbir Seyimsin

    Sen benim hicbir seyimsin
    Yazdiklarimdan cok daha az
    Hic kimse misin bilmem ki nesin
    Luzumundan fazla beyaz
    Sen benim hicbir seyimsin
    Varligin yoklugun anlasilmaz

    Galiba eski liman uzerindesin
    Nasil karanligima bir yildiz olmak
    Dudaklarinla cama cizdigin
    En fazla sonbahar otellerinde
    Universiteli bir kiz uykusu bulmak
    Yalnizligi olduresiye cirkin
    Sabaha karsi olduresiye korkak
    Kulagi cabucak telefon zillerinde

    Sen benim hicbir seyimsin
    Hicbir sevismek yasamisligim
    Henuz bos bir roman sahifesinde
    Hic kimse misin bilmem ki nesin
    Ne cok cigliklarin silemedigi
    Zaten yok bir tren penceresinde

    Sen benim hicbir seyimsin
    Yabanci bir sarki gibi yarim
    Yagmurlu bir agac gibi islak
    Hic kimse misin bilmem ki nesin
    Uykumun arasinda cagirdigim
    Cocukluk sesinle aglayarak

    Sen benim hicbir seyimsin

    Sevmek İçin Geç Ölmek İçin Erken

    akşamın acı su karanlığı içinden
    soğuk kadife teması yalnızlığın
    şuh bir kahkaha balkonun birinden
    gizli işareti midir bir başlangıcın

    sevmek için geç ölmek için erken

    başbaşa çay elele yürümek derken
    boğaz vapurları mı iskele sancak
    telefonda kaybolmak sesini beklerken
    insan insanı yeniler doğrudur ancak

    sevmek için geç ölmek için erken

    içimdeki gökkuşağı besbelli neden
    bulutların içinden kuşlar yağıyor
    bir şiire başlarsın birini bitirmeden
    hiç kimse gözlerine inanamıyor

    sevmek için geç ölmek için erken

    sevmek sevildiğini bile farketmeden
    yaklaştıkça ölüm soğuk bir yağmur gibi
    sevmek zehir zemberek ve yürekten
    gecikerek de olsa vuruşur gibi

    sevmek için geç ölmek için erken

    Silhlı Dört Besmele

    Dört atlı Sarıgöl Boğazı` na devrildiler
    Rüzgârı burunlarıyla biçip arkalarına dökerek
    Kara sular gibi boşandı gecenin boşluklarından
    Köpek havlamaları
    Dört atlı Sarıgöl Boğazı` na devrildiler
    Omuzlarında çapraz tüfek , kalpaklı ve siyah çizmeliler
    Yıldız yıldız sıyrılıp akıyor
    Padişah karanlığında mahmuzları
    Hafız Ahmed` in değirmeninde ateşin başına oturdular
    Önce bir soğan kırdılar
    Dut pekmezi ve yoğurt sordular
    Bıyıkları tekmil ayaktaydı
    Müslüman ve hilâl biçiminde
    Sonra erkekçe yatsıyı kıldılar
    Çakal gözleri saattaydı, kulakları köpek seslerinde
    Acı tütün içilip, sonra bir vakit konuşuldu
    Cezveler sürülmüş ocaktaydı
    Atının dizginlerine olduğu kadar
    Her birisi kendi ölümüne sahip
    Bir ordu gibi savaşmak kudretinde
    Bir umutları Kemâl Paşa` daydı
    Öbürü Ankara Hükümeti` nde
    Hızlı solumalarla kımıldanıyordu karaağaçlar
    Ahırda bir beygir aksırdı
    Munzur Dağları` nın üstünü bir tamam tutmuş
    Yıldızın neyin kalabalığı
    Yukarılarda kar altındaki köylerde
    İhtimal öfkeli kurtlar dolaşıyor
    `-... Kemâl Paşa` dır çağırdı
    Demirhan Oğlu gitmemiş olmaz
    Sakarya toprağında erkekler sofrası kurulmuş
    Ahkâmlı köşkemli savaşılıyor
    Yazılmışsa biz dahi azrailin ekmeğinden tadacağız
    Şehitlik mertebesini
    Yaşamak cihetinde makbul tutacağız`
    `Ankara Hükümeti ne demek
    Maraş` ta üzümler parmaklarımızdan damlamıyor mu
    Gümüşâne üzerinde elmalar Amasya` da
    Adam tarafımızdan yenilecek
    Ayrıca zeytinin yağı ineğin yoğurdu
    Anteb` in bulaması da
    Adam
    Hünkâr kullarının sabanına koşulmayacağız
    Biz her nokta-i nazardan insan olmalıyız
    Acılar gördük
    Bunun sebebi dünyanın vaziyetini anlamadığımızdır
    Fikrimiz zihniyetimiz medenî olacaktır
    Şunun bunun sözüne ehemmiyet vermeyeceğiz
    Medenî olacağız
    Bununla iftihar edeceğiz
    Gözleri iyice birbirinden ayrık
    Kaşları düz kirpikleri insafsızca kalabalık
    Kısa boyları ve yaylı ayaklarıyla adamakıllı Türk
    Bakırcı Hasan, Demirhanoğlu Sadık, Paşoların Süleyman ve Hacı Yörük
    Silahlı dört besmele halinde göğe baktılar
    Sabahın ilk horozları çırpınıyordu
    Besbelli sabahın ayazından ufarak yıldızlar tevatür kırılıyordu
    Bir kuvayı milliye sabahının kapısını açtılar
    Karadeniz` deki en son limanımız kadar
    Rüzgârlı kızgın ve açıktılar
    Sonu yoktu hiddetlerinin ve ümitlerinin
    Bir millet olarak çıktılar Sarıgöl Baoğazı` ndan
    Kendinden ve hürriyetinden emin

    Sisler Bulvarı

    elinin arkasında güneş duruyordu
    aylardan kasımdı üşüyorduk
    ağacın biri bulvarda ölüyordu
    şehrin camları kaygısız gülüyordu
    her köşe başında öpüşüyorduk

    sisler bulvarı`na akşam çökmüştü
    omuzlarımıza çoktan çökmüştü
    kesik birer kol gibi yalnızdık
    dağlarda ateşler yanmıyordu
    deniz fenerleri sönmüştü
    birbirimizin gözlerini arıyorduk

    sisler bulvarı`nda seni kaybettim
    sokak lambaları öksürüyordu
    yukarda bulutlar yürüyordu
    terkedilmiş bir çocuk gibiydim
    dokunsanız ağlayacaktım
    yenikapı`da bir tren vardı

    sisler bulvarı`nda öleceğim
    sol kasığımdan vuracaklar
    bulvar durağında düşeceğim
    gözlüklerim kırılacaklar
    sen rüyasını göreceksin
    çığlık çığlığa uyanacaksın
    sabah kapını çalacaklar
    elinden tutup getirecekler
    beni görünce taş kesileceksin
    ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

    sisler bulvarı`ndan geçtim sırsıklamdı
    ıslak kaldırımlar parlıyordu
    durup dururken gözlerim dalıyordu
    bir bardak şarapta kayboluyordum
    gece bekçilerine saati soruyordum
    evime gitmekten korkuyordum
    sisler boğazıma sarılmışlardı

    bir gemi beni afrika`ya götürecek
    ismi bilmiyorum ne olacak
    kazablanka`da bir gün kalacağım
    sisler bulvarı`nı hatırlayacağım
    kırmızı melek şarkısından bir satır
    lodos`tan bir satır yağmur`dan iki
    senin kirpiklerinden bir satır
    simsiyah bir satır hatırlayacağım
    seni hatırlatanın çenesini kıracağım
    limanda vapurlar uğuldayacak

    sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
    ağaçları yatıyordu yoksuldu
    bütün yaprakları sararmıştı
    bütün bir sonbahar ağlamıştı
    ağlayan sanki İstanbul`du
    öl desen belki ölecektim
    içimde biber gibi bir kahır
    bütün şiirlerimi yakacaktım
    yalnızlık bana dokunuyordu

    eğer sisler bulvarı olmasa
    eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
    sabah ezanında yağmur yağmasa
    şüphesiz bir delilik yapardım
    hiç kimse beni anlayamazdı
    on beş sene hüküm giyerdim
    dördüncü yılında kaçardım
    belki kaçarken vururlardı

    sisler bulvarı`ndan geçmediğin gün
    sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
    yağmurun altında yalnızım
    ağzım elim yüzüm ıslanıyor
    tren düdükleri iç içe giriyorlar
    aklımı fikrimi çeliyorlar
    aksaray`da ışıklar yanıyor
    sisler bulvarı ayaklanıyor
    artık kalbimi susturamıyorum

    Sokaklarda Mızıka Çalma Çocuk


    Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
    Gece trenlerine binme, kaybolursun
    Sokaklarda mızıka çalma çocuk
    Vurulursun...

    Sultan-ı Yegah

    Şamdanları dolanınca eski zaman sevdalarının
    Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın
    Nemli yumuşaklığı tende denizden gelen ahın
    Gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
    Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın

    Yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda
    Bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda
    Eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda
    Ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
    Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın

    Bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
    Çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
    Su yasak rüzgar yasak açık kapılar yasak
    Belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
    Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın

    Yağmur Kaçağı

    elimden tut yoksa düşeceğim
    yoksa bir bir yıldızlar düşecek
    eğer şairsem beni tanırsan
    yağmurdan korktuğumu bilirsen
    gözlerim aklına gelirse
    elimden tut yoksa düşeceğim
    yağmur beni götürecek yoksa beni

    geceleri bir çarpıntı duyarsan
    telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
    sarayburnu`ndan geçiyorum
    akşamsa eylülse ıslanmışsam
    beni görsen belki anlayamazsın
    içlenir gizli gizli ağlarsın
    eğer ben yalnızsam yanılmışsam
    elimden tut yoksa düşeceğim
    yağmur beni götürecek yoksa beni

    Yağmurda Sis Düdükleri` Bölümünden

    Yağmurda Sis Düdükleri


    imdat çığlıkları mıdır
    bir felaketi mi duyururlar
    anlaşılmaz söyledikleri
    salkım saçak çökerler karanlığıma
    yalnızlığımı dağıtırlar
    yağmurda sis düdükleri


    camlarda çehreler hayal meyal
    aramızdan müthiş ayrılmışlardır
    anlaşılmaz niye öldükleri
    son nefeslerini tasarladıkça
    insan ısrarla ölümünü yaşıyor
    yağmurda sis düdükleri


    yürekte keder yoğunlaştıkça
    bulutlar buz tozuna yozlaşıyor
    anlaşılmaz neleri götürdükleri
    sabahlar olur bir türlü uyuyamam
    içimde sanki şilepler çarpışıyor
    yağmurda sis düdükleri

    Yalnızlığı Denemek

    gecenin ortasında ne işin var
    yıldızlara dokunma yanarsın
    bak birazdan ay da batacak
    karanlık bulaşmasın ellerine
    tersine döner yolunu bulamazsın

    içi dışı uzay tozu yansımalar
    sahi mi yalan mı anlayamazsın
    bir rüya gemisi iskele sancak
    dokunup geçiyor hayallerine
    ağlayasın gelir ağlayamazsın

    sevmek insanın yüreği kadar
    küçükse büyüğünü taşıyamazsın
    yalnızlığı da dene oldu olacak
    nasıl yankılanır derinden derine
    iyi midir kötü mü çıkaramazsın

    insan insanı kendisi tamamlar
    içinde başka dışında başkasın
    eksikliğin fazlana elbet bulaşacak
    öbürü sığacak bunun derisine
    yoksa sabaha sağ çıkamazsın

    Yalnızlık Şiiri

    Karanlığın insanı delişrten bir ihtişamı vardır
    Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
    Bu gece dağ başları kadar yalnızım

    Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
    Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
    Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
    Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
    Nerdesin?

    Yasak Sevişmek

    Öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    Eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel
    Hem tetik bulun ardında biri olmasın
    Hanidir ben bu evde saklanıyorum
    Adımı değiştirdim başka adla yaşıyorum
    Gece gündüz siyah gözlük takıyorum
    Öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    Sabaha karşı gel bütün gözlerinle gel

    Pancurların gerisinde kararıyorum
    İçimde belalar doğuyor sonbahar doğuyor
    Telefonda sesini tanıyamıyorum
    Yüzün parmaklarımdan akıp kayboluyor
    Böyle hep birşey kopuyor birşey kırılıyor
    Sabaha karşı gel eski gözlerinle gel
    Öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    Hem tetik bulun ardında kimse olmasın

    Artık hiç kimse beni yaşamıyor
    Aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
    Korkularım oldum bittim kimsesizdiler
    Yanlız bir mısra mıyım ıslanıyorum
    Bir revolver romanımı tamamlıyor
    Oyun bitti bütün ışılarımı söndürdüler
    Yokmuşsun gibi gel öldürmek vakti gel
    Öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    Üzerime kilitleyip mühürlediler
    Hem tetik bulun ardında biri olmasın

    Yazın Son Günleri

    ufkun sonsuzluğuna
    hiç şaşırmıyorlar
    rüzgarın gizli ıslığını
    hiç kimse işitmiyor
    hangisi anlayabilir
    yazın son günlerinde
    tenha plajın
    ağır hüznünü

    İstanbul Ağrısı

    Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
    Yıldızlar kaynarken
    Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
    Sen
    Eğer yine İstanbul`san
    Yine kan kopuklu cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
    Pançak pançak şiirler tüküreceğim
    Demek yine ben
    Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
    Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
    Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
    Mavi asfaltlara çökmüş
    Diz bağlıyor
    Eğer sen yine İstanbul`san
    Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
    Sirkeci Garı`nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
    İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa`dan
    Anadolu üstlerine bakıp bakıp
    Ağlayan
    Sen eğer yine İstanbul`san
    Aldanmıyorsam
    Yakaları karanfilli ....... eğer beni aldatmıyorsa
    Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
    Yine senin emrindeyim
    Utanmasam
    Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
    Kendimi yani şu bildiğim Atilla İlhan`i
    Zehirleyebilirim
    Sonbahar karanlıklari tuttu tutacak
    Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
    İmtihan çığlıkları yükseliyor üniversite`den
    Tophane İskelesi`nde diesel kamyonları sarhoş
    Direksiyonlarının koynuna girmiş biçkin soförler
    Uykusuz dalgalanıyor
    Ulan İstanbul sen misin
    Senin ellerin mi bu eller
    Ulan bu gemiler senin gemilerin mi
    Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
    Liman liman götüren
    Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
    Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
    Neden durmaksızın imdat kıvilcımlari fışkırıyor
    Antenlerinden
    Neden
    Peki İstanbul ya ben
    Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
    Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
    Ya benim kahrım
    Ya senin ağrın
    Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
    Çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
    Burgu burgu içime boşalttığın
    O senin ağrın
    O senin
    Eğer sen yine İstanbul`san
    Yanılmıyorsam
    Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
    Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
    Satır satır okumak istediğim
    Sen
    Eğer yine İstanbul`san
    Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
    Ulan yine sen kazandın İstanbul
    Sen kazandın ben yenildim
    Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
    Yine emrindeyim
    Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
    Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
    Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
    Yanılmıyorsam
    Sen eğer yine İstanbul`san
    Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
    Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
    Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
    Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
    Kaç kere yazdım kimbilir
    Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
    1949 Eylül`ünde birader mirc ve ben
    Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
    Sana taptık ulan
    Unuttun mu
    Sana taptık.

    Zeynep Beni Bekle

    zeynep beni bekle / gece ağaçlarına
    yağmur çiseliyorum / cam tozu su beyazı
    yalnızlığını mutlaka değiştireceğim
    bir yaprak halinde süzülüp saçlarına
    eski teşrin`lerden / kederli kırmızı
    zeynep beni bekle mutlaka döneceğim
    söyle kim önleyebilir buluşmamızı

    geceleyin ışıkları söndürdüğün zaman
    benim şiir kitaplarından sızan aydınlık
    elinde uyuyakaldığın heyecanlı roman
    pancurların çarpıldığı lodos geceleri
    rüzgârın değil benim / pencerendeki ıslık
    her akşam koridordaki ayak sesleri
    yanlış çaldığını zannetiğin telefon
    zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
    hem bu ne ilk ayrılığımız ne de son

    pikapta eminağa acemaşirân saz semaisi
    sokakta çocuklar saklambaç hırsız polis
    hayat akıp gidiyor olsam da olmasam da
    saati durmamalı ufak sorumlulukların
    resmi bırakmadın ya / son çektiğin hangisi
    bak mektuplar birikmiş yine masamda
    fakülteler açılacak bak bugün yarın
    zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
    başladığımız filmi birlikte bitireceğiz

    kim ne derse desin içimde delice bir his

    Zoro/Kamçılı Kadın

    Gözlerın kaç gece eder
    Dudakların kaç karanfil
    Gülünce sehpalar devriliyor
    Kızgınlığın kaç yanardağı

    Sevışmen savaştan beter
    Yenen yenilen belli değil
    Fena halde kayıp veriliyor
    Kimin kolu kimin bacağı

    Yalnızlığın simsiyah panter
    Vahşiliği zehirli bir yeşil
    Dişleri ısırdıkça sivriliyor
    Bilinmez ne zaman ısıracağı

    Yok yok elinde ölmek yeter
    Cam tozu kumsal soğuk sahil
    Şeffaf bir sonsuzluğa giriliyor
    Tanrının sizi bulamayacağı

    Ölmek Yasak

    daha önce bıçaktan hiç su içmedim
    hiç kısılmadı kerpetene bıyıklarım
    gururlu bir gemiyim oldum bittim
    sabah olur yelkenlerimi saklarım
    özgürlük dediğim yerde demirledim

    üstüme varma bulutları tutamam
    böyle paldır küldür gideceklerdir
    gelmezsen farketmez kimseyi aramam
    asıl sevdiklerim en içimdekilerdir
    onlarla yaşarım eğer yaşarsam

    olurmu gecemi yesile çalmak
    yıldız çivilemek parmakuçlarıma
    ölüm kadar çabuksa eğer yaşamak
    hiç doğmamayı isterdim ama
    bir kere doğmuşum ölmek yasak

    Ömer Haybo`nun Son Günleri

    Bir bıçak ısırmasın ömer haybo
    dişleri çıtır çıtır çelik
    yanılıp beyoğlu`na çıkmasın
    topraklüle sokağını tutmasın
    bütün şaraplarölü kırmızı
    bütün kadınlar çabuk
    hiçbiri durduğu yerde durmuyor
    ömerhaybo`nun gözü hiçbirini tutmuyor
    haydut ömer haybo

    her gün onsekiz sularında acı siyah beyaz
    ondokuz ellibir de bir alman gemisini limandan çıkarıyor

    yirmibir buçukta alkazar sineması`nda kötü seyirci
    yarından sonra beklediğim ömer haybo
    gelmeyecek ömer haybo
    lionel hapton`a tutulmuş cazdan anlamaz
    polis romanları yazıyor acaba neden yazıyor
    parmak uçlarında bronz kuruşların madeni kirliliği
    birkaç kere öldü ömer haybo
    korsan ömer haybo

    hangi şehirde olsa sabhları yabancı
    boğulmuş geceler mahallesini bir türlü bulamıyor
    hangi otobüse binmesi lazım bilemiyor yanılıyor
    herkesin gittiği yer onun gitmeyeceği
    terazi burcunun kötümser çocuğu
    namuslu bıyıkları kirli siyah
    ah ömer haybo

    Bu şiirlerden herkesin farklı deneyimler yaşaması dileğiyle...
    *His Infernal Majesty*
    Like gina lollobrigida in belles de nuit
    ----------------------------------
    And when I disappear
    Into the night and out of the fear
    Hunting with sword and spear
    I am king Lear
    Having a love affair
    With myself
    ----------------------------------
    The face of god
    In velvet black
    The skies are full of angel holograms
    ----------------------------------

    Boş Muhabbetlere Hayır NO MSN

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    24-12-2004
    Mesajlar
    914
    Karizma Gücü
    0

    Necati Cumali

    Bu konudaki şiirler:
    1 Şarkılar
    2 Ay Işığı
    3 Balkon
    4 Bir Gül Açıyorsa
    5 Geçmiş Yazdan
    6 Günaydın
    7 Güneş Delisi
    8 Güneş Özlemi
    9 Güzel Aydınlık
    10 Haziran
    11 Her Dilde Türkülerin Meramı Bir
    12 Hürriyete Övgü
    13 Kızıl çullu Yolu
    14 Karabatak
    15 Karda Ayak İzleri Var
    16 Uzak Haziran
    17 Vapur Dumani

    Şarkılar

    Ağladığını istemem ben ölürsem
    Beni en sevdiğin halimle hatırla
    Uzak bir yerde çalıştığımı düşün
    Hayatta olduğuma inan
    Bir gün gelir kendiliğinden
    Geçer bütün üzüntüm.

    Her yeni gelen günü
    Yeni bir ümitle beklemeli
    Her yeni gün
    Yeni havalarla gelir.
    Gece, yağan yağmurla uyursun
    Sabah, bir de bakarsın odan güneşli

    Her gelen vapuru, treni
    Yeni bir ümitle beklemeli
    Her gelen vapur, tren
    Yeni insanlarla gelir
    Ben esmerdim güzelim
    Bu sefer bir sarışını seversin
    Aşk yaşayanlar içindir.
    -------------------
    Ay Işığı

    I

    Ben uzaklardan beklerdim,
    Sayarak günlerimi.
    Bu gece penceremden düşen ay ışığında,
    Birden yanıbaşımda buldum
    Bir ağaç gibi çiçeklenmiş
    Anladım almış yürümüş
    Sarmış bu sevda içimi


    II

    Gece yarısı elbiselerim,
    Ayakkabılarım üstüne
    Düsen ay ışığı,
    İnsan Böyle mi olur
    Sevdaya tutuldu mu?

    Bütün eski kitapları okudum,
    Yaslanmış güzellere sordum,
    Mutluluk bu mu?

    Ama bu sarisin
    Ötekine hiç benzemiyor.
    Ah, daha yeni anladım
    O küçük elleri, gülen gözleriyle
    Beni bu kadar seviyor...

    Kalmadı başka korkum
    Düşünmeden eline bıraktım kendimi
    Bütün dostlarım söylüyor
    Bu sefer mutlaka tutuldum


    III

    O yanından döndüğüm, gece yarıları
    Güler, konuşurdum, kendi kendime
    Tutmasam, kucaklayabilirdim ağaçları.
    Kim bilir, gelen geçen,
    Görünce ne derdi halime

    Sizin de, seviştiğiniz, kardeşler
    Mevsim bahara rastlarsa
    Benim canim açılmak isterdi
    Mutlaka bir başkasına
    Öperdim evde ilk karsıma çıkanı.

    Uzakta, simdi çöl uzakta...
    O nar tanesinden taze
    Kuştüyünden hafif geceler
    Kalbim ümit içinde yüzer
    Dünyam yıkanır ay ışıklarıyla...
    ----------------------------------
    Balkon

    Sana geldiğim yağmurlu günleri hatırlar misin?
    Pencerene açılan yol dönemecini.
    Aralar misin hatırama öyle her aksam
    İlik gülüşlerinin gölgesiyle yüklü perdelerini.

    Bulutlar ter kederdi şehri daima
    Aksamları gemiler ter kederdi.
    Bir balkonun kalırdı sanırım
    Kaybolan gölgelere aşina.

    Vapur iskelesinde buluştuğumuz bir aksam
    O aksam, erkenden ayrıldık ve sonra
    Hâlâ hafızamızda devam ediyordu
    Unutulmuş hayati maviliklerin
    Hâlâ hatırımdadır odama son gelişin,
    Ve gitmeden önce
    Saçlarını tarayışın hâlâ aynada...

    Benim küçük öksüzüm, genç dulum
    Ben senin hem baban, hem kocanım.
    Erken tenhalaşan karanlık arka sokaklarda
    Bütün servetin gibi ellerini
    Avuçlarıma bıraktığın geceler
    Sana küçük bir evden özetmeliydim...

    Uzun bir aşktan sonra tekrar
    Bütün beni sevenleri hatırlıyorum
    O şehirde bütün tanıdıklarım ve sen
    Sen beni severdin
    Sen iyiydin, güzeldin!
    -----------------------
    Bir Gül Açıyorsa

    Bir gül açıyorsa simdi Türkiye`de
    Aşkla ümitle açıyor
    Adsız unutulmuş her bahçede
    Bir gül tomurcuklanıyorsa
    Sabaha karsı gecede
    Açmak için tomurcuklanıyor
    Aşkla ümitle
    Sevinçle yaşamak içim tomurcuklanıyor

    Kanın aktığı yerde
    Gözyaşının aktığı yerde
    Karanlığı içinde kahrın
    Güller açıyor işte
    Güller ışık aydınlık içinde

    Güller bütün güller bu sabah
    Bir ağızdan türkü söyler gibi açıyor her bahçede
    Geceler gündüze dönüyor iste
    Karanlık ışığa dönüyor iste
    Kahir sevince dönüyor iste
    Akan kan dökülen yas
    Güle dönüyor iste

    Hasetsiz korkusuz kinsiz
    Binlerce güller açıyor iste
    Dargın kardeşe dönüyor iste
    Artık yasamak bütün Türkiye`de
    Bir ağızdan söylenen bir türküye dönüyor
    ----------------------------------------
    Geçmiş Yazdan

    I

    Taze bira, yasemin kokan
    Yaz sonlarında bir aksam
    O deniz kenarı küçük lokantada
    Dalıp gidisini hiç unutmam

    Göğe vuran panayır ışıkları
    Kestane fişekleri, çarkıfelekler
    Şavk içinde yüzen gemiler limanda
    Farlar, sokak lâmbaları altında
    Ağaçların hışırdayan aydınlık yaprakları
    Kaç defa bir fayton seni beni alıp dolaştırdı
    O ışıklar, yeşiller, denizler arasında

    Yanında mahzunluğumu arttıran
    Askımdı, doymadığım askımdı!
    Ne kadar öpsem okşasam
    kalçaların, yari açık dudakların
    Alacakaranlık bakışlarındı.

    II

    Pamuk seksen besten yüz otuza fırladı
    Kimin umurunda?
    Bizim önem verdiğimiz tek şey varsa
    Çini mavisi göklerin, imbatın tadı
    Gökyüzü her sabah masmavi üstümüzde
    İmbat her aksam bağrımıza ılgıt ılgıt esiyordu ya...
    -------------------------------------
    Günaydın


    Nurullah Ataç`a

    Günaydın tavuklar, horozlar
    Artık memnunum yasamaktan
    Sabah erkenden kalktığım zaman
    Siz varsınız;
    Gündüz, isim var, arkadaşlarım,
    Gece, yıldızlar var, karim var,
    Günaydın tavuklar, horozlar.
    ----------------------------
    Güneş Delisi

    Akan suyu severim ben
    Işıldayan kari severim
    Bir yeşil yaprak
    Bir telli böcek
    Yeşeren tohum
    Güneşte görsem
    Sevinç doldurur içimi
    Bir günü
    Güzel bir günü
    Güneşli bir günü
    Hiçbirse ye değişmem
    Onun için savası sevmem
    Onun için zulmümü sevmem
    Onun için yalanı sevmem
    Bilirim yasamaz güneşte
    bilirim yasamaz yanmana aşkla
    Ne haksizlik
    Ne korku
    Ne açlık
    ---------------------
    Güneş Özlemi

    Çeksem kapıyı gitsem
    Tasları arasında çimenler biten
    Kaldırımlar boyunca gitsem
    Açık pencerelerinden beyaz yorganlar görünen
    Işıklı dut gölgelerinden
    Fakir mahallelerinin akkavakları
    Yalansız suyla güneşle büyüyen
    Oradan öte katırtırnakları sari
    Bir erguvanlar vardı
    Pembe mi desem deli mi desem

