21 yaşında İslam'ı seçti, adını Dawud olarak değiştirdi. İslami tarzda müzik yaparken Yusuf İslam ile aynı albümde buluştu. Şu an Şam'da Arapça öğreniyor. İşte Dawud'un öyküsü.



İskoç asıllı Kanadalı müzisyen David Wharnsby, müziğini ve hayat hikayesini anlattı...

Bir insan hayatı için aradığı cevapları Budizm’den ya da İncil’den de öğrenebilir; ama benim için hayatımı nasıl geçirmem gerektiği konusunda en doğru cevapları veren Kur’an’dı; bu nedenle Müslüman oldum.” diyor Dawud Wharnsby.

Kendisi, Amerikalı Müslümanlar arasında Nasheed olarak adlandırılan müzik türünün önde gelen temsilcilerinden. Müslüman olup ismini değiştirme trendine o da uymuş; Dave’i Dawud yapmış. ‘Müslüman olmuştum ve bunun şakaya gelir yanı yoktu; en başta kendim olmak üzere herkesin de bunu bilmesi gerekiyordu.’ diye açıklıyor durumu. Şarkılarında ‘ümmet’ temasını öne çıkaran Wharnsby, yeryüzünün çeşitli yerlerinde baskı gören Müslümanların ‘namaz’daki mucizeye sığınmaları gerektiğini söylüyor.

Folk, rock, jazz, klasik, country gibi müzik türleri, yetenekli birçok müzisyen tarafından kendi tarzlarında yorumlanıyor; kendilerine özgü bir şekilde bir araya getirilip aranje edilebiliyor. Fakat çok az sanatçı, yeni bir müzik akımında yeni bir marka olma iddiasının altını doldurabilir. İlk albümü “Blue Walls and The Big Sky” (1995) (“Mavi Duvarlar ve Büyük Gökyüzü”) sayesinde sadece usta bir şarkı sözü yazarı değil, aynı zamanda güçlü bir vokalist olduğunu da ortaya koymuş. Dawud Wharnsby 17-18 yaşlarında yaptığı bu ilk albümünü şöyle anlatıyor Dawud: “Kayıt sırasında fark ettim ki, şarkılarda çok ‘ağır’, neredeyse acı bir ton var. O zaman benim bir parçamın bir şeylerin arayışı içerisinde olduğunu; daha iyi bir yerde, daha huzurlu bir ruh halinde olmak istediğini anladım.” Ailesi Mary ve Howard Wharnsby tarafından bir Katolik olarak yetiştirilen Dawud, 70’li yıllarda Cat Stevens, Lauro Nyro, The Who gibi sanatçılardan etkilenmiş.

21 yaşında İslam’ı seçerek Müslüman olan ve David olan ismini Dawud olarak değiştiren müzisyen, İslami tarzda birçok albüme imza atmış. ‘A Whisper of Peace’ (1996), ‘Sing, Children of The World’ (1998), ‘Road to Madinah’ (1999), ‘Sunshine, Dust and The Messenger’ (2001), ‘The Prophet’s Hands’ (2002), ‘A Different Drum’ (2005) bu tür çalışmalarından bazıları. Wharnsby, kendine özgü şiirsel tarzı, sıcak ses tonu ve akılda kalıcı melodileri sayesinde dünya çapında bir dinleyici kitlesine sahip. 1999’da sanatçı Yusuf İslam (Cat Stevens) ile bir anlaşma imzalayan Dawud Wharnsby’nin bazı şarkıları, ünlü sanatçının son yıllarda çıkardığı ‘Bismillah’ (2001), ‘In Praise of The Last Prophet’ (2002) ve ‘I Look, I See’ (2004) albümlerinde de yer alıyor.

Son albümü “Vacuous Waxing”’de, İngiltere’nin efsanevi baş gitaristi Danny Thompson, Kanadalı folk ikonu Stephen Fearing ve dünyaca ünlü kanun ustası Irshad Khan bir araya gelmiş. Kanada ve İngiltere’deki bazı televizyon programlarında ve video çalışmalarında da zaman zaman yer alan Dawud, saygın ve güçlü solo performansı dışında, motive edici konuşmaları nedeni ile de birçok okul ve üniversite tarafından sık sık davet ediliyor.

Yedi yıldır eğitici medya yayıncılığı ile bilinen Sound Vision firmasının kurucu üyelerinden biri olarak çalışan Wharnsby, kendi müzik markası “Enter Into Peace” ile yetenekli ve mütevazı sanatçıları ‘Eğitim ve sanat vasıtası ile ırklar ve milletler arasında köprü olma’ sloganı ile bir araya getirmeye çalışıyor. Sıkça televizyon programlarına da katılan sanatçının, Kanada Vision TV, National Film Board of Canada, CBC ve BBC İskoçya gibi kurumların desteği ile yönettiği ve düzenlediği programlar da var.

Konser turları dışındaki hayatını Amerika’da Colorado, doğum yeri Kanada’da Ontario’daki evinde geçiriyor. Kendisine ulaşabileceğiniz bir üçüncü nokta ise eşi ile birlikte geçtiğimiz günlerde Arapça ögrenmek amacı ile kısa bir süreliğine yerleştiği Suriye’nin başkenti Şam.

Hıristiyan bir ailenin çocuğusunuz. Müslüman olmadan önce Kur’an’la diğer kutsal kitaplar arasındaki farkı araştırdınız. Nasıl başladı bu süreç?

Ben 17-18 yaşlarındayken, din olgusunu tamamen reddetmiştim. O zamanlar, dinin insan yapımı bir tür kulüp, daha iyi insan olmamıza yardım eden kendi yarattığımız bir düşünce olduğuna inanıyordum. Derken içimde evrensel gerçeği bulma isteği belirdi ve İncil’i okuyup Budist öğretileri araştırdım. Kur’an’ın hikayelerini dinleyerek büyüdüğüm bütün peygamberlerden bahsediliyor olması beni çok şaşırttı. Daha sonra fark ettim ki bu kitap hayatı anlatıyor. Doğuyoruz, ölüyoruz ve bu ikisinin arasında hayatımızı nasıl yaşayacağımızın yolunu bulmak gerekiyor. Kur’an bana bu cevapları sunuyor. Belki İncil’de ya da Budha’nın öğretilerinde de bu cevapları bulmak mümkün olabilirdi; fakat Kur’an’da bunlar çok daha güçlü, daha öz bir şekilde ele alınıyor.

Pasaportunuzda Dawud Wharnsby yazıyor; ama pizza ısmarlarken Dave isminizi kullanıyorsunuz... Amerikan Müslümanlara has mı isim değiştirmek?

Ben aslında Kur’an’ı benimseyen insanların isimlerini değiştirmemelerinden yanayım. Çünkü, öncelikle, değiştirmek zorunda değilsiniz, Peygamberimiz’in sahabelerinin içinde bile ismini değiştiren pek yoktu. Hz. Muhammed (sas), sevgisinden dolayi bazı sahabelerine isimler verdiyse de bu çok azı için geçerli. Hz. Ömer, Hz. Ali, isimlerini değiştirmediler, sadece hayatlarını Kur’an’a göre şekillendirdiler. Ama ben şahsen değiştirmeyi kendim istedim. Çünkü Müslüman olduğumda beni tanıyan insanlar bu da Dave’in geçici heveslerinden biri diye düşündü. Hayatımda bir şeyleri değiştirdiğimi ve bu değişikliği bilinçli bir şekilde yaptığımı kendime de göstermek ve bunu sürekli hatırlatmak istedim. Dolayısıyla, Dawud’u, David’in Kur’an’daki şeklini kullanmaya başladım. Daha sonra bunu kanunen de değiştirme ihtiyacı duydum. Çünkü, hem çevremdekilere hem de daha çok kendime gerçekten bunun bir şaka olmadığını anlatmak istiyordum. Hatta inancımın test edildiği zamanlarda, genellikle Müslüman toplum içinde yaşadığım zorluklarla test edildiğim zamanlarda, ‘belki de ismim Dave kalmalıydı’ dediğim oldu. Fakat, bu bir oyun değil. Benim Dawud olmaya hakkım var. Ehliyetimi elime aldığımda, pasaportumu elime aldığımda, her çek imzaladığımda, farklı olduğumu hatırlıyorum. Aynı insanım; fakat hayat görüşüm, David Wharnsby olduğum zamankinden çok farklı. Dolayısıyla ismimi değiştirmek, benim için yapmam gereken önemli bir şeydi. Ama hâlâ pizza ısmarlarken Dave’i kullanıyorum, kolaylık olsun diye.

Amerikan medyasının Müslümanlar hakkında çizdiği önyargılı tabloya rağmen siz şarkılarınızda sürekli “ümmet”e vurgu yapıyorsunuz. Hedef kitleniz “ümmet” mi, ümmetin parçalanmışlığı mı?

Müslüman toplumun içine ilk girdiğim zaman, gördüm ki, onlar da diğer insanlar gibiler; bir ideali gerçekleştirmeye çalışıyorlar; ama bir yığın fikir ayrılıkları var vs. Fakat, ben hepimizin aynı amaç için, aynı doğrultuda çalışıyor olması beklentisi içine girdim. Bu beklentilerim hem kendim hem de toplum tarafından karşılanmayınca bir kırgınlık, dargınlık hissetmeye başladım. Bunlar çok yaşanan şeyler. Ve çok zor. Yaptığım işin tabiatından dolayı, Müslüman toplumla çok iç içeyim ve bu tür dargınlıkları çok yaşıyorum. Bazen, ‘neden hep ümmet hakkında şarkılar söylüyoruz, kendi yaşantımızın haline bakın’ dediğim oluyor. Fakat, çok değerli bulduğum insanlar beni durduruyorlar ve benim işin temeline dönmeme yardımcı oluyorlar. Ve sonuçta, bildiğim bir şey var ki, beni rahatlatan nokta da bu. Ümmet olarak tüm dünyada ne kadar baskı altında yaşıyor olsak da, kendi içimizde ne kadar ikiyüzlülükle karşılaşsak da inanan bir toplum olarak, dünyadaki diğer toplumlar ve inanç grupları ile karşılaştırıldığında, hayatımda düşünebileceğim en birlik beraberlik içinde yaşayan grup biziz. Evet, belki camide ayakkabılarımızı düzgün yerleştiremiyoruz, belki çok organize değiliz, ideolojik farklılıklarımız var vs. ama en nihayetinde, kardeşimle aramda ne kadar düşünce ayrılığı olursa olsun, ezanın sesi duyulduğu zaman, bu gezegen üzerindeki istediğim camiye gidip, hizaya girip namazımı kılabilirim. Bu bence bir fenomen. Eğer bunun değerini bilebilsek, belki Müslüman olduğumuz için, medyanın hissetmemizi istediği kadar depresif hissetmeyiz kendimizi.

Yusuf İslam’ı yakından tanıyan bir sanatçısınız.

Cat Stevens iken pop gitarını kırıp 1977’de sizin gibi Müslüman oldu ve müziğe veda etti. Aradan 27 yıl sonra tekrar Cat Stevens döneminin parçalarını söylemeye başlaması bir kısım çevrelerde “geriye dönüş” gibi algılandı. Sizce Yusuf İslam kendi iç dünyasında böyle bir çatışma mı yaşıyor?

Bu ağır bir soru. Yusuf İslam kardeşim adına konuşamam. Onunla çalışmış olmak, ondan bir şekilde ilham almış olmak ve onunla böyle bir bağlantım olması benim için gerçekten bir şeref. Yusuf kardeşimin İslam’ı kabul etmesi çok şey ifade etmişti benim için. O sıralar bir müzisyen olarak, ben de müzik çevrelerinden çok bunalmıştım ve içinden çıkmak istiyordum. Kendisinin, hayatında yaptığı değişiklik, müziğe tamamen sırtını dönüşü, hayatımın o devresinde beni çok etkiledi ve onun sahibi olduğu iman hissini, o inancın arkasındaki gücü fark etmemi sağladı. 20 yıl önce, Kuzey Amerika’daki, Avrupa’daki Müslüman toplumun şarkılara, nasheed’lere ihtiyacı yoktu o sıralarda. Camiler, okullar açmaya ihtiyacı vardı. Ve kardeşim Yusuf, Abdullah İdris gibi insanlar, toplumun aktif fertleri bunları yaptılar. Artık Müslüman çocuklar bu okullardan mezun olmaya başladı. Şimdi neler yapmamız gerekir? Ben, Yusuf kardeşimin şu an yaptığı işi, Müslümanlar ve gayrimüslimler arasında köprüler kurmak için yaptıklarını tamamen destekliyorum. Bence harika bir iş yapıyor. Ve bence, şöhret, para, prestij bakımından bu kadar odaklanmış bir kişiliğin, 1970’lerde, müzik piyasasına tamamen sırtını dönmesi, yapabileceği en cesur işlerden biriydi. Yapılabilecek en cesur şey, müziği bırakıp, ‘pardon; ama ben manevi bir yol seçtim kendime’ diyebilmekti. Ve bugün, 2005’te, yine yapabileceği en cesur şeylerden biri Abdurrahman ya da diğerleriyle bir araya gelip tekrar sesini ve müziğini kullanmaya başlaması ve Indian Ocean adlı single’ı çıkarmasıydı. Daha önce Müslüman olmayan çevresinin, ‘neden bunun için müziği bırakıyorsun’ dediği gibi, bu sefer kendi kardeşleri ‘neden bunu yapıyorsun’ diyor. Fakat, doğrusunu isterseniz, sonuçta, bunların hepsi Allah’ın rızası için. En son hüküm verecek olan da yine Allah. Ben kendisini yaptığı işte destekliyorum. Benim için bir ilham kaynağı olmaya devam edecek.


Zaman/Turkuaz