• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0

    Onay Sislerin Vampiri/Christie Golden...

    Sislerin Vampiri/Christie Golden...

    Ne dilediğine dikkat et--Ravenloft'un karanlık güçleri seni duyabilir.

    Bir zamanlar Jander henüz hayattayken, uzun zaman önce ölmüş birinin cesedini bulmuştu. derisi sağlam ve gergin görünüyordu, ancak elf kılıcıyla dürttüğünde parçalanmış ve içinden kurtlar fışkırmıştı. Strahd öyuküsünü bitirdiğinde, Jander'in aklına gelen imge işte buydu. tıpkı ceset gibi, bu öykü de hoş görünmüyor, ancak bir bütün oluşturuyordu. Jander daha derinlere dalarsa öykünün karanlık gerçeğinin, cesetten fışkıran kurtlar gibi ortaya döküleceğini biliyordu.

    Acıyla sonuçlanan ümitsiz bir aşk öyküsü...

    Kayalıların tepesine inşa edilmiş korkunç bir şato...

    Açılmaması gereken kilitli bir oda...

    Bir rahip, bir hırsız ve bir kurtkadın...

    ve iki vampirin dehşet verici iradelerinin ölümcül çarpışması...

    Sislerin Vampiri tam bir fantezi-korku klasiği ve Ravenloft romanlarının birincisi.

    Çev : Kerem Karaerkek

  2. #2
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0
    Giriş

    Dışarıda parlak ve sıcak bir gündoğuım olmasına karşın şatonun bu bölümünde tek bir pencere bile yoktu. Van Richten yolunu elinde sıkı sıkı tuttuğu bir fenerle kendisi aydınlatmak zorundaydı. Kabaca yontulmuş taşlardan yapılmış spiral merdivenin son basamağında durdu soluğunu tuttu, ve elindeki feneri ince bedeninin elverdiğince yukarı kaldırdı. Fenerin cılız ışıltısı, koyu karanlığı ancak birkaç metre geriye itebilmeye yaramıştı. Van Richten'in odada kendisi için tehlike oluşturabilecek kimsenin olmadığını görmesine güçlükle yetecek kadar. Fakat bu gerçek, tabi ki, burada hiçbir anlam taşımıyordu.
    Arkasına dönüp geldiği yola göz gezdirdi. Soğuk taş yuvarlak, keskin bir dönüşle mutlak karanbğa ve mutlak sessizliğe doğru iniyordu. Merdivenleri tırmanırken duvara sürtünen sol elinin parmak uçları hala soğuktan uyuşmuş durumdaydı; sanki taş, parmaklarının tüm sıcaklığını emip bitirmiş gibiydi. Ağzının sadece küçük bir köşesinde beliren pişmanlık dolu bir gülümseme eşliğinde hissiz elini esnetti. Böyle efendiye böyle fafo, diye düşündü ve önündeki odaya dönmesiyle silik gülümsemesi kayboldu.
    Oda şatonun tam kalbi ya da en azından yaşamsal kısımlarından biri olmalıydı. Yüksek duvarların her biri kitaplarla doluydu—yüzlerce, binlerce kitap, Van Richten'in elli yıllık, garip, bilgiye adanmış yaşamında gördüğü tüm kitaplardan daha fazlası. Fenerinin sarı ışığında, özenle yağlanmış deri ciltlerden ve yaldızlı başlıklardan ışıltılar yansıyordu, bir cevherin nadir parıltısı ve her ne yapılırsa yapılsın tekrar eski günlerine dönemeyecek kadar eski olduğu belli olan bir cildin tek düze görüntüsü. Ancak asıl önemli olan, dış görünüş değil o kapağın alünda yatanlardı.
    Van Richten kitapların kokusunu derin derin soludu ve kalbinin biraz daha hızlı çarpmaya başladığını hissetti. Eğer canavarın bir zayıf yönü varsa, ki hemen hepsinin bir tür zayıflığı olurdu, belki de bu odadakiler incelenerek anlaşılabilirdi. Okuduğu kitaplara bakarak bir insanı tanımak mümkün olduğuna göre, duvarları sıkı sıkı dolduran bu kitaplara bakarak bir ipucu bulmak da mümkün olabilirdi. Van Richten yüzüne yayılmak üzere olan yeni bir gülümsemeyi bastırdı. Kont Strahd Von Zarovich'i arük sadece bir insan olarak değerlendirmek manük sınırlarının dışmdaydı, oysa buralarda yaşayanlar onun gerçek doğasından pek de haberdar değil gidebilerdi. İnsani özelliklerini kaybetmişti. . . kim bilir kaç yüzyıl önce? Ve bu zaman zarfında kim bilir kaç bahtsızın hayaüna ve ruhlarının mutsuzluğuna ve ıstırabına ne uğruna neden olmuştu?
    Ancak şimdi bunları düşünmenin sırası değil. Zaman çok kısa. Hayat çok kısa.
    Önünde çalışmak için tüm bir günü vardı, yaz ortasıydı, kesinlikle yılın en uzun günü. Ancak önündeki işin ne kadar zorlu olduğunu anladığında günün gerektiğinden çok daha kısa olduğunu fark etti. Ve acaba nereden başlamalıydı?
    Hızlı hareketlerle duvarlardaki şamdanlarda bulduğu mumları yakmaya başladı. Kara gölgeler isteksizce geri çekildiler. Oda şatonun geri kalanı gibi soğuk olmasına rağmen, Van Richten büyük şömineye dokunmamaya karar verdi. Yanında getirmeyi akıl ettiği paltosu ve içine giydiği iki kat kazakla yeterince rahattı. Üstelik, hain dumanlar herkese şatoda birilerinin bulunduğunu belli edecekti ve Van Richten'in ziyaretini mümkün olduğunca gizli tutmak için mükemmel nedenleri vardı.
    Tabi ki çingeneler ondan haberdardılar, çünkü onların yardımı olmadan hiç kimse bölgeye giremez ya da dışarı çıkamazdı. Kendisini Ravenloft Şatosu'nun etrafını kaplayan zehirli sise kadar götürecek bir rehber bulabilmek için yüklü bir ödeme yapması gerekmişti. Sisin zehrini etkisiz kılacak iksiri de ayrıca satmışlardı, ancak iksirin ikinci dozu için yarı fiyatı almışlardı — bir daha geri dönmesini beklemediklerini gösteren meşum bir işaret. Yüzyıllar boyunca, birçok cesur kaşif, tepeden tırnağa silahlanmış ve güçlü büyülerle donanmış olarak, çevredekilerin deyimiyle, 'İblis Strahd'a gününü göstermek için şatoya girmişti. Hiçbiri geri dönmemişti — en azından içeriye girdiği haliyle geri dönen olmamıştı. Tek basına, orta yaşlı bir otacının1 ne gibi bir şansı olabilirdi ki?
    Hiç, diye itiraf etti kendi kendine.
    Yine de bildiği bazı şeyler vardı ve bunlara dayanarak yaşamını ortaya koymaya hazırdı. Eğer yanılıyorsa. . . evet, ölmekten de kötü şeyler vardı, ancak son bir çare olarak hazırladığı bir kaçış yolu bulunuyordu. Pek hoş değildi ama diğer seçenekten iyiydi.
    Sonuç olarak çingeneler parasını alıp onu kaderiyle baş başa bırakmamışlardı. Van Richten, Strahd'ın şatoda olduğunu bildiğinden emindi ancak Strahd'ın kendisine karşı hiçbir şey yapmayacağından da kuşku duymuyordu. Düzeltme, Strahd'ın ona karşı hiçbir şey yapamayacağından.
    Van Richten'in gerçeği tahmin etmesi neredeyse on yıl sürmüş, emin olmak içinse bir beş yıl daha beklemesi gerekmişti ve bu gün, bu yaz ortası gününde, tahminin doğruluğu Ravenloft Şatosu'na elini kolunu sallayarak girmesiyle kanıtlanmıştı.
    Bu on beş sene içerisinde şatoda hiçbir yaşam belirtisi görülmemişti. Gölgesinde kurulmuş olan kasabadaki tüccarlar tüm bu süre içerisinde hiçbir sipariş almamışlardı. Hatta en genç olanları ticaretin durmasından şikayet etmişü. Babası refah adına bir şeyler biliyordu ama bu günler. Adam yitirilmiş kazançları için abartılı bir hareketle, umutsuzlukla ellerini iki yana açmışü. Diğerleri sessiz kalmışlar ya da ona bakarak acı acı gülümsemişlerdi.
    On beş yıl boyunca Lord Strahd vergileri almamıştı, ancak kasaba reisinin2 de gururla belirttiği gibi vergiler görev bilinçi içinde toplanmış ve biriktirilmişti. Bu görevi yerine getirmekte başarısız olmuş ve gerçekten de çok kötü sonlarla karşılaşmış olan kasaba reisleriyle ilgili pek çok kocakarı hikayesi vardı. Kuşkusuz bunlar sadece kocakarı hikayeleriydi, ama kimi zaman böyle hikayelerde bir parça gerçek payı bulunurdu. Sonuç olarak, ne kasaba reisi ne de kasabalılardan herhangi biri efendilerinin canını sıkmayı göze alamazdı. Para, ki artık epeyce bir miktara ulaşmıştı, kasabanın merkezindeki özel bir evde saklanıyordu. Hırsızlar? Hayır. Hırsızlardan korkuları yoktu. Çingeneler bile o paraya dokunmaya cesaret edemezlerdi.
    Yine bu süre içerisinde bir zamanlar sıradan bir olay olan garip ve açıklanamayan ölümler çok azalmıştı. En alımlı çağ-larındaki genç kızlar artık hiçbir iz bırakmadan ortadan kay-bolmuyorlardı—tabi sevgilileriyle kaçmaya karar vermedilerse. On beş yıldır göreceli bir huzur vardı; on beş yıldır geceler eskisi kadar karanlık değildi; on beş yıldır Strahd. . . onları rahat bırakmıştı.
    Bazıları, ihtiyatla, belki de Ölüm'ün sonunda onu aldığını fısıldıyorlardı. Fakat eğer öyle idiyse zehirli gazdan oluşan sisler neden hala şatonun çevresini sarıyordu. Kimsenin buna verecek bir yanıtı yoktu ve kimse de bir yanıt bulmaya meraklı değildi. Çingenelere sorabilirdiniz; onlar her şeyi bilirlerdi. Evet, ve her şeyi de anlatırlardı. Strahd'a. En iyisi sormamak; yanıttan hoşlanmayabilirdiniz.

    Ancak Van Richten yanıtı bildiğinden emindi.
    Kadim Strahd, Toprağın ta kendisi olan Strahd, Baro-via'nın büyük ve berbat efendisi Strahd—dahi büyücü, acımasız katil—şu anda en güçsüz durumundaydı.
    Vampir Strahd Von Zarovich kış uykusundaydı.
    Yaşayan ölüler konusunda hemen her ölümlüden daha fazla bilgili olan Van Richten, şatonun efendisinin uyku olmayan uykusundan en az birkaç yıl daha kalkamayacağından oldukça emindi. Şu anda bulunduğu yerde olması—ve Strahd'ın hortlakları ya da zombileriyle karşılaşmamış olması—yeterli kanıtı sağlıyordu. Belki de istirahat yılları uza-ymca Strahd'ın kara büyüleri etkilerini yitirmişlerdi.
    Fakat Van Richten sadece oldukça emindi. Bu yüzden kendisine araşürma için bir gün vermişti. Sadece bu odadaki nadir kitaplara dalarak bile aylar geçirebilirdi, ancak gereksiz yere risk almayı istemiyordu. Şimdilik göze almayı planladığı, canavarın uyuşmuş bilincini bir kereliğine rahatsız etmekten ibaretti. Belki daha sonra, bir ya da iki yıl sonra, vampir ağır rüyalarına tekrar gömüldüğünde geri dönerdi. . . ve o zaman tek başına olmazdı.
    Fakat gelecekteki bu sefer için Van Richten'in daha fazla bilgiye gereksinimi vardı. Gerçeklere gereksinimi vardı, söylentilere, masallara ya da abartılı hikayelere değil.
    Mumların ışığında nereden başlayacağına dair bir ipucu bulabilmek için etrafa bakındı. Kitapların büyük maddi değerinin vurgusu olmadan bile çalışma odası oldukça zengin bir yerdi. Zengin tahta süslemeler, kalın halı ve davetkar koltuk ve kanepeler, Strahd'ın bir canavar olmasına rağmen rahatına düşkün olduğunun birer göstergesiydiler.
    Özel bir sanat eseri gören Van Richten'in yüzünde şaşkın bir ifade belirdi. Eh, doğrusu Van Zarovich'in kesinlikle mükemmel bir zevki vardı. İşlemelerle süslü şömine rafının üzerinde genç bir kadının dev bir portresi asılıydı. Kızın nefes kesici bir güzelliği vardı ve resim sadece dış güzelliğini değil ruhunun yaşam dolu saflığını da yakalayabilecek kadar yetenekli bir ressam tarafından yapılmıştı. Üzerinde ne bir tarih ne de bir imza görülüyordu ama kızın üzerindeki giysilerden, boyaların ıslak olduğu zamandan bu yana en az birkaç yüzyıl geçtiği anlaşılıyordu.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Aagatha Christie hoşgeldin....
    2005 Konuları bölümünde MuRaT_KsK tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 29.10.05, 20:04

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •