• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
12 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    16-10-2005
    Mesajlar
    1
    Karizma Gücü
    0

    Atatürk'ü Kimler Öldürdü?

    KEMAL DEMİR (yeniçağ gazetesi)


    33 dereceli Mason''un itirafı, "Atatürk''ü silahla ortadan


    Yıl 1948, Ağustosun 1''i.

    Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti (ELD)''nin "Laiki foni" yani "Halkın sesi" isimli gazetesinin 685''inci nüshasında, Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli farmason Avram Beneraoysan şunları yazar:

    " Mefkûremizi imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!.."

    33 dereceli komünist mason hangi darbeden bahsetmektedir ve "akıbeti feci şartlar altında ölüm" olan kimdir?

    Bırakalım onu da kendi söylesin:

    "(..) Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 tarihinde Ankara''da Çankaya köşkünde doktor Mim Kemal Öke''ye hitaben, ''Mason cemiyetinin faaliyetini inkılaplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha diriltmeğe teşebbüs etmeyiniz'' demişti..

    (…)
    O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır.

    Fakat asla!

    Türkiye''deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu Moskova''da tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir halde, oradakilere şaşkınlık içinde haykırdım:

    ''- O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!''

    İşte böyle.. 1948 yılı Ağustos ayının 1''inde Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti örgütünün yayın organı "Laiki Foni"nin 685 sayılı nüshasında Ege ve Balkanların kıdemli komünistlerinden 33 derece mason Bulgar Yahudi Avram Benaroyas''ın itirafları.

    Bu itiraflar General Cevat Rifat Atilhan tarafından çevrilmiş,, "Atatürk''ün Ölümündeki Sır Perdesi" alt başlığı ile gazeteci Ogün Deli tarafından kaleme alınan "Agoni" isimli derlemeye de alınmıştır.

    Biz oradan aktarıyoruz.

    Evet, Atatürk Türkiye''deki mason derneklerini, "Kökü dışarıda Yahudi uşakları" diyerek kapatıyor ve dünya masonları bunun üzerine Moskova''da gerçekleştirdikleri bir toplantıda, "O sarı lider suret-i katiyetle ortadan kaldırılacaktır!" kararı alıyorlar.

    Sonrasını zamanın kıdemli komünistlerinden 33 dereceli mason Avram Benaroyas''ın kaleminden okumaya devam edelim:

    "- Atatürk''ün âni bir dönüşle mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti. İlk anlarda Kemal Atatürk''ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü o, felsefemizin Türkiye''de yerleşme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Bu sebeple kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi."

    Localarını kapattığı için Atatürk''ü "ortadan kaldırma" kararı alan mason-komünist ittifakı silahla öldürme riskini başarı şansı yüzde 10''larda olduğu için tercih etmez. O zaman şu kararı alırlar:

    "- Onun ölümü esrarengiz olacaktır!"

    Balkanların kıdemli komünisti, 33 derece mason Avram Benaroysan''ın 1948''de kaleme aldığı itiraflarında Atatürk''ü esrarengiz ölüme götüren yol haritası şöyle anlatılıyor:

    "- Mason cemiyeti Atatürk tarafından kapatıldıktan sonra; mason biraderler, cemiyet sanki kapatılmamış ve Atatürk''le aralarında hiçbir ihtilaf yokmuş gibi vaziyet aldılar. İmkân buldukça onun her hareketini alkışladılar ve zamanla onun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı lider kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti…"

    Ve devam ediyor üstat mason Benaroysan:

    "- Doktorlarımız Atatürk''ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden; 1937 ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk''e ilk darbeyi sinir organlarını za''fa düşürmek suretiyle indirdi.."

    İşin özü bu..
    Detayları Lazer Yayınları arasında çıkan "Agoni"den öğrenebilirsiniz. Yunanistan''da yayınlanan 1 Ağustos 1948 tarih ve 685 sayılı "Laiki Foni" gazetesine ve zamanın kıdemli komünisti 33 derece mason Benaroysan''ın hayatına ulaşmak Atatürkçü bir Genelkurmay için, TBMM için, Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan emekli generaller, mesela Çevik Bir için hiç de zor olmasa gerek…

    Adamlar, mason derneklerini kapattığı için Atatürk''ü biz öldürdük. Önce vurmayı düşündük, sonra başaramamaktan korktuk, onun çevresini kuşattık, güvenini sağladık, sonra da hedefimize ulaştık diyor, Atatürkçüler susuyor, pısıyor…Kur''an kurslarına, başörtüsüne aslan kesilenler masonlarla kadeh tokuşturuyor…


    Anlatılanlar hakikat ise, yedi düveli yenen Atatürk, üç buçuk masonun elinde can çekişe çekişe can vermiş ve onun canını alanlardan hesap sorulmamış, bu ayıp bu millete yeter de artar bile…

    Ya sonra?..

    Mason dernekleri 1948 yılında "İnönü''nün emri ve Celal Bayar''ın desteği ile" tekrar faaliyete geçtiler. Halkevlerine devredilen mallarını da geri aldılar…

    Peki, burada bitti mi?..

    Hayır, bitmedi, bitecek gibi de görünmüyor…

    Atatürk''ün bedenini ortadan kaldıranlar oklarını onun ilkeleri ve felsefesine, onun çok sevdiği milletine ve milletinin değerlerine tevcih ettiler…

    Üzülerek ifade edelim ki bu bahiste de başarılı oldular…

    Lütfen, "Atatürk''ten, milli devletten, Lozan''dan vazgeçin" diyen ve "Şehitlik ve gazilik kavramları kaldırılsın" diyenlerle, "Türkiye mozaiktir, millet değil, halklardır" diyenlere dikkatle bakınız…

    Pek çoğunun yüksek dereceli masonlar olduğunu göreceksiniz…

    Ben daha ne diyeyim!...


    26.12.2005

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    21-10-2005
    Mesajlar
    40
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: AtatÜrk'Ü Kİmler ÖldÜrdÜ?

    Kardeşim ben masonlardan ve yahudilerden herşeyi beklerim.
    HER GÜNÜM CENAZE HER GÜNÜM ŞEHiT
    BUNLARIN SEBEBİ BİR İT OĞLU İT
    UYAN TÜRK EVLADI UYUMA UYAN
    OTUZ KUPONA ALINMADI BU VATAN

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    29-01-2006
    Mesajlar
    3
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: AtatÜrk'Ü Kİmler ÖldÜrdÜ?

    Buna inanmak istemiyorum ama Atatürk'ün ölümüne yakınlardayken bu olayın farkına vardığını ve beni Türk doktorlarına emanet edin dediği söleniyor ne kadar doğru bilmiyorum ama bildiğim tek birşey var


    eğer dünyanın en büyük liderine bunlar yapılırken silah arkadaşları normal arkadaşları çevresindeki o kadar bilge insanlar uyuduysa yazıklar olsun diyorum önemli olan burda Atatürk'ün ölmesi değildir gün gelirde Türkiye Cumhuriyeti yıkılır egemenlik altına girer yada resmi olarak bir sömürge haline gelirse Atatürk o zaman ölmüş olucaktır Türk Milleti için başka birşey demiyorum gidişatımız bunu gösteriyor hayırlısı

  4. #4
    ysfaky adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-04-2005
    Mesajlar
    1,362
    Karizma Gücü
    8
    Ben sadece,ağzı olan konuşuyor diye yorumluyorum...neymiş bir yunan radyosuna yorumlamış,yok söylemiş...Ya sizin mantığınıza ters düşmüyor mu 33 dereceli bir masonun anılarım diye bir kitap yazması....Mantıklı olun lütfen...


    Sevdiklerimizin ruhlarında oluşan anlık değişimleri, duygu sıçramalarını, her zaman çok da belirli nedenlere bağlı olmayan yakınlaşmalarını ve uzaklaşmalarını, bilinçlerinin alt kısımlarındaki ulaşılmaz bölgelere saklanmış arzularının değişik biçimlerde ve beklenilmeyen zamanlarda ortaya çıkışını izleyebilseydik, herhalde sakin bir denizde suların arasından aniden yükselen bir canavarı gördüğünde zavallı bir balıkçının hissedeceği korkuyu ve şaşkınlığı hissederdik.
    Ürkütürlerdi bizi.

    Ahmet Altan - Aldatmak

  5. #5
    SARI ZEYBEK adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-12-2005
    Mesajlar
    894
    Karizma Gücü
    0
    Şimdi çok sinirlendim .Şeytan diyo ki.....HASETLERİNDEN ÇATLASINLAR O.'NUN AZİZ HATIRASI HALA YAŞIYOR VE SON CANIDA FEDA EDİNCEYE KADAR YAŞATACAGIZ ....

  6. #6
    black_curse adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-07-2005
    Mesajlar
    1,296
    Karizma Gücü
    0
    ya arkadaşlar hala atatürk'ün sirozdan öldüğüne inanıyorsanız yazık size...
    kendinize gelin artık. Onun sirozdan öldü denmesi biçok kesim gibi sizin de işinize geliyor. Tek bir şey diyim: O sirozdan ölmedi!!

  7. #7
    Galatasaray UAeren adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-01-2006
    Mesajlar
    15,852
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    Alıntı black_curse tarafından gönderildi.
    ya arkadaşlar hala atatürk'ün sirozdan öldüğüne inanıyorsanız yazık size...
    kendinize gelin artık. Onun sirozdan öldü denmesi biçok kesim gibi sizin de işinize geliyor. Tek bir şey diyim: O sirozdan ölmedi!!
    ya nasil oldu illa baska bisey mi aramak lazim bunn arkasinda ??
    bilimiyorum yani
    GALATASARAY



  8. #8

    Kayıt Tarihi
    13-09-2006
    Mesajlar
    1
    Karizma Gücü
    0

    Atatürk Öldürüldü mü?

    Bu etkileşimde Atatürk'ün ölümüne dair tüm veriler bulunmaktadır. 5N 1K yöntemiyle ve araştırma ilkelerine uygun olarak ele alınmıştır!
    Agoni adlı kitaptan yararlanılmıştır. Ogün Deli'ye saygılarımı sunuyorum!
    Atatürk'ün ölümü üzerine hiç bu kadar detaylı, bu kadar açık belgeler halka verilmedi.
    Açık belgelerle Atatürk'ün ölümünün sır perdesi...
    Atatürk sirozdan mı öldü ? Yoksa sanıldığının aksine farklı sebeplerden mi ? Bunu bu yazımızda öğreneceğiz. Üzücü ama gerçek bir yazıda...
    Bölüm 1
    Atatürk fani hayata veda edip gidiyor, herkes ellerini kavuşturmuş, büyük bir acz içinde duruyor, kimsenin elinden bir şey gelmiyordu...
    İşte son fotoğraflarından birisi sol altta, Ekim 1938 'de Atatürk'ün isteğiyle çekilmiştir.
    Atatürk artık karaciğersiz bir insan gibi büzüşmüş, karnı davul büyüklüğünde seyir etmişti. Bazı günler Yatına giderdi bir çocuk mutlu olmayı beklercesine oda orada öylece yatar ve içinden '' keşke iyileşsem '' der gibiydi..Sağ altta

    Atatürk'ün yanında onlarca emir kolu vardı. Atatürk'ün tek dayanakları onlardı. Kimse yanına koyulmazdı. Doktorları Atatürk'ü iyileştirmek için ellerinden geleni yapmışlardı...
    Atatürk'ü geç teşhisten yolcu eden doktorlardan bahsediyoruz...
    Ama onlarında ellerinden bir şey gelmiyordu. Belki de onu yolcu edenler doktorlar değildi?
    Belki de Atatürk siroz denen o mendebur hastalıktan ölmemişti? İşte olay burada başlıyor ya!

    Atatürk'ün Doktorları...
    Atatürkün tedavisinde sorumlu olan doktorlar müdavi ve müşavir olmak kaydıyla 2 çeşite ayrılıyordu. Müdavi doktorları Prof Dr. Neşet Ömer İrdelp, Prof Dr. Nigad Reşad Belgerdi. Müşavir doktorlarıda 5 hekimden oluşmaktaydı. Müdavi hekimler Atatürkün sağlık durumunu zamanı zamanına takip edenlerdi. Müşavirler ise Gerekli zamanlarda tedavi eden hekimlerdi.
    Atatürk'ün Hastalığı...
    Atatürk 1916 yılında Akciğer iltihabıyla yatağa düşüyor, 1918'de böbrek rahatsızlığıyla hastalanıyor, 1919'da Şişlideki evinde kulak ragatsızlığı baş gösteriyor. 1921 yılında Atatürkün sol yanağında çıban çıkıyor. 1921 yılında Ata binerken 3 kaburgası kırılıyor. 1923 yılında bilindiği gibi ufak - tefek kalp rahatsızlıkları geçiriyor. 1936 Kasım ayında üşütme olayı geçiriyor. Asıl öldürücü hastalık 1936 Sonunda başlıyor...
    Son dokuz saat... Koca bir tarih göçüyor bu diyardan...
    10 Kasım 1938 Perşembe saat: 00:05'te sonda ile 140 cc'lik idrar boşaltıldı. Saat 02,00'de yarım balon oksijen verildi. Saat 02,45'te 1.cc'lik Huile de Camphree şırınga edildi. Saat 3,30'da koltuk altından ateşi alındı(Ateşi normaldi) Aralıklarla oksijen verimi devam etti. Saat 06,25'te solunum yüzeyselleşti ve hırıltı azaldı. Saat 07,45'te 37,7 cc, nabız 124 olarak kaydedildi. Saat 8.00 glikozlu serum verildi. Saat 8.00'i geçerken Atatürk'ün yüzü daha da soldu. Sapsarı oldu. Ve birden gırtlağından '' Hi, Hi, Hi...'' diye sesler çıkmaya başladı. Bu sırada oradaki doktorlardan Kamil Berk gözleri yaşlı ve eli karyolaya dayalı olarak diğer elindeki ıslatılmış pamukla Atatürkün ağzına su verme çabasındaydı. Prof. Dr. Süreyya Hidayet ile Dr. Abravaya Marmaralı, tabanla ilgili refleksleri kontrol etmektedit. Saat: 8,05'te 1 cc Huile Camphree ve 500 cc glikozlu serum yapıldı. Saat: 08,25'te toplar damar için 1/8mgr ouabaine şırınga edildi. Saat 8,30 da 500 cclik glikozlu serum tekrarlandı. Saat 09,00... Nabız 130... soluk alıp verme 34...Atatürkün gözleri kapalı ğöğsü sık sık inip çıkmakta. Başta bulunduğu oda olmak üzere, bütün dolmabahçe sarayı derin bir sessizlik içinde...
    Saat 09,05, Atatürk birden gözlerini açtı, başını sert bir hareketle sağ tarafa çevirdikten sonra tekrar önceki durumuna getirdi. Son nöbet defterine şu yazıldı:
    Saat: 09,05 vefat etmişlerdir...
    Hastalığın teşhisi nasıl yapıldı? Kim yaptı?
    Atatürke ilk teşhisi koyan Prof. Dr. Nihat Reşat Belgerdir.
    ''Atatürk geceyi teram oteldeki apartmanında geçirdi. Ertesi sabah otelde, kendine mahsus olarak yaptırılan banyo dairesine girdi ve beni çağırdılar. Şikayetlerini bana bildirdi. Kaşıntıya çare bulmasını istiyordu''
    Doktor Atatürkü teşhis eder. Atatürk ''kaşınıyı buldunuzmu nedir?'' diye sorar. Doktor, evet efendim. Kaşıntınızın tek nedeni karaciğer rahatsızlığıdır. Karaciğeriniz sertleşmiş ve biraz büyümüştür. Atatürk birden şaşkına döndü..Ama ne çare...Her doktor farklı teşhis koyuyordu. Kimine göre ise Karınca ısırmasıdır...
    Atatürk, gerçekten alkole bağlı sirozdan mı ölmüştür?
    Bu konudaki en büyük eksiklik Atatürk otopsisinin yapılmamaış olmasıdır. Uzun yıllar görev yapan doktorlar bile bunun alkoldenmi olduğunu kestiremiyorlardı.
    Atatürk'ün ölümüne yönelik iftiralar tümüyle deli saçmasıdır. Diğer iftira, yalan, uydurmalarında olduğu gibi ciddiye alınacak yanı yoktur.
    Biz, ana amaç olarak, bu saçmalıklara yanıt vermeyi değil, sözü edilen konularda bilgilendirmeyi esas alıyoruz. Kişiler; doğrularla, gerçeklerle donatılsın ki bu saçmalara kapılmasın diyoruz. Atatürk tarafından bedava kazanç yolları kapatılan din tacirlerinin tabanı haline gelinmesin istiyoruz.

    Bölüm 2
    Atatürk'ün Ölümü Alkolden mi? (Bu bölüm diğerlerine oranla daha detaylıdır. Lütfen sıkılmadan okuyunuz)
    Atatürk düşmanları, Atatürk'ün ölümünü alkole bağlarlar, içki içtiği için siroz hastalığına tutulduğunu ve içkiden öldüğünü işlerler. Amaçları; İslam dinine göre içilmemesi gereken alkollü içkiyi Atatürk'ün içtiğini, dolayısıyla iyi insan olmadığına ve sonucunda da bunun karşılığını ölümle bulunduğuna inandırmak, böylece Atatürk düşmanlığı yaratabilmektir.
    Dinden geçinenler Atatürk düşmanlığı yaratmak için, O'nun ölümünü bu şekilde işlerlerken, diğer yurttaşlar da bilgi eksikliğinden ve bu konunun yeterince işlenmemesinden dolayı, genelde bu şekilde; Atatürk alkolden ölmüştür şeklinde; bilirler. Bu nedenle, konunun ayrıntılı ele alınması ihtiyacı vardır.
    Atatürk'ün ölüm sebebi, otopsi yapılmasına gerek olmadığına yönelik düzenlenen raporda şöyle belirtilir:
    "... Atatürk'ün vefatına sebep olan müzmin karaciğer hastalığı 'cirrhose ascitogene' tabii seyrinde devam ederek karaciğer büyük kifayetsizliğine bağlı derin koma ile husule geldiği ittifakla tesbit edilmiş(tir)..."(karın içinde sıvı, asit toplanması)
    Ölüm raporunda ise hastalığın teşhisi şöyledir:
    "... hastalığın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' olduğu tesbit edilmiştir..."(alkolle ilişkili karaciğer iltihabı)
    Birinci raporda ölümün "cirrhose ascitogene" (karın içinde sıvı, asit toplanması)'ndan meydana geldiği; ikinci raporda da hastalığın "hepatite sclerocongestive ethylique" (alkolle ilişkili karaciğer iltihabı) olduğu belirtilmektedir. İkinci raporda siroz hastalığı alkolle ilişkilendirilmektedir. Ölüm raporunda böyle denilince, ölümün alkolle ilişkilendirilmesi yaygın kanı haline gelmiştir. Oysa bugün, tıbbın ulaştığı düzey içinde, konunun uzmanları, biobsi yapılmadan, bazı tıbbi tahliller yapılmadan böyle bir kanıya varılamayacağı görüşündedirler. Ayrıca siroz, alkolden de olmuş olabilir, sirozu meydana getiren diğer nedenlerle de olmuş olabilir; bugün bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün değildir; bir karar spekülasyon olur; kanısındadırlar.
    Atatürk'e biopsi yapılmamış, otopsi de yapılmamıştır. Sirozun nedenini belirlemek için bugün gerekli görülen tahliller o günlerde bilinmemektedir.
    O halde sirozu alkole bağlama, tamamen, siroz konusundaki genel bilgiden ve Atatürk'ün alkol almasından yola çıkılarak yapılan varsayımdan kaynaklanmaktadır. Yani tıbbi bir sonuç değildir, sadece gerekli tıbbi tahliller yapılmadan varılan bir sanıdır.
    Bunun bir sanı olduğunu, karar olmadığını, bu konuda ölümünden önce de değişik görüşlerin ortaya çıkmış olduğunu, 3 Ağustos 1938 tarihli bir konsültasyon raporunda görüyoruz. Raporun konuyla ilgili maddeleri:
    "1. Atatürk'te bir siroz vardır. Asit yapmış, biraz süb-ikter (gözde sarılık) meydana getirmiştir.
    2. Bunun esaslı nedeni alkoldür.
    3. Evvelden Atatürk'ün çektiği malaryanın
    (sıtma, ki Atatürk 2 kez sıtma geçirir) bir tesiri olmadığını katiyetle (kesinlikle) söylemek mümkün değildir...
    6... Eppinger'in (yabancı doktor), hepatit sirozu cay-ı sualdir (tartışmaya değerdir)"
    Görüldüğü gibi sadece bir raporda sirozun nedeni üzerine 3 ayrı görüş var. Birinci görüş alkolden, ikinci görüş sıtmadan, üçüncü görüş hepatit virüslerinden.
    Atatürk'ün hastalığını konu alan kaynakların incelenmesinden, Türk doktorlarının sirozu alkole bağladıkları, yabancı doktorların ise konuya farklı yaklaştıkları görülmektedir. Yabancı doktorların iki ayrı yaklaşımını 3 Ağustos 1938 tarihli konsültasyon raporunda gördük. Şimdi bir başkasını verelim.
    Atatürk'ün muayene ve tedavisi için dört kez getirilen Fransız Prof. Dr. Fissenger ise şöyle diyor:
    "Bu hastalığın sırf içkiden geldiği yolundaki düşünce doğru değildir. Benim, Fas, Tunus ve Cezayir'den gelen birçok müslüman hastalarım var ki, ömürlerinde ağızlarına herhangi ispirtolu bir içki koymamışlardır Dolayısıyla hastalığın daha başka ve önemli sebepleri olduğunu kabul etmek lazımdır. Bence bunlar arasında özellikle dengesiz beslenme tarzı ve devamlı kabızlık gibi sebepler başlı başına yer tutmaktadırlar"
    Bu açıklamadan sonra daha önce üç olan siroz nedeni aynı hasta için 4'e çıkıyor; alkol, sıtma, hepatit virüslerinin yanına bir de dengesiz beslenme ekleniyor.
    Hastalık nedeni bunlardan hangisi veya hangileridir? Bu konuda zamanında bir tıbbi inceleme yapılmadığı için bugün söylenecek her şey havada kalacaktır. Tıbbi bir dayanağı olmayacaktır. Bu nedenle ölüm raporunda,sirozun alkolle ilişkilendirilmesini bir varsayım olarak görmüştük.
    Klinik tanı alanındaki bu belirsizlikler nedeniyle Atatürk gibi bir kişiye, ölümünden sonra otopsi yapılarak kesin bir teşhis konmaması, bugün bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Günümüzdeki tıp, karaciğer sirozunun pek çok nedeninin yanında başlıca sebebinin dengesiz beslenme olduğunu ve alkollü içkilerin, o da bazı hastalarda, sadece hastalığı hızlandırdığını ortaya koymuştur.
    Bu bilgiler doğrultusunda konuyu irdeleyelim. Atatürk'ün siroz hastalığına sebep olarak gösterilen dört ayrı nedenin dördü de Atatürk'te vardır.
    Sıtma: İki kez sıtmaya tutulur. Biri çocukluğunda, biri Mayıs 1919'da Samsun'da.
    Hepatit virüsleri: Daha çok diş tedavisi sırasında kapıldığı bilinir. Atatürk; birçok diş tedavisi yaptırmış, diş çektirmiş, üç altın diş taktırmış ve sonunda üst damak protezi yaptırmış, bir kişidir. Bunların birisinde hepatit virüsü kapma olasılığı, o günkü koşulları düşündüğümüzde çok yüksektir.
    Dengesiz beslenme: Atatürk, askeri yaşamında özellikle 12 yıllık savaş ortamındaki yaşamında bulduğunu yemiş ve buldukça yemiştir. Cumhurbaşkanlığı döneminde de disiplinli yemek düzeni yoktur. Sabah kahvaltısı yapmaz, yalnız bir kahve ile sigara içer. Öğleyin çoğu kez yemek yerine sadece bir dilim ekmekle ayran veya limonata içer. Akşam yemeğini düzenli yer. Ancak dengeli beslenmiş olduğunu söylemek zordur.
    Alkollü içki: İçki içer. Gündüz içmez, akşam sofralarında küçük rakının (35 cl.) yarısını içer, sürekli içici değildir, ciddi konuların görüşüleceği sofralarda ve önemli devlet işlerinin yürütüldüğü günlerde içmez.
    Bu durumda siroz nedeni bunlardan hangisidir? Sıtma mı, hepatit virüsleri mi, dengesiz beslenme mi, alkol mü? Yoksa dördü de birden mi? Bugün için sirozun gerçek nedenine ulaşmak pek mümkün görülmüyor.
    Dolayısıyla Atatürk'ün ölümü alkolden olmuştur demek doğru değildir, gerçekçi değildir. Atatürk'ün ölümü sirozdandır ama siroz nedeni alkol değildir. Nedenini bir tıp adamının görüşü ile açıklamayalım.
    Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün Görüşü:
    Prof. Dr. Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü'nün son baskısında, konumuzla ilgili bilinmeyen bir raporu ortaya çıkarır ve orijinalini de verir. Rapor 08 Eylül 1938 tarihli; Dr. Nihat Reşat Belger, Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ve Prof. Dr. Fiessinger tarafından düzenlenmiştir.
    Prof. Dr. Kocatürk, raporda iki cümleye dikkat çeker ve bir tıp adamı olarak bunların yorumunu yapar.
    Raporda ön plana çıkarılan cümleler:
    "... Bu vakada 'Laennec' tipinde bir skleröz hepatit söz konusu olamaz. Fakat söz konusu olan 'Hanot ve Gilbert' tipinde bir hipertrofi şeklidir."
    "Prof. Dr. Fiessinger söz konusu rapora ayrıca şu notu koymuştur:
    'Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hepatite Sclereuse hypertrophique, type Hanot et Gilbert'.
    "
    Prof. Dr. Kocatürk'ün yorumu:
    "Bugüne kadar bilinmeyen bu rapor, Atatürk'e 07 Eylül 1938'de yapılan karın ponksiyonundan (su alınması) bir gün sonraki muayene bulgularına dayanılarak düzenlenmişti. Karaciğerin küçülmeyip, yine Mart ayındaki muayenede belirlenen büyüklüğü koruması ve üzerinin pürtüksüz oluşu, Prof. Dr. Neşet Ömer (İrdelp) ile Dr. Nihat Reşat Belger'i de alkole bağlı atrofik siroz tanısından bir ölçüde uzaklaştırıp Prof. Dr. Fiessinger'in ileri sürdüğü hipertrofik siroz tanısını kabule yönelttiği anlaşılıyor. Tıp dilinde 'Laennec tipi skleröz hepatit' alkole bağlı siroz demektir; 'Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit' ise safra yollarındaki kronik tıkanma sonucu gelişen siroz (biliyer siroz) anlamını taşır.
    Prof. Dr. Fiessinger, söz konusu rapora özel olarak kaydettiği notta 'Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit' ifadesine yer verdiğine göre, Mart ayındaki ilk teşhisinde de Atatürk'teki siroz şeklinin alkole bağlı olmadığını düşündüğünü göstermektedir.
    Prof. Dr. Fiessinger'in gerek Mart ayındaki muayenesinde, gerekse 08 Eylül 1938 tarihli raporda yer alan bu tanısına rağmen, sürekli ve danışman hekimler tarafından 10 Kasım 1938 tarihinde düzenlenen 'Atatürk'ün Ölüm Raporu'nda, mevcut sirozun alkole bağlı bulunduğunu ve Prof. Dr. Fiessinger'in de bu görüşte olduğunu(!) belirtmek üzere '... Mart başlarında Paris'ten çağrılan Prof. Dr. Fiessinger ile Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp arasında Ankara'da bir tıbbi danışma daha yapılarak büyük bir karaciğer ve büyükçe bir dalak bir kere daha müşahade edilmiş ve aynı teşhis konularak, hastalığın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' olduğu cümlesine yer verilmiştir."
    Prof. Dr. Kocatürk bu yorumunda, Türk hekimlerince düzenlenen 10 Kasım 1938 tarihli "Ölüm Raporu"nda, sirozun alkole bağlı olduğu tanısına Prof. Dr. Fiessinger'in de ortak edilmesini nazik şekilde haklı olarak eleştiriyor. Ortaya koyduğu rapor ve yaptığı yorum ile sirozun alkole dayalı olmadığını açıklığa kavuşturuyor.
    Kendileri ile yaptığım görüşmede edindiğim bir bilgi ile konuyu sonuçlandıralım. "Alkole bağlı sirozda karaciğer küçülür, diğer nedenlere bağlı sirozda karaciğer büyür ve büyüklüğünü korur." Atatürk'ün ilk muayene raporlarında ciğerin büyüdüğü, son raporlarda, 08 Eylül tarihli raporda olduğu gibi, ciğerin büyüklüğünü sürdürdüğü, küçülmediği belirtilmektedir.

    Dolayısıyla Atatürk'ün sirozu, alkole bağlı bir siroz değildir. Çünkü karaciğeri büyümüştür. Ölümü sirozdandır ama sirozu alkolden değildir. Ölümü alkolden olmamıştır.

    Bu bölüme kadar Atatürk'ün ölümü üzerine konuştuk, neden öldü, neydi hastalığı, detaylarıyla verdik. Peki Atatürk ya öldürülmek istendiyse... Kesinleşen tek şey Atatürkün alkolden ölmediğidir!
    Sır perdesini şimdi aralıyoruz...
    Bölüm 3
    Atatürk'ün Ölümündeki Sır Perdesi
    Atatürk acaba Masonlarca mı öldürüldü?
    Atatürk bilindiği gibi İttihat ve Terakki partisinde bulunuyordu. Bu dönemler içerisinde dönmeler ve masonlarla sık sık karşılaşmıştır. Atatürk'e Anadolu'da ki bazı kimseler ciddi bir tavırla ''mason'' ünavını koyuyorlardı. Atatürk masonlukla ilgili hiç konuşmazdı. Atatürk 1935'lerde telgraf üstüne telgraflar alıyordu. Masonlar Atatürk'e hoşgörülerini sunuyorlardı. Atatürk daha sonra bu masonların taksimat ve ahvaline ilişkin bilgileri halk partisine vererek kapanmasına dalalet etmesini istiyordu. Atatürk 2 şeyi sevmezdi bu konuda... Biri masonlar, diğeri dönmelerdi... Çünkü masonluk Yahudi tarikatından başka şey değildi. Memleketimizde de olmamalı , ne gerek var? sözleri ülkede yankı buluyordu! Ve Atatürk'te sevmiyor ve saymıyordu! Daha sonraki günlerde meclise gelen Recep Peker ''Arkadaşlar masonluk kalmamıştır, localar kapatılmıştır'' diyerek sözü noktalıyor ve salon alkışa boğuluyordu. Artık Atatürk'ün, milletin ve Atatürk'ün yakın arkadaşlarının istekleri de yerine başarıyla gelmiş oluyordu. Anadolu ajansı 10 Ekim 1935'te gazetelerin merkezlerine '' Masonların mallarının, mülklerini her şeylerinin sosyal kurumlara gönderildiğini de beyan etti'' Ama gelin görün ki İnönü'nün emriyle 1948 yılında masonlar tekrar devreye giriyorlar...
    Bu olay yurtdışında da yankı buldu. İstiklal Savaşı gazetesinde yayınlandı. Ardından yunan gazetelerine de sıçradı. Bu olayı öğrenen yurtdışında ki masonlar Atatürkü ortadan kaldırmak amacıyla girişimlere başladılar. 33 dereceli farmason Bulgar yahudi kıdemli komünist mübeşşiri varnalı Avram Benaroyas yazısında '' Mefkuremizi (Masonluğuma anlamında) imha edici darbe vuranların akıbeti , feci şartlar altında ölümdür... ... Nihayet bir gün Kremlin kati kararını verdi. Onun ölümü esrarengiz olacak ve kendine göre esrar arz edecekti. '' İşte Atatürk'e saldırı başlamış oldu.
    Doktorlar Atatürk'ün ani ölümünü asla kabul etmezler çünkü ülkede büyük bir tehlike yaratır ve suikast sonucu gittiği anlaşılır diyerekten İsmini açıklamak istemediği doktor Atatürk'e ilk vurucu darbeyi sinir organlarına yaptı. Ve maalesef başarılı olundu. Atatürk'ün sinir organları felce uğradı. Ve Atatürk'te zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri, istifralar, karşısındakini tanımama gibi sorunlar baş gösterdi.
    Evet, Atatürk Masonları sevmezdi. Ve zararlı oldukları için kapattırdı. Ardından masonlar Atatürk'ü yok etmek için girişimlere başladılar. Bu masonlar içinde Türk 2. Mason lideri Mustafa Hakkı Nalçaçı da vardı.
    Şimdi elimizdekilere bir bakalım... Masonlar öldürdü meselesi : Masonların öldürdüğü kesin değildir. Çünkü masonlar öldürseydi, Atatürk hiçbir hastalıktan ölmemiş olacaktı. Bilindiği gibi Atatürke 4-5 adet hastalık teşhisi koyuldu. Ve bu belirtiler Atatürk'te oluştu. Yani Eğer masonlar öldürseydi. Atatürk bu hastalıkları sağ geçirmiş olacaktı. Oysaki Atatürk onlarca hastalık atlattı. Ama yenildi...Atatürk masonlarca öldürüldü iddaası net olmamakla birlikte, doktorlarcada açık ve delilli bir şekilde söylenmektedir.
    Bölüm 4
    Atatürk'ün İşte Asıl Ölüm Nedeni?
    Elimizdeki her şeyi bir kenara koyuyoruz ve işte asıl nedenini topladığım farklı metinlerle size ispat ediyorum...
    Atatürk'ün ölüm nedeni Alkole bağlı Siroz değildir. Siroz'dan ölseydi Karaciğeri şişmiş olmazdı. Farklı çeşit bir sirozdan ölseydi de böyle farklı teşhisler koyulmazdı. Sıtmadan öldü diyebiliriz.
    "Atatürk'ümüz milletini kurtarmak ve çağdaş uygarlığa götürmek için cepheden cepheye koşarken iki defa yakalandığı sıtma hastalığından ve tedavisi için kullanılan ilaçların bir komplikasyonu olan Banti Sendromu’ndan ölmüştür. Yoksa bazı doktorlar tarafından uydurulan alkolik sirozdan ölmemiştir."
    "Alkol içmeye bağlı siroz olması riski en az 10 - 15 yıl günde rakı biriminde 3 bardak ve her gün içilmesi koşuluyla olabilir. Oysa Atatürk bu sıklıkla ve sürede içmiyordu. Ülkemizde çok daha fazla alkol tüketilmekle birlikte alkole bağlı siroz hemen hemen sıfıra yakındır."
    Atatürk’e konulan alkole bağlı karaciğer sirozu teşhisinin, o dönem elde bakteriyolojik veriler olmadan konulduğunu, sirozda sıtmanın da etkili olduğunu söyledi. (Milliyet)
    Bir deniz tabip albayın bu konuda yaptığı doktora tezi vardır. Orada Atatürk’e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı “kinin” yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından doktor Mim Kemal’dir.
    Durumu iyice fenalaştıktan sonra Celâl Bayar’ın ısrarı ile dışarıdan bir doktor getirilir. Yanlış tedavi yapıldığını, karaciğerinin bu yüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur.
    İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona’da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı’na götürülmüştü.
    Peki, nasıl oldu da sirozdan öldüğü açıklandı ve bütün yazılı kaynaklara da böyle girdi?
    Büyük Millet Meclisinde ölüm raporu gündeme getirildi. Mason locaları 1935’de kapatılmasına rağmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı. “Efendim, gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım…” denir ve kabul edilir. Arkasından Yeşilay icad edilir, tarih kitaplarına da böyle girer…

    Bölüm 5

    Sansasyon yaratan uydurmalar...
    Ölümü çok içki içmesindenmiş (!)
    Ölürken iman etme teşebbüsü de pek işe yaramamış, ebediyen cehennemlik olmuş (!)
    Ölüm saati olan 09.05 tamamen uydurmaymış (!)
    Öldükten sonra, Hristiyanlık dini gereği elbiseler giydirilerek tabuta konmuş (!)
    Ölürken cenaze namazı kılınmasını istememiş (!) ve cenaze namazı kılınmamış (!)
    Katafalkın önünden geçen bazı vatandaşların belgesellerde, fotoğraflarda görülen ağlamaları, üzüntüden değil, zorla getirilmeleri sırasında Jandarmanın vurduğu dipçik acısındanmış (!)
    Gömülürken toprak bile kabul etmemiş (!)
    Gerçekler
    - Atatürk'ün Ölümü Alkolden Değildir!
    - Saat 09.05'te Vefat Etmiştir!
    - Cenaze Namazı Kılınmıştır!
    - Kefen İle Tabuta Konmuştur!



    Bu etkileşimimin kaynağı Ogün Deli'nin yazmış olduğu Agoni isimli kitaptan alınmıştır. Lazer Yayıncılılık
    Ben bu etkileşim serisini yaptım. Ve bu etkileşimimde de sizlere bir şey söylemek istiyorum...
    Türkiye'de onca ayyaş , pis herifler var. Bunlar sabah kahvaltılarında dahi içki içen insanlar. Bunlara bir şey olmuyor da.. Bizim Sarı Liderimiz Atatürk mü içkiden ölecek?
    Atatürk gibi bir kaplan mı bu diyardan gidecek? Sorarım sizlere...


    Bu etkileşimin tüm hakları Cem Ertem'e aittir. Bu etkileşim Cem Ertem tarafından Tam İndir'e yapılmıştır.

    İzin alınmadan kopyalanması veya herhangi bir metinin çalınması yasaktır.

    Metni almak isteyenler metinin altına etkileşimin yapımcısının ismini yazmak zorundadır...

    Hazırlayan - Derleyen - Yapımcı: Cem Ertem
    Atatürk etkileşimlerim konusunda takıldığınız, kafanızın karıştığı bir yer olursa veya soru sormak isterseniz

    editor.cemertem@tamindir.com msn adresimi eklemeniz rica olunur. (Yorumunuzuda yollayabilirsiniz)
    Yorumlarınızı bekliyoruz...

  9. #9
    Gazi Paşa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2007
    Mesajlar
    4,435
    Karizma Gücü
    0

    Atatürk Nasil öldürüldü?

    Bu mesaj en son " 06.03.07 " tarihinde saat 22:41 itibariyle AlpeR tarafından düzenlenmiştir... Neden: Konu birleştirildi. Metin yukarıda mevcut olduğundan silindi.










    Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah’ı kullanırlar.”
    Giordano Bruno



    Minik

  10. #10
    Mordoth adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-09-2005
    Mesajlar
    3,374
    Karizma Gücü
    0
    Mükemmel bir yazıydı , bu bence de bir masonik yahudivari bir SUİKASTti , sanki o dönemde II.Dünya Savaşında Rusya'nın yanında yer almak istemeyen bir insan vardı . ( Atatürk Rusyanın kazanacağını düşünüyordu )

    Atatürk aslında ORtadoğuda bir federasyon düşünmüştü , arapları tekrar yanımıza çekmek için gerçekten uğraştık , arapların bazıları ( suriyeliler ) bizlere birleşme ve Fransızlara karşı yardım alma talep ettiler .
    Atatürk ise , Arapların coğrafyalarını kendilerinin kurtarmaları gerektiğini , ama icap ederse Türk ordusunun destekleyeceği bir harekata katılıp tekrar o toprakları araplara terk edebileceğini söyledi .
    Ama olmadı .
    Elbette bazı alçakların çıkarlarını derinden sarstılar , ondan ötürü , bütün alçak namert ona düşman oldu .
    Şerefnalet herifler .

    Allah Gani Gani Rahmet eylesin , bende hakkı kaldıysa helali hoş olsun , Nur içinde yatsın
    !!! TÜRKİYE AYILDI , İMAM BAYILDI !!!



    Ebedi Cumhuriyet Muhafızı


    bütün ampullere sesleniyorum ;ampulünüz şu sıralar yanıyor olabilir ama EBEDİYEN
    CUMHURİYET GÜNEŞİ
    altında yanmaya mahkumsunuz







 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Türkforum profil anketleri...kimler evli kimler bekar
    2005 Konuları bölümünde timm_ tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 04.04.05, 04:43

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •