• Reklam
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    KoRaY_CaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-12-2005
    Mesajlar
    158
    Karizma Gücü
    0

    Başarılı Namık Kemal ZEYBEK

    Geçmişte Kültür Bakanlığı’nda da yapmıştır. Halen Halk’a ve Olaylara TERCÜMAN gazetesinde yazmaktadır. Ayrıca www.aygazete.com un hamiliğini üstlenmektedir.

    nkemal.zeybek@tercuman.com.tr

    Ömer’in şiiri


    15.02.2006
    NAMIK KEMAL ZEYBEK
    --------------------------------------------------------------------------------

    TÜRK Ocakları Genel Merkezi ile Ankara Ticaret Odası’nın ortak çalışmaları başarılı bir biçimde sürüyor.
    Nuri Gürgür ile Sinan Aygün arasındaki ağabey-kardeş ilişkisi bu çalışmaların temeli...
    Avrupa Birliği ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi Kapsamındaki Türkiye başlığıyla geçen cumartesi, konu uzmanlarınca bilgi ve bilinç dolu konuşmalar yapıldı.
    Birinci oturumda başkanlık yapan Doç. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu’nun konuşmasının sonunda okuduğu şiir ise bütün konuşmaların özeti oldu. Bu şiirin yazıldığı yaprağı Yaşar Bey’den aldım. Birçok dinleyici benden istedi. “Çarşamba günü Tercüman’da çıkacak” dedim. İşte:

    Ömer’den Franks’a mektup

    Ben Basralı Ömer...
    Belki haberin yoktur diye yazıyorum Franks;
    Önce demokrasi yağdı göklerden
    Sonra özgürlük geçti üstümüzden
    Palet, palet...
    Ve insan hakları namlularından
    Yüzü maskeli adamların
    Saniyede bilmem kaç bin adet...
    Demokrasi bizim eve de isabet etti,
    Bir gün sonra anladım ayaklarımın koptuğunu...
    Babamın vücudunda
    Tam on sekiz adet
    İnsan hakları saymışlar.
    Annem zaten yoktu...
    Ben doğarken
    İlaç yokluğunda ölmüş.
    Ambargo falan dediler ya
    Anlamadım, çocuk aklı işte
    Sen daha iyi bilirsin...
    Sizde de barış böyle midir Franks?
    İnsan hakları, çocukları yetim
    Ve ayaksız bırakır mı orada da?
    Ya demokrasi?
    Güpegündüz pazara düşer mi?
    Ve zenginlik...
    İnsanları korkudan uykusuz bırakır mı?
    Ve kuşlar gökyüzünü terk eder mi orada da?
    Babamla söylediğim son dua dilimde,
    Ayaklarım hastanede
    Ve giymeye kıyamadığım ayakkabılar
    Elimde kaldı...
    Çocuğun var mı Franks?
    Al çocuğuna götür onları
    Bir işe yarasın.
    Kim bilir baktıkça,
    Belki beni hatırlarsın
    Bu nasıl demokrasi Franks?
    Düştüğü yeri yaktı
    Merhamet hür dünyaya
    Bu kadar mı Irak’tı?
    Hizayı bozmamak

    KİMİ zaman ciltler dolusu kitabın yapamadığını bir şiir, bir film, bir tiyatro oyunu, bir resim, bir çizgi yapar... Bu şiir de onlardan...
    Bu şiirde gerçekler yumuşakça ve bir çocuk ağzıyla anlatılmış. Gerçekler daha katı ve yalın...
    Bütün bunlara karşılık olup bitenler dünyanın gözü önündeyken aman hizayı bozmayalım, kimseyi kızdırmayalım diyenlere ne demeli?
    NUTUK’u yeniden okuyalım demeye ne
    dersiniz?

  2. #2
    KoRaY_CaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-12-2005
    Mesajlar
    158
    Karizma Gücü
    0
    İran halkına
    19.02.2006
    NAMIK KEMAL ZEYBEK


    --------------------------------------------------------------------------------

    İRAN’A yönelik kara ve gri propagandanın sürekli bir biçimde yapıldığı bu dönemde, gerçeğin bir de İran’da görünen yanı görülmeli...
    Bu bakımdan İran Cumhurbaşkanı’nın, İran halkına yayınladığı bildiriye bir bakalım mı?
    .....................
    “AZİZ ve cesur İranlılar...
    Bugün sizler adalet ve maneviyat esasına dayalı kalıcı barış ve istikrarın bayraktarlığını yapmakta; dünyada özgürlük ve adalet isteyen milletlere örnek olmaktasınız.
    Bugünlerde, İran halkının büyüklüğü karşısında gerileyen ve İran’a her türlü zararı vermekten umutsuzluğa kapılan despot güçlerin elebaşları, propaganda yöntemlerine ve psikolojik savaşa başvurmak, kargaşa ve gerginlik yaratmak yoluna gidiyorlar. Bazı milletlerarası kurumları da kullanarak korku salmak yoluyla İran’ın yetenekli gençliğinin ilerlemesine engel olmaya çalışıyorlar.
    Onlar İran halkının barışçıl amaçlı nükleer enerji konusunda araştırma hakkının bile olmadığını küstahça savunmaktadırlar.
    Bu adaletsiz tutumlarında ileri sürdükleri bahane ise, İran’ın nükleer silah yapma yoluna sapma ihtimalidir.
    Halbuki geçmişte görülmemiş bir biçimde, gece gündüz ve birçok kamera yerleştirmek suretiyle yapılan denetimlere rağmen bu iddialarını doğrulayacak en küçük bir kanıta bile ulaşamamışlardır.
    1. Barışçıl amaçlı nükleer bilim ve teknoloji bizim de hakkımızdır. Ülkemizin bilim adamları ve gençlerinin çalışmalarıyla ulaştığımız bilimi kullanmayı hiç kimse bize yasaklayamaz.
    2. Bu bilimin endüstri, tarım, tıp, çevre, enerji alanlarında sağladığı ekonomik ve sosyal yararlardan vazgeçilemez.
    3. Bugün bu hakkımızı kullanmazsak, gelecekte despotlara muhtaç oluruz.
    4. Onlar, kendi yandaşları olan ülkelere yaptıklarına bakmaksızın bizi hakkımızdan yoksun etmek istiyorlar.
    5. İran, iyi niyetli durumu iyice anlaşılsın diye üç yıldır nükleer enerji ile ilgili çalışmalarını durdurmuştu. Ancak her şey ortada olduğu halde yeniden başlamamızı suç gibi göstermek istiyorlar. Onlar ülkemizin gelişmesini sağlayacak her çalışmayı engellemek istiyorlar.
    6. İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na üye hiçbir ülkenin vermediği denetim iznini her türlü bahaneyi ortadan kaldırmak için vermişti. Ancak iddiacıların muhalefetine engel olunamamıştır.
    7. Kendilerini bütün devletlerin ve milletlerin yöneticisi gibi gören birkaç ülkenin haksız ve adaletsiz tutumlarının temelinde bencillik ve tekelcilik isteği vardır. Onlar, dünyada barış ve güvenliğin koruyucusu olması gereken BM Güvenlik Konseyi’ni, milletleri baskı altına almak için sürekli bir tehdit aracı gibi kullanmak istiyorlar ve bu kurumların itibarlarını da sarsıyorlar.
    8. Onlar İran halkına karşı önemli ve etkili bir girişimde bulunmaya muktedir olmadıklarını biliyorlar ve siyasi baskılarla bizim geri adım atmamızı istiyorlar.
    İran İslam Cumhuriyeti Devleti, halkının hizmetkârı olarak aziz ve cesur halkının haklarını savunmayı kendisi için görev bilmektedir.”
    İran’ı savunmak
    EVET, değerli okuyucum, bir basın yayın aracılığıyla yapılan propagandaya bir de İran Cumhurbaşkanı’nın halkına açıklamasına bakınız...
    İran’ı nükleer silah yapıyormuş gibi gösteren yorumlara karşı da uyanık olunuz...
    Bugün o gündür ki, İran’ın birkaç despota karşı ortaya koyduğu direnişine destek vermek bizim için komşuluk ve dindaşlıktan öte, insanlık ödevidir.
    Dahası, Türkiye’nin haklarını savunmak, şimdi İran’ın sathını savunmakla eş anlamlı olmuştur.
    İran karşıtı her söylemin bilerek ve bilmeyerek despotların yanında yer almak olduğu unutulmamalıdır diyorum.

  3. #3
    KoRaY_CaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-12-2005
    Mesajlar
    158
    Karizma Gücü
    0
    Yollar

    Namık Kemal Zeybek
    22.02.2006


    Eskiden solcu, sosyalist, hatta komünist olan yazarlarımız vardı. Şimdi de aynı görüşlerini savunuyorlarsa onlara diyecek bir sözüm yok. Görüşlerinden şu ya da bu yüzden caymışlar ve hadlerini bilip işleriyle güçleriyle uğraşıyorlarsa onlara da söyleyecek bir sözüm yok.
    Ancak!
    Eskiden “tek yol sosyalist devrim” derken, şimdilerde aynı tonda “tek yol global kapitalizm” diyorlarsa onlara söylenecek çok sözüm var...
    Marksizm’e bağlandıkları günlerindeki keskinlikle şimdilerde yeni liberalizmi savunanlara sizin söyleyecek sözleriniz yok mu? Kimdir bu adamlar? Bunlar nasıl adamlardır? Bunlarda utanma duygusundan eser yok mudur? Demez misiniz?
    Bir insan nasıl olur da hayatının bir bölümünde işçi haklarını, yoksulluk savaşını, adil gelir dağılımını ve bütün bunlar için proleterya diktatörlüğünü savunurken, ani bir dönüş yapar ve tam tersini, sermaye diktatörlüğünü savunur duruma gelir? İşsizlikten, yoksulluktan, çevrecilikten söz etmeyi suç sayan yeni liberalizmin uşaklığını seve seve yapar? Nasıl? Nasıl? Nasıl?

    ŞÖYLE Mİ?

    Düşünüyorum ve bu “ifritten sualin” karşılığını bulmağa çalışıyor, şöyle olabilir mi diyorum...
    “Bunlar toplumda temel belirleyici konu olarak ‘sınıf mücadelesini’ görüyorlardı. Eskiden yoksuldular ve kendilerini işçi sınıfının sözcüsü gibi görüyorlardı. Sonra zenginleştiler ve sınıf değiştirdiler. Şimdi ‘yeni sınıflarının’ bilincinin gereğini yapıyorlar...”
    Acaba öyle değil de böyle mi?
    “Bunlar aslında sınıf değiştirdikleri için böyle olmadılar. Sınıf değiştirmek için böyle oldular. Baktılar ki yoksulları kurtaramıyorlar, kendilerini kurtarmağa karar verdiler. Bunun için de global kapitalizmin savunucusu olma yoluna gittiler ve böylece sınıf değiştirmeleri gerçekleşti.”
    Nasıl mı? Şekilde görüldüğü gibi. Sözünü ettiklerimin büyük bölümü bu işi başardı ve köşelerini kullanarak köşeleri döndüler. İçlerinden eski sosyalistlik günlerini bile paraya dönüştürmeyi beceren yetenekliler çıktı. Kendilerini yazarak ve kendilerini satarak yüklüce paralar kazandılar.
    Nasıl olduysa oldu... Global kapitalizmin temsilcileri ile bu eski komünistler “can ciğer kuzu sarması” oldular. Birbirlerini pek sevdiler...
    Çok rahat ettiler çook... Artık kurtarıcı bir hayal uğruna sıkıntı çekmek yerine, başka bir hayali satarak rahat ediyorlar. Evler... Arabalar... En güzel içkiler... En güzel yemekler... En güzel... Hep onların... Bir kısmı daha rahat... Açık açık durumlarını konuşmaktan ve yazmaktan çekinmiyorlar.
    Peki bu lale devri ne kadar sürecek?
    Yaşayanlar onu da görecek...

    YA ÖTEKİLER...

    Bunlar böyle yapınca ötekilerden de bunları yansılayanlar çıktı elbette. “Yansılamak” ne mi? Taklit etmek... Bizim yerlerde öyle derler...
    “Bizim yerler” deyince “bizimkiler” aklıma geldi. Bizimkilerden de az da olsa bu rahat ve kaygan yola kayanlar oldu... Eskiden milliyetçi iken şimdilerde global kapitalizmin ve AB yandaşlığını savunanlara siz hiç rastlamadınız mı?
    Eskiden “sıkı Müslüman” iken şimdilerde “ılımlı” olanlara ne dersiniz? Ilımlının anlamının global kapitalizmin uşaklığı olduğunu da artık bilmeyen kalmamıştır umarım.
    Diyaloğlar, miyaloğlar... Ne demelerdir acaba?
    Ne mi diyorum?
    Diyorum ki, şimdilerde yazar veya siyasetçi olmak isteyenlerin önünde iki yol var.
    Birincisi rahat ve kaygan yol... Global kapitalizme tam teslimiyet ve onun buyruğu gereğince AB’ye giriş süreci tiyatrosunda oyunculuk...
    İkincisi sarp yol... Milli bilinci yayma, inancı derinleştirme ve halkının çıkarlarını ve dünya halklarının yararlarını öne alarak yürüme yolu.
    Birincisi kaygan... İkincisi sağlam...
    Herkese uğurlar...

  4. #4
    KoRaY_CaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-12-2005
    Mesajlar
    158
    Karizma Gücü
    0
    Diyalog işleri

    24.02.2006
    NAMIK KEMAL ZEYBEK



    DAHA önce de yazmıştım. “Tarihten bir yaprak” demiştim. Hindistan’da yüzyıllarca süren bir Türk devleti kuran Babür’ün torunu Ekber Şah’tan söz etmiştim.
    Ekber Şah, dinlerarası diyaloga merak sarmış, bu iş için bir bina yaptırmıştı. Sonra diyalog işinin tabii sonucu ortaya çıkmış ve yeni bir din kurmuştu. Biraz Müslümanlık, biraz Hıristiyanlık, az biraz da Hint dini katınca ortaya çıkan dine, ilahi din diye ad koymuştu.
    İkinci bin yılın yenileyicisi olarak tanınan İmam-ı Rabbani bu sapkınlığa karşı mücadele etmişti. Sonunda Ekber ile birlikte dini de öldü ve yerine geçen oğlu İslam’a döndü ise de, bu arada birçok insan da sapıttı gitti.
    Bizdeki diyalogcular
    BİZDEKİ diyalogcular “İnsanlık onu bekliyor Hazreti İsa gelecek” diye kapak yaptılar. “Müslümanlar ve Hıristiyanlar Hz. İsa’da birleşmeli” diye fetva verdiler. “Amentüde Hıristiyanlar’la ayrılığımız yok” türünden sözler söylediler. Ve gecelerce bizi uykusuz bırakan Ceviz Kabuğu tartışmalarından öğreniyoruz ki, işi Kur’an Meali’nin içine İncil denilen kitaplardan sözler katacak ölçülerde ileri götürdüler.
    Bu zırvanın tevilini yapmaya çalışan bir arkadaş da Mukayeseli Dinler Tarihi açısına alarak işi yumuşatmaya çalışıyor. O bir bilimlik çalışma olur; isteyen yapar ve bilim dünyasının ilgisine sunar. Ama Kur’an Meali diye kitap çıkarır ve metnin içine adına Kitab-u Mukaddes dediğiniz kitaplardan, İnciller’den örnekler koyarsanız, işi bambaşka boyutlara doğru tırmandırmış olursunuz.
    Ne İncil’i?
    Önce şu İncil sözünü düzeltelim. İsa Peygamber’e indirilen İncil bugün, bilinen dünyada hiç kimsenin elinde yoktur. Hatta resmi Hıristiyanlığın böyle bir iddiası bile yoktur.
    Hıristiyanlar’ın kutsal saydıkları dört İncil, dört kişinin Hazreti İsa ile ilgili olarak yazdıkları kitaplardır. Bu kitapların içinde İsa Peygamber’e ait olduğu söylenen sözler de vardır. Bu dört kitabın dışında daha birçok benzeri kitap yazılmış, ancak resmi Hıristiyanlık bunları kabul etmemiştir.
    Durum bu iken ve Allah’ın gönderdiği son ve bütün insanlığa hitap edici olan Kur’an-ı Kerim’in mealinin arasına her sözleri; tartışmalı olabilecek kitaplardan sözler sıkıştırmanın ne anlamı vardır?
    Elbette bunu yapanların kendilerine göre amaçları vardır. Amacın içine girdikleri büyük yanlışa yâni dinlerarası diyaloga dolaylı destekler bulmak olduğu görülüyor.
    Bırakın şu işi
    DİNLERARASI diyalog batağına hangi amaç ve hangi zorunluluktan girilirse girilsin, artık bu iş bırakılmalıdır.
    Bu iş kökünden yanlıştır. Hem İslâm Dünyası, hem de bu işin kotarıcıları açısından çok da tehlikelidir.
    Senin dinin sana, benim dinim bana ilahi hükmü ve insanların birbirinin inançlarına müsamaha göstermeleri ilkesi varken başka yollara gitmeye ne gerek vardır.
    “İnsanlar düşündükleri gibi yaşamayınca yaşadıkları gibi düşünürler” diye bir söz var.
    Gelinen şu noktaya bakınız. Hıristiyanlar’la amentüde ayrılıklar yokmuş...
    Kimin ayrılığı yokmuş? Sözü edilen mümin Müslümanlar ise ayrılık, asıl, amentüdedir. Resmi Hıristiyanlık, İsa’nın tanrının oğlu olan tanrı olduğu ve Ruh-ül Kudüs’le birlikte üç tanrı olduğu inancına dayanır.
    Bir mümin Müslüman için ise bu söz küfürdür, bu sözü söyleyen kâfirdir ve yeri cehennemdir.
    Müminin amentüsünün başlangıcı Lailahe İllallah sözüdür. Allah’tan başka İlah yok... Kurtuluş kapısının açarı da, arınmanın ve manevi yücelmenin yolu da bu sözde saklıdır.
    Peki nasıl oluyor da sizin amentünüzde ayrılık olmuyor?
    Yapmayın artık... Bırakın bu işi... Zararın neresinden dönülürse kârdır...
    Son sözü, sözün ve varlığın yaratıcısına bırakalım:
    “Andolsun Allah üçten biridir diyenler kesinlikle kâfir oldular. Bir Allah’tan başka İlah yok. Onlar söylediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlara katlanılmaz acılar dokunacak.” (5/73)

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •