Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan sevgi bülbül olurmuş. Bilirim ki aşkın pınarından bir damla içen ömrünce sarhoş gezermiş bilirim ki kavuşmak olmasa sevdalılar ağlaya ağlaya gözler kör olurmuş.
Biliyor musun iki gözüm bugün ayın kaçı Hangi mevsimdeyiz Bahar mı, kış mı, sonbahar mı, yaz mı inan farkında değilim sıla ne yana düşer gurbet ne yanda nerdeyim nasılım? Bilmiyorum.
Derdim, kederim ne? Biliyor musun yanıtını? Neşemi, sevimcimi yaşama gücümü yitirdim. O coşkulu mutlu, umutlu günlerimi ne de çok özlüyorum. Öylesine bir özlem ki bu ne sen sor, ne ben söyleyeyim
Dalları fırtınada kopmuş bir ağaç gibiyiz iki gözüm. Her dalımız bir sınır boyunda, her yaprağımız bir ülkeye savrulmuşmuşuz? Özümü özlüyorum, özümü. Kendim olabilmeyi, sözümde durmak için verdiğim çabayı, kendime dürüst olmak için kendimle olan mücadelemi, özümle barışık yaşamayı özlüyorum. En iyi sen bilirsin, bir huyumu terk etmek için sarf ettiğim gayreti.
Zaman geçiyor, hayat geçiyor, ömrümde akşam çanları çalmaya başladı bile. İnsanın mutlulukları, heyecanları, hayatı, yaşadıkları geride kalıyor iki gözüm. Bizim gibileri yıllar geçtikçe daha bir duygusallaşıyor. Anılarla özlemlerle boğuşmak beni yıpratıyor. İç acısıyla dolu, yaralı, bin yerinden vurgun yemiş bir gönülle acılara karşı umarsız olmaya çalışıyorum ama olmuyor. Belki bir gün son bulacak ufuklarda solar hüznümüz. Hala bir şeyler bekleyerek bulutsu bir sise gömülüyor her şey.
Şimdi ise gülmek ağlamak arası monoton bir hayatın girdabında kaldım. Üzerime ölü torağı serpilmiş gibi. Silkinip çıkamıyorum. Gün ışığına, suya hasret bitkiler gibi tatsız ve tuzsuzum. İşte şimdi böyle bir insan oldum iki gözüm. Gayesiz ve huysuz . Evden sokağa her çıkışımda, penceremden dışarı her bakışımda, karabasan gibi çöken sis ve karanlık dokunuyor bana. Oysa ışık umut, umutsa hayat demektir. Ben mi o ışığı yitirdim, yoksa o ışık mı beni; bilmiyorum.
Uzun yıllar önce sevdamı yüreğime yükleyip geldiğim bu yabancı ülkede, koynunda volkanları taşıyan bir dağ gibi sustum. Suskunluğumu delicesine haykırmak isterken, içime ağrıları akıttım ve öylece sustum. Kara bir diken gibi yuttum ve içime yığılıp öğlece kalakaldım. İçimdeki yangını, yüreğimdeki yarayı, gözlerimdeki damlayı sorma. Hasretlere dayayıp başımı, hüzünle geçip giden günlere, gecelere döndüm sırtımı iki gözüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Gönlümün duvarına kocaman bir sevda resmi çizdim, bir de ateş yaktım ocağıma dağ gibi.Ki, okyanuslar söndüremez.
İnsanlar var olalı beri kabullenmiş sevdayı. Herkes kendi sevdasının Mecnunu kendi hasretinin delisi olmuş. Kendi hikâyesini, kendi sevdasını en büyük sanmış ve saymış; büyütmüş yüreğinde dağ dağ. Sabır sabır beyninin gergefine işlemiş. Benim sevdam da benim için dünyanın en büyük, en kutsal sevdası
Yüreğimdeki yangını, gözlerimdeki hicranı sorma iki gözüm. Acılarımı kimsesizliğime yükleyip, uzayıp giden yollara düştüm. Yorgun yetim ve yaralı. Aşık oldum, yaktım kendimi. İçimde bin yangınla çıktım yola. Kavuşmak ise en inanılmaz hayalim.
Aşk olmasa iki gözüm, içimde biriktirdiğim bu yangın olmasa, dolmasa iliklerime aşkın hasreti, bu yangın yüreğimi sarmasa avuçlarımı yakmasa bu ateş akar mı damarlarımdaki kan Bir gün kavuşmak hayali olmasa nasıl dayanılır bu yaşama bu kimsesizliğe bu gurbete, bu hasrete iki gözüm, nasıl dayana bilir bir tanem.
alintidir


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