    Bu ümit olmasa içimde
    Buralarda bir gün beklemem
    -----------------------------
    Güzel Aydınlık

    Akdeniz göklerinden
    Köpüklerden, limon çiçeklerinden
    Gözlerimde kalan
    Güzel aydınlık
    -Nesrini bir defa öptüm

    Beyaz badanalı odam
    Annemin yüzüne, soframıza
    Gençlik hülyalarıma düsen
    Güzel aydınlık
    -Ümitsiz kaldıkça seni düşündüm

    Biz fakirdik ama iyi insanlardık
    Bolluk yıllarında da
    felâket günlerinde de
    Seni yani basımda gördüm
    Güzel aydınlık
    Tatlı aydınlık
    ----------------------------
    Haziran

    Senin saçların, gülen gözlerin,
    Haziran günleri gibi aklıma gelir:
    Daha ağaçların gölgeleri serindir
    Kaçıp gidemem
    Gömülmüşüm sararan kitaplar arasına

    Arka odalarında evin
    Gölgeler düşer çinili tabaklara
    Hasır sepetlerde mavi ibrişimler
    Solar önünde pencerelerin

    Bir dakika rahat yok senden
    Elim bir kibrit çöpüne değmesin
    Saatte, kapıda aklım fikrim
    Duvarda su buharının aksinden
    Dışarda sağır bir akasyadan başka
    Kalmadı semtime uğrayan kimsem

    Kalbinden daha hafif basma entarin
    Tek, benim halim olsun sana tasa
    Olsun artık ne olacaksa!
    Yanımda saçlarını, eteklerini uçuran
    Şu rüzgar çıksada bir serinlesem

    Gömülmüşüm sararan kitaplar arasına
    Yetti bu sıkıntı bu sınav derdi
    Çekilmez oldu artık bu hava
    Bir yerimden ayrılacak kuvveti bulsam
    Yüreğim öyle feraha kavuşacak ki...
    --------------------------
    Her Dilde Türkülerin Meramı Bir

    Her dilde türkülerin meramı bir
    Sıla, iki gözlü bir ev, bir gelin
    Kovboyun dilinde yavuz bir at, bir kement
    Doğuda, bizim çobanların dilinde
    Taze ekmek, taze peynir

    Mutlu olmak her vakit elimizdedir
    Bütün istediğimiz bundan ibaret
    Köylüye toprak, kovboya kement
    Her şeyin basında, herselden önce
    Hürriyet
    ----------------------
    Hürriyete Övgü

    Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
    Seyir defterini başkası yazsın.
    Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
    Beni o limana çıkaramazsın...
    Boşuna değil dökülen kan
    Hatıran daha aziz çıkacaktır
    Bu felâket senelerinden
    Asırlardır bu böyledir
    Bütün kötülükler geçer
    Yasar iyi ve güzel olan

    Sen çalışmanın ve düşünmenin hakkisin
    Kanunların, nizamların üstünde
    Talihisin insanlığın
    Her sevgi hayatla biter
    Yalnız senin aşkın kalır
    Genç çocuğa babadan

    Boşuna değil dökülen kan
    Şehirlerde, köylerde çocuklar büyüyecektir
    Daha zeki daha çalışkan
    Bütün acılar unutulacak
    Şarkılar daha yürekten söylenecek

    Yıkılan evler köprüler
    Daha sağlam kurulacaktır tekrar
    Yeniden fabrikalar yükselecek
    Tarlalar genişleyecektir

    Boşuna değil dökülen kan
    Tarihin akısından anlıyorum
    Kuvvet zamanla yıkılır
    Yalnız senin uğrunda ölür insan
    Yarası acımadan.
    -----------------------
    Kızıl çullu Yolu

    Hidirellez günü, Kizilçullu yolu
    Beni herkes severdi çocukluğumda
    Arabacı yanına oturtur
    Kırbacı bana verirdi

    Ben Fitnat hanimin oğlu,
    Zayıf bir kızı severdim
    Gözlerinin içi gülerdi.

    Hidirellez güneşi,
    Beraber tırmanmadık mi ağaçlara?
    Siz kanatmadınız mi ellerimi
    Elma çiçekleri?
    -----------------------
    Karabatak

    Dalar gider pencereler önünde şimdi
    Ilık yaz akşamlarını hatırlar
    Vapurlar geçer bomboş güverteleri
    Bomboş uzanan denizin üstünde
    Aç bir karabatak dalar çıkar

    Bilirim yalnızlık üşütür insanı
    Kalp daima sevecek birini arar
    Hatırlar bakışlarda kalan aşklarını
    Avuçları hafif terli, yankları al al
    Ağaçlıklı yollarda akşam dolaşmalarını

    İlk yıldızlar karanlık basmadan doğar
    Hafif çiçek kokuları gibi uçar içiniz
    Yavaşlar dönerken adımlarınız
    Esen rüzgara, durur, kulak verirsiniz
    Bakışlarınız bütün kadınlarla karşılaşır

    Daha önünüzde uzun bir yaz vardır
    Bütün gün şurada burada gecikir oyalanır
    Döner durur yatağında bütün gece
    Ay ışığı, sıcak hava, tutuşturur kanını
    Uykularını kaçırır en ufak bir düşünce

    Şimdi rüzgarlar soğuk eser yüzünüze
    Hüzün verir yağmur sularında geçen bulutlar
    Bayırlarda yol alan posta arabaları
    Şimdi birbirinden ayrı yaşar kurtlar, kuşlar
    Sular çakıllardan ayrı akar

    Dalar gider, gözleri büyür büyür de
    Ilık yaz akşamlarını hatırlar
    Avuçları hafif terli yanakları al al
    Bomboş uzanan denizin üstünde
    Aç bir karabatak dalar çıkar
    --------------------------------
    Karda Ayak İzleri Var

    Karda ayak izleri var
    Vurulup düştükleri yere kadar
    Yüzleri tanınmayacak bir halde
    Olduğu yerde kalmış cesetleri

    Onlar için hatıra yok
    Saat durmuş
    Onlar için değil
    Yıldızlar ve bu gece
    Onlar için değil gelen güneş
    Artık onların yok
    Uzak şehirde sevdikleri
    Artık hepsi bitti
    Açlık, susuzluk ve kan
    Ne matra ne ekemek torbası lazım
    Ne silah
    Elbise ve düşen şapka da lüzumsuz
    Artık üşümezler ki

    En güzel ocak ateşleri
    Artık ısıtmaz ellerini
    İsimlerini en yakın tanıdık
    Söylese iştitmezler
    Kurt mu dost mu düşman mı
    Bilmeyecekler başucuna geleni
    Ve artık ne tren ne gemi
    Onları getiremez bir daha
    -------------------------------------
    Uzak Haziran

    İki dudak arası bir zaman
    Gözgöze geldikse geçerken
    Mayıs`la Haziran arasında
    Yağmurlu bir saçak altından
    Aşktı uçup giden üstümüzden
    Aşktı değip geçen yanımızdan

    Uyanıp kış uykularından
    Şubat`la Mart arasında
    Eylül`le Ekim arasında
    Yaz sularından kıyıya çıkan
    İki adım arası bir zaman
    Gözgöze geldikse geçerken
    Günlük güneşlik bir kaldırımdan
    Aşktı uçup giden üstümüzden
    Aşktı değip geçen yanımızdan

    Aşktı görmedik bilmedikse
    Kimbilir hangi Eylül bir daha
    Hangi uzak Haziran
    -------------------------------
    Vapur Dumani

    O daha buyuk bir sehre gidiyor
    Onun benden baska arkadaslari
    Benim goturduklerimden baska
    Kitaplari portakallari var
    Birazdan korfezin sonunda
    Sen de kaybolunca
    Ben nasil eve girer
    Nasil soyunup yatabilirim
    Vapur dumani?
    -----------------------------------
    *His Infernal Majesty*
    Like gina lollobrigida in belles de nuit
    ----------------------------------
    And when I disappear
    Into the night and out of the fear
    Hunting with sword and spear
    I am king Lear
    Having a love affair
    With myself
    ----------------------------------
    The face of god
    In velvet black
    The skies are full of angel holograms
    ----------------------------------

    Boş Muhabbetlere Hayır NO MSN

  6. #6
    *I*lin* adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-04-2005
    Mesajlar
    4,771
    Karizma Gücü
    8

    Cevap: Necati Cumali

    emeğine sağlık teşekkürler

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    24-12-2004
    Mesajlar
    914
    Karizma Gücü
    0

    BloodyValentine'den Seçmeler

    Konudaki şiirler:



    Açık Deniz
    Akşam Musikisi
    Akıncılar
    Başka Bir Tepeden
    Duyuş Ve Düşünüş
    Endülüs`te Raks
    Eylül Sonu
    Fani Ömür Biter Bir Uzun Sonbahar Olur
    Geçmiş Yaz
    Hazan Bahçeleri
    heste Çek Kürekleri
    Kar Musikileri
    Mehlika Sultan
    Mohaç Türküsü
    Rindlerin Akşamı
    Rindlerin Hayatı
    Rindlerin Ölümü
    Rubai
    Ses
    Sessiz Gemi
    Siste Söyleniş
    Sonbahar
    Süleymaniye`de Bayram Sabahı
    Uçuş
    Ufuklar
    Vuslat


    Açık Deniz

    Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum
    Her lahzâ bir alev gibi hasretti duyduğum
    Kalbim de vardı Byron`u bedbaht eden melâl
    Gezdim o yaşta dağları hülyâm içinde lâl
    Aldım Rakofça kırlarının hür havasını
    Duydum akıncı cedlerinin ihtirasını
    Her yaz şimâle doğru asırlarca bir koşu
    Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu
    Malüpken ordu, yaslı dururken bütün vatan
    Rüyama girdi her gece bir fatihâne zan
    Hicretlerin bakıyyesi, hicrânlı duygular;
    Mahzun hudutların ötesinde akan sular
    Gönlünde hep o zanla beraber çağlıdadı
    Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı
    Bir gün dedim ki: İstemem artık ne yer ne yâr
    Çıktım sürekli gürbete gezdim diyâr diyâr
    Gİttim o son diyâra ki serhaddidir yerin
    Hâla dilimdedir tuzu engin denizlerin
    Garbın ucunda, sen kıyıdan en gürültülü
    Bir med zamanı gökyüzü kurşunla örtülü
    Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi
    Gördüm güzel vûcudunu zümredleyen deri
    Keskin bir ürperişle kımıldandı an-be-an
    Baktım ve anladım ki o ejderdi canlanan
    Sonsuz ufuktan ah o ne çoşkun gelişti o
    Birden nasıl toparlanarak kükremişti o
    Yelken, vapur ne varsa kaçışmış limanlara
    Yalnız onundu koskoca meydan ve manzara
    Yalnız o kalmış ortada âsi ve bağrı hün
    Bin mağara ağzı açmış ulurken uzun uzun
    Sendin bir âşina gibi heybetli hüznünü
    Ruhunla karşı karşıya kaldım o med günü
    Şekuânı dinledim ezeli muztârib deniz
    Duydum ki ruhumuzla bu gurbette sendeniz
    Dindirmez anladım bunu hiç bir güzel kıyı
    Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı
    Yahya Kemal`in Yüce Anısına
    ----------------
    Akşam Musikisi

    Kandilli`de eski bahçelerde,
    Akşam kapanınca perde perde,
    Bir hatıra zevki var kederde.

    Artık ne gelen, ne beklenen var;
    Tenha yolun ortasında rüzgar
    Teşrin yapraklarıyla oyna.

    Gittikçe derinleşir saatler,
    Rikkatle, yavaş yavaş ve yer yer
    Sessizlik daima ilerler.

    Ürperme verir hayale sık sık,
    Her bir kapıdan giren karanlık,
    Çok belli ayak sesinden artık.

    Gözlerden uzaklaşınca dünya
    Bin bir geceden birinde guya
    Başlar rü`ya içinde rü`ya.
    ----------------------
    Akıncılar

    Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
    Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

    Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!
    Bir yaz gunu geçtik tunadan kafilelerle

    Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan
    Şimşek gibi Türk atlarının geçtigi yoldan

    Bir gün doludizgin boşanan atlarımızla
    Yerden yedi kat arşa kanatlanık o hızla

    Cennette bu gün gülleri açmiş görürüzde
    Hala o kızıl hatıra titrer gözümüzde

    Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
    Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik
    ---------------------
    Başka Bir Tepeden

    Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
    Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
    Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
    Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

    Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
    Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
    Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
    Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.
    --------------------------
    Duyuş Ve Düşünüş

    Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer
    Ay geçmiyor ki almayayım gamli bir haber.

    Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu;
    Zihnim düşünceden dagınık, gözlerim dolu.

    Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü,
    Lakayd olan muhimsemiyor gamli bir günü.

    Çok şey bilen diyor:`Gidecek her gelen nesil
    Ey sade-dil bu bahsi hayatinda böyle bil

    Hiç durmadan, hayat öğtür devreden bu çark,
    Ölmek sırayladır, sıralanmakta varsa fark.

    İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri
    Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri
    -------------------------
    Endülüs`te Raks

    Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
    Şevk akşamında Endülüs üç def` kırmızı...

    Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
    İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

    Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,
    İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...

    Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
    İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

    Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü,
    Göğsünde yosma Gırnata`nın en güzel gülü...

    Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir;
    İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir.

    Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
    Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

    Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
    Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..

    Gözler kamaştıran şala, meftûm eden güle,
    Her kalbi dolduran zile, her sîneden: `Ole!`
    -----------------------
    Eylül Sonu

    Günler kısaldı. Kanlica`nin ihtiyarları
    Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharlari.

    Yalniz bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
    Yazlar yavaşca bitmese, günler kısalmasa...

    İçtik bu nadir içki`yi yıllarca kanmadık...
    Bor böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!

    Ölmek kaderde var, bize urkuntu vermiyor;
    Lakin vatandan ayrılışın ıstırabı zor.

    Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
    Bitmez bir özleyiştir, ölümden biter bile
    ----------------------------
    Fani Ömür Biter Bir Uzun Sonbahar Olur

    Fani ömür biter, bir uzun sonbahar olur.
    Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarümar olur.
    Mevsim boyunca kendini hissettirirveda;
    Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.

    Teşrinlerinbu hüznü geçer ta iliklere.
    Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere.

    Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya.
    Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya,
    Duymaz bu anda taşgibi kalbinde bir sızı;
    Farketmez anne toprak ölüm maceramızı.
    -------------------
    Geçmiş Yaz

    Rü`ya gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle
    Her anını, her rengini, her si`rini hazdan.
    Hala doludur bahçeler en tatlı sesinle!
    Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan

    Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
    Geçmiş gecelerden biri durmakta derinden;
    Mehtap... iri güller... ve senin en güzel aksin...
    Velhasıl o rü`ya duruyor yerli yerinde!
    -------------------
    Hazan Bahçeleri

    Kalbim yine üzgün, seni andımda derinden
    Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
    Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden
    Geçtim yine dün eski hazan behçelerinden

    Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
    Gördümki yazın bastığımız otları solmuş
    Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş
    Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
    --------------------
    heste Çek Kürekleri

    Âheste çek kürekleri, mehtâb uyanmasın,
    Bir âlemi hayâle dalan âb uyanmasın.

    Âğuş`u nev-bahâr`da, hâbîdedir cihân;
    Sürsün sabâh-ı haşr`e kadar, hâb uyanmasın.

    Dursun bu mûsikî-i semâvî içinde sâz,
    Leyl-i tarâb`da bir dahî mızrâb uyanmasın.

    Ey gül, sükûtâ varmayı emr-eyle bülbüle,
    Gülşen`de mest-ü zevk olan ahbâb uyanmasın.

    Değmez Kemâl, uyanmaya ikmâl-i ömr içün,
    Varsın bu uykudan dil-i bîtâb uyanmasın.
    ----------------------
    Kar Musikileri

    Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu;
    Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.

    Bir kuytu manastırda dualar gibi gamlı,
    Yüzlerce ağızdan koro halinde devamlı,

    Bir erganun ahengi yayılmakta derinden...
    Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.

    Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
    Tanburi Cemil Bey çalıyor eski plakta.

    Birdenbire mes`udum işitmek hevesiyle,
    Gönlüm dolu İstanbul`un en özlü sesiyle.

    Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,
    Uykumda bütün bir gece Körfezdeyim artık!
    ----------------------------

    Mehlika Sultan

    Mehlika Sultan`a aşık yedi genç
    Gece şehrin kapısından çıktı:
    Mehlika Sultan`a aşık yedi genç
    Kara sevdalı birer aşıktı.

    Bir hayalet gibi dünya güzeli
    Girdiğinden beri rü`yalarına;
    Hepsi meşhur, o muamma güzeli
    Gittiler görmeye Kaf dağlarına.

    Hepsi, sırtında aba, günlerce
    Gittiler içleri hicranla dolu;
    Her günün ufkunu sardıkça gece
    Dediler: ``Belki bu son akşamdır``

    Bu emel gurbetinin yoktur ucu;
    Daima yollar uzar, kalp üzülür:
    Ömrü oldukça yürür her yolcu,
    Varmadan menzile bir yerde ölür.

    Mehlika`nın kara sevdalıları
    Vardılar cikrigi yok bir kuyuya,
    Mehlika`nın kara sevdalıları
    Baktılar korkulu gözlerle suya.

    Gördüler: ``Aynada bir gizli cihan..
    Ufku çepçevre ölüm servileri.....``
    Sandılar doğdu içinden bir an
    O, uzun gözlu, uzun saçlı peri.

    Bu hazin yolcuların en küçüğü
    Bir zaman baktı o viran kuyuya.
    Ve neden sonra gümüş bir yüzüğü
    Parmağından sıyırıp attı suya.

    Su çekilmiş gibi rü`ya oldu!..
    Erdiler yolculuğun son demine;
    Bir hayal alemi peyda oldu
    Göçtüler hep o hayal alemine.

    Mehlika Sultan`a aşık yedi genç
    Seneler geçti, henüz gelmediler;
    Mehlika Sultan`a aşık yedi genç
    Oradan gelmeyecekmiş dediler!..
    -------------------------
    Mohaç Türküsü

    Bizdik o hücumun bütün aşkıyle kanatlı;
    Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı.

    Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle,
    Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle!

    Feşin daha bir ülkeyi parlattığı gündü;
    Biz uğruna can verdiğimiz yerde göründü.

    Gül yüzlü bir afetti ki her pusesi lale;
    Girdik zaferin koynuna, kandık o visale!

    Dünyaya veda ettik, atıldık dolu dizgin;
    En son koşumuzdur bu! Asırlarca bilinsin!

    Bir bir açılırken göğe, son def`a yarıştık;
    Allaha giden yolda meleklerle karıştık.

    Geçtik hepimiz dört nala cennet kapısından;
    Gördük ebedi cedleri bir anda yakından!


    Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle beraber;
    Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber.

    Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden
    Şimşek gibi bir hatıra nal seslerimizden!
    ---------------------------
    Rindlerin Akşamı

    Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç;
    Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç.

    Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
    Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

    Geniş kanatları boşlukta simsiyah acılan
    Ve arkasından güneş doğmayan büyük kapıdan

    Geçince başlayacak bitmeyen sukunlu gece.
    Gruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,

    Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül.
    Ya lale açmalıdır gögsümüzde yahut gül.
    ------------------------
    Rindlerin Hayatı

    -Halide Edib`e, sanatta ve fikirde ulvi varlığına derin hürmetle.

    Bazen kader, gelen bora halinde zorludur ;
    Dağlar nasıl bakarsa siyah ufka öyle bak.
    Bazan da cevreden nice bir adem oğludur,
    Görmek değil düşünmeğe bigane kal! Bırak!

    Dindar adam tevekkülü, rikkatle, herkese
    İsa`yı çarmıhında, uzaktan, hatırlatır.
    Bir arslan esniyor gibi engin vakar ise
    Rind`in belaya karşı kayıtsızlığındandır
    -------------------------
    Rindlerin Ölümü

    Hafız`ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
    Yeniden hergün açarmış kanayan rengiyle,
    Gece,bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
    Eski Şiraz`ı hayal ettiren ahengiyle.

    Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
    Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter,
    Ve serin serviler altında kalan kabrinde
    Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.
    ------------------------------
    Rubai

    Eslaf kapıldıkça güzelden güzele
    Fer vermiş o neşveyle gazelden gazele
    Sönmez seher-i haşre kadar şiir-i kadim
    Bir meşaledir devredilir elden ele
    ----------------
    Ses

    Günlerce ne gördüm ne de kimseye sordum,
    `Yarab! hele kalp ağrılarım durdu!` diyordum.
    His var mı bu alemde nekahat gibi tatlı
    Gönlüm bu sevincin heyecanıyla kanatlı
    Bir taze bahar alemi seyretti felekte,
    Mevsim mütehayyil, vakit akşamdı Bebek`te,
    Akşam!.. Lekesiz,,saf, iyi bir yüz gibi akşam!..
    Ta karşı bayırlarda tutuşmuş iki üç cam;
    Sakin koyu,şen cepheli kasrıyle Küçüksu,
    Ardında vatan semtinin ormanları kuytu;
    Bir neşeli hengamede çepçevre yamaçlar
    Hep aynı tehassüsle meyillenmiş ağaçlar
    Dalgın duyuyor rüzgarın ahengini dal dal.
    Baktım süzülüp geçti açıktan iki sandal.
    Bir lahzada bir pancur açılmış gibi yazdan
    Bir bestenin engin sesi yükseldi boğazdan
    Coşmuş yine bir aşkın uzak hatırasıyla,
    Aksetti uyanmış tepelerden sırasıyla,
    Dağ dağ o güzel ses bütün etrafı gezindi:
    Görmüş ve geçirmiş denizin kalbine sindi.
    Ani bir üzüntüyle bu rüyadan uyandım.
    Tekrar o alev gömleği giymiş gibi yandım,
    Her yerden o,hem aynı bakış ,aynı emelde,
    Bir kanlı gül ağzında ve mey kasesi elde;
    Her yerden o, hem aynı güzellikte göründü,
    Sandım bu biten gün beni ram ettiği gündü.
    ------------------
    Sessiz Gemi

    Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

    Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
    Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
    -----------------------
    Siste Söyleniş

    Birden kapandı birbiri ardınca perdeler...
    Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler?

    Som zümrüt ortasında, muzaffer, akıp giden
    Firuze nehri nerde? Bugün saklıdır, neden?

    Benzetmek olmasın sana dünyada bir yeri;
    Eylül sonunda boyledir İsviçre gölleri.

    Bir devri lanetiyle bogan şairin Sis`i.
    Vicdan ve ruh elemlerinin en zehirlisi.

    Hülyama bir eza gibi aksetti bir daha;
    -Örtun! Muebbeden uyu! Ey şehr! -O beddua...

    Hayır bu hal uzun süremez, sen yakındasın;
    Hala dagılmayan bu sisin arkasındasın.

    Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl
    Berraklıgında bilme nedir hafta, ay ve yıl.

    Hüznün, ferahlıgın bizim olsun kışın, yazın,
    Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın.
    ----------------------------
    Sonbahar

    Fani ömür biter,Bir uzun sonbahar olur.
    Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarümar olur.
    Mevsim boyunca kendini hissettirir veda;
    Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
    Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir.
    Günler hazinleşir, geceler uhrevileşir;
    Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere.
    Anlar ki yolcu yol görünür selviliklere.

    Dünyanın ufku gözlere gittikçe tar olur.
    Her gün sürüklenip yaşamak ruha bar olur.
    İnsan duyar yerin dile gelmiş sükutunu;
    Bir başka musikiiye geçiş farz eder bunu.

    Teslim olunca vadesi gelmiş zevaline,
    Benzer cihana gelmeden evvelki haline.

    Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya
    Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya:
    Duymaz bu anda taş gibi kalbinde bir sızı;
    Fark etmez anne - toprak ölüm maceramızı.
    --------------------------

    Süleymaniye`de Bayram Sabahı

    Artarak gönlümün aydınlıgı her saniyede
    Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye`de
    Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
    Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
    Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
    Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
    Gecenin bitmege yüz tuttugu andan beridir,
    Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
    Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!..
    Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...
    Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
    O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
    Bu sükunette karıştıkça karanlıkla ışık
    Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;
    Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
    Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.
    Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,
    Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.

    Ordu-milletlerin en çok dögüşen, en sarpı
    Adamış sevdigi Allah`ına bir böyle yapı.
    En güzel mabedi olsun diye en son dinin
    Budur öz şekli hayal ettigi mimarinin.
    Görebilsin diye sonsuzlugu her yerden iyi,
    Seçmişs İstanbul`un ufkunda bu kudsi tepeyi;
    Taşımış harcını gaazileri, serdariyle,
    Taşı yenmiş nice bin işçisi, mimariyle.
    Hür ve engin vatanin hem gece, hem gündüzüne,
    Uhrevi bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
    Taa ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları...

    Bir neferdir bu zafer mabedinin mimarı.
    Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
    Ben de bir varisin olmakla bugün magrurum;
    Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;
    Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
    Senelerden beri ru`yada görüp özledigim
    Cedlerin magfiret iklimine girmiş gibiyim.
    Dili bir, gönlu bir, imanı bir insan yigini
    Görüyor varlıgının bir yere toplandıgını;
    Büyük Allah`ı anarken bir agızdan herkes
    Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
    Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
    Nice tuglarla karışmış nice bin at yelesi!

    Gördüm on safta oturmuş nefer esvapli biri
    Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbir`i
    Ne kadar saf idi simasi bu mu`min neferin!
    Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin?
    Taa Malazgirt ovasından yürüyen Turkoglu
    Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
    Yuzu dunyada yigit yuzlerinin en guzeli,
    Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
    Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
    Her zaman varlıgımız, hem kanımız hem etimiz;
    Vatanın hem yaşıyan varisi hem sahibi o,
    Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
    Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
    Hem de çoktan beri kaybettigimiz yerlerde.

    Karşı daglarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
    Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
    Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
    Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
    Cok yakindan mi bu sesler, cok uzaklardan mi?
    Üsküdar`dan mı? Hisar`dan mı? Kavaklar`dan mı?
    Bursa`dan, Konya`dan, İzmir`den, uzaktan uzaga,
    Çarpıyor birbiri ardınca o dagdan bu daga;
    Şimdi her merhaleden, taa Beyazıd`dan, Van`dan,
    Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
    Ne kadar duygulu, engin ve mubarek bu seher!
    Kadın erkek ve çocuk, gönlu dolanlar, yer yer,
    Dinliyor hepsi büyük hatıralar rüzgarını,
    Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.

    Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
    Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
    Kosva`dan, Nigbolu`dan, Varna`dan, İstanbul`dan..
    Anıyor her biri bir vak`ayı heybetle bu an;
    Belgrad`dan mı? Budin, Egri ve Uyvar`dan mı?
    Son hudutlarda yücelmiş sıra-daglardan mı?

    Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
    Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
    Adalar`dan mı? Tunus`dan mı, Cezayir`den mı?
    Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi
    Yeni dogmuş aya baktıklari yerden geliyor;
    O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?

    Ulu mabedde karıştım vatanın birligine.
    Çok sükür Tanrıya, gördüm, bu saatlerde yine
    Yaşıyanlarla beraber bulunan ervahi.

    Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

    --------------------------
    Uçuş

    Uçmakta, konmadan, kıyısız bir denizde ruh;
    Benzer mi böyle bir kuşa Tufan içinde Nuh?
    Üstünde gök, sürekli bulutlarla, yüklüdür;
    Altında gür deniz ki ezelden köpüklüdür.
    Çalkaltısında dalgası bilmez nedir sayı;
    Milyonca dalga sürmede milyonca dalgayı;
    Hiç durmayan gürültüsü bir türküdür, geniş,
    Milyonca haykırıs dolu, milyonca sesleniş.
    Yıldızlar ülkesinde açıldıkça yükseğe,
    Başlar hayal edindiği alem görünmeğe.
    Bir ruhu besliyen hava yalnız yukardadır.
    Hulyayı daima uçuran duygulardadır.
    Yalnız bu katta mümkün olur daimi uçuş.
    Her hamlesiyle, ruh, o çelikten kanatlı kuş,
    Ufkunda bir dakika görunmeksizin kara,
    Hür gökte, hür denizde uçar, hür ufuklara.
    -----------------------------
    Ufuklar

    Ruh ufuksuz yaşamaz.
    Dağlar ufkunda mehabet,
    Ova ufkunda huzur,
    Deniz ufkunda teselli duyulur.
    Yalnız onlarda bulur ruh ezeli lezzetini.
    Bu ufuklar avutur ruhu saatlerce, fakat
    Bir zaman sonra derinden duyulur yalnızlık.
    Ruh arar kendine bir ruh ufku.
    Manevi ufku pek engin ulu peygamberler
    - Bahsin üstündedir onlar-lakin
    Hayli me`ud idiler dünyada;
    Yaşıyorlardı havarileri, ashabiyle;
    Ne ufuklar! Ne güzel ruh imiş onlar! Yarab!

    Annemin na`şını gördümdü;
    Bakıyorken bana sabit ve donuk gözlerle,
    Acıdan çıldıracaktım.
    Aradan elli dokuz yıl geçti.
    Ah o sabit bakış el`an yaradır kalbimde,
    O yaşarken o semavi, o gülümser gözler
    Ne kadar engin ufuklardı bana;
    Teneşir tahtası üstünde o gün,
    Bakmaz olmuşlardı artık bu bizim dünyaya.

    Yaşıyan her fani
    Yaşıyan ruh özler,
    Her sıkıldıkça arar,
    Dar hayatında ya dost ufku, ya canan ufku.
    ---------------------------
    Vuslat

    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
    Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
    Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamani,
    Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı...
    Gördükleri ru`ya ezeli bahçedir aska;
    Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.
    Bülbülden o eglencede feryad işitilmez;
    Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
    Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
    Zenginler o cennette fakirlerle musavi;
    Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
    Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.

    Bir ruh, o derin bahçede bir defa yasarsa
    Boynunda O`nun kollari, koynunda O varsa,
    Dalmışsa O`nun saçlarının rayihasiyle,
    Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
    Yıldızları, boydan boya dogmuş gibi, varlık
    Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.

    Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur
    Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur.
    İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...
    Bir sır gibidir azçok ilah oldugumuzdan.
    Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
    Bir gün nereden hangi tesadufle gelirler?
    Aşk, onları sevkettigi günlerde, kaderden
    Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden.
    Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o!
    Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!
    Dört atlı o gerdüne, gelirken dolu dizgin,
    Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,
    Simalari her lahza parıldar bu zeferle;
    Gök, her tarafından, donanır meş`alerle!

    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
    Varlikta butun zevki o cennette duyanlar
    Dunyayi unutmus bulunurken o sularda,
    -Zalim saat ihmal edilen vakti calar da-
    Bir an uyanirlarsa leziz uykulardan,
    Bastanbasa, heryer kesilir kapkara, zindan...
    Bir faciadir boyle bir alemde uyanmak...
    Gunden gune, hicranla bunalmis gibi, yanmak...
    Ey tali! Olumden ne beterdir bu karanlik!
    Ey ask! O gonuller sana maloldular artik!
    Ey vuslat! O asiklari efsuna ramet!
    Ey tatli ve ulvi gece! Yillarca devam et!
    -----------------------------------
    *His Infernal Majesty*
    Like gina lollobrigida in belles de nuit
    ----------------------------------
    And when I disappear
    Into the night and out of the fear
    Hunting with sword and spear
    I am king Lear
    Having a love affair
    With myself
    ----------------------------------
    The face of god
    In velvet black
    The skies are full of angel holograms
    ----------------------------------

    Boş Muhabbetlere Hayır NO MSN

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    24-12-2004
    Mesajlar
    914
    Karizma Gücü
    0

    Ahmet Haşim

    Bu bölümdeki şiirler:

    1.Şairsiz dünya
    2.Bir Günün Sonunda Arzu
    3.GÖRDÜM
    4.Havuz
    5.Karanl?k
    6.O Belde
    7.Parıltı

    Şairsiz dünya

    Şairdir şiiri anlatan
    Şairdir seni tanıyan
    Şairdir duyguları yaşayan
    Şairdir size bakan

    ----------------------
    GÖRDÜM

    Vatan için verilen binlerce canda
    Türklük duygusunu
    Yaşıyan asil kanda
    Bu çorak toprağa akan her damlada
    Seni gördüm
    Atatürk
    ----------------------
    Havuz

    Akşam Yine Toplandı Derinde

    Canan gülüyor eski yerinde
    Canan ki gündüzleri gelmez
    Akşam görünür havuz üzerinde,

    Mehtab kemer taze belinde
    Üstünde sema gizli bir örtü
    Yıldızlar onun guldür elinde...
    ----------------------
    Karanlık

    Aşkın bu karanlık gecesinde
    Bülbül yine vahşi müterennim
    Mecnûn`u terk etti mi Leylâ?
    Vahşî sesi firkat sesi sandım.

    Aşkın bu karanlık gecesinde,
    Hicrânımı duydum, seni andım,
    Firkatzede bülbül gibi yandım.
    ----------------------
    Bir Günün Sonunda Arzu

    Yorgun gözümün halkalarında
    Güller gibi fecr oldu nümayan,
    Güller gibi... sonsuz, iri güller
    Güller ki kamıştan daha nalan;
    Gün doğdu yazık arkalarında!
    Altın kulelerden yine kuşlar
    Tekrarını ömrün eder i`lan.
    Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
    Alemlerimizden sefer eyler?
    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Bir sırma kemerdir suya baksam;
    Üstümde sema kavs-i mutalsam!
    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Göllerde bu dem bir kamış olsam!
    ---------------------
    O Belde

    Denizlerden
    Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
    Bilsen
    Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
    Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
    Ne sen,
    Ne ben,
    Ne de hüsnünde toplanan bu mesa,
    Ne de alam-ı fikre bir mersa:
    Olan bu mai deniz,
    Melali anlamayan nesle aşina: değiliz.
    Sana yalnIz bir ince taze kadın
    Bana yalnızca eski bir budala
    Diyen bugünkü beşer,
    Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
    Bulamaz sende, bende bir ma`na,
    Ne bu akşamda bir gam-ı nermin
    Ne de durgun denizde bir muğber
    Lerze-i istitar ü istiğna
    Sen ve ben
    Ve deniz
    Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
    Topluyor bu-yi ruhunu guya:.
    Uzak
    Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
    Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...
    O belde?
    Durur menatık-ı duşize-yi tahayyülde;
    Mai bir akşam
    Eder üstünde daima aram;
    Eteklerinde deniz
    Döker ervaha bir sükün-ı menam.
    Kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,
    Hepsinin gözlerinde hüznün var
    Hepsi hemşiredir veya hud yar;
    Dilde tenvim-i ıstırabı bilir
    DudaklarIndaki giryende buseler, yahud,
    O gözlerindeki nili süku:t-ı istifham
    Onların ruhu, şam-ı muğberden
    Mütekasif menekşelerdir ki
    Mütemadi sükun u samtı arar.
    Şu`le-i bi-ziya-yı hüzn-i kamer
    Mülteci sanki sade ellerine
    O kadar natüvan ki, ah, onlar,
    Onların hüzn-i lal ü müştereki,
    Sonra dalgın mesa, o hasta deniz
    Hepsi benzer o yerde birbirine...
    O belde
    Hangi bir kıt`a-i muhayyelde?
    Hangi bir nehr-i dur ile mahdud?
    Bir yalan yer midir veya mevcud
    Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hulya mı?
    Bilmem... Yalnız
    Bildiğim, sen ve ben ve mai deniz
    Ve bu akşam ki eyliyor tehziz
    Bende evtar-ı hüzn ü ilhamı
    Uzak
    Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
    Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...
    -----------------------
    Parıltı

    Ateş gibi bir nehr akıyordu
    Ruhumla o ruhun arasından
    Bahsetti derinden ona halim
    Aşkın bu onulmaz yarasından.

    Vurdukça bu nehrin ona aksi
    Kaçtım o bakıştan, o dudaktan
    Baktım ona sesizce uzaktan
    Vurdukça bu aşkın ona aksi...
    *His Infernal Majesty*
    Like gina lollobrigida in belles de nuit
    ----------------------------------
    And when I disappear
    Into the night and out of the fear
    Hunting with sword and spear
    I am king Lear
    Having a love affair
    With myself
    ----------------------------------
    The face of god
    In velvet black
    The skies are full of angel holograms
    ----------------------------------

    Boş Muhabbetlere Hayır NO MSN

  9. #9
    PRENS! adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-12-2005
    Mesajlar
    180
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Ahmet Haşim

    Teşekkürler
    "EĞİTİM ŞART"

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    24-12-2004
    Mesajlar
    914
    Karizma Gücü
    0

    Ömer Hayyam

    1.BÖLUM
    Bu bolümdeki şiirler sırasıyla:
    1 Aşk
    2 Bu gün
    3 Canımız
    4 Cennet Cehennem
    5 Dostlarımdan Korkarım
    6 Dünya Ömer Hayyam
    7 Dünya Bir Yana, Sen Bir Yana
    8 Dörtlükler
    9 Ey Kör!
    10 Gençlik Bir Kitapt?
    11 Gündüzün Gece Oldu
    12 Hac? Hoca Olmak Yetmez
    13 Haftan?n Günleri
    14 Hoşgeldin
    15 Kim Demiş
    16 Leyla
    17 Madem
    18 Mutlu Kişi
    19 Nereden Geldik
    20 Pergel

    Aşk

    Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
    Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
    Perde ardında sen ben dedikodusu var amma...
    Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben


    Ey dünyanın işinden haberi olmayan sen yoksun
    Dünya esen yel üstüne kuruldu..
    Varlığımız iki yokluk arasındadır
    Çevrendekilerde hiçdir sen de bir hiçsin


    Medresede söz vard?r tekkede de hal
    Fakat bu aşk sözden de dışarıdır halden de
    İster şeriat müftüsü ol ister şehir vaizi
    Aşk mahkemesine gelindi mi dilsiz kesilir

    Bugün zevk etmek elindeyken zevkine bak
    Yarını düşünmen beyhude bir heves
    Bir çok kişiden arda kalanlar
    Sana da kalmayacak sen de göçüp gideceksin...
    ---------------------------------
    Bu gün

    Bu gün benim gibi sevdalı varmı?
    Bu gün benim gibi deli?
    Yerlere serilmiş yüreği kan içinde.
    Ben değilsem kim şu adam?
    Bir zamanlar vardım , ben bendim.
    Bu gün var olan neyin nesi?
    ------------------------------

    Canımız

    Tenden çıkagörsün hele bir kez canımız ,
    Tuğlayla kapar üstümüzü, dostlarımız
    Bir başkasının kabrini örtsün diyerek
    Bir günde bizim, tuğla olur toprağımız .
    ---------------------------

    Cennet Cehennem

    Sevgiyle yoğurulmamışsa yüreğin,
    Tekkede manastırda eremezsin.
    Bir kez gerçekten sevdinmi bu dünyada,
    Cennetin, Cehennemin üstündesin.
    ---------------------------------

    Dostlarımdan Korkarım

    Dostlarımdan korkarım
    Dostlarım
    Ama ben
    Dostlarımdan korkarım
    -----------------------------------

    Dünya

    Geldimse bu dünyaya ne bulmuş dünya
    Gitsem de eğer kıymeti eksilmez ya !
    Bir kimse çıkıp da anlatıp söylemedi
    Gelmekte ve gitmekteki hikmet ne ola?
    ------------------------

    Dünya Bir Yana, Sen Bir Yana

    Yeryüzü padişahların, kralların olsun.
    Cehhennem kötü insanın olsun, Cennet iyi insanın..

    Tanrıya toz kondurmamak meleğin işi olsun,
    Temizlik, Cennet kapıcısının işi..

    Kim, ne olursa olsun,
    Sevgili bizim olsun tek,
    Canı, Canımız olsun....
    ---------------------------

    Dörtlükler

    Kim görmüş o cenneti, cehennemi?
    Kim gitmiş de getirmiş haberini?
    Kimselerin bilmediği bir dünya
    Özlenmeye, korkulmaya deger mi?

    Dert içinde sevinci bul da yaşa;
    Haksız düzende haklı ol da yaşa;
    Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,
    Varından, yoğundan kurtul da yaşa.

    Bulut geldi; lalede bir renk bir renk
    Şimdi kızıl şarap içmemiz gerek.
    Şu seyrettiğin serin yeşillikler
    Yarın senin toprağında bitecek.
    -------------------------------

    Ey Kör!

    Ey kör! bu yer, bu gök, bu yıldızlar,boştur boş!
    Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
    Şu durmadan kurulup dağılan evrende
    Bir nefestir alacağın,o da boştur boş!
    -------------------------------

    Gençlik Bir Kitaptı

    Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
    Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
    Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
    Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti?
    --------------------------------

    Gündüzün Gece Oldu

    Orucumu yiyiyorsam Ramazanda,
    Mübarek aydan habersiz sanma,
    Çileden gece oluyorda gündüzüm
    Sahura kalkıyorum gün ortasında!
    ----------------------------

    Hacı Hoca Olmak Yetmez

    Adil davranmadıktan sonra
    Hacı, hoca olmuşsun kaç para?
    Hırka, tesbih, post, seccade güzel ama;
    Tanrı kanar mı bunlara?
    ------------------------------

    Haftanın Günleri

    Bilir misin yüceler yücesi tanrı
    Şarap ne zaman coşturur içenleri?
    Pazar, pazartesi, salı, çarşambe, perşembe,
    Bir de cuma, cumartesi günleri....
    ---------------------------

    Hoşgeldin

    Bir muhabbethanedir şol dergah hikmetini bil,
    Bade ile mus eyke, dostun kıymetini bil,
    Fazla işretten kaçın, ahengi bozma sakın,
    Ehl-i-dil olmak gerek, cehlin zilletini bil!

    Caniden farkın olmaz, bozarsan meclis-i mey!
    Paran ile övünme, burda herkes paşa bey,
    Meclis-i muhabbette olmıya uzak yakın
    Bu kubbenin işreti ibadetle aynı şey.
    Caniden farkın olmaz, bozarsan mecls-i mey!

    Şarap içti mi, dilenci sultanlaşır;
    Tilki çıkar deliğinden, aslanlaşır;
    Yaşlı başlı adam delikanlaşır;
    Delikanlı yaşça basca olgunlaşır.

    Günahlarım çok olmasına çoktur benim,
    Ama dinsizler gibi umutsuz değilim:
    Cennet cehennem umrumda değilse de
    Ötede hem şarap olacak, hem de sevgili.

    Derdin avucundan şarap içmedikçe
    Bir yudum su içmiş değilim gönlümce;
    Kimsenin tuzuna da ekmek banmadım
    Ciğerimi kebap edip yemedikçe..

    Hergün şarap çümbüşüne dalanların da
    Her gece mihrap önünde kalanların da
    Islanmayanı yok, yağmur altında hepsi:
    Bir uyanık var, ötekiler hep uykuda.

    Unutma, amansız feleğin çarkındasın;
    Şarap iç, çünkü ateşten bir dünyadasın;
    Madem ki yerin önünde sonunda toprak
    Farzet ki üstünde değilsin altındasın.

    Sevgiliyle sabah içmedeyiz, saki;
    Biz Nasuh tövbesi bilmeyiz, saki;
    Yeter okuduğun Nuh hikayesi
    Hemen dolsun huzur kasemiz,saki.

    Madem aman vermiyor ecel, saki,
    Kadeh boş kalmasın, aman gel, saki;
    Şu üç beş günlük dünyada gam yemek
    Bizim gönlümüzce iş değil, saki.

    Şarap sonsuz hayat kaynağıdır, iç;
    Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;
    Gamı yakar eritir ateş gibi,
    Sağlık sularında şifalıdır, iç.

    Açılmışken nasılsa mutluluk gülün
    Niçin elinde kadeh yok böyle bir gün?
    Şarap iç, can düşmanındır geçen zaman:
    bir daha bu fırsatı bulman ne mümkün?

    Kim yüreğini uydurduysa aklına
    Bir anını yitirmedi bu dünyada;
    Ya Tanrı uğruna ekmek verdi candan
    Ya rahatını aradı buldu şarapta.
    ---------------------------

    Kim Demiş

    kim demiş haram nedir bilmez hayyam
    ben helali haramı karıştırmam
    seninle içilen şarap helaldir
    sensiz içtiğimiz su bile haram
    ------------------------------

    Leyla

    Leyla isteyen,mecnun olmalı
    Kendinden de,dünyasından da geçmeli
    Aşıklar sofrasına davet edildiginde
    Ben körüm,ben tokum diyebilmeli
    -------------------------------

    Madem

    Madem bizler çamurdan halk edildik,
    Sebep ne ki; Hak tanısın eksik, gedik?
    Kusursuzsak neden bizi kırıp döker?
    Kusurluysak acep kimde bu eksiklik?!
    ---------------------------------

    Mutlu Kişi

    Aşk kitabını evirdim,çevirdim,
    Bir adam konuştu kitabın içinden;
    Yüreği yana yana bir adam:

    `Kimdir mutlu kişi, bilir misin?

    Bir karısı olacak, ay gibi güzel,
    Bir gecesi sürecek yıl kadar uzun...`
    ---------------------------


    Nereden Geldik

    Hep bir çember dolanıp durduğumuz,
    Ne önümüz belli, ne sonumuz.
    Kim varsa bilen, çıksın söylesin,
    Nerden geldik, nereye gidiyoruz?
    ------------------------------

    Pergel

    Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
    İki başımız var, bir tek bedenimiz.
    Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
    Er geç baş başa verecek değil miyiz?
    --------------------------------
    *His Infernal Majesty*
    Like gina lollobrigida in belles de nuit
    ----------------------------------
    And when I disappear
    Into the night and out of the fear
    Hunting with sword and spear
    I am king Lear
    Having a love affair
    With myself
    ----------------------------------
    The face of god
    In velvet black
    The skies are full of angel holograms
    ----------------------------------

    Boş Muhabbetlere Hayır NO MSN

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •