Ey yar!
Ey göğsümün sol yanı! Bugün seni, biraz beni, en çok da “biz”i düşündüm… Bugün yıldönümümüz; dopdolu bir 2 yılı doldurduk aşkım, kutlu olsun!... Ve bugün sensizliğin 41. günü doldu. 41 gündür sensiz, sevginsiz kırık dökük geçti. Lanet olsun!...
Seninle yağmurlu ve uzun bir yolu, düşe kalka yürümeye çalışmıştık. Ve inanılmayacak kadar duygusal bir tarih yazdık birlikte. Üstelik biz bunu, bir ömür boyu sürüp gidecek sanmıştık… Daha kutlanacak çok yıl dönümlerimiz olacaktı, atılacak şen kahkahalarımız, söyleyecek sözlerimiz… Bu yüzden hep erteledik gülüşlerimizi, kavgalar daha önemli ve öncelikli geldi, sonra nasılsa güleriz demiştik… Birbirimize söyleyeceğimiz onca güzel aşk cümlesi varken, içimize atıp en güzel olanları, önce kötülerden başladık. Bilsek yapar mıydık? Sevgiyi yaşamak varken, tüketip her şeyi, böyle bir ömür boyu susar mıydık? Sana söylenecek öyle çok sözüm var ki aşka dair, şimdi ancak susuyorum bir başınalığımda, yaptığım yanlışlara kızarak geçiriyorum günlerimi. Şimdi yanımda olsan, yapmam, biliyorum. Ama ben tüm ‘acaba’ ve ‘keşke’leri çoktan tükettim sevgili…
Seni herkeste aramak ne kötü, her yüzde bulup yanılmak. Ah turuncu rüyalar güzeli, hem kendini yok ettin, hem beni… Şimdi başka ne acıtabilir ki içimi? Yaşım yirmilerin ortasındayken, seni böyle patavatsız sevmişken ve tam da aynayı güneşe çevirmişken… Başka ne, daha fazla yıkar beni? Peki ne dindirir benim kendime olan öfkemi… Biliyorum, seninle olsaydım, böyle kavga edip durmazdım yüreğimle. Biliyorum, bu sevdayı ben yıktım, ben öldürdüm bu hoyrat ellerimle…
Belki söyleyecek bunca sözüm, kimselere söyleyemediğim ve durup durup yutkunduğum aşkım, her gün çığ gibi durmadan, acımasızca büyüyen özlemim olmasaydı, bunca zamandır ve özellikle bu akşam çekip gitmek adına, bütün ömrümü ve seni silerdim… Beraber yağmurlarında ıslandığımız, güneşinde seviştiğimiz bu şehri terk edip, senden bir iz olmayan bir şehirde, henüz yürünmemiş yollarda, içinde hiç hayal kurmadığım bir evde yeni bir sabaha doğmak isterdim. Ama biliyorum, çantamın içinde birkaç parça giysim, şiirlerim, hayallerim ve illaki sen yine olacaksın! Ve sen sevgili, bu şehre her yağmur yağdığında, o en sevdiğim ıslak ve kırılgan türkülerin içinde beni düşün. Göğsünden dudaklarına doğru sancılı bir isyan kabardığında, bastırarak kalbini avuçlarınla, sesini okşadığımı bil… Ve bil ki, aramızda uzayan yollara dağılırcasına, sensizlikten paramparça olmuş bir şehrin ortasında kanarcasına seni özlüyorum… Son bir kez vedalaşmak isterdim seninle oysa, klasik bir film öyküsü gibi, ellerini tutup usulca, son bir kez öpmek… Ve kendimi mazur gösterip, masum ve mağrur bir duruşla, her şeyi kadere yıkmak isterdim…
Ey yar!
Ey hüznümün tütün sarısı… Yıpranmış ömrümün masum sevdalısı… Dert etme, iyiyim ben. Ara sıra mahşer oluyorum, ara sıra yaşama hırsı… Ve sensizlik tüm bu hengame de başımın belası! Senli gelecek rüyaları görüp, sensiz sabahlara uyanmanın acısı bu yandığım… Ben artık sadece yar, yazık sevdama ağlarım…
Seninle bir bütün olabilirdik, bir koca dünya… Artık vur kendini kuşkularında ey yar… Sen bir suydun oysa, sen bir ilaçtın… Bir ömre yetecek aşktın… Üzerime basa basa geç ömrümden ve kahpe gülüşlere katık et aşkını, hadi al!
Hoşça kal canımın içi, hoşça kal…


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
