• Reklam
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Tartışma Dumlupınar Faciası

    DUMLUPINAR FACİASI


    Yıl 1953... 4 Nisan pazar günü. Gün henüz ağarmamışken, Eceabat ve Nara kıyıları şiddetli bir çarpışmanın gürültüsüyle sarsıldı. Bu sarsıntı güneşle birlikte tüm Türkiye’yi saracak ve çarpışmanın gürültüsünü sessiz hıçkırıklara dönüştürecekti. Naraburnu açıklarında İsveç şilebi Naboland ile çarpışarak Çanakkale Boğazı’nın sularına gömülen Dumlupınar denizaltında hayatlarını kaybeden 81 denizci ise tarihin sayfalarına ve Türk milletinin kalbine şu sözlerle kazınacaktı: “Vatan sağolsun...”


    Dumlupınar Denizaltısı

    Türk Deniz Kuvvetleri'nde aynı adı taşıyan denizaltıların ikincisiydi. 19 Aralık 1950 tarihinde Deniz Kuvvetleri'ne katılan Dumlupınar, daha önce Amerikan Deniz Kuvvetleri'nde "U.S.S Blower" adıyla görev yapmaktaydı. 23 Nisan 1944'te denize indirilen Dumlupınar, 95 metre uzunluğunda olup, su atında 9, su üstünde ise 15 mil hız yapabiliyordu.

    Dumlupınar, Deniz Kuvvetleri'nin en modern denizaltılarından biriydi. Şnorkel sistemiyle donatılmış olan Dumlupınar, Deniz Kuvvetleri'nde bu siteme sahip olan ilk denizaltıydı. Şnorkel sistemi sayesinde, su altında sadece batarya olarak tabir edilen elektrik motorlarıyla hareket edebilen denizaltılar, dizel motorlarıyla da su altında seyredebilir hale gelmiştir. Bu sistem, su yüzeyine uzanan bir boruyla hava alınarak dizel motorların çalışmasını sağlamak prensibine dayanır. Denizaltı, düşmanla temas haline geçtiğinde ise şnorkeli çekerek daha derine iner ve bataryalarla seyre devam eder.


    23 Nisan 1944'te denize indirilen Dumlupınar, daha önce Amerikan Deniz Kuvvetleri'nde "USS Blower" adıyla görev yapmıştı. Geçirdiği kazalar ve arızalarla kötü bir üne sahip olan Blower, Pearl Harbor'da ilk cephe görevini yapmıştı.

    Akdeniz'de gerçekleştirilen NATO tatbikatına katılan 1. İnönü ve Dumlupınar denizaltı gemileri, manevraların sona ermesinin ardından Gölcük'e dönmek üzere yola çıktılar. 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece Çanakkale Boğazı'na giriş yapan iki denizaltı gemisi, olacaklardan habersiz eve dönüyordu. Sakin geçen yolculuk saat 02.10 sularında Dumlupınar için son buldu.

    SİSLERİN ARDINDAKİ "NABOLAND"

    Çanakkale Boğazı her zaman denizciler için zor bir geçiş olmuştu. Özellikle İstanbul yönüne giden deniz taşıtları Naraburnu önünde manevra yaparken büyük dikkat ve özen göstermek zorundadır. O gece Dumlupınar için bir başka şanssızlık da boğazın üstünü kaplayan sis bulutuydu. Dumlupınar Naraburnu açıklarına yaklaşırken geminin güvertesinde Süvari Kıdemli Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu, Üsteğmen Kemal Ünver, Üsteğmen Hüseyin Yumuk, Astsubay Hüseyin Akış ve Astsubay Hüseyin İnkaya bulunuyordu. Çanakkale Boğazı'nın sularında sessiz sedasız ilerleyen tek gemi Dumlupınar değildi. İstanbul yönünden gelmekte olan İsveç Bandıralı şilep "Naboland" da aynı dakikalarda Naraburnu açıklarına gelmişti. Kaptanlığını Oscar Lorentzon'un yaptığı Naboland ile Dumlupınar, birkaç dakika sonra korkunç bir gürültüyle çarpışacak ve bu çarpışma Eceabat sahilinde dahi duyulacaktı.




    Dumlupınar Denizaltı'sına baş taraftan çarparak batmasına neden olan Naboland

    Astsubay Hüseyin İnkaya nöbetçi olmamasına rağmen vardiya dışı görevine devam etmekteydi. Nara önlerine gelinirken rotada dikkatini çeken değişiklik üzerine köprü üstüne çıktı. İşte tam bu sırada güvertede bulunan kimsenin ne olduğunu anlayamadığı bir gürültü koptu ve denizciler suya yuvarlandı. Çarpışma sırasında güvertede bulunan 8 denizcden sadece 5'i gözlerini denizde açacak kadar şanslıydı. Bu 5 subay ve astsubayın dışında 2 er pervaneye takılarak, 1 astsubay ise boğularak hayatlarını kaybetti. Naboland, Dumlupınar'a baş torpido dairesinin sancak tarafından bindrmişti. Çarpışmanın gürültüsü Eceabat Limanı'nda demirlemiş olan gemiler tarafından duyuldu. Böylesi şiddetli bir darbe alan Dumlupınar, süratle baş tarafından batmaya başladı. Darbenin şiddetine dayanamayan Dumlupınar, birkaç saniye içinde Çanakkale Boğazı'nın karanlık ve puslu sularına gömüldü. Fakat denizaltı ve hayatta kalan mürettebatının yaşayacakları henüz bitmemişti. Hızla sulara gömülen Dumlupınar'ın santral dairesinde çarpışma sonucu şiddetli bir patlama meydana geldi. Denizaltı'nın tüm elektriği kesilmişti. Gemilerinin baş taraftan itibaren su aldığını gören denizciler hızla kıç torpido dairesine doğru harekete geçti. Kıç torpidoya varana kadar da arkadaşlarının birçoğunu kaybettiler. Dumlupınar batmaya devam ederken 22 denizci de kıç torpido dairesine ulaşmayı başarmış, burada kendine yer bulamayan arkadaşları hayatlarını kaybetmişti. Dumlupınar ilk şehitlerini böylelikle vermiş oldu...

    RESMİ TEBLİĞLER BAŞLAR...

    "Millî Savunma Vekâleti Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

    NATO deniz tatbikatından ayet eden Dumlupınar denizaltı gemimiz Çanakkale Boğazı içinde Nara burnu açıklarında su üstünde seyrederken Naboland Guate ismindeki isveç yük gemisinin çarpması neticesi batmıştır. Bir gümrük motörü tarafından denizaltının köprü üstü personelini teşkil eden gemi komutanı dahil .mürettebattan beş kişi kurtarılmıştır. Dumlupınar bıraktığı mevki şamandırası ile Kıyıya ve Eceabat arasında bulunduğu yer tesbit edilmiş ve yapılan telefon temasında mürettebattan mühim bir kısmının denizaltı içinde hayatta olduğu anlaşılmıştır.

    Denizaltı kurtarma gemisi Kurtaran vaka mahalline gönderilmiş, olup mütemmim malûmat ayrıca bildirilecektir. Deniz Kuvvetleri Kumandanlığı, Donanma Kumandanlığı, Çanakkale Valisî ve askerî makamlar vaka ile yakından alâkadar olmaktadırlar."



    Aynı gece Eceabat Limanı'nda demirli halde bulunan Gümrük Motoru'ndaki personel, telaş içinde motora gelen bir kişi tarafından uyandırıldı. Bu kişi, Nara açıklarında bir çarpışmanın olduğunu söyleyerek, motorun kaza mahaline gitmesini istedi. Derhal yola koyulan gümrük motoru, kaza yerine vardığında deniz "panayır yeri gibiydi". Naboland, tahlisiye sandallarını indirmiş, fosforlu can yeleklerini denize bırakmış ve birçok uyarı fişeği fırlatmıştı. Gümrük motoru mürettebatı, deniz üzerinde dolaşırken tahlisiye sandallarına çıkmış ve can yeleklerine sarılmış Dumlupınar mürettebatını görerek motora aldı. Bu denizciler hızla Çanakkale'ye götürülerek hastaneye yatırıldı. Fakat hala denizin dibinde 81 kişi vardı ve onların yaşayıp yaşamadıkları bilinmiyordu. Artık onların yaşamasını ummaktan ve denizaltı kurtarma gemisi Kurtaran'ı çağırmaktan başka çare yoktu.

    Millî Savunma Vekâleti Temsil Bürosundan bildirilmiştir;

    Dumlupınar denizaltı gemimizin feci âkibeti münasebetiyle dost memleket elçi, vekil ve komutanlarından aşağıdaki taziyet tel ve mesajları alınmıştır:

    İsveç Sefiri Ekselans Croneborg, hükümeti ve kendi adına Deniz Kuvvetleri Komutanına telefonla taziyelerini bildirmiştir. Amerikan Atlantik Filosu Başkomutanı Amiral McCormik, Amerika Ankara Deniz Ataşeliği vasıtasıyla Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığına taziyelerini bildirmiş, kurtarma işinde çalışmak üzere iki mütehassıs Amerikan subayının Northfolk'tan uçakla yola çıkarıldığını ve Türk Deniz kuvvetlerince talep edilecek dalgıç ve malzemenin her an Northfolk'tan gönderilebileceğini beyan etmiştir.

    Amiral Carney, Millî Savunma Vekili Seyfi Kurtbek, Orgeneral Yamuf ve Amiral Altıncan'a aşağıdaki mesajı göndermiştir:

    "Türkiye'nin denizaltı gemilerinden birinin kazaya uğradığını bildiren ele verici haberi aldım.. Bundan dolayı en derin hissiyatımı ve civan mert subay ve eratın kurtarılması için en iyimser ümidimi ifade etmek isterim."

    Amiral Cassady, Amiral Altıncan'a sempatisini sunan bir mesaj göndermiş ve Altıncı Filonun yardım için bütün imkânlar ile Türk deniz kuvvetlerinin emrinde olduğunu söylemiştir.

    Amiral Mountbatten, Amiral Altıncan'a aşağıdaki mesajı göndermiştir:

    " Dumlupınar'ın uğradığı müessif kaza dolayısıyla size ve Türk bahriyesine teessürlerimi bildiririm."

    Deniz Yardım Grubu Başkanı Amiral Hugghes hâdise mahalline hareket etmeden önce Amiral Altmcan'a aşağıdaki mesajı yollamıştır:

    "Dumlupınarın başına gelen bedbaht hâdiseden dolayı fevkalâde mükeddim. Hâdise mahalline gitmek üzere yoldayım. Deniz Yardım Grubu bütün İmkânları ile Amiral Altınca'nın emrine tahsis edilmiştir. Ankara ve Gölcük'teki bütün deniz grubu yardım için emrinizdedir. Amiral Cassady ile temastayım."

    İtalya Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Ferrari, Amiral Altıncan'a aşağıdaki mesajı göndermiştir:

    "Dumlupınar denizaltı gemisinin başına gelen fecî kazadan dolayı İtalyan bahriyesi adına en derin taziyelerimi suiar, kurtarma işinin muvaffakiyetle neticelenmesini candan dilerim."


    Naraburnu'nda gün ağarmıştı. Havanın aydınlanması sayesinde civarda dolaşan balıkçı tekneleri Dumlupınar'ın batarken su yüzüne fırlattığı muhabere şamandırasını gördü. Beklenen haber gelmişti. Haberi alan gümrük motoru derhal şamandıranın bulunduğu yere gitti. Gümrük motorunun ikinci çarkçısı Selim Yoludüz şamandıraya uzandı ve üzerindeki yazıyı okudu: Deniz Kuvvetlerine bağlı Dumlupınar Denizaltısı burada battı. Kapağı açın ve denizaltıyla irtibat kurun. Kapağı açtı, şamandıranın içindeki ahizeyi kaldırdı ve ümitle "Alo" dedi...

    "VATAN SAĞOLSUN..."

    Sesine karşılık bekleyen gümrük muhafızının yüreğine, karşı taraftan gelen cevap su serpti: "Buyrun, ben Astsubay Selami" Beklediği karşılığı alan Selim Yoludüz astsubay Selami'ye ne durumda olduklarını sordu. Aldığı cevap Dumlupınar'da yaşanan trajediyi açıklar nitelikteydi. Astsubay Selami geminin 15 derece sancak yönünde yatık olduğunu, elektriğin kesik olduğunu ve kendilerinin kıç torpido dairesinde 22 kişi olduklarını söyledi. Gümrük motorunun çarkçısı Selim Yoludüz, mürettebata Çanakkale Boğazı'nın Nara Burnu'nda olduklarını ve gemilerinin tahminen 90 derece derinlikte yatmakta olduğunu söyleyerek, "Endişelenmeyin. Kurtaran yolda. Sizi oradan çıkaracağız" dedi. Vatan görevi için denizaltıda bulunduklarını söyleyen Astsubay Selami'nin cevabı ise Çarkçı Selim Yoludüz'ün kulağına ve kalbine işledi: Ailelerimize selam söylüyoruz. Bizi kurtaracağınızdan eminiz. Vatan sağolsun...

    Bu, astsubay Selami'nin boğazın yüzeyindekilerle yaptığı ilk konuşma oldu. Saat 11:00 sularında olay mahaline gelen Kurtaran gemisinin çalışmaları sonuçsuz kaldıkça yüzeydekilerin umudu azalıyordu. Bu arada ilk konuşmanın ardından sırasıyla, Çanakkale Deniz Komutanı Albay Zeki Adar, Gümrük Memuru Selim Yoludüz bir kez daha ve 1. İnönü Denizaltısı ikinci kumandanı Üsteğmen Suat Tezcan Dumlupınar'la görüştü. Aşağıda Astsubay Selami ve arkadaşlarının zamanı azaldıkça, su yüzünde bulunanların moralleri bozuluyordu. Buna rağmen, Astsubay Selami'nin sesinde tereddütten ve endişeden eser yoktu. Bir süre sonra bir konuşma daha yapmak için şamandıranın başına gidildi ve ahize kaldırıldı. Aşağıdan gelen sesler hazin sonun acılı haberni verir gibiydi. Ahizenin diğer ucundan sadece dualar, ezan sesleri ve iniltiler geliyordu. Saat 15:00 sularında ise muhabere şamandırasını tutan telefon kablosu koptu. Bir daha Dumlupınar mürettebatından haber alınamayacaktı...

    KURTARAN GEMİSİ VE KURTARMA ÇALIŞMALARI

    "Millî Savunma Vekâleti Temsil Bürosundan, bildirilmiştir : İkinci Tebliğ :

    Çanakkale'de isveç gemisinin çarpması neticesinde batmış olan Dumlupınar denizaltı gemimizin kurtarılması için, denizaltı kurtarma gemimiz Kurtaran vaka mahalline gelmiş ve kurtarma ameliyesi için hazırlıklara başlamıştır Birinci tebliğde kurtarıldığı bildirilen personelden maada denizaltı gemisiyle yapılan, son telefon irtibatında 22 kişilik mürettebattan 22 kişinin kıç dairede hayatta kaldıkları ve oksijen tertibatıyla 24 saat hayatlarını idame edecekleri anlaşılmıştır.

    Dumlupınar denizaltı gemisi Nara önünde, 38 kulaçta 3 mil akıntılı bir noktada bulunmaktadır İstanbul'da bulunan Amerikan 6. filosu kumandanı Amiral Cassedy, bir muhriple kurtarma ekibin filo ikinci amiraline vaka mahalline göndermiştir.

    imroz tahlisiye gemisiyle Turgutalp ve Kaldıray yardım gemileri vaka mahalline gönderilmiştir. Hâdiseye sebebiyet veren Îsveç şilebi yaralı olarak Çanakkale'ye demirlemiş olup atîlî tahkikata başlanmıştır. Millî Savunma Vekili Seyii Kurtbek, Deniz Kuvvetleri Kumandanı Koramiral Sadık Atmaca, Donanma Kumandanı Tümamiral Kemalettin Bozkurt, Denizaltı Filo Kumandanı Tümamiral Fahri Korutürk bizzat vaka mahallinde kurtarma işiyle yakından meşgul olmaktadırlar"



    KURTARAN denizaltı kurtarma gemisi

    "Çanakkale'de İsveç gemisinin çarpması neticesinde batmış bulunan Dumlupınar denizaltı gemisinde hayatta kalmış olan personelin kurtarılmasına dair çalışmalar ise akıntının çok kuvvetli ve havanın sert olusu ve geminin çatışma neticesi almış olduğu hasar dolayısıyla 15 dereceye meyil ile 38 kulaç derinlikte bulunuşu çalışma imkanları güçleştirmektedir. Buna rağmen çalışmalara devam edilmektedir."


    Kurtarma çalışmalarından görüntüler

    Kazanın ardından olay yerine gelen Amiral Sadık Altıncan, Vali Safaeddin Karanakçı ve diğer yetkililerin gözetiminde kurtarma çalışmaları başladı. Bu arada kaza çok kısa sürede gerçekleştiği için olayın farkına varmayan 1. İnönü Denizaltısı da olay yerine geri dönerek kurtarma çalışmalarında bulundu. Bu gemi dışında denizin üstünde iki muhrip, Kurtaran, motorlar ve Naboland bulunuyordu. Çanakkale Boğazı'nın akıntılı sularında Dumlupınar'ı ve mürettebatı kurtarma çalışmaları aralıksız sürdürüldü, fakat bu çaba mürettebatı kurtarmaya yetmedi. Dalgıçlar birçok defa herşeyi göze alarak Dumlupınar'a ulaşmaya çalışmış, fakat hiçbiri kurtarma çanını denizaltının gövdesine tutturmayı başaramamıştı. Kurtarma işinin tüm gereklerinin yerine getirilmesine rağmen, ne Dumlupınar ne de mürettebatı kurtarılabildi.

    "Çanakkale'de kalmış olan Dumlupınar denizaltı gemisinin kurtarılması işinde havanın muhalefeti ve akıntının şiddeti çok müşkülât çıkarmaktadır. en mutehassaslarımız ve Amerikan Yardım Kurulu Deniz Grubu Başkanı Amiral Hughes ve Altıncı Amerikan Filosunun bir muhribi ile gönderilmiş olan bütün mütehassıslarca yapılan kurtarma işine azimle devam edilmektedir. Personelin kurtarılması ümidi gîttikçe azalmaktadır."


    "Millî Savunma Vekâleti Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

    5'inci tebliğ, sabah saat 8:

    Çanakkale'de Nara Feneri önünde batmış olan Dumlupınar denizaltı gemisinde sağ kalmış olan personelin kurtarılması için müşkül hava şartları altında bütün gece mütehassıs ekiplerle derin su dalgıçları 110 metre derinlikte helyum oksijen cihazlarıyla çalışmışlardır. Mesaiye devam olunmaktadır."


    VE....
    Milli Savunma Bakanlığı Temsil Bürosu'nun 6 Nisan 1953 Pazartesi günlü tebliği:

    1- Çanakkale'de Nara önünde batan Dumlupınar denizaltı gemisinde kalmış olan personelin kurtarılmasından tamamen ümit kesilmiştir.
    2- Bundan sonra tebliğ neşredilmeyecektir.
    3- Hayatlarından ümit kesilen personelin isimleri aşağıdadır:

    Subaylar:
    Kurmay Albay Hakkı Burak, Makine Kıdemli Yüzbaşı Naşit Öngören, Makine Yüzbaşı Affan Kayalı, Güverte Üsteğmen İsmail Türe, Makine Üsteğmen Fikret Coşkun, Güverte Teğmen Bülent Orkun, Güverte Teğmen Macit Şengün

    Astsubay Kıdemli Başçavuşlar:
    Şevki Özsekban, Ali Tayfun, Emin Akan, Ömer Öney, Mehmet Denizmen, Sait Yıldırım

    Astsubay Başçavuşlar:
    Cemaleddin Denizkıran, Salahaddin Çetindemir, Zeki Gider, Kemal Acun, Hüseyin Uçan, Cemal Kaya, Naci Özaydın

    Astsubay Çavuşlar:
    Bahri Serseren, İhsan İçdemir, Selami Özben, İbrahim Altıntop, Şaban Mutlu, İhsan Coşkun, Hamd Reis, Samim Nebioğlu, Mustafa Doğan, İhsan Aral, Zeki Açıkdağ, Necdet Yaman, Tuğrul Çabuk, Mehmet Ali Yılmaz

    Mükellef Çavuşlar:
    Karasulu Veysel Saygılı, Rizeli Ramazan Yurdakul

    Mükellef Onbaşılar:
    Milaslı Niyazi Giritli, İstanbullu Züğfer Ceylan, İstanbullu İbrahim İşlemeci, Trabzonlu Murat Yıldırım, Bodrumlu Mehmet Kızılışık, Bodrumlu Emin Süzer

    Erler:
    Çanakkaleli Mehmet Demirel, Bigalı Ali Gökçü, Antalyalı Nurettin Alabacak, Bandırmalı Ömer Yalçın, Edremitli Ali Aslan, Lapsekili Ülfeddin Akar, Şileli Bekir Sarı, Sürmeneli Yusuf Demir, Rizeli Mehmet Aydın, Sökeli Mustafa Özsoy, Marmarisli NUri Acar, Çorlulu Hüdai Çağdan, Lapsekili Kadir Demiroğlu, Tekirdağlı Fikri Ulaştırıcı, Bigalı Hüseyin Sayım, Bartınlı Hüseyin Kayan, İzmirli Kenan Odacıoğlu, Lapsekili Ahmet Günal, Bartınlı Mustafa Taşçı, Çanakkaleli Hasan Bozoğlu, Bursalı İbrahim Aksoy, İzmirli Feridan Kırcalı, Ordulu İsmail Özdemir, Çarşambalı Hasan Arslan, İnebolulu Ahmet Özkaya, Çanakkaleli Enver Uçar, Foçalı Necati Kalan, İnebolulu Murat Suyabatmaz, Giresunlu Mehmet Demir, Giresunlu Galip Yılmaz, Göreleli Hasan Kelleci


    Salı günü sabaha karşı ümitler tükendi. Çünkü bir denizaltı, personeline 3 gün yaşama izni vermekteydi. 72 saatten sonra içerdeki hava miktarı denizcilerin yaşamasına zaten izin vermeyecekti. Ve saat 02:15 itibariyle 3 günlük süre dolmuştu. 81 denizciden geriye kalan 22 kişiden artık ümit kesilmişti. Ertesi gün saat 15:00'te Başaran Gemisi üzerinde bir tören düzenlendi ve "Dumlupınar Şehitleri" için denize çelenkler bırakıldı.


    Atatürk Kız Lisesi öğrencileri Dumlupınar anısına denize çelenk bırakıyorlar

    Neden kurtarılamadı ?

    Dumlupınar ve beraberindeki 81 denizciyi Çanakkale Boğazı'nın derin sularına gömen kazanın hemen ardından kurtarma çalışmaları başladı. Bu konuda eğitilmiş personel geceyi gündüze katarak çalıştı, fakat bir türlü Dumlupınar'a ulaşamadı. Peki bunun nedeni neydi? Yaklaşık 90 metrede yer alan Dumlupınar'a neden hiçbir dalgıç ulaşamadı?

    Tüm bu soruların tek bir cevabı ne yazık ki yok. Çünkü, saatler süren kurtarma çalışmalarını sonuçsuz bırakan birçok etken var. Bu etkenlerin başında Çanakkale Boğazı'ndaki deniz akıntıları gösteriliyor. Üç yönlü akıntının bulunduğu Çanakkale Boğazı'nın dibindeki bir gemiye ulaşmak, hele Dumlupınar gibi 90 metrede bulunan bir denizaltıya ulaşmak, bugünün şartlarında bile çoğu kez mümkün olmuyor.

    Kurtarma ekiplerinin çabalarını boşa çıkaran bir diğer etken ise Dumlupınar'ın zeminde açılı olarak durması. Denizaltı suyun dibinde yatık olarak durduğu için kurtarma çanının kaportaya tutturulması uzun süren, zahmetli bir iş halini aldı. Bu nedenle kurtarma çanıyla mürettebat kurtarma işlemi de gerçekleştirilemedi.

    Bugün dahi bu nedenlerden dolayı Dumlupınar'a sadece kameralar indirilebilmiş durumda. Türk denizcilik tarihinin en büyük acılarından biri bu nedenlerle su yüzüne çıkarılamıyor. Ve 50 yıldır Türk denizcilik tarihinin en büyük acılarından biri her 4 Nisan'da tazelenirken, Dumlupınar Çanakkale Boğazı'nın derinliklerinde bu tarihin baş kahramanı olarak yatıyor.

    KAYNAKLAR:
    Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü byegm.gov.tr
    Hürriyet Gazetesi hurriyet.com.tr
    Bu mesaj en son " 07.01.06 " tarihinde saat 23:26 itibariyle AlpeR tarafından düzenlenmiştir...

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  2. #2
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Dumlupınar Faciası

    Ebediyete Kadar Sürecek Bir Aşk Hikayesi..!

    (Sunay Akın / 4 Nisan 2003, Hürriyet Gazetesinden Alıntı.)

    Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.

    İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale'den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!..

    Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “Seni seviyorum”... Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe'ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir...

    Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları "Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık” diye takılırlar İsmail Türe'ye.

    Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazı'ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.

    Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale'den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına.

    Ege Denizi'nden Boğaz'a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de...

    Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir ... Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.

    “Seni Seviyorum...”

    Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:

    “Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi...” Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,karşılık verilmesini emreder. Yanındakilerin “Ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar..."

    O gece, Üsteğmen İsmail Türe'nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı'na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale'nin karanlık sularında kaybolmuştur.

    Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar'a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu'ya ulaşan ilk denizaltı olur.

    Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "Ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!..

    derinsu.com

    'Dumlupınar' uğur getirmedi

    Çanakkale'de 81 denizcimize mezar olan denizaltının belgeseli, bir laneti de ortaya çıkardı: Dumlupınar ismi konan üç denizaltımız da, garip kazalar geçirdi


    Savaş Karakaş'ın hazırlayıp sunduğu, ay sonunda da CNN Türk'te yayımlanması planlanan 'Dumlupınar' belgeseli, esrarengiz bir gerçeği de ortaya çıkardı.

    Bugüne kadar pek bilinmeyen bu gerçek, Türk Deniz Kuvvetleri'ne alınan üç 'Dumlupınar' denizaltısının da başına talihsiz kazalar geldiği ve lanetli sayıldığı için bir daha hiçbir deniz taşıtına bu ismin verilmediği idi.

    Türk Deniz Kuvvetleri'ne katılan ilk 'Dumlupınar' denizaltısı İtalyan yapımıydı. 1931'de envantere giren denizaltı, Haydarpaşa'da bir gaz tankerinin çarpması sonucu yandı. Kazada can kaybı olmadı. Denizaltı, 1949'da hizmet dışı kaldı.

    İkisi ABD yapımıydı

    1950'de bu kez ABD yapımı bir başka denizaltı daha alındı.

    Buna da 'Dumlupınar' adı verildi. İkinci 'Dumlupınar', Türk denizcilik tarihinin en büyük facialarından birini yaşadı ve 1953 yılında Çanakkale Boğazı'nda İsveç bandıralı bir geminin çarpması sonucu battı. Kurtarma çalışmaları sonuç vermedi, 81 denizcimiz şehit oldu. Bu olaydan 19 yıl sonra 1972'de ABD yapımı bir başka denizaltı daha alındı ve diğerleri anısına ona da 'Dumlupınar' adı verildi. Ancak bu denizaltı da 1976'da yine Çanakkale Boğazı'nda bir Rus tankeriyle çarpıştı. Karaya oturtulan denizaltı, kazayı can kaybı olmadan atlattı. Bu üç talihsiz kazadan sonra 'Dumlupınar' ismi uğursuz sayıldı ve hiçbir deniz taşıtına verilmedi.

    22'si kurtarılabilirdi

    Bu arada belgeselde, 1953'te batan 'Dumlupınar', deniz dibinde, tahliye kapakları gibi bölümlerin detaylarıyla görüntülendi.

    Yapılan incelemede, denizaltının bütün tahliye kapaklarının kapalı olduğu, hiçbir denizcinin dışarı çıkmadığı anlaşıldı. Denizaltının baştan yaralandığını belirten Karakaş, bulguları şöyle anlattı: "Baştakiler battı şamandırasını fırlatamamış bile. Bu bölümde bulunanlar muhtemelen boğularak ölmüşler. Kıç taraftaki 22 kişi ise, battı şamandırasını fırlatmışlar ama, o günkü koşullar nedeniyle kurtarılamamışlar."

    milliyet.com.tr

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  3. #3
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Dumlupınar Faciası

    TANIKLAR ANLATIYOR...



    Selim Yoludüz (Dumlupınar'la ilk telefon irtibatını sağlayan kişi - 76 yaşında)

    4 Nisan gecesi Eceabat Limanı'nda demirli halde bulunan 10 numaralı Gümrük Motoru içinde istirahat halindeydik. Sahilden birisi koşarak geliyor ve nöbetçi ere sahilde bir gürültü duyduklarını, bir çarpışma olduğunu tahmin ettiklerini söyleyerek oraya gitmemizi istiyor. Bunun üstüne nöbetçi er süvariyi ve beni uyandırdı, derhal motorları çalıştırıp Naraburnu'na doğru yola çıktık. Naboland isminde bir gemi bütün ışıklarını açmış, ışıklı can simitlerini denize atmış ve iki tane tahlsiye sandalını da indirmiş, denizin üstünü panayır yerine çevirmişti. Derken bize bir sandal yaklaştı. İçinde daha sonra Dumlupınar denizaltısı olduğunu öğreneceğimiz, gemiden kurtulan denizciler vardı. Onları aldıktan sonra denizin üstünde başka kimse var mı diye baktık, fakat yoktu. 5 denizciyi kamaralara aldık, üzerlerini çıkardık, yeni çamaşır verdik ve Çanakkale'ye doğru yola çıktık. Çanakkale'de kurtulan denizcileri teslim ettik ve onlar bir vasıtayla hastaneye götürüldü. Sonra vaka mahaline geri döndük.

    "NARA'DASINIZ, BATTINIZ..."

    Yanlış hatırlamıyorsam saat 08:00 sularıydı. Balıkçılar gelerek battı şamandırasının bulunduğunu haber verdiler. Botla şamandıranın üzerine gittim ve kapağını elimle söktüm. Telefonu kaldırdım, "Alo! Orası neresi?" dedim. Karşıdaki ses "Burası kıç torpido dairesi" dedi. Orada kaç kişi olduklarını sorduğumda, "22 kişiyiz" cevabını aldım. Adının Selami olduğunu öğrendiğim astsubay, nerede olduklarını ve ne olduğunu sordu. Ben de Nara'dasınız, battınız dedim. Gemini durumunu sorduğumda ise, sancak 5 dereceye yatık, cereyan 0 ve kıç torpido dışında her yer sular altında cevaplarını aldım. Ben denizaltıdakilerle konuşurken, botta benimle birlikte bir asker ve Çanakkale Deniz Komutanı Albay Zeki Adar vardı. Botta üç kişi olduğumuzdan, Astsubay Selami'ye sordum, dedim ki: Biz şimdi botta üç kişiyiz, şamandıraya tutunuyoruz, bu kopmasın sakın. Bunun üstüne karşıdaki ses, "Aman çok zorlamayın, telefon kablosudur, kopabilir" dedi.

    Yanıma Zeki Adar'ı çağırdım. O'da konuştu. "Bekleyin, kurtarılacaksınız. Kurtaran yolda" dedikten sonra, derin suda olduklarını hatırlatarak gemiden çıkmaya çalışmamalarını söyledik. Bu sırada Dumlupınar'la birlikte tatbikata katılan 1. İnönü denizaltısı da döndü geldi. 1. İnönü'nün ikinci süvarisini aldık ve şamandıranın üstüne getirdik. O'da aşağıyla konuştu. Bazı tembihlerde bulundu. Tüm bu konuşmaların üstüne aşağıdaki ses, "Sağolun efendim, vatan sağolsun" dedi ve kapattık.

    "ÇOCUKLARIN HEPSİ ÇOK METİNDİ"

    Derken Kurtaran geldi ve kurtarma ameliyeleri başladı. Bu çalışmalara sırasında Dumlupınar'ın üzerine demirlemek ve kurtarma çanını aşağıya göndermek gerekiyor. Ama deniz çok akıntılı olduğu için bu pek mümkün olmuyordu. Kurtaran ekibi gemiyi sabitlemek için uğraşırken, saat 15:00 sularında baş halat vire edilirken battı şamandırasının kablosuna takılıyor ve kopartrıyor. Ondan sonra da bir daha Dumlupınar'la konuşamadık. Ben iki kere konuştum Selami'yle. Sesinda korku, endişe yoktu ama duyduğumuza göre son konuşmada aşağıdan ezan sesleri, dualar ve iniltiler gelmiş. Ben konuşurken böle değildi. Çocukların hepsi çok metindi.

    Bunlar olurken, sahil de ana-baba günüydü. Biz vazifemiz icabı sürekli sahilden birilerini alıyorduk ve olay mahaline taşıyorduk. Ankara'dan gelen heyetler oldu, vali geldi, savunma bakanı geldi, deniz kuvvetleri komutanı Sadık Altıncan Paşa'ydı sanırım O geldi. Biz onları taşıdık Kurtaran'a.



    Hüseyin İnkaya (Seyir Astsubayı - 83 yaşında)

    Ege Denizi'nde NATO devletleriyle birlikte yapılan manevralardan dönüyorduk. 1 Nisan'da Gölcük'ten hareket ettik, 2 Nisan'da tatbikata katıldık. 3 Nisan gecesi su üstüne çıktık ve üsse (Gölcük) dönüş rotasına geçtik. Benim o gece nöbetim 24:00'te bitiyordu, -fakat seyir astsubayı olduğumuz için, bir de Çanakkale Boğazı malum- ben uyumadım. Aşağıda vardiya harici çalışmaya devam ettim. Benim görevim harekâtı takip etmek, notları tutmak ve durum haritası çıkarmaktı.

    "GECENİN KARANLIĞI VE HAVANIN PUSU NEDENİYLE HİÇBİR ŞEY GÖREMİYORDUK"

    Boğazdan içeri girdik, Çanakkale'yi bordaladık Nara Burnu açığına doğru gemi süratle ilerlemeye başladı. Nara Burnu'nu bordalayınca esas istikametimiz olan Marmara yönüne çevireceğiz rotayı, yukarı haber vereceğiz dönelim diye, ondan sonra da yeni rotayı vereceğiz. Bir anda yukarıdan vardiya subayı "sancak 15 derece" diye bir kumanda verdi. Ben bir baktım bu rotayla karaya gidiyoruz. O sırada kumandan, "Komuta bende, İskele alabanda" diye kumanda verdi. Yani az önce verilen kumandanın tam ters istikametinde rota belirledi. Ben ve seyir subayı ters giden birşeyler olduğunu düşünerek köprü üstüne çıktık. Dışarı çıktık, ama gecenin karanlığı ve havanın pusu nedeniyle hiçbirşey göremiyorduk. Yalnız Nara Burnu'nda Marmara istikametinden bir geminin geldiğini nöbetçi er rapor etti: Orta mesafede bir gemi, iki silyonu ve bordo feneri de gözüküyor. Nara'nın üstünde ve boğaz çıkışına doğru geliyor!

    Biz bu raporu aldık, ama hiçbirşey gözükmüyor. Şöyle etrafı bir tanımaya çalışırken bir patlama, bir sarsıntı oldu, gemi yattı ve biz de denize yuvarlandık. Bu anda komutan ile vardiya subayı "önüne düşüyoruz" diye konuşmuşlar ve "son yol tornistan" kumandasını vermişler daha sonradan konuşurken öğrendik, ama tabi yetmedi ve sonradan adının Naboland olduğunu öğreneceğimiz gemi, baş torpidonun sancak tarafından Dumlupınar'a çarptı, yasladı ve ezerek üzerinden geçti.

    "ALLAH YARDIM ETTİ VE BEN KURTULDUM"

    Deniz kazalarıyla ilgili anlatılan tüm hikayelerde geçer, gemi battığı zaman denizde bir boşluk oluşur ve sular bu boşluğa dolar, anafor yapar. İlk aklıma gelen bu oldu, ben de bulunduğum yerden mümkün olduğunca uzaklaşamaya çalıştım. Olanca gücümle bir tarafa doğru yüzdüm, fakat ne tarafa yüzdüğümü bilmiyordum. Ne kadar yüzdüğümü hatırlamıyorum, ama iki saat kadar olsa gerek. Çünkü hastaneye vardığımızda saat 4'ü geçiyordu. Tabi gümrük motorunda, sandalda geçen zamanlar var, tam bilemeyeceğim. Dediğim gibi ben yüzmeye başladım, fakat akıntı var, rüzgar var, bir de üzerimde kıyafetlerim var. Dolayısıyla yüzmek neredeyse imkansız. Üzerimi çıkarmaya çalıştım, ama mont kollarımdan çıkmadı. Bileklerimde kalınca baktım olacak gibi değil, yeniden giydim. Tabi akıntı da götürüyor beni boğazın çıkışına doğru. Bir de baktım 1000 metre kadar ileride ışıklar var. Balıkçıların olabileceğini düşündüm ve ışıklara doğru yüzmeye başladım. Yaklaştıkça anladım ki balıkçı falan değil, ışıklı can simidi. Hemen yakaladım ve "Ben kurtuldum, Allah bana yardım etti ve ben kurtuldum" dedim. Biraz soluklandıktan sonra tekrar yüzmeye başladım, ama hala ne tarafa gittiğimi bilmiyorum. Bir süre sora ileride bir sesin bana "Ağabey, ağabey!" diye bağırdığını duydum. O tarafa doğru gittiğimde bir de baktım bizim seyir astsubayı Hüseyin Akış. "Gel" dedim, "Sen de tutun buna. Merak etme birlikte kurtulacağız." Hüseyin Akış'la birlikte yüzmeye devam ettik ve O'nun için de bir can simidi bulduk. Denizin üstünde çok can simidi olduğunu farkedince "Bunları heralde bir gemi attı." dedik. Az sonra da kürek sesleri duymaya başladık ve hem Türkçe, hem de İngilizce, yardım için bağırmaya başladık. O sırada vardiya subayı Hasan Yumuk'u soyunmuş vaziyette gördük. Sonra O birden kayboldu ve az sonra tahlisiye sandalının içinde geri geldi. Biz de sandala bindik. Birkaç dakika sonra gümrük motoru geldi ve biz 5 kişi o motora geçtik. Bizle birlikte denize düşen üç kişi daha vardı, ertesi gün öğrendik ki onlar ölmüş. İkisi pervanelere takılmış, diğeri de kafasını çarpıp bayılmış, bayılınca da boğulmuş. Daha sonra bizi Çanakkale Devlet Hastanesi'ne götürdüler. Tabi olay duyulunca vali falan oraya geldi ve biz bir vasıtayla askeri hastaneye nakledildik.

    "ÜÇÜNCÜ GECEDE BİZİM DE ÜMİDİMİZ KALMADI"

    Ertesi gün olanları öğrendik. Gemimiz batmış, yukarıdan bir gümrük memuru gemiyle konuşmuş. Kıç torpidoda 22 kişinin olduğunu öğrendiğimizde yine bir mutlu olduk hiç değilse onlar yaşıyor diye. Ama daha sonra Kurtaran gelmiş, şamandıra kopmuş, Amerikalılar gelmiş gibi haberler aldık. Ne yapıldıysa olmamış, dalgıçlar dalmış, ama fayda etmemiş. Biz yine de umutluyduk, çünkü hepimiz bu şartlarda hayatta kalmak için yetiştirilmiştik. Ama artık üçüncü gece olduğunda bizim de ümidimiz kalmadı.

    hurriyet.com.tr

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  4. #4
    sıyahgandalf adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-12-2005
    Mesajlar
    2,071
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Dumlupınar Faciası

    ülkemizdeki en büyük askeri facia Allah ölenlere rahmet eylesin ...

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Madımak Faciası
    2005 Konuları bölümünde PaSTaFaRYaN tarafından açılmış
    Yanıt: 155
    Son Mesaj: 30.01.06, 13:36

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •