YENİ VİZYON: KEMALİZM ve DÜŞMANLARI
Yıldırım Pehlivan
Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük
Ve kinden uzaklaşacak şekilde
Terbiye edilmelidir.
-M.Kemal, 1935
Aydınlanma 1923 hareketi, hayatına 1993 yılında İTÜ’de Atatürkçü Düşünce Kulübü olarak kuruluşundan beri devam ediyor. 1995 yılından beri de bağımsız düşün dergisi olarak yayın hayatında bulunuyor. Kurulduğu ilk yıllarda ortaya koyduğu Kemalizmi Mustafa Kemal’i ve bilimi referans alarak geliştirmeye ve günümüz sorunlarına çözümler üretmeye çalışıyor. Türk Halkı’nı yurttaşlık bilinci içinde, dogmatik düşüncelerden uzak bir şekilde, tam bağımsızlığını kazanması için emperyalizme karşı mücadele vermeye yönelik bilinçlendirme çabalarını sürdürüyor. Bunu paneller düzenleyerek, platformlara, sempozyumlara katılarak ve halkın içine girerek halkla konuşarak gerçekleştiriyor.
Kemalizm’i ideoloji olarak yorumlarken, onun en çok birleştirici ve bütünleştirici özelliğinden yararlanarak, ulusu ne sınıflara ne de parçalara bölüyor. Marksizm’in önemsemediği millet kavramıyla (ayrıntılı bilgi için,Aydınlanma1923 Dergisi 30-31-32 sayıları, Millet Kavramı) Anadolu’da yaşayan herkesi birleştiriyor. Marks’ın yaptığı gibi toplumu sınıf çatışmaları ekseninde ele almıyor. Mustafa Kemal’i kendisine referans alarak azgelişmiş ülkeler için bir kalkınma ideolojisi olarak yorumladığı Kemalizmi, ulusu birlik ve bütünlük içinde, çeşitli meslek dallarının birbiriyle fonksiyonel bağlarla ilişkili olarak görüyor. Genel çelişkiyi azgelişmiş ülkelerin sömürülmesine olanak sağlayan ideolojilerde olduğu gibi emek-sermaye arasında görmüyor; merkez-çevre kuramıyla ezenler ve ezilenler arasındaki çelişkiyi emperyalist ve ulusal devletler arasında görerek hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun ve hiçbir meslek grubunun sömürülmesine izin vermeden, bu sömürüyü kaldıracak ılımlı devletçilik ilkesini sistemleştirerek Mustafa Kemal’in “Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine uluslararası hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeden yeni bir düzen ve işbirliği çağı egemen olacaktır” sözüyle hareket ediyor ve hedefini belirliyor. Kemalist düşünce toplumsal demokrasiyi öne çıkarır, onun etrafında odaklaşır. Toplumsal katmanların veya sınıfların arasında ekonomik ve siyasal denge kurulmasını öngörür. Bu, geniş halk kitlelerinin refahını sağlamak içindir, içerde sömürüyü önlemek içindir.1 Başka ulusların ve ulus içinde grupların sömürülmesine izin veren ideolojilerle hareket etmiyor; yurtta barış, dünyada barış mantığıyla Kemalizmi savunuyoruz. Kemalizm, azgelişmiş bir ülkede ulusal bağımsızlığı ve dengeli kalkınmayı bir arada hedeflemiş ulusal-halkçı bir ideolojidir. 2
Savunduğumuz Kemalizm ideolojisinde, sınıf-güder, soy-güder, ırk-güder veya din-güder bir anlayış yoktur. Bizim için laik bir düzende bilim-güder bir anlayış mevcuttur. Evrensellik iddiasındaki ideolojiler kuramlarının her yerde ve her koşulda geçerli olacağı yanılgısı içinde bulunduklarından toplumların tarihsel, coğrafi, kültürel, ekonomik özelliklerini göz ardı ederler 3. Bu yüzden bilimsel değildirler. Tüm dünya toplumlarının aynı tarihsel gelişme sürecini göstereceğini düşünmek büyük bir yanılgıdır. Birçok faktörün yok sayılarak ortaya konduğu ve azgelişmiş ülkelerin sömürülmesine açık olan bu savda referans alınan Avrupa’da bile hiçbir sanayileşmiş ülke Marks’ın öngörülerine göre hareket etmemiştir. Etmedikleri gibi sol bir ideoloji olarak gösterdikleri ve azgelişmiş ülkeleri sömürmeye devam ettikleri sosyal demokrasi ile emperyalist amaçlarını sürdürmektedirler. Marks, köleci-feodal-kapitalist-sosyalist evreleri geçerek komünizme ulaşılacağını gözlemlediği Avrupa ülkelerinde, ABD işçi sınıfının gelişmesi için Meksika halkını sömürmesi gerektiğini savunurken Meksika halkının kimi sömüreceğini açıklamış mıydı? Ya da Çin’in Serbest Sosyalist Ekonomi uygulamaya çalışarak içerde sosyalist, dışarıda liberal davranmasını ve sosyalizmden liberalizme nasıl geçmesi gerektiğini yazmış mıydı? Sömürüye açık olan diğer ideolojilerden Kemalizmin en büyük farkı sömürüye ve sömürgeciliğe karşı olmasıdır. Bunu ılımlı devletçilikle sağlar. Kemalist devletçilik özel mülkiyeti yasaklamaz; ama tekelciliğe, özel sermayenin toplum üzerinde baskı kurmasına özellikle de yabancı sermaye ile işbirliği halinde ülke insanını sömürmesine kesinlikle izin vermez4. Fakat Türkiye’de devlet üretim sektöründe yeteri kadar ilerleyip özel sektörün önünü açamadan özelleştirme girişimleri başlamış ve özel sektörün olmamasıyla tekelleşmeye dönüşmüş ve Özallaştırma yoluyla yabancı sektör üretim mevzilerine yerleşmeye başlamıştır. Yabancı sermayenin kritik üretim sektörlerimizde yer almasının ne kadar yanlış olduğunu, kendi başımıza karar almamızı engellediğini ‘64’teki Kıbrıs olayında ABD’nin iç politikamıza karışmasıyla görmüştük. Kemalizmin devletçilik anlayışı kolektif ideolojilerin devletçilik anlayışından farklı olduğu gibi ekonomi anlayışı da farklıdır. Kemalizmin ekonomi modeli karma bir yapıdaydı, mülkiyetin özel ya da devlette olması ideolojik bir tercih değildi. Ama bunun yanında devletin ekonomik hayattaki etkinliği, ulusal çıkarları ve geniş halk kesimlerinin yararını gözeten bir etkendi. Kemalizm ekonomiyi ideolojik değil, teknik bir konu olarak değerlendiriyordu 5 (Ayrıntılı bilgi için 6, 7). Mustafa Kemal bu konuyu şöyle dile getiriyordu: “Fakat ne yapalım ki demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiçbir şeye benzemiyormuş! Efendiler biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz. Çünkü biz bize benziyoruz.”
Kemalizmin bilimsel olduğunu; fakat bilimin doğrulamacı değil, yanlışlamacı ve bu yanlışlamayı eleştirel akıl yoluyla kazandığını söylüyoruz. Yanlışlamanın ne olduğuna gelince: Uçak tasarımında Duvar Kanunu diye adlandırılan bir formül yıllardır kullanılmaktadır. Ancak formülde elde edilen değerler deneysel verilerle pek fazla tutmamaktadır. Bu nedenle hep bir emniyet payı ile tasarımlar yapılmıştır. Oysa geçtiğimiz günlerde Barenblatt ve Chorin adlı iki araştırmacı bu formülün yanlış olduğunu gösterdiler ve kuantum mekaniğine dayanan yeni bir formül öne sürdüler. Yeni formül ile deneysel verilere çok daha fazla yaklaşıldığı ortaya çıktı. Artık tasarımcılar eski formül yerine yeni formülü kullanacaklar 8. Kemalizm devrimcilik ilkesiyle kendisini yeniliklere ve gelişmelere bilimsel bir yöntem olan eleştirel akıl ve yanlışlamacılıkla açık tutmuştur. Teorisinden önce pratik olarak hayata geçmiş olan Kemalizmde, Mustafa Kemal de yanlışlamacı bilimsel yöntemler kullanmıştır. 3. Selim’in eski ile yeniyi bir arada tutmaya çalıştığı yeniçeri olayında ölümüne sebep olan mantığı, Mustafa Kemal yeni Türk alfabesini eskiyi kaldırarak getirmesiyle yanlışlamıştır. Eleştirel akılcılığı kurduğu CHF’yi Fethi Okyar’a kurdurttuğu partiyle eleştirerek yine gerçekleştirmiştir9. Ayrıca Mustafa Kemal yaşamın tümünde problemlerin var olduğunu bilerek, bu problemlere çözüm önerileri getirirken toplumsal gerçekleri göz önünde bulundurup eleştirel akılcılıkla yapmıştır. Bugün de bizim dile getirdiğimiz toplum mühendisliği ile çözümler üretiliyordu10.
Kemalizm, ne oldu da bize ve tüm dünyaya, liberalizm ve sosyalizm dışında bir üçüncü yol olarak öğretilmedi. Sebeplerden bazıları doksanlara kadar süren iki kutuplu dünyada, iki kutbun da yayılmacı ve sömürgeci amaçları, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Tanzimat batıcılığı, bağımsızlığımızdan verilen ödünlerdir. Aynı zamanda 1950’lilerde başlayan karşı devrim süreciyle beraber Atatürkçülük maskesi altında yapılan darbelerdir. 12 Eylül’ün, İran’da ve Afganistan’da meydana gelen darbelerle aynı zamanlara denk düşmesi tesadüf müydü; yoksa ABD ve SSCB arasındaki iki kutuplu dünyada, ABD’nin SSCB’ye karşı yeşil kuşak oluşturma çabası mıydı? Türkiye’de sol ve sağ grupların kamplarını gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında temin edenler acaba kimlerdi? Milliyetçi hareketin başını çekenlerin 1956’da Amerika’ya giden 16 subay arasında olması acaba tesadüf müydü? Sol görüşlüleri Filistinlerde eğiten güçler ile onları ABD’ye ihbar edenlerin (Ş.Alpay, C.Çavdar) arkasındaki güçler acaba farklı mıydı?11 Türkiye’de ellilerden sonra Türk Devrimini halka mal olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayıranların, sağ ve sol olaylarını arttıranların, Atatürkçülük maskesi altında darbe yapanların ve gençliği batıcılığa özendirip tüketim toplumu yaratanların Kemalizmin anlaşılamamasında etkisi yok muydu?
Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, Mustafa Kemal‘in hayatı boyunca batı ile ortaklaşmaya gitmemesini ve tam bağımsızlığımızdan ödün vermemesini, hiçbir zaman anlayamamışlar ve günümüzde de pervasız bir şekilde batıya karşı ödünler vermeye devam etmişlerdir. Mesela, AB ile ‘95’te imzaladıkları Gümrük Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti’ni AB’ye tek yanlı bağlamışlardır. “Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir.” diyen önderimiz ile hükümetlerimiz arasındaki farklar ortadadır. “Millet tarafından millet adına devleti idareye yetkili kılınanlar için gerektiği zaman millete hesap vermek mecburiyeti, laubalilik ve keyfi hareketle uzlaşamaz.” diyerek Onuncu Yıl’ında millete hesap vermiş ve açık toplumdan yana olduğunu göstermiş önderimiz aynı zamanda “Ben düşündüklerimi önce milletin arzusunda, ihtiyaç ve iradesinde görmeyi salt sayan ve bunu gördükten sonra ancak, uygulaması ile kendimi vazifeli bilen bir adamım.” diyerek de bizlere örnek olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri, bir AB ve ABD 12 ile her türlü işbirliğine giderken, doğu ülkeleriyle ve komşularımızla bir Avrasya Seçeneği oluşturabilecek şekilde niçin işbirliğine gitmemektedir? Batının kendisine ulusal devletleri düşman olarak gördüğünü niçin fark etmemektedir? Kendi milli kaynaklarını ve kendi beyin gücünü kullanmak yerine batıcı prenslerle ve batıdan alınan borçlarla bizi üretimsizlik sürecine sokarak, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı batıya satmak niye? Bundan birkaç yıl önce Harran’da Kültürler Arası Diyalog Platformunda, güneydoğu topraklarımızın bir kısmının satılması tesadüf müydü?13 27 Eylül 1997’de Ekonomist dergisinde yayınlanan Büyük Avrupa Haritası, 9 Ocak 1996’da Meydan gazetesinde yayınlanan ABD’nin Anadolu Haritası, Şubat ‘92’de Kıvunum Oded Yınon dergisinin 14. sayısında yayınlanan Büyük İsrail Haritası, M.Kalman’ın Batı Ermenistan Jenosid kitabında (Zel yayıncılık, İst., 1995) yayınlanan Büyük Ermenistan Haritası14 yöneticilerimizin batının yüzünü görmesi için yeterli değil mi acaba? Aynı batı meclislerinde sözde Ermeni Soykırımı’nı da kabul etmedi mi? Ülkemizde, Ermeni sorunun, Kıbrıs sorununun, Ege sorununun, Adalar sorununun, bileşik kaplar teorisinde olduğu gibi, biri bitince diğerinin ortaya çıkması acaba tesadüf müdür? AB’nin ve ABD’nin devletimizin ve toplumumuzun yapısını düzeltme(!) (insan hakları,demokrasi vs) yönündeki önerilerini dikkate almazsak çağdışı kalacakmışız gibi gerek kendilerinin devletimize, gerekse yurt içindeki işbirlikçilerinin ABD uzantılı televizyon kanallarıyla bu kanallarda çalışan sözde araştırmacı-yazarların hem televizyonlarda hem de tekelleşmiş medya grubunda halka zorlayıcı bir atmosfer yaratmalarının sebebi ne olabilir? Düzeltme adına yapılan bu öneriler ve niyet(!) mektupları kaç yılında başladı ve o dönemlerde hangi politik söylemler iktidardaydı? Üstelik bu önerilerin başlamasıyla enflasyonun da tırmanmaya başlaması da mı tesadüftü?
Bizler Kemalizmi savunurken solun ya da sağın çatısı altına girmeye çalışmıyoruz. Kendimizi sağcı ve solcu olarak nitelendirme mecburiyeti görmüyoruz. Kemalizm, ulusalcı-halkçı bir ideolojidir, birleştiricidir. Toplumu sağ ya da sol diye bölmez. Kavramların ya da ideolojilerin dayattığı şablonlara göre sınıflandırmak toplumumuzun önemli bir rahatsızlığıdır15. Oysa ki, Kemalistler kendilerinin belirgin bir anlamda bir sınıfa ait olmadıklarının da etkisiyle ülke sorunlarına da daha bütünlükçü bakabilir, gelişen dünya şartları içinde bir yere oturtabilir ve arka planda kaldığı için çoğunca farkına varılamayan sorunları gerçek nedenlerini görebilirler 16 . Bizler kendimizi sağcı görmezken, solcular bizi, Kemalist devrimi yapanları burjuva devrimcisi olarak görürler. Verilen kurtuluş ve kuruluş mücadelesi zamanında, söyledikleri hiçbir sınıfın var olmaması, yapılan devrimden sonra gelişen toplu kalkınma hareketi, ülkenin dört bir yanına açılan köy enstitüleri, üniversiteler, sanayi kuruluşları, bayındırlık planları, sağlık teşkilatlarıyla köylü milletin efendisidir, diyen bir başkumandanın gerçekleştirdiği devrimlerin nasıl burjuva devrimi olabileceği şüphelidir. Sam Amca’nın yetiştirdiği büyük bir ekonomist de devletin ekonomisini darmadağın ettikten sonra dünyanın son sosyalist(!) devletini de yıkmayı başardığını söyledi. Bu da sağcıların Kemalizme nasıl baktıklarını gösterir. Oysa bu memleketin kendi çocukları, bu toprakların bize nasıl kazandırıldığını, nasıl mücadeleler verildiğini bilseler ve bu toprağın değerini anlayabilseler; ne sol ne de sağ bir ideolojiye gerek kalacak. Onlar, sosyalizmi de, liberalizmi de, milliyetçiliği de Anadolu merkezli yorumlayacak; Anadolu’nun kendi ürünü olan Kemalist bir anlayışla ülkenin sorunlarına çözüm üretebileceklerdir. Bilim özgür düşünceyle üretilebilir ve ülke sorunları bilimsel, bize ait ideolojilerle çözümlenebilir. Ve bu ülkenin sorunlarına en iyi çözümleri devlet üniversitelerinde okumuş, ideolojilere dogmatik olarak bakmayan, kendine yol gösterici olarak bilimi seçmiş Anadolu çocukları getirecektir.
İstanbul’da deprem olacağı bilinen bir gerçekken ülke yöneticileri başkalarının aklıyla hareket ettiğinden deprem için önlem almıyor da, batının emir ve direktiflerini yerine getirmeye devam ediyorlar. Büyük insan potansiyeliyle, akışkan sıcak parasıyla, üniversiteleriyle, sanayisiyle -ki Halkalı ve İkitelli çevresinde kimyevi madde üreten fabrikaları düşünürsek-, boğazlarıyla vs altüst olmuş bir İstanbul’un Türkiye için götürüsünün ne olacağı ortadayken, Şark Meselesinin de hala çözümlenmediğini göz önünde bulundurursak batı için getirisi ne olabilir, çok iyi düşünmek lazım! Dört yıldır Sekiz yıllık eğitime katkı payı altında toplanan paraları ve depremden sağlanan yardımları iyi değerlendiremeyerek batıdan borç alarak bizleri batıya daha bağımlı hale getirenler İstanbul’da beklenen deprem için önlem alıyorlar mı? 17
Kemalizmi içine sindirememiş yayılmacı ve sömürgeci batının, acaba şu sıralar yazılı ve görsel basında yer alan iki insanın kurmaya çalıştığı iki yeni partiyle alakası var mıdır? Yazılı ve görsel basında haklarında ilgi çekici haberlerle sempati kazandırılmaya çalışılan Derviş ve Erdoğan kimler acaba? Biri Dünya Bankası’dan (Eski Duyun-ü Umumiye) gelmiş, diğeri Erdemliler hareketini başlatan yinelikçilerin başı. Partiler ve seçim yasası değiştirilmezken, partilerin paylaştığı bankalar ve bağlı kurumları özelleştirilmezken, parti genel başkanlarının saltanatları yıkılmazken, dokunulmazlık zırhı milletvekili üzerinden alınmazken, milletvekillerine ve bakanlara ait lojmanlar satışa çıkarılmazken, Türk insanı da sivil toplum örgütleriyle bu tip dileklerini dile getirmezse dış güçlerin saltanatı değişik görüntülerle devam edecektir. Rüşvet ve yolsuzluğun arttığı, rant ekonomisinin kollandığı, tüketim toplumunun yaratılmaya çalışıldığı bu sistemi seçim barajını %5’e indirerek mi sürdürecekler? Yoksa, CHP ve DSP’nin solda, ANAP ve DYP’nin sağda bitmiş olması, yenilikçilerin sağda Yeni Yol, Derviş’in solda yeni sol oluşturma çabası, merkezin sağında ve solunda oluşacak 2 yeni partiyle Amerikan sistemine geçmemizi mi sağlayacaklar? Belki de başkanlık sistemi de getirilerek Türkiye’de federal bir yapıya giden eyalet sistemi oluşturulmaya çalışılacaktır. Biz Kemalistler kendimizi ne yeni yolda ne de yeni solda ifade edebileceğimizi düşünüyoruz. Biz batının yıldıramadığı, ulusal birlik ve bütünlük içersinde, tam bağımsızlıkçı Kemalizmin askerleriyiz!
Bu soruları bir kenara bırakıp, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması, 1990’da SSCB’nin dağılmasıyla değişen dünyanın dengesiyle ABD’nin gözünü ulusal devletlere dikmesini ele alalım. 1990’da yıkılan SSCB’nin ardından, Irak’ı önce İran’la savaştırıp sonra Kuveyt’e girmesi için özendiren ABD sonra kendisi Irak’a girerek, Kuzey Irak topraklarında sözde bir Kürt devleti yaratmıştır. Aynı dönemde Bush için yakın arkadaşım diyen Özal’ın Musul ve Kerkük’e girmek istemesi tesadüf müydü? Acaba Türkiye o dönemde Musul ve Kerkük’e girmiş olsaydı, Irak’ın kuzeyini kaybetmesi gibi Türkiye de güneydoğusunu kaybedecek miydi? Böylece Türkiye devre dışı bırakıldı. K. Irak artık yakın ‘çevre ülkelere sorun ihraç eden bir yapılanmanın içine sokuldu. Türkiye Körfez krizinden bu yana, ambargolar ve Ortadoğu’ya giden yolların kapanması sonucu 50 milyar dolar kaybetti. Bundan sonra da yıllık kaybı en az 5 milyar dolar olacak. K .Irak‘taki yeni oluşum güney kapımızın üzerinde bir duvar gibi dikildi. 18 PKK ve Hizbullah’ın güney doğuda teröre başlaması ve PKK’nin Özal tarafından bir avuç insan olarak değerlendirilmesi tesadüf müydü? 1990’da SSCB’nin dağılmasıyla CIA’ci Fuller’in Kemalizmin bittiğini söylemesi ve Türklerin Atatürkçülüğü bırakması, bırakmazsalar kendileri için kötü olacağını söylediği zamanlara denk Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Uğur Mumcu vs öldürülmeleri tesadüf müydü? ABD’nin güneydoğudaki PKK‘ye uçaklarla yardım attığını saptayan Org. Eşref Bitlis’in bir uçak kazasında ölmesi tesadüf müydü? Refah-Yol hükümetinin kanlı mı-kansız mı söylemlerinin artması, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Vekilliği’ne getirilen Bülent Orakoğlu’nun “Artık darbe olmaz,175 bin polis gücü var” 19 demesi ve şimdi de kendisinin erdemlilerin partisinde bulunması, Şükrü Karatepe’nin 10 Kasım 1996’da laik düzeni yıkma yanlısı söylemlerinin aynı zamanlara denk gelmesi birer tesadüf müydü? 1995’lerde Cemal Kutay’ın damarlarımı kesseniz Mustafa Kemal diye akar demesi, onun gibi Vahdettin’i dünyanın en namuslu adamı ilan etmiş 20, Yeni Asya Yayınları’ndan Bedüzzaman Said Nursi olarak çıkarttığı kitabında Saidi Kürdiye övgüler yapmış ve 1945’te çıkardığı haftalık Millet dergisiyle Atatürk’ü kalpsiz bir inatla toplumu dinden imandan uzaklaştıran biri olarak gösteren birine yakışıyor mu?
28 Şubat 1997’de MGK’nin aldığı kararlardan sonra ortaya sözde Atatürkçülerin çıkması, krizlerin artması, IMF reçetelerinin uygulanmaya başlanması ve ülkemize kurtarıcı olarak gönderilen yakışıklı prensten, belli kesimlerin tekelinde bulunan bir aktüel dergisinde adının Mustafa Kemal olarak verilmesi bir tesadüf müydü? Cemal Kutay’ın tekrar Atatürk’ün Beraberinde Götürdüğü Hasret: Türkçe İbadet diye kitabını ezanın Türkçe’den Arapça’ya dönüştürüldüğü, 1950’de yazması gerekirken, 47 yıl sonra yazması niye acaba?21.
Türk gençliğinin 1980’den önce, ellerinde Atatürk posterleriyle sokaklara dökülerek tam bağımsızlığını savunması ve ardından Türk solunun %40 oy potansiyeline ulaşmasıyla, iktidar gücüne sahip olabilmesi ardından 12 Eylül darbesiyle Türk solunu solduran batı yani emperyalizm, şimdi de doksanlardan beri, öz mü öz ideolojisine sahip çıkan, sadece ellerinde değil, yüreklerinde de Atatürk’ü taşıyan biz Kemalistleri mi bölmeye çalışıyor?
Mesele ölmekte değil, ölmeden ideallerimizi gerçekleştirmektedir.
-M. Kemal, 1906.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

