Türkiye’de 1946’da yapılan devalüasyon, Yedi Eylül Kararları adıyla iktisat tarihimize geçmiştir. Döviz kurları indeksi (1945=100), bu devalüasyon sonunda 218’e yükselmiştir.

Enflasyon, Atatürk döneminin sonunda başlamıştı. Buna bağlı olarak toptan eşya fiyatları endeksi (1938 =100) 1945’te 444,3’e yükseldi. İkinci Dünya Savaşı sonlarına doğru, dış ticaret Almanya’dan müttefik devletler pazarlarına doğru kaydırıldı. Alım ve sürüm alanlarının değiştirilmesi, nispi fiyatlarda uyumsuzluklara yol açtı. Dışalım fiyatları ucuzlamakla beraber, ihracat malları fiyatları yeni yabancı müşterilerce pahalı bulmaktaydı.

Hükümet ithalattan %48 prim alırken, ihracata %40 prim ödemekteydi. Dış pazarlara pahalıya sattığımızdan yakınılmakla beraber, ihracat fazlası dört yıldan beri kabartmaktaydı. Türkiye ithalatından fazla ihracat yapıyordu.

1946, seçim yılıydı. Hükümet, enflasyonu önlemeye önem veriyordu. 1944’te 994 milyon liraya çıkmış olan efektif para dolaşım hacmi, yılın ilk sekiz ayında 857 milyona indirilmişti. Fiyat indeksleri 386’ya düşmüş ve bütçe açıkları önlenmişti. Dünya fiyatları enflasyon baskısında iken, Türk ekonomisinin denge doğrultusunda geliştiği görülüyordu.

Ancak seçimlerden sonra kabine değişti. O tarihlerde, para değerinin istikrarı, yeni kurulan Uluslararası Para Fonu’nun önem verdiği konulardandı. Yeni hükümet, Uluslararası Para Fonu’na girmeden iç ve dış fiyatları aynı düzeye getirmek ve ihracatı canlandırmak gerekçesiyle acele bir devalüasyon kararı aldı.

Oysa Türkiye, altı yıldan beri sermaye malları ithal etmiyordu. Devalüasyon, aniden üretim girdi maliyetlerinin boyut değiştirmesine yol açtı. Dengeye yaklaşan ekonomi, yön değiştirerek maliyet enflasyonu baskısı altına girdi. İşsizlik arttığı gibi, dış ticaret de bir daha düzelmemek üzere açık vermeye başladı. Müzmin enflasyon, biriken dış borçlar, işsizlik, dış ticaret açığı Yedi Eylül Kararları’ndan sonra,Türk ekonomisinin gündeminden silinmeyecekti.