• Reklam
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor

Konu: Vahhabilik

  1. #1
    cihan_zg adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-07-2005
    Mesajlar
    588
    Karizma Gücü
    0

    Vahhabilik

    Arkadaslar Birazda Vahhabilik hakkinda konusalim,ne dersiniz?Ben Bir kac on bilgiyi yazayim.

    VAHHABİLİK'İN İLKELERİ

    Dini silahla uygulamaya çalışan, namaz kılmayana ölüm cezası öngören, kendilerinden olmayanları kafir bilerek mezarlıklarını ayıran, Peygamber devrinde olmayan herşeyi sapıklık ilan eden, aklı dışlayan, amelsiz imanı küfür sayan, Kur'an ayetlerini akılla yorumlamayı yasaklayan Vehhabîlik'in ana ilkeleri şu 18 maddede toplanabilir:

    1) Allah'ın zatı, sıfatı ve fiili aynıdır. Ayrı olamaz.
    2) Bu Tevhid'dir. Tevhide inanmayanın malı, canı helaldir.
    3) Amel imanın içinde gizlidir, amelsiz iman olamaz.
    4) Ameli yerine getirmeyene harb açılır. Kestiği yenmez. Bu kişilere karşı cihat edilir.
    5) Ayetleri yorumlamak küfürdür. Hüküm zâhire göredir.
    6) Allah'a aracısız ibadet şarttır. Mürşid, şeyh, veli, aracı küfürdür.
    7) Kesin delil Kur'an'dır. Şia, kelam, tasavvuf, tarikat uydurmadır.
    8 ) Kur'an ve Hadis' ten başka herşey bid'attir.
    9) Mezar, türbe yapmak, adak adamak, kabir ziyareti küfürdür
    10) Allah'tan başka kimseden yardım beklemek küfürdür.
    11) Amelde 4 mezhep helâldir. Tarikat küfürdür, sömürü aracıdır.
    12) Namazı cemaatle kılmak şarttır. Namaza gelmeyen ceza alır.
    13) Sigara, nargile, içki ve kahve içene kırk değnek vurulur.
    14) Vakıf bâtıldır. Vakıf kuranlar servetlerini kaçıranlardır.
    15) Muska, tesbih, zikir, sünnet ve nafile namaz batıldır.
    16) El öpmek, boyun kırmak, evliya kabri ve sakalı şerif ziyareti, mevlut ve kaside okuma, çalgı dinlemek, eğlenmek şirk'tir.
    17 ) Rüfai, Kadırî, Nakşibendi ve benzeri tarikatları küfürdür.
    18 ) Ehli beyt sevgisi taşımak, Ali evladını masum saymak şirk'tir.


    Ben Ciddetle 18.Maddeye Karsi Cikiyorum...Simdilik sadece bunu soyluyorum.


    Ekonomi & Finans Hakkinda Aradiginiz Bir Konu Mu Var?


    Ödevler & Sunumlar & Tezler & Makaleler


    Ezelden evveli bir Hakk'ı bildik
    Hak'dan nida geldi Hakk'a Hak dedik
    Kırklar meydaninda yunduk pak olduk
    İstemem taharet yundum de geldim
    (Şah Hatayi)

    Her nereye gitsem yolum dumandır
    Bizi böyle kılan and u amandır
    Zencir boynum sıktı halim yamandır
    Açılın kapılar Şah'a gidelim
    (Pir Sultan Abdal)

    ๘۩ TürkYaşamAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...


    ceteris paribus
    turkyaşamdaki ekonomi, işletme ve finans çevreleri burada herkesi bekliyoruz

  2. #2
    Oflugenc adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-01-2006
    Mesajlar
    16
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Vahhabilik

    İbn-i Teymiyye (1263-1328):

    Vehhâbîlik dininin fikir olarak ortaya çıkması, Hicrî 661, Milâdî 1263 yılında Harran’da doğan İbn-i Teymiyye ile başlamıştır. Asıl adı Ahmed bin Abdülhalim olup, İbn-i Teymiyye lâkabıyla şöhret bulmuştur.

