• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0

    Onay Beyaz Geceler/Dostoyevski...

    Beyaz Geceler/Dostoyevski...

    'Bizler, kendi derimiz içinde ebedi yalnızlığa mahkumuz.' T. Williams'ın 'Kızgın Damdaki Kedi oyununun girişine koyduğu bu epigramı Beyaz Geceler'in girişine de yerleştirebiliriz. Bu uzun öyküde yalnızlık ve çaresizlik karşı konulmaz bir edebi güçle üzerimize çullanır: okurun olduğu kadar yalnızlığı hayalde aşmaya çalışan insanların da.

    Beyaz Geceler' Petersburg'un dört beyaz gecesinde yaşanmış sade ve derin bir aşkın öyküsü. Sokakta tanışan hikayelerini paylaşan iki genç birbirlerini çok iyi anlarlar, çünkü farklı mekanlarda aynı duyarlılıkla benzer şeyler yaşamışlardır. İkisi de birbirlerinin hikayelerinin cazibesiyle sarsılırlar. Fakat ne yazık ki Nastenka'nın hayatına girmiş ve ruhunu kuşatmış bir aşk vardır. Öyle olduğu için gerçekte öyküsü olan ve öyküsüyle hayata galip gelen o olur. Muhatabı ise zaten bütün ömrünü yaşanmış o dört geceyle sınırlamaya razıdır...

    'Beyaz Geceler' Dostoyevski'nin zamanı, mekanı ve olay örgüsünü sınırlı tutularak kahramanların iç alemlerinde alabildiğine derinleştiği 'klasik' bir 'Dostoyevski romanı'.

    Çev : Sabri Gürses

  2. #2
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0
    BİRİNCİ GECE

    Sevgili okuyucum, o öylesine güzel bir geceydi ki, böylesini
    ancak gençliğimizde görebiliriz! Gökyüzünün aydınlığına,
    yıldızların parlaklığına bakıp bakıp da, "Böyle bir göğün
    altında insan nasıl olur da öfke duyar, hırçınlaşabilir?" diye
    düşünürsünüz. Ama bu düşünce de gençler içindir, sevgili
    okuyucum, hem de çok gençler için. Dilerim, sizin de gönlünüz
    uzun süre genç kalsın.
    Hırçınlardan, öfkeli insanlardan söz açılmışken bütün o günkü
    uysallığımı anımsamadan edemeyeceğim. Sabahın ilk saatlerinde
    bunaltıcı, tuhaf bir can sıkıntısı doldurmuştu yüreğimi. Benim
    gibi yalnız bir adamı, herkes terk ediyormuş, herkes benden
    kaçıyormuş gibi bir duygu vardı içimde. "Herkes"le kimleri
    kast ettiğimi sormak hakkınızdır. Çünkü nerdeyse, sekiz
    yıldır, yaşadığım şu Petersburg kentinde bir tane bile tanıdık
    edinemedim. Ama tanıdık benim neyime? Zaten Petersburg'u
    baştan başa tanırım, onun için bütün kent kalkıp, yazlığa
    gidince haklı olarak herkesin beni terk ettiğini düşünmeye
    başladım. Yalnız başıma kaldığımı görünce de, büyük bir
    korkuya kapılarak üç gün neye uğradığımı anlamadan, kentin
    sokaklarında dolaştım durdum. Neva Caddesi'ne, parka, deniz
    kıyısına, daha nereye gittiysem hiçbir yerde, bütün bir yıl
    hep aynı saatte görmeye alıştığım kimselerin tekini bile
    göremedim. Onlar beni elbet bilmezler, ama ben onları tanırım,
    hem de yakından tanırım, hepsinin de yüzü hatırımdadır.
    Onların sevinci benim sevincim, onların üzüntüsü benim
    üzüntümdür. Tanrı'nın her günü aynı saatte Fontanka'da
    rasladığım ufak tefek bir ihtiyarla da nerdeyse ahbaplık
    peydahladım. Görkemli, dalgın bir görünüşü olan bu ihtiyar,
    sol elini sallayarak hep kendi kendine bir şeyler mırıldanır;
    sağ elindeyse, sapı altın kaplamalı, boğum boğum, uzun bir
    baston vardır. Adamcağız beni fark etmeye bile başladı, her
    raslaşmada bana karşı bir ilgi gösteriyor. Beni aynı saatte
    Fontanka'daki yerimde görmese neşesinin kaçacağına kalıbımı
    basarım. Onun içindir ki, karşı karşıya geldiğimiz sıralar,
    ikimizin de keyfi yerindeyse, birbirimize selam verecekmiş
    gibi bir havaya giriyoruz. Geçenlerde iki gün birbirimizi
    görmeyip de üçüncü gün karşılaştığımız zaman az kalsın elimizi
    şapkalarımıza atıyorduk; neyse ki tam zamanında aklımız
    başımıza geldi de ellerimizi indirdik, birbirimizi süzerek
    geçtik.
    Evlerle de aram iyidir. Gezinirken birbiri ardından önüme
    çıkıp bütün pencereleriyle bana bakarak kimisi, "Merhaba!
    Nasılsınız? Eh, ben çok şükür iyiyim, mayısta üzerime bir kat
    daha çıkacaklar", kimisi; "Ee, nasılsınız bakalım? Yarın beni
    onarıyorlar", kimisi de, "Dün az kalsın yanıyordum. Öyle
    korktum ki!" vb. der gibidirler. Aralarında sevdiklerim
    vardır, kimisini oldukça yakından tanırım, bir tanesi de
    önümüzdeki yaz kendisini mimara tedavi ettirecek. Tedavi
    olurken, Tanrı esirgeye, başına bir şey gelmesin diye her gün
    uğrayacağım oraya. Hele güzelim pembe bir evin öyküsünü hiç
    unutamam. Taştan yapılmış, ufacık, sevimli bir evceğizdi bu;
    hantal komşularına bakıp böbürlenmesini, bana bakarken de
    yüzünün gülmesini gördükçe ona karşı içim sımsıcak olurdu.
    Geçen hafta yanından geçerken başımı kaldırır kaldırmaz; "Beni
    sarıya boyadılar!" diye acıklı bir ses işittim. Bir de baktım
    ki, ne göreyim!.. Haydutlar! Barbarlar! Ne sütun bırakmışlar,
    ne sundurma; hepsini kanarya sarısına boyamışlar! Kanım
    beynime sıçradı. Çin İmparatorluğu rengine boyanarak
    çirkinleştirilen zavallı dostuma bakmaya dayanamayacağım için
    o günden beri de semtine uğramıyorum.
    İşte, okuyucum, Petersburg'u ne kadar yakından tanıdığımı
    artık anlamış bulunuyorsunuz.
    Nedenini ortaya çıkarıncaya kadar bir tedirginliğin üç gündür
    içimi kemirdiğini yukarda söylemiştim. Sokakta canım
    sıkılıyor, "O yok, bu yok, öteki ne cehenneme gitti!" diye
    evde kendimi yiyordum. Tam iki gece; "Benim neyim eksik?
    Burada niçin rahat edemiyorum?" diye odamda kıvrandım durdum.
    İsten kararmış, yeşil badanalı duvarlara, Matriyona'nın
    başarıyla ürettiği örümcek ağlarıyla kaplanmış tavana şaşkın
    şaşkın baktım. "Yoksa bütün sıkıntımın nedeni bunlar mı?" diye
    sandalyeleri gözden geçirdim. (Çünkü bir sandalye bile akşam
    bıraktığım biçimde durmuyorsa sinir olurum.) Pencereye göz
    gezdirdim; hepsi boşuna... İçim bir türlü rahat etmedi! Hatta
    Matriyona'yı çağırarak, örümceklerden, her zamanki
    pasaklılığından dolayı kendisini fazla üzmeden azarladım.
    Kadın tuhaf tuhaf baktıktan sonra çekti gitti, örümceklerse
    yerlerinde hâlâ sapasağlam duruyorlar.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Geceler...........
    Dün-Bugün-Yarın & Ne Zaman? bölümünde SlamDunk tarafından açılmış
    Yanıt: 7
    Son Mesaj: 16.02.06, 08:33

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •