Kırık Balerin
Gece biraz geç yatmıştı.Bir buçuk gibi.N'apsın?...Uyuyamamıştı heyecandan.Buna rağmen, onun için alışılmışın dışındaydı, sabah erkenden kalktı.
Yüzünü yıkarken aklına gelmişti...Hızla kafasını kaldırdı ve aynaya baktı.
Uykusuzluktan gözleri şişmiş miydi acaba?Yok canım; bir şey yoktu.Gayet sağlıklı göründüğünü düşündü.Birden yüzü asıldı."Neyse!...Şimdi bunları düşünmenin sırası değil." dedi, kendi kendine.Elinde beyaz bir havluyla odaya doğru yürüdü.Odadan içeri adımını atarken; havlu, siyah gözlerinin önünden çekildi.Gözü, odanın girişindeki manzara resimli takvime takılmıştı.Gülümseyerek, kırmızı kalemle çizdiği kalbin, içine aldığı sayıya baktı.Bugün 14 Şubat'tı.Son üç gün ne kadar da zor geçmişti.Ama sonunda, Sevgililer Günü gelmiş, çatmıştı işte.Dağınık yatağının üzerine oturdu ve elini, yatağın altına uzattı.Sim renginin üzeri kırmızı kalblerle desenlenmiş bir paket vardı elinde.Paketin bir tarafında, şirin bir kart duruyordu.Kartın üzerinde sadece "Seni Seviyorum." yazılıydı.Hiç bir temenni, hiç bir dilek yoktu.Salt bir gerçek haykırılmıştı sadece.Seni seviyorum.Dudaklarında, odaya girdiğinden beri bozulmamış bir gülümseme ; gözlerinde bir dalgınlık vardı.Aklında neler olduğunu Allah bilir.
Traş oldu, akşamdan hazırlaığı kıyafetlerini giydi, yeni aldığı parfümü vücudunun iki yanına sıktı ve aynanın karşısına geçti.Bir eksik kalmamıştı herhalde. Üç gün önce aldığı hediyeyi yatağın üzerine koydu.Sonra, kolundaki saate baktı.Saat daha yarımdı.Oysa onlar, ikide buluşacaklardı her zaman gittikleri kafede.
Sırtını, yatağının dayalı olduğu duvara yasladı.Yüzü, karşı pencereye çevrili;
sol elini, yatağının baş ucundaki masaya uzattı.Eline aldığı küçük çerçevedeki resime bakmaya başladı."Canım Sevgilim", diye mırıldandı.Gözlerinden akan yaşlar, beyaz gömleğini ıslatmıştı.İki elinin tersiyle yüzünü sildi ve hafifçe burnunu çekti.
Hiç hareket etmeksizin dakikalarca oturmuş, gül kurusu renkteki ve gül desenli çerçeveli resme, o güzel kıza dikmişti gözlerini.Neden sonra irkildi.
Saate baktı.Biri biraz geçiyordu.Kalktı ve lavaboya doğru ilerledi.Aynada yüzüne baktı.Sadece baktı...
Ceketini giydi, sevgilisine aldığı hediyeyi özenle yere koyduktan sonra, ayakkabılarının bağcıklarını bağladı.Dışarı çıktığında, bir bungunluk hissetmişti.Sanki hava gereğinden fazla sıcaktı.Tüm bunlara rağmen, onun içinde, tarif edilemez bir heyecan, bir sevinç vardı.Seviyordu; hem de delicesine.Kafeden içeri girer girmez, üst kata çıktı.Köşede, camın kenarında duran boş masaya doğru yürüdü.Her zamanki yerine oturdu.Onun yeri ise boştu.Henüz gelmemişti genç kız.Zaten saat de daha iki olmamıştı.Kafenin kapısının her açılışında, üst kata çıkan merdivenin demir basamaklarının gürültüsünü her duyuşunda gözleri o tarafa dikiliyordu.
Saat üçtü.Ve o hala yoktu.Biraz düşündü ve telefonun tuşlarına dokunmaya başladı.Telefon uzun uzun çaldı.Tam, cevap verilmeyeceğini sanmıştı ve kapatacaktı ki; bir ses "Alo" dedi.Bir an şaşırdı.İkinci alodan sonra, meraklı bir sesle sevgilisini sordu.Çünkü telefona cevap veren, kızın annesiydi.Kadın, ağlamaklı bir sesle konuşuyordu.Kadının söylediklerini duyunca benzi sararmıştı.Neye uğradığını şaşırmış bir şekilde, bir şey söylemeden telefonu kapattı.Sanki hiç yaşamıyor gibiydi.Nasıl ve ne zaman geldiğini bilmiyordu ama, kendini bir iskelede buldu.İskelede, ondan başka kimse yoktu.Martılar bile daha uzakta uçuyorlardı."Olamaz!...Olamaz!", diye haykırdı.Hıçkıra hıçkıra, adeta bir çocuk gibi ağlıyordu.Sadece ağlıyordu....
Olamazdı!...Bugün ölemezdi genç kız.Doktorlar, üç dört ay yaşar demişlerdi.
Oysa daha bir ay olmamıştı teşhis konulalı.
Kan çanağına dönmüş gözlerini Boğaz'a dikti ve şöyle dedi: "Seni seviyorum sevgilim.Ve hep sevicem!".Kırmızı kalblerle bezenmiş ambalajı yırttı; ahşap kapağı kaldırdı.Müzik sesi geliyordu ama, balerin dans etmiyordu. Kırılmıştı.
10 Şubat 2001


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
yine de paylaşayım dedim.
