Millet Kavrami Uzerine
I
Millet-Nation
Millet, aynı toprak parçası üzerinde oturan, aynı kanunlara tabi, ahlak ve dil birliği halinde yaşayan insan topluluğuna denir. Fransız Milleti, Alman Milleti, İspanyol Milleti denir. Kullanırken çoğunlukla “Millet" kelimesiyle "kavim" kelimesi karışır. Fakat şu farkla ki millet kelimesiyle siyasi kuruluş anlaşılır. Kavim "people" kelimesi ise her şeyden önce kök bağını ve ırkı hatırlatır.
Yahudi kavmi bugün bütün dünya yüzeyine dağılmış olup bir millet anlamına gelmez. Bununla beraber, Polonya'da olduğu gibi, bir kavmin Milleti, geleceği yok olduğu halde yaşayabilir ve birçok milletler aynı hükümdarın idaresi altında birleşebilir. (Rusya-Avusturya) Bugün, milIiyetler prensibi denildiği zaman, siyaseten ayrılmış, aynı ırktan insanların bir millet halinde birleşmek istemeleri, arzuları anlaşılır. İtalya, Almanya zamanımızda bu prensiplerin tatbiki için örnektir.
Millet (Sosyoloji)
Millet adı verilen insani toplanma (topluluk) tarihi süreçten daha eskidir. Kök birliği, varlık benzeyişleri, ahlak yakınlığı, tarihi veya siyasi akrabalık, aynı ülkede yaşamak şartıyla, aynı zamanda tamamen veya kısmen bir arada bulunması gerekli unsurlardır. Bu sebeple, her halkı ayrı olarak düşündükçe bu fikri bilimsel olarak tanımlamak imkânı yoktur. Irk, dil, din, hükümet kesinlikle insanların millet halinde birleşmelerine yardım etmiştir. Fakat, çeşitli dilleri konuşan ve çeşitli görüşlere sahip olan çeşitli ırklardan kurulmuş milletler de vardır. Bunun gibi, siyasi kuruluşlarla ayrılmış veyahut Yahudiler gibi bütün dünya üzerine yayılmış, dağılmış oldukları halde birbirlerine sıkı milli bağlarla bağlı kalmış topluluklar da vardır. İngilizlerle Kuzey Amerikalılar, İspanya ahalisi ile Güney Amerikalılar ve Portekizlilerle Brezilyalılar; Fransa ile Doğu Belçika; Almanya ile Doğu İsviçre ahalisinde olduğu gibi aynı dili konuştukları halde aynı millete bağlı olmayanlar da vardır.
Bazı milletler, birbirinden esaslı bir şekilde farklı ırklardan kurulmuşlardır. Mesela, Rusya, Beyazlarla, Kızılderili insanların dirsek dirseğe bulunduğu Amerika gibi.
Din, milli hissin oluşmasında en kuvvetli unsurlardan biri kabul edilebilir. Buna karşılık bazı milletlerin içerisinde birbirine zıt dinlerin yan yana bulundukları da görülmektedir.
Bütün bu sonuçlara göre, bütün kavimlere (toplumlara) kelimenin tam anlamı ile uygulanması mümkün olacak surette millet kelimesinin mantıki ve gerçekçi bir tanımlanmasını yapmak zordur. Çünkü insan toplulukları çok çeşitlidir.
Ernest Renan 1882'de yayımladığı "Bir Millet nedir?" isimli eserinde "Çin, Mısır ve eski Babil'de olduğu gibi büyük insan yığınlarını, Yahudi ve Araplarda, olduğu gibi kabileyi, Atina ve Isparta’da olduğu gibi siteyi, Acem ve Roma ve Şarlman İmparatorluğunda olduğu gibi dini bağı korumak zorunda olmuş vatansız toplumları; Fransa ve İngiltere gibi ileri milletleri, İsviçre ve Amerika sistemi üzerinde kurulmuş birlikleri, ırkın veyahut daha çoklukla dilin Germenler ve Slavlar arasında oluşturduğu bir kavram olarak milleti tanımlamaktadır.
Bütün bu ayrı toplanmalara, topluluklara "millet" ismi vermek mümkün müdür?
II
Ernest Renan’a göre, çağdaş milletin kurulmasına yardım eden unsurlar, ayrı bir hanedanın idaresi altında yaşayan, aynı merkezi örgütler tarafından idare edilen toplulukları birleştiren manevi bağlar olmuştur. Bu noktadan hareketle millet, gerçek olarak ancak Roma İmparatorluğunun dağılmasından sonra ortaya çıkmıştır.
Ortaçağda, bu İmparatorluğun özelliği, sakinlerinin çeşitli ırklara bağlı olmasıdır. Ve bu çağdaş anlamda bir devlet kurulmasına engel olmuştur. “Milletlerin varlığı Cermen istilasından başlar. Bazı istilacı milletlerin gücü, kendi isimlerini verdikleri ve bazı önemli yerlerde, birliği sağlamıştır. Avrupa’da bugün görülen kuruluşlar o devirlerin sonucudur. Bir Fransız, bir Burgondi, bir Lombardi ve özellikle Normanlar oradan gelmektedir. Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya çoğunlukla dolaşık yollardan ve binbir macera arasında milli varlıklarını yürütmektedirler. Bu çeşit devletlerde, başka yerlerde mesela, Türkiye’de gördüğümüzün aksine olarak kaynaşma temsili olarak sağlanmış veya oluşmuştur. İkinci sebebi de galip ve mağluplar tarafından aynı dinin, Hıristiyanlığın kabulü olmuştur. İkinci sebebi de galiplerin kendi dillerini unutmalarıdır. Bir üçüncü unsur Cermenlerin Latin kadınlarla evlenmeleridir. Sonuçta, genel olarak galiplerin mağluplar tarafından massedilmeleri (asimile) başlıca sebebidir.
Fransa’da milli birliği yaratan hanedan bağıdır. İtalya’da bu birlik uzun çalışmalar sonunda fikri alanda olmuştur. İtalya’da hükümran olan hanedan millete aynı emelde olmaksızın yalnız çalışmanın içinde, fikri çalışmanın içinde aktif rol oynamıştır.
Avusturya-Macaristan’da ayrılık kesindir. Bir Avusturya Devleti vardır. Fakat bir Avusturya milleti yoktur. Diğer memleketlerde, İsviçre’de, Belçika’da, Felemenk’te hükümet şekli ne olursa olsun milliyet toplumların doğrudan doğruya kendi arzu ve iradelerinin esaridir. Bu sebeple, Pruhdon’un söylediği gibi “milliyet ortak siyasi müesseselerin (kurumların) veya merkezi idarenin cebir (zor) sonucudur” görüşü, doğru değildir. Fakat doğru olan şudur ki aynı toprak parçası üzerinde yaşayan ve millet haline gelen toplulukların ortak siyasi kuruluşlar tarafından idare edilmesi gerekir.
Prudhon’un eseri bir an için etkili olmuş görünmektedir. Bizzat Fransa, krallar tarafından idare edilmeden evvel derebeylik zamanında da millet idi. Onun siyasi kuruluşları komşu ülkelerin ve özellikle İngiltere’nin taaruzlarına şiddetli ve etkili bir biçimde karşı koyduğu için ve bu karşı koymada ısrarla gereğini yaptıkları için merkeziyete dönmek sağlanmış ve merkeziyet gelişmiştir. Tehlikeyi hisseden Fransız vilayetleri, korunmak arzusuna büyük ölçüde zorunluluk duydukları için merkezi bir kuvvet etrafında toplanmışlardı. Fakat Fransa zaten vardı. İngiltere’de de derebeylik ve çeşitli unsurların varlığına rağmen coğrafi durumunun sonucu milli birlik krallıktan önce oluşmuş bulunuyordu.
Spencer’in “Sosyoloji prensipleri” isimli eserinde belirttiği gibi, İngiltere ve Fransa ayrı ayrı insan topluluklarının bu iki memleketin geçirdiği derebeylik devrinden sonra ruhen birleşmeleri onların bir millet haline gelmelerine yardım etti. Fransa milleti, İngiliz milleti, Alman milleti, Napolyon’a karşı yapılan muharebelerin sonucudur. Bu suretle daha eski zamanlara çıkılırsa, önce kuvvetsiz küçük devletlere ayrılmış Yunanlıların İranlılarla savaşmak için birleştikleri görülür. Yunan milleti o zamandan başlar.
III
Savaşlar, insan topluluklarının birleşmesinde en güçlü etkenlerden biri olmuştur. Milletlerin nasıl kurulduğu arandığı zaman, bunun tamamen başka bir unsur ile karıştığı görülür. Bu da toprak parçasının şeklidir. (Coğrafya.) Fakat bunun ilişkilerde kesin bir prensip, devletlere tabii (doğal) hudut olarak nehirlerin, dağların gösterilmesidir. Bunun önemi, keyfi bir hareketle hudutsuz parçalanmalara sebebiyet verebileceğinde görülür. Ernest Renan'ın deyişiyle "stratejik unsurlar"dan söz açılmaktadır. Hiçbir şey bu durumda yeterli değildir. Zorunluluk karşısında pek çok fedakârlıkta bulunmak gerekli olur. Fakat bütün bunların bir hududu (haddi) vardır. Aksi halde, bütün dünya kendine en uygun ve askeri hareketin gereği olanı ister ki bunlar sürekli savaşlara sebep olur. Hayır, toprak, milleti mevcut ırki bağından fazla bir şey yapamaz. Toprak; çalışma, uğraşma alanıdır. İnsan ise ruhtur.
İnsan, kavim denilen (insan topluluğu) mukaddes şeyin meydana gelmesinde temel unsurdur. Yalnız maddiyat bu oluşum için yeterli değildir. Bir millet, tarihin derin devrimlerinin verimli olan manevi unsur manevi bir ailedir. Toprak parçasının şekli ile ortaya çıkmış bir grup değildir.
Bu fikir üzerinde ısrarla duran Ernest Renan, millet hakkında geçici ve yetersiz unsurları, ikinci derece unsurlar kabul ederek, insan topluluklarının iki şeyin birleşmesiyle millet haline geldiğini açıklamaktadır. Bunlardan birincisi zengin bir geçmişin mirasını paylaşmak, diğeri beraber yaşamak hususunda arzu ve fikir birliğidir. Beraber yaşamak hususundaki istek ve karşılıklı anlaşma sahip olunan mirasın korunmasında devam eden irade birliğinin sonucudur.
Geçmişte ortak zafer ve kurulmuş miras gelecekte ortaya çıkarılacak ve gerçekleştirilecek programların temelini kapsayacaktır. Beraber ıstırap çekmiş olmak, beraber sevmiş olmak, beraber aynı ümitleri yaşamış olmak, hudutlardan yabancıların giriş ve çıkışlarının kayıtlanmasından, gümrüklerden ve stratejik zorunluluklardan daha önemlidir. İşte milli birlik ve beraberlik zorununda ırk ve dil anlaşmamazlığına rağmen anlaşılması gereken budur. Fakat, ortak fikirlerin, belirsiz benzeyişlerin, ilk kök birliğinin ahlaki temeli kurmasına etkili olduğu da açıktır. İlk kök ve ırk birliği bunların etkilerini inkâr edemez. İnsan topluluklarının geçirdikleri uzun geçmiş ve birçok çağlar içinde ahlakın, geleneğin, hatıralarını, çıkarların özetle bugün milleti kuran her şeyin kutlu hazinesini korumakta dilin de önemli etkisini unutmamak gerekir.
Atatürk’ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri, Sadi Borak, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1998


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