    Tatarların zulmünden dolayı âilesiyle birlikte Şam’a geldi. Babası Abdülhalim kısa zamanda Şam’da parmakla gösterilmeye başladı. Şöhreti her tarafa yayıldı. Şam’ın en büyük camiinde vaaz ve ders kürsüsü vardı.

    İbn-i Teymiyye küçük yaşlarda Kur’an-ı kerim’i ezberledi, daha sonra Hadis tahsiline yöneldi. Kısa zamanda tahsilini tamamladı. Henüz yirmi yaşına varmadan geniş mâlumat ile şöhret bularak ders okutmaya ve fetvâ vermeye başladı. Babası ölünce de onun yerine geçti. Bütün gözler kendisine çevrilmişti. Bir çok hayranı ve taraftarı oldu.

    Başlangıçta İslâm şeriatını ihyâ ve İslâm’a karışan hurafeleri temizlemek gayesiyle ortaya çıkmıştı. Şu kadar var ki bazı itikadî ve amelî meselelerde cumhûr-u ulemâya, büyük müçtehidlere muhalefet etti. Salâhiyeti umumiyetle kabul edilmiş bulunan nüfuzlu şahsiyetleri çürütmeye çalıştı. Cami minberinde: “Ömer bin Hattab bir çok hatalar yapmıştır.” dediği gibi, Muhyiddin İbn-ül Arabî -kuddise sırruh- ve İmam-ı Gazâlî -kuddise sırruh- gibi büyük zâtlara şiddetli hücumlarda bulunmuştur.

    İmam-ı Süyutî onun hakkında:

    “İbn-i Teymiyye kibirli bir adamdı. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek ve büyüklerle alay etmek âdeti idi.” demiştir.

    Allah-u Teâlâ’nın dinini kendisinin düzelttiğini, Kur’an-ı kerim’in mânâsını sadece kendisinin anlamış olduğunu söyleyen İbn-i Teymiyye; ehl-i sünnet âlimlerinin Kur’an-ı kerim’i ve Hadis-i şerif’leri yanlış anladıklarını iddiâ edecek kadar ileri gitmişti.

    Sâlih kullar ve evliyâullah vasıtasıyla Allah-u Teâlâ’ya yaklaşmanın İslâm’da yeri olmadığını iddiâ etmiş, eserlerinde şiddetle tenkit etmiştir. Yaşayan kullar vasıtasıyla da Allah-u Teâlâ’ya yakın olunamayacağı, onlardan yardım istenemeyeceği gibi, kim olursa olsun, ölenlerin de vasıta olunamayacaklarını ve kendilerinden yardım istenemeyeceğini söylemiştir.

    İbn-i Teymiyye sâlih kulların ve peygamberlerin kabirlerini, Allah-u Teâlâ’ya yaklaştıracaklarını ümit ederek ziyaret etmenin câiz olmadığını iddiâ ettiği gibi; “Resulullah Aleyhisselâm’ın kabrini teberrüken ziyaret etmek caiz değildir.” demiştir.

    Allah-u Teâlâ’nın bir cihette bulunduğuna, Arş-ı âlâ’nın kadim olduğuna kaniydi. Derinleştirdikçe isabetsizliği meydana çıkan bazı içtihatları da vardı.

    Sapık fikirleri haddi aşınca Mısır’da iki defa hapse atıldı. Görüşlerinde isabet edemediği, bir çok âlimlerin tenkitleriyle sübut bulmuş, dalâlete düştüğü vesikalarla ispat edilmiştir.

    Yaşadığı devirde büyük bir fikir hareketi meydana getirmiş, etrafında büyük bir çevre edinmiş, etkisini kendisinden sonraki nesillerde de devam ettirmiştir.

    Hakiki âlimler tarafından “Beynel-ulemâ muallâk adam” diye anılan İbn-i Teymiyye, 1328 yılında ölmüştür.

    Muhammed bin Abdülvehhâb (1703-1792):

    Muhammed bin Abdülvehhâb 1703 yılında Arabistan’ın Riyad şehrine yetmiş kilometre uzaklıkta bulunan Uyeyne köyünde doğdu. İlk tahsilini kadı olan babasından aldı, daha sonra Mekke ve Medine’de tahsiline devam etti. Bu tahsili esnasında İbn-i Teymiyye’nin akâid ve fıkha dâir eserlerini ciddiyetle incelemiş, onun çarpık görüşlerinin etkisi altında kalmış, katı bir taassupla büyük bir bağlılık göstermiştir. Daha sonra da kendisini müçtehid zannedip çıkmıştır.

    Mekke ve Medine’yi merkez edinerek çalışmaya başladığında pek ciddiye alınmadığı için Basra’ya geçti. Babası Abdülvehhâb bin Süleyman iyi bir müslümandı, çevresinde âlim olarak tanınıyordu. Oğlunun bozuk fikirler yaydığını görünce karşı çıktı, peşinden gidilmemesini var kuvvetiyle halka duyurmaya çalıştı.

    İbn-i Abdülvehhâb birçok yerler dolaştıktan sonra tekrar doğum yeri olan Uyeyne’ye geldi. Oranın emiri olan Osman bin Hamd ile yakınlık kurdu ve onu kendisine inandırarak görüşlerini kabul ettirdi, altıyüz kişilik gücünden faydalandı. Daha sonra Uyeyne’nin mühim bir ismi haline geldi. Etrafında kendisini dinleyen ve destek veren büyük bir kalabalık çevrelendi.

    İbn-i Abdülvehhâb kendi sapık görüşlerini yaymak için “Kitabu’l-Tevhid” adında bir kitap yazmıştır.

    Kendine uymayanları kılıçla yola getirmek gerektiği üzerinde duruyordu. Ona göre bu hususta her türlü baskı uygulanabilirdi.

    İbn-i Abdülvehhâb sadece sapık fikirlerini yaymakla kalmıyor, bunları zorla kabul ettirmeye çalışıyordu. Bu durum halkı korku ve endişeye sevketti. Bunun üzerine o civarın kuvvetli kabilelerinden biri olan Hâlid oğullarının reisi Süleyman bin Üreyir’e başvurarak yardım istediler. O da Uyeyne emiri Osman’dan İbn-i Abdülvehhâb’ı oradan sürmesini istedi.

    İbn-i Abdülvehhâb orada barınamayarak Riyad’a yakın bir yer olan Der’iyye’ye yerleşti. Oranın emiri ve en nüfuzlu adamı Muhammed bin Suûd ile anlaştı ve işbirliği yaptı. Böylece görüşlerine siyasi bir güç kazandırmış oldu. Bu işbirliğinden Vehhâbî isyanları doğdu. İsyancılar Osmanlılar’dan bağımsız olarak kendi inanç ve düşüncelerine göre şekillenen bir devlet kurmak istiyorlardı. İbn-i Abdülvehhâb sapık fikirlerini yaymak için sağlam bir maddî desteğe kavuşurken, Muhammed bin Suûd da kendi nüfuzunu genişleterek Arap yarımadasına sahip olmak için fırsat elde etmiş oldu.

    Bazı kabile reisleri de İbn-i Suûd gibi yaptılar ve İbn-i Abdülvehhâb’ın bâtıl fikirlerini kabul ettiler. İbn-i Abdülvehhâb da güçlenerek daha rahat çalışma fırsatı yakaladı. İslâm dinini saflaştırmak bahanesiyle bedevîleri etkisi altına almaya başladı. Çünkü onlar İslâmiyet hakkında şümullü bilgiye sahip değillerdi.

    Arabistan topraklarının Osmanlı idaresinde olduğu dönemde bu bölgede Vehhâbî dininin temeli 1744’te işte böyle atıldı. Hicaz bölgesini istilâ ederek, oraları abluka altına aldı.

    İbn-i Abdülvehhâb Der’iyye’de sapık fikirlerini yaymaya başladı, orada dersler düzenledi. Komşu kabilelerin emirlerine mektuplar yazarak fikirlerini aktardı. Kısa zamanda etrafında kalabalıklar toplandı. Erbakan gibi Deccal’den daha beter olan yoldan sapmış imamların etrafına halkın toplandıkları gibi.

    Bu sapık adam kendisine uyanlara “Muvahhidler” adını veriyor, kendisine uymayanları “Hak dine girmeyenler” olarak görüyordu. Vehhâbîlik dinini resmen bu şekilde yaydı ve bu noktada ilâhlık dâvâsında bulundu.

    Halkın dalâlete düştüklerini, tarikata girme ve benzeri şeyler yüzünden tevhidin bozulduğunu, bu gibi kimselerin müşrik olduğunu ileri sürerek kan ve mallarının kendisine inananlara helâl olduğunu, onları kılıçla yola getirmenin gerektiğini ilân etti.

    Bölge halkına ganimet vaad eden bu sapık fikirler Necd bölgesinin halkına cazip gelmişti. Bu bölge asırlardır bir çok sapıklıklara sahne olmuştu. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizden sonra peygamberlik iddiâsıyla ortaya çıkan Müseyleme’tül-Kezzab, Secah, Tüleyhâ, Esved’ül-Ansî gibi sahtekârlar bu bölgede ortalığı karıştırmışlar, taraftar bulmuşlardı. Bölge daima isyancı grupların merkezi olmaya devam etmişti. Halk yağmacılığa, talana, isyan etmeye, baş kaldırmaya her zaman için meyilli idiler. Çok yaygın bir cehâlet hüküm sürüyordu.

    Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde Tevrat’taki âyetleri tebdil ve tahrif eden yahudi âlimlerinin durumunu anlattıktan sonra, onların peşinden giden avam halkın durumunu da haber vermekte ve her iki grubun aynı derecede sapıklık içerisinde olduklarını beyan buyurmaktadır:

    “Onlardan bir kısmı okuma yazması olmayan ümmidirler, kitabı anlamazlar. Bir takım bâtıl şeyleri onlar sadece zanneder dururlar.” (Bakara: 78)

    Saptırıcı önderleri izleyen kimseler, hiçbir bilgiye sahip olmaksızın körü körüne ve aptalca peşlerinden gittikleri, hakikata kulak vermedikleri, bir takım zan ve kuruntulara saplandıkları için dalâlete düşmüşlerdir.

    Sonra Allah-u Teâlâ mal, menfaat, makam ve şöhret için peşlerinde sürükledikleri halkı sapıklığa düşüren önderleri Âyet-i kerime’sinde şu şekilde açıklamaktadır:

    “Kitab’ı elleriyle yazıp da sonra onu az bir para ile satabilmek için: ‘Bu Allah katındandır.’ diyenlere yazıklar olsun!

    Ellerinin yazdıklarından ötürü vay haline onların! Kazandıkları vebalden ötürü vay haline onların!” (Bakara: 79)

    Bu Âyet-i kerime her ne kadar İsrâiloğullarından söz ederken zikredilmişse de hükmü elbette ki umûmidir.

    İnsanları Hakk’tan uzaklaştırarak, ebedî azaba sürükleyen bu saptırıcılığın vebali şüphesiz ki çok büyüktür.

    O bölgede pek çok kanlı baskınlar yapıldı. Vehhâbîliği kabul etmeyenler kılıçtan geçirildi, elde edilen malların beşte biri ganimet olarak hazine adı altında Muhammed bin Suûd ve avânesine ayrıldı, kalanı ise savaşa katılan süvari ve yaya çapulcular arasında ikili-birli bölüştürüldü. Bu durum doğrudan doğruya Hazret-i Allah’a ve Resulullah Aleyhisselâm’a karşı açılan bir başkaldırmadır. Vehhâbilik dinine girenleri himâye etti, İslâm dininde olanların mahvına çalıştı.

    İşte bu Vehhâbî bozmalarının bu yaptıklarından bazılarını örnek olarak gösteriyorum, müslüman olan bunu yapar mı?

    Bununla bir kâfirin arasında ne fark görebilirsin? O da kâfir, o da kâfir! Vehhâbîlik dinini savunanların kâfir oldukları buradan da görülebilir.

  3. #3
    NO_ESCAPE+
    Ziyaretçi

    Cevap: Vahhabilik

    Bugün dünya üzerindeki iktidar savaşı, Evanjelizm ve Vahhabilik arasında geçmektedir. Evanjelistlerin amacı kıyamet zamanını yakınlaştırmakken, Vahhabilerin amacı ise, İslam ülkeleri arasında kendi görüşleri doğrultusunda bir birlik kurmak ve bu birliği kurarken de en büyük düşman olarak gördükleri Hristiyan ve Yahudileri, İslam coğrafyasından kovmaktır. Bu mücadele yüzünden Newyork, Madrit, Bali, İstanbul, Londra, Irak, Afganistan kısaca dünyanın her yeri güvensiz bir hal almıştır.

    Filistin lideri Mahmud Abbas, Başkan Bush ile 2003 yılında bir araya geldiğinde Abbas'a şunları söylemişti: “Tanrı, 'George, Afganistan'a git ve teröristlerle savaş' dedi, yaptım. Ardından, 'George, Irak'a git ve zorbalığı bitir' dedi, onu da yaptım.'


    'Tanrı, Filistinlilere bir devlet, İsrail'e güvenlik, Ortadoğu'ya da barış getir' dedi. Ahlaki ve dini bir misyonum var. Bu nedenle size bir Filistin devleti vereceğim. Tanrı'dan bir görev aldım.”

    “Eğer sizler bizim şehirlerimizi bombalarsanız, ” diyordu Usame bin Ladin bir video kaydında, ”biz de sizin şehirlerinizi bombalarız.” Irak ve Afganistan'ı işgal edenler, El Kaide'nin karşılanması hatta üzerinde konuşulması bile mümkün olmayan talepleri olduğunu, bu kişilerin Batılı hayat biçimine ve özgürlüğe karşı duydukları nefretle hareket ettiklerini savundular. Aslında radikal İslamcıları asıl rahatsız eden şey, Batılı hükümetlerin izlediği politikalar ve özellikle de Irak ve Afganistan'daki Batılı askerlerin varlığıdır. Bin Ladin kendisine sorulan “Batı'dan nefret mi ediyorsunuz” sorusuna karşılık olarak “Peki Batı'dan nefret ediyorsak neden İsveç'e saldırmıyoruz” cevabını vermişti.

    Evanjelistler,11 Eylül olaylarının sorumlusu olarak Müslümanları gördükleri için, İslam'ı küresel tehdit olarak kabul etmektedirler. Görüşlerini şöyle açıklamaktadırlar: ”İslam günümüzde, kötülük sembolü Sovyetlerin yerini almıştır. Müslümanlar, modern çağda şer imparatorluğu ile eşdeğer hale gelmişlerdir.” Evanjelist liderlerden Charles Kimball, ” İslam, Hristiyanlığı tehdit eden tek din. Bu bizim bilinçaltımıza işlemiş, kültürümüzde yer almış diyerek İslam düşmanlığının asıl kaynağını da açıklamaktadır.

    Mustafa Karaca'nın Evanjelizm ve Vahhabilik kitabından alıntıdır.

  4. #4
    Aboca adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-03-2005
    Mesajlar
    1,099
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Vahhabilik

    vahhabiler arap milliyetcileridir. Osmanlıya bile isyan etmiş bir çapulcu sürüsüdür. Ama orada yazan çoğu numaranın gerçekliğinden şühe duyarım.Bu şekilde vahhabiliğin masonluğun ortodoksluğun sunnilerin alevilerin kuraları gibi yazılar bazen o grubu kötülemek amaçlı yazılabiliyor. Eğer iki fikrin doğruluğunda şüphen varsa ciddiye (ikisinide) almayacaksın.Alıntı yapan arkadaşa da emeğinden dolayı teşekkürler.

    Birde ben o usame bin laden saldırıları hakkında kitap mı yazsam ne yapsam
    Mongol, Yuan, Türk,Kazak, Çekez, Gücü,Ermeni, Rum, Arap,İngiliz, Yahudi, Fransız ne dersen de anlamı "bir"dir.Anlamı Türk'dür.Anlamı İnsandır.

    Yalan söylüyorlar, iiki doğru yanında bir yanlışıda götürüyorlarsa durumun korkmadan Bu yalancı cihana karşı.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Evanjelizm Ve Vahhabilik
    2005 Konuları bölümünde galerihikmet tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 02.01.06, 22:40

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •