Duyguların nasıl çalıştıkları ve bunların olmaması ile ilgili olarak yapılan deneyler sosyal yaşamda önemlidirler zira bizim kendimize ve diğerlerine karşı olan tutumumuzu etkilerler. Duyguların nereden kaynaklandığı hakkında bir mutabakat sağlanamamış olmakla birlikte, yaşamdaki temel etik duruşların bunların altında yatan duygusal kapasitelerden kaynaklandığı hakkında giderek artan oranda deliller ortaya çıkmaktadır. Duyguların incelenmesi bağlamında üç ana yaklaşım vardır: biyolojik, akla ilişkin (kognitif) ve yapıcı.
Biyolojik yaklaşım duyguları kızgınlık, korku, mutluluk, sevgi, sürpriz, tiksinme ve hüzün şeklindeki kategoriler içinde toparlar. Duygular evrenseldir çünkü davranışların biyolojik özellikleridir. Mimiklerdeki geri besleme hipotezine göre bizim hislerimiz bizim yüz ifadelerimizin farkında olmaklığımız dolayısı ile güçlendirilmektedir ve gülümsemek bizim sevinç duygularımızı kuvvetlendirmektedir.
Akla ilişkin (kognitif) yaklaşıma göre her duygu genel bir heyecan duyusu ile birlikte gelir ve daha sonra biz bunları sosyal anlayışlar uyarınca sınıflandırırız. Bu nedenle, bizler hangi durumlarda hangi duygulara izin verildiğini öğreniriz. Biyolojik eğilimler bizim yaşamda edindiğimiz deneyimler ve kültürümüz tarafından şekillendirilir. Ayrıca, duygular muğlaktır ve bunlara vermeyi seçtiğimiz isimler diğerleri ile var olan bir mutabakat temeline dayanır.
Yapıcı yaklaşım duyguların uygun ve doğru duygusal ifade edilebilirlik kurallarına tabi olan sosyal performanstan başka birşey olduğunu iddia eder.
Duygusal akıl ile rasyonel akıl tarafından yönetilen hareketler vardır. Bizim gerçek anlamda iki aklımız vardır, yani bir düşünen, bir de hisseden iki akıl. Bilmenin bu temelden farklı olan iki yolu bizim zihinsel yaşamımızı inşa etmek için birlikte çalışırlar. Bu iki akıl çoğu zaman sıkı bir uyum içinde çalışırlar ve bize dünyadaki yaşantımızda rehberlik etmek için içiçe geçmiş olarak mevcut olan iki farklı bilme yolunu kullanırlar. Bu iki akıl yarı bağımsız melekelerdir ve her biri beyindeki belirgin ama birbiri ile bağlantılı devreleri yansıtırlar. Birçok veya çoğu durumda bu iki akıl mükemmel bir şekilde koordineli olarak çalışırlar; duygular düşünce bakımından esasa ilişkin öneme sahiptirler, düşünceler de duygular için temel oluştururlar. Ama tutkular yüzeye çıkmaya başlayınca, denge bozulur.
Goleman insan aklında düşünce ile duyguların bir araya geldikleri bir nokta olduğunu ve bunun yaşamımız boyunca beğendiklerimiz ve beğenmediklerimiz bakımından bu noktanın deponun kapısını teşkil ettiğini ifade etmektedir. İnsanın kendisini duygusal hafızadan koparması daha önce bununla bağlantılı olan duygusal tepkilerin artık tetiklenmediği anlamına gelir – her şey gri renkteki (veya renksiz) bir nötraliteye bürünür. Bunun anlamı ise daha önceki hareketlerimiz ile bağlantılı olan duyguları hatırlamadığımız için sık sık hata yapacağımızdır.
Bu nedenle, duygular akılcı kararlar bakımından ihmal edilemez öneme sahiptirler; duygular kuru mantığın yararsız olduğu veya pek yararlı olamadığı yerlerde bize doğru yönü işaret ederler. Duygusal öğrenme bazı seçenekleri ortadan kaldırıp ve diğerlerini projektör altına getirmek sureti ile kararların oluşturulması için sinyaller gönderir. Duygusal beyin düşünen beyin kadar mantıksal işlemlerde mevcuttur. Duygusal meleke bizim anlık kararlarımızı yönlendirirken, düşünen beyin bizim duygularımızda yönetici rolünü oynar.
Eski paradigma duyguların çekim gücünden arındırılmış olan bir mantık idealini ortaya atmıştı. Yeni paradigma bize kafayı ve kalbi uyumlandırmamız gerektiğini söylemektedir. Buna ek olarak, beden, akıl ve ruh arasındaki bağlantıyı araştırdığımızda, duygusal ve düşünsel durumlarımızın bizi fiziksel açıdan etkilediğinin ve bunun tersinin de varit olduğunun farkına varırız. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman ortaya çıkan beden dilinizi gözlemleyin – bedeniniz hafiftir ve enerjiniz de “daha yüksek düzeydedir”. Buna karşın, depresyon içinde iken üstünüzde bir ağırlık vardır ve enerji düzeyiniz “düşüktür”. Kendinizi zayıf ve kırılgan hissettiğinizde, omuzlarınız öne doğru çöker, kollarınız ise korumaya yönelik olarak bedeninizi sarar ve bunun gibi devam eder.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla