• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
12 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    lider adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-02-2006
    Mesajlar
    45
    Karizma Gücü
    0

    Başarılı Sünnet İnkârcılarına Cevapppp

    Bazı ilimler vardır, ilaç gibidir, insanın sıhhat ve afiyeti için zarurîdir. Bazı fikirler de vardır, zehir gibidir, insan hayatına kasteder, öldürücüdür.İşte bu gibi fikirlere son derece dikkat etmek, bu tür görüş sahiplerinden son derece sakınmak lâzımdır. Bu zehirli fikirlerden biri de, uzun zamandır mevcut olmayan; fakat son yıllarda kötü kokusu yayılmaya başlayan "Hadis ve Sünnet'i Kabul Etmeme Hastalığı"dır. Maalesef son zamanlardaİslâm dünyasında bu yöndeki itirazlar gün yüzüne çıkarılmış, "Kur'an'dakiİslâm", "Kur'an Müslümanlığı" ve "Kur'an'a Dönüş" ve benzer sloganlarla, sünnet ve hadis üzerinde birtakım şüpheler ve istifhamlar gündeme getirilmiştir.İşin üzücü tarafı, bunlar gündemde kalmaya devam etmektedir. Bu sloganik ifadeleri âdeta vird hâline getirip devamlı telaffuz eden bu gürûhun, hemen hemen hepsinin Sünnet–i Resûlullah karşısındaki tavırları menfîdir veya en azından lâkayddır. "Kur'an'ın yeterli olduğu" fikrini hararetle savunup, Sünnetsizİslâm arayışı içine giren bu zavallılar, her konuda âayet arayıp, âyet dışında kendilerini bağlı hissedecekleri bir başka "Lâ raybe fîh" delilin bulunmadığını ileri sürüyorlar. Tabiî bunların, her lafın başında "Kur'an" demelerine bakan da onları Kur'an sevdalısı zanneder.İyi de, hem Kur'an'da bulunan: "Peygamber size neyi verdiyse, onu alın; size neyi yasakladıysa, ondan da sakının."(1) gibi Sünnet'e delâlet eden bir kısım âyetlere rağmen Sünnet'i inkâr edeceksin, hem de Kur'an sevdalısı olacaksın, bu mümkün mü?! Size sıradan bir kitap hediye eden birine bile teşekkür edip, minnet duymak bir insanlık icabı iken, Hz. Kur'an gibi dünya ve âhiret saadetinin reçetesini sunan yüce bir kitabı bizlere getiren Resûlullah'a bırakın teşekkür etmeyi, onun Sünnet'ini dahi inkâr edip devreden çıkarmaya çalışmak, acaba nasıl bir insanlık icabıdır?
    Hadis ve Sünnet'i kabul etmeyip sadece Kur'an Müslümanlığından söz edenler, aslında asırlardan beri vardır ve eksik olmamıştır. Tabiî bu tür eğilimler ve görüşler hep azınlıkta kalmış, marjinal gruplar tarafından kabul görüp sahiplenilmiş ve ortaya sürülmüştür. Tarih yine tekerrür etmektedir.
    Uzun zamandan beri bazı kardeşlerimiz bizlere bu hususta sürekli sorular soruyorlar. Bulundukları çevrelerde, gerek mahalle gerekse iş ortamlarında Sünnet inkârcılarının olduğunu ve onlarla sık sık bu konuda karşı karşıya gelip, fikir çatışmaları yaşadıklarını; fakat susturucu deliller sunamadıklarını üzülerek bizlere iletiyor ve bu hususta bir yazı kaleme almamızı rica ediyorlardı. Bizlerin de âcizâne gayreti ve arzusu, bu sapık fikirlere karşı gerekli ilmî müdafaanın yapılabilmesi ve bu yanlış görüş sahiplerinin oyununa gelinmemesi olduğundan, inşallah bu Sünnet ve Hadis münkirlerine reddiye mahiyetindeki bu yazımı kaleme alıyorum.
    Sünnet'in delil olarak kullanılmasını inkâr ederek, sadece Kur'an'la yetinmeyi iddia eden bu fasid görüş sahiplerinin bunu söylemelerindeki gayeleri farklı farklıdır. Dolayısıyla konuya, öncelikle bu fasid görüşün nereye dayandığı ve bunların kimler olduğu hususunda bir tasnif yaparak başlamak istiyorum.

    Bunları genel olarak
    iki gruba ayırabiliriz
    Bunlardan bir grup; müslüman oldukları veya müslüman olduklarını iddia ettikleri hâlde Sünnet'i kabul etmeyip, aleyhinde olanlardır ki bunlar,İslâm'ın ilk dönemlerinde Hz. Ali Radıyallahu Anh'ın hilafeti döneminde ortaya çıkan "Haricîler" tâifesidir. Bu tâife "Hüküm sadece Allah'ındır"(2) âyetini ele alarak böylesine doğru bir hükümden, yaptıkları tevillerle yanlış anlamlar çıkardılar ve bu âyet–i kerîmeyi istismar ederek Hz. Ali Radıyallahu Anh ve Hz. Muaviye Radıyallahu Anh arasında vuku bulan Sıffin savaşında, her iki taraftan da savaşa katılan sahâbenin adaletini, dolayısıyla onlardan gelen rivayetleri bütünüyle reddettiler. Hatta daha da ileri giden bu sapıklar, ashabı (hâşâ) küfürle itham etme ahmaklığını gösterdiler. Bunun sonucu olarak, onların bu bâtıl iddialarına göre hadis–i şerifler (hâşâ) kâfir olan bir topluluğun rivayetleri olduğu için hiçbirini kabul etmediler.
    İkinci grup ise; batılı müsteşriklerin bâtıl görüşleri veİslâm dışı cereyanlardır. Bu grup, aslında sadece Sünnet'e değil, temelde her şeyiyleİslâm'ın bizâtihi kendisine karşıdır. Bunların esas amacı; müslümanların zihinlerine şüphe tohumları atmak,İslâm topluluklarının arasına fitne sokup, onların birlik ve beraberliğini yok etmektir. Evet, ellerinden gelse bunu hemen yapacaklar; fakat karşılarında en büyük mâni olarak, bu dinin peygamberi Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i buluyorlar. Öyleyse yapılacak iş, ilk adım olarak, bu maniyi aşmak ya da en azından ümmet nezdindeki sarsılmaz otoritesine gölge düşürmek geliyor… Bunun için de özellikle Sünnet'i ve hadisi hedef almışlar, az önce zikrettiğimiz birinci grubun tavrından da faydalanıp, birtakım sun'i tartışmalarla müslümanları Sünnet hakkında şüpheye düşürme gayreti içine girmişlerdir. Böylece Sünnet–i Nebeviyye'yi devre dışı bırakarak, akıllarınca Resûlullah'ı devreden çıkaracaklar.İslâm âlimlerinin Kur'an'ın tefsiri olarak kabul ettiği "Sünnet"i güya bu şekilde hallettikten sonra sıra ikinci adıma, yani Kur'an'a gelecekti!..
    Kur'an, bunların bâtıl fikir ve itikâtlarına kesinlikle mesned teşkil edecek değildir. Ama Kur'an'ın gerçek yorumu olan Sünnet devre dışı bırakıldığı için işleri artık kolaylaşmış olacaktı. Bundan sonra yapılacak iş, Kur'an'ın, kendi arzularına göre yeniden yorumlanması ve tevil edilmesidir. Tabiî bunu yaparken hem bu konuda gayet samimiymiş havası vermek, hem de fincancı katırlarını ürkütmemek için, bu operasyona şirin bir isim de koymak gerekiyordu ki, onu da bulmuşlardır. Bu isim ne olsun? "Kur'an'a Dönüş" olsun, "Kur'anİslâm'ı" olsun...
    Bu maksatla işe başlayan bu gürûh, Kur'an'ı rahatça keyiflerine göre biçimlendirebilecekleri zehâbına kapılarak, ehl–i imanın akidesini bulandırma gayreti içine girmişlerdir. Kimi cehaleti, kimi de birtakım çıkarları sebebiyle, bu zehirli fikrin rüzgârına bazı kimseler kapılmış olsa da inşallah bu Hadis inkârcıları umduklarını bulamayacaklardır. Bu din, Kur'an ve Sünnet çerçevesinde asırları aşıp bu güne dek nasıl sapasağlam geldiyse, kıyamete kadar da böylece devam edecektir…
    Hadisleri güya sıhhatinden şüphe ettikleri için kabul etmeyen ve "Bize Kur'an yeter" diyerek sadece Kur'an'ın delil olacağını söyleyen birtakım kimseler, her ne kadar Hadis'i kabul etmediklerini ifade ediyorlarsa da, bu fikirlerine delil olarak ileri sürdükleri bir Hadis–i şerif vardır. Şimdi bu Hadis'in değişik tariklerle gelen birkaç rivayetini ve Hadis âlimlerinin bunların senetleri hakkındaki görüşlerini sizlere arz edeceğim. Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    "Size benden bir Hadis geldiğinde bunu Kur'an'a arzedin. Eğer bu Hadis'le ilgili Kur'an'da bir asıl buluyorsanız, Hadis'i alın, bulamıyorsanız onu reddedin."
    Hadis inkârcılarının kendilerine delil olarak aldıkları bu Hadis–i şerif hakkında Ukayl Rahimehullah: "Bu Hadis'in sahih isnadı yoktur." der. Sağanî Rahimehullah ise: "Mevzûdur." der.(3)
    Yine bu mânada Beyhakî, senedini de zikrederek, Bişr b. Numeyr, Hüseyin b. Abdullah tarikiyle onun babasından, onun da Hz. Ali'den naklettiği bir başka Hadis'i zikreder ki, Efendimiz bu Hadis'te şöyle buyurmuşlardır:
    "Bazı insanlar olacak, benden Hadis rivayet edecekler. Size bir kimse Hadis rivayet ettiğinde bu Kur'an'a muvafıksa, onu ben dedim. Size bir kimse Hadis rivayet ettiğinde bu Kur'an'a muvafık değilse, onu ben demedim."
    İmam Beyhakî bu Hadis'le ilgili olarak:
    "Bu zayıf bir isnaddır. Böyle Hadis'lerle delil getirilmez." der.İbn Maîn, bu Hadis'i rivayet eden Hüseyin b. Abdullah b. Dumeyre için "Sika ve güvenilir birisi değildir." demiştir.İmam Buhârî de bu kişi için:
    "Hadis'i münkerdir, kendisi zayıf biridir." der. Ebû Zür'a ise "Hadis'i kıymet takdir edeceğim hiçbir ölçüde değil." demiştir.(4) Bu Hadis'in diğer ravisi olan Bişr b. Numeyr için de "Sika değildir." denilmiştir.
    Bu Hadis başka tariklerle de rivayet edilmiştir; lâkinİmam Beyhakî bu rivayetler için:
    "Bunların hepsi zayıf rivayetlerdir." demiştir.
    İşte muhterem okurlarım, Hadis inkârcılarının, işlerine gelince, Hadis âlimlerinin kesinlikle delil kabul etmedikleri zayıf isnadlara dahi nasıl yapıştıklarını görüyorsunuz. Ama işlerine gelmedi mi, Hadis sahih de olsa inkâr ederler. Buradan rahatlıkla anlayacağınız üzere, bunların derdi kesinlikle üzüm yemek değil; maalesef bağcıyı dövmektir.
    Şimdi sizlere Hadis âlimlerince sahih kabul edilen bir başka rivayeti nakledeyim. "Kur'an bize yeter." diyenler hakkında bakınız Peygamber Efendimiz asırlar öncesinden ne buyuruyor:
    "Şunu kat'i olarak biliniz ki, bana Kur'an ile birlikte, onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir. Karnı tok bir şekilde koltuğuna kurulmuş olan bazı kimselerin: "Bize Kur'an yeter! Onda helâl olarak ne görmüşseniz, onu helâl; neyi de haram görmüşseniz, onu da haram kabul ediniz." diyeceği zamanlar yakındır. Bilin ki, Allah resûlü'nün haram kıldığı da Allah'ın haram kıldığı gibidir."(5)
    Efendimizin, bu kimselerin "karınları tok bir şekilde koltuklarına kurulacaklarını" özellikle beyan etmesi ne kadar taaccübe şâyan değil mi? Müçtehid geçinen,İlahiyat patentli birtakım zevatın, televizyon kanallarında arz–ı endam ederek, koltuğuna kurulmuş vaziyette "Bize Kur'an yeter." dediklerini görünce inanın aklıma hemen bu Hadis–i şerif geliyor. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm on dört asır öncesinden nübüvvet dürbünüyle bakarak, bu günleri müşahede edip bizlere haber vermiş ve bu tâifeyi de böylesine tasvir ederek, gözlerimizin önüne bir tablo gibi sermiştir. Tâ ki bunlar bilinsin ve ümmet bu fitnelerden sakınsın...
    Mevlâ Teâlâ bizlere Sünnet–i Seniyye'yi en iyi şekilde öğrenip, en güzel şekilde yaşamayı nasip eylesin! Fî emânillah!
    (Devam edecek)

    Dipnotlar:
    1–Haşr, 7
    2–Yusuf, 40
    3–Şevkani, el–Fevâidü'l–Mecmûa 278, 291; el–Makâsidü'l–Hasene, 36; Keşfü'l–Hafâ, Hadis no: 220; Mecmau'z–zevâid, I/170
    4–Mîzânü'l–i'tidâl, II/302; Buhârî, et–Târîhü'l–kebîr, IV/291
    5–Ebû Davud, Sünnet 6; Tirmizî,İlim 10;İbn Mâce, Mukaddime 2; Dârimî, I,117.

  2. #2
    mukallid adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-11-2005
    Mesajlar
    419
    Karizma Gücü
    7
    Valla ne diyeyim bu yazın beni pek şaşırttı.

    Kardeşim biz yıllardır mezhep, mezhep imamları,islam alimleri bize yetiyor,onların kitapları neye yetmiyor dedikçe birileri çıkıp islam alimlerini,ve onların eserlerini mezhepleri kaldırmaya kalktı.
    "kuran ve sünnet neye yetmiyor" diyerek bu topraklarda asırlarca yaşanılmış olan sünniliğin "Kuranı kerim,hadis, icmayı ümmet, kıyası fukaha" 4 delilini 2 ye indirmek için ellerinden geleni yaptılar.
    Şimdi hayretki Kuran ve hadis yeter diyenler, kendilerini mezhep taraftarı kimselere karşı destekleyen ilahiyat güruhundan(istisnası var) şikayet eder hale gelmişler?
    Hayret ki ne hayret!
    Bu din düşmanı kimseler 4 kaynağı 2 ye indirmeye çalışırken size niçin yardım ettilerse, ikiye indirmeyi başardıkları bu kaynağıda elbette teke düşürmek için uğraşacaklar.


    edit : bedduaya burada yer yok kusura bakmayınız.
    İdealist olup büyük düşünmek gerek.
    Küçük insanlar küçük düşlerle,
    büyük insanlar büyük işlerle uğraşırlar...

  3. #3
    termit adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2005
    Mesajlar
    475
    Karizma Gücü
    0
    Abduhçular, selefiyeciler, rafiziler, 19’cular ve müslüman maskeli misyonerler hep senelerdir din kitaplarında uydurma hadis olduğunu, bunun için hadislerin tamamının şüpheli olacağını ve hadisleri temelli bırakmak gerektiğini söylüyorlar.

    Uydurma bir söze hadis demek ne kadar yanlış ve tehlikeli ise, hadis kitaplarındaki veya İslam âlimlerinin kitaplarındaki hadis-i şerifleri de inkâr etmek o kadar yanlış ve tehlikelidir. Kıyamet alametlerini bildiren herbirisi bir mucize olan hadis-i şeriflerden üçü şöyledir:
    (Hadisi bırak, Kur’ana bak diyerek beni yalanlayanlar çıkacak.) [Ebu Ya’la]
    (Kur’andan başka delil kabul etmem diyenler çıkacak.) [Ebu Davud]
    (Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacak.) [Asakir]

    İhya’da ve hadis kitaplarında uydurma hadis var demek, o âlimleri cahillikle suçlamak olur.
    Bid’at ehlini savunanlar, kendilerine göre uydurma sandığı hadisleri nakleden Ehl-i sünnet âlimlerine saldırıyorlar, bu âlimler, sahih hadisle uydurma sözü ayıramayacak kadar cahillerdi demek istiyorlar. Resulullahın vârislerine böyle saldırıyorlar. Acluni’yi, Ebu Gudde’yi, Iraki’yi senet kabul ediyorlar da, imam-ı Gazali hazretlerini senet kabul edemiyorlar.

    İmam-ı Gazali hazretleri kendisinden birkaç asır önce yaşamış ravileri tanımıyorsa, ondan sonra gelenler o ravileri nasıl tanıyor? Hadisler yeni mi çıktı? Raviler yeni mi çıktı? Naklettiği hadislerin ravileri arasında yalancılar olduğunu bilemiyordu diyerek cahillikle suçluyorlar.

    Yani hadis-i şerifte mucize olarak bildirildiği gibi, sonra gelenler önceki âlimleri suçluyorlar.

    İctihad ictihadla nakzedilemediği gibi, hadis-i şerif de başka hadis-i şerif ile nakzedilemez. Çünkü Resulullah efendimiz, insanların durumuna göre farklı hadisler bildirmiştir. Mesela şu hadis-i şerifler sahihtir:
    (Ateşte ısınmış bir şeyi yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Davud, İ.Mace, Tirmizi, Nesai]
    (Deve eti yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
    (Besmele çekmeyenin abdesti yoktur.) [Hakim]

    Bunların aksi de bildirilmiştir. Mezhepler de farklıdır. Bu konu diğer maddelerde genişçe izah edilmiştir.
    Tekrar edelim, bir muhaddis, bir hadise mevdu demekle o hadis mevdu [uydurma] olmaz. O hadisi başka âlimler, başka muhaddisler bildirmişse onlara göre sahih olur. Bu hadisleri bildiren âlimler için, cahil demek, Cehenneme gidecek demek kıyamet alametlerindendir.

    Sahih hadislere uydurma demenin maksadı şudur:
    Önce âlimlere olan itimadı sarsmak. Âlimlere, din kitaplarına güvenilmez hissini vermek. Sonra diğer hadis-i şeriflere de şüphe gözü ile baktırmayı sağlamak. Daha sonra bu hadis-i şerifleri nakleden Eshabı kirama suizanna sebep olmak. En sonunda da Kur’an-ı kerimi toplayan Eshab-ı kirama olan itimadı sarsmak ve böylece dinimizi içten yıkmaya çalışmaktır.

    Allahü teâlâ da, Peygamber efendimiz de (&#194imlere uyun) buyuruyor. Salih âlimler, Resulullahın vârisleridir. Vârise dil uzatmak, miras bırakana dil uzatmak olur.

  4. #4
    samiramis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    369
    Karizma Gücü
    0
    verdiğin bilgiler için Allah razı olsun
    Bu mesaj en son " 22.02.06 " tarihinde saat 16:42 itibariyle samiramis tarafından düzenlenmiştir...
    Bizler umutsuzlugun oldugu yerde,umudumuzu kaybetmeden yürüyenlerdeniz.Her yolda çakıllar,her durdugumuz yerde çakallar olsa ne yazar,ya ölümüne severiz yada tek kalemde sileriz.Tarihi biz yazdık tarihtende sileriz ...

  5. #5
    dabbetülarz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-11-2005
    Mesajlar
    379
    Karizma Gücü
    7
    sevgili kardeşim lider,
    önemli bir konuya değinmişsin. yazmış olduğun konunun başlığı "sünnet inkarcılarına cevap". öncelikle "sünnet inkarcıları" olurmu bilmem. eğer varsa, bunlar aynı yamanda dini de, kur'anı da inkar etmiş olurlar. çünkü peygamber efendimizin sünneti ve hadisleri kur'anı kerim ile TAM bir uyum içinde idi. başka türlü olması da zaten düşünülemez.

    bir örnek hadis getiriyorsun:

    "Size benden bir Hadis geldiğinde bunu Kur'an'a arzedin. Eğer bu Hadis'le ilgili Kur'an'da bir asıl buluyorsanız, Hadis'i alın, bulamıyorsanız onu reddedin."

    Hadis inkârcılarının kendilerine delil olarak aldıkları bu Hadis–i şerif hakkında Ukayl Rahimehullah: "Bu Hadis'in sahih isnadı yoktur." der. Sağanî Rahimehullah ise: "Mevzûdur." der.(3)


    yukarıda yazılı olan bu hadisi şerifi mevzu hadis olarak değerlendiriyorsun, veya bazı alimlerin bunu bu şekilde değerlendirdiklerini dile getiriyorsun.

    böyle bir yorum, şüphesizki şeytanın ekmeğine yağ sürer. eğer peygamber efendimiz bir konu hakkında bir hadis beyan etmişse, elbetteki o konu ile ilgili hüküm kur'anı kerim'e ters düşmemelidir.

    günümüzde binlerce hadis var. bunların bir kısmı sahih hadis olarak adlandırılmıştır. bazı mevzu hadislerde biliniyor. gerçek olan bir şey vardırki, ALLAH TEALA, kur'anı kerimde indirdiği "kelimetullahı" yani ALLAH kelamını sonsuza dek koruyacağını bildirmiştir. bu da, KUR-AN'I KERİM dir. öyle ise, şu durumda, yalnızca ALLAH'ın koruması altında olan kur'ana teslim olup, hadisler konusunda temkinli olmak gayet mantıklıdır.

    bunun bir delili de, yukarıda mevzu hadis olarak göstermek istediğin hadisdir. eğer bu hadis, bir mevzu (yani uydurulmuş) hadis ise, bu bize sadece tek bir gerçeği göstermektedir: demekki, hadislerin uydurulmuşları olabiliyor, bu yüzden, hadis konusunda son derece temkinli olmalıyız. nitekim bazı mevzu hadisler sebebiyle bugün din çığırından çıkmıştır. bugün yaşanan islam kur'anı kerime tamamen ters düşmektedir. islam 7 safha ve 4 teslimden oluşmaktadır. bugün ise bunların hiçbiri ortada yoktur, kur'an da var olmasına rağmen. hidayet kavramı tamamen yok olmuştur.

    senin "sünnet inkarcıları" olarak nitelendirdiğin insanlar esasen ehli-sünnet kişilerdir, çünkü onlar gerçek hadislere uyup, uydurma ve kurana ters düşen hadisleri devre dışı bırakırlar.

    işte sana bir örnek:
    peygamberimizin sünneti 7 vakit namaz kılmaktır. 5 vakit değil. öyle ise günümüzde aslı astarı olmayan hadisleri esas alan, 7 vakit yerine 5 vakit namaz kılan kişi ehli-sünnet mi oluyor sence?

    Allah razı olsun.
    [O söz tepelerine indiğinde, yeryüzünden onlar (insanlar) için bir dâbbe çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince iman getirmediklerini (yakin hasıl etmediklerini) söyler. ](Neml Suresi, 82. Ayet)

  6. #6
    termit adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2005
    Mesajlar
    475
    Karizma Gücü
    0
    Hadisi Kur£ana arz etmekle ilgili hadisi şerifi İmam-ı Taberani bildirmiştir ve tamamen alimlerin yapacağı bir iştir .Dinibilgiler .org sitesinde daha önce bu sorulmuştu.


    Hadisi Kur’ana arz etmek
    Sual: İmam-ı Taberani’nin bildirdiği, (Hadisimi Kur’anla karşılaştırın. Kur’ana uyarsa o söz benimdir, uymazsa benim değildir) hadisi uydurmadır. Resulullahın sözünü Kur’ana arz etmek, Peygambere itimatsızlık olmaz mı? Sonra, Peygamber, (Misvak kullanın) demiştir. Kur’anda misvak geçmiyor diye bunu uydurma mı sanacağız? Önüne gelen kimse, bu Kur’ana aykırı diyerek bütün hadislere uydurma der. O zaman hadislere itimat kalmaz. Bunları nakleden âlimlere itibar etmez. Taberani’nin bildirdiği bu hadisin uydurma olduğunu duyurmak gerekmez mi?
    CEVAP
    Sizin bu düşündüklerinizi acaba imam-ı Taberani hazretleri düşünemedi mi? İlmi ve dini hassasiyeti sizin kadar yok muydu? Sapık veya cahil birisi bir söz uydurur, buna hadis der. Ehli olan hadis âlimi de, hadis ilminin şartlarının yanı sıra onu Kur’ana arz eder. Bu işi cahiller yapamaz elbette. Hadis âlimlerinin, müctehidlerin, ehl-i sünnet âlimlerinin işidir.

    Şimdi bir hadisin uydurma olup olmadığı için ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bulunup bulunmamasına bakılır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında varsa o hadis sahihtir.

  7. #7
    dabbetülarz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-11-2005
    Mesajlar
    379
    Karizma Gücü
    7
    sevgili kardeşim termit,
    güzel bir açıklama yapmışsın, ALLAH razı olsun.

    ben olayı biraz farklı görüyorum. bildiğimiz gibi, kur'anı kerim ALLAH TEALA'nın koruması altında olduğu için, ayetleri hiç tereddüt etmeden kabul etmek üzerimize farzdır. buna karşılık hadis konusunda temkinli davranmamız gerektiğini gördük.

    bir hadisin, bir alimin kitabında sahih olarak geçmesi, o hadisin kur'an ayetleri gibi kayıtsız şartsız kabul edilmesi gerktiğini göstermez. çünkü o hadisin sahih olduğu, o alimin kitabına sonradan da eklenmiş olabilir. şüphesizki, hiçbir alimin kitabı, ALLAH TEALA'nın koruması altında değildir.

    yukarıda bir hadis getirdiniz:
    "Size benden bir Hadis geldiğinde bunu Kur'an'a arzedin. Eğer bu Hadis'le ilgili Kur'an'da bir asıl buluyorsanız, Hadis'i alın, bulamıyorsanız onu reddedin."

    bu hadisin, bir mevzu hadis olduğu söylendi. şimdide alimlerin bu hadisi esas alarak hadisleri kur'ana arz ettiklerini söylediniz. eğer durum böyle ise, mevzu hadis dediğiniz bu hadis, sahih olması gerekir.

    ALLAH TEALA, bütün insanlara hadisleri kur'anı kerim ile karşılaştırma yetkisini vermiştir. bunu herkes yapabilir. eğer gerekirse, kişi bu konuda bir alime de danışabilir. ama kesin olan bir gerçek vardırki, oda hiçbir sahih hadisin, kur'ana ters düşmesinin mümkün olmamasıdır.

    ALLAH razı olsun.
    [O söz tepelerine indiğinde, yeryüzünden onlar (insanlar) için bir dâbbe çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince iman getirmediklerini (yakin hasıl etmediklerini) söyler. ](Neml Suresi, 82. Ayet)

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    29-11-2005
    Mesajlar
    9
    Karizma Gücü
    0
    Bu konuda bazı sorularım olacak, cevaplandırırsanız sevinirim.

    1) Kuran'ın hayatımızdaki nedir, veya ne olmalıdır? Onu en doğru şekilde nasıl anlayabiliriz?
    2) Bir konuda Kuran ve Hadis çeliştiği zaman hangisini tercih edeceğiz? Çelişmez demeyin çünkü sahih hadisler kadar uydurma hadislerinde olduğunu hepimiz biliyoruz.
    3) Sahih hadislerle uydurma hadisleri birbirinden nasıl ayırt edeceğiz?
    4) Kutüb-u sitte'nin hepsi güvenilir midir? Yoksa onun içinde de uydurma hadisler var mıdır?

  9. #9
    termit adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2005
    Mesajlar
    475
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı dabbetülarz tarafından gönderildi.
    sevgili kardeşim termit,
    güzel bir açıklama yapmışsın, ALLAH razı olsun.

    ben olayı biraz farklı görüyorum. bildiğimiz gibi, kur'anı kerim ALLAH TEALA'nın koruması altında olduğu için, ayetleri hiç tereddüt etmeden kabul etmek üzerimize farzdır. buna karşılık hadis konusunda temkinli davranmamız gerektiğini gördük.

    bir hadisin, bir alimin kitabında sahih olarak geçmesi, o hadisin kur'an ayetleri gibi kayıtsız şartsız kabul edilmesi gerktiğini göstermez. çünkü o hadisin sahih olduğu, o alimin kitabına sonradan da eklenmiş olabilir. şüphesizki, hiçbir alimin kitabı, ALLAH TEALA'nın koruması altında değildir.

    yukarıda bir hadis getirdiniz:
    "Size benden bir Hadis geldiğinde bunu Kur'an'a arzedin. Eğer bu Hadis'le ilgili Kur'an'da bir asıl buluyorsanız, Hadis'i alın, bulamıyorsanız onu reddedin."

    bu hadisin, bir mevzu hadis olduğu söylendi. şimdide alimlerin bu hadisi esas alarak hadisleri kur'ana arz ettiklerini söylediniz. eğer durum böyle ise, mevzu hadis dediğiniz bu hadis, sahih olması gerekir.

    ALLAH TEALA, bütün insanlara hadisleri kur'anı kerim ile karşılaştırma yetkisini vermiştir. bunu herkes yapabilir. eğer gerekirse, kişi bu konuda bir alime de danışabilir. ama kesin olan bir gerçek vardırki, oda hiçbir sahih hadisin, kur'ana ters düşmesinin mümkün olmamasıdır.

    ALLAH razı olsun.


    Sözlerinden bazılarından ne demek istediğini anladımsa da bazılarından anlayamadım.Bir önceki mesajında bu hadisi şerifin mevzu olduğunu söylemek şeytanın ekmeğine yağ sürer demişsin ki ben bu hadisi şerifin sahih olduğunu imamı taberani nin bildirdiğini söyledim.Daha sonraki mesajında (benim alıntı olarak aldığım)bu hadisin sahih olduğunu söylemişsin ki biz de onu söyledik zaten.İslam alimlerinin kitaplarına asırlardan beri uydurma hadis sokulmaya çalışılmıştır. Ancak İslam alimleri bu uydurma hadisleri bulup temizlemişlerdir. Evet islam alimlerinin kitaplarına sahtekarlar tarafından zamanında kasıtlı yanlış tercüme ,ekleme yapılmıştır ancak Allahü teala doğru yolun alimlerini yaratarak bunları ayıklattırarak biz insanlara merhamet etmiştir.Yani Allahü teala İslamı ,Kur'anı kerimi koruduğu gibi bunları bize açıklayan ,öğreten alimlerin kitaplarınıda zaman zaman yarattığı büyük alimlerle korumakta aslında .Şimdi asırlar önce yazılan ve orjinalleri elde olan bu kitapların doğru olduğuna ,içindeki hadislerin sahih olduğuna bütün ehli sünnet alimleri söz birliği etmiştir.Mesela imamı gazalinin ihyasında,kütüb_i sittenin içinde ,ibni abidinde ,imamı rabbaninin mektubatında vs vs sahih olmayan hadisi şerif yoktur zaten.Bu insanlar dini hasasiyette hepimizden çok çok üstündür zaten.Bunları tercüme edenlerde veya kaynak verirken kastlı veya cahillikten yanlış tercüme ,eklemeler yapanlar olabilir.Bizim gibi cahiller hadisi şerfi kur2anı kerime arz edemez,böyle yapacakları yerde bu sözün hadis olup olmadığını doğru ve güvenilir islam alimlerine sormalı veya kitaplarına bakmalıdır.Yani senin dediğin gibi bunu herkes yapmamalıdır.Çünki kur'anı kerimde bize herşey açık bildirilmedi.Onu en iyi anlayan hz.peygamberimiz sünetleriyle veya hadisleriyle bize tefsir etti.Mesela misvak kullanmakla ilgili hadisi şerifi ,yiyip içmek namazdaki teferruat vs vs ile ilgli hadisleri kur'ana kerime nasıl arz edeceğiz ,bir şey bulamassak bunlardan vaz mı geçeceğiz. kur'anı kerime arz edilecek bir şey varsa bunu salahiyeti olan din adamlarına bırakmalıyız.İnsanlar arsında anlayışı ,ilmi ,fkri, tahsili farklı olan bir çok kişi var.Bunların islami bilgileri çoğunun yok denecek kadar az.Şimdi bunlara senin dediğin gibi hadisleri kur'ana arz edin ,bilemezseniz alime sorun demek doğru bir iş değil.Bunlar zaten doğruyu bulamaz.şaşırırlar, bulamadığınıda alim arayıp sormaz bile.Kur'anı kerimi anlamak için her şeyden önce kureyş lügatını ,ayetlerin iniş sebebini, sırasını ,mekkedemi geldi medinedemi geldi ayetle ilgili hadisleri,olayları vs vs bilmek gerekirki 20 ana ilim ve 80 yardımcı ilim gerekir.
    Sonuç hadisi şeriflerin sahih olup olmadığını buna göre nasıl amel edilmesi gerektiğini ,herkese bunu kur'ana arz edin demek felaketle sonuçlanacak bir şey.Bunları islam alimlerinin kitaplarından öğrenmek en kolayı ve en doğrusu.İslam alimlerinin kitaplarının değiştirildiğinden şüphelenirsek bunların orjinallerinden bakmak senin dediğine göre kata kat daha kolay
    ALLAH HEPİMİZDEN RAZI OLSUN.

  10. #10
    termit adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2005
    Mesajlar
    475
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı myilkem tarafından gönderildi.
    Bu konuda bazı sorularım olacak, cevaplandırırsanız sevinirim.

    1) Kuran'ın hayatımızdaki nedir, veya ne olmalıdır? Onu en doğru şekilde nasıl anlayabiliriz?
    2) Bir konuda Kuran ve Hadis çeliştiği zaman hangisini tercih edeceğiz? Çelişmez demeyin çünkü sahih hadisler kadar uydurma hadislerinde olduğunu hepimiz biliyoruz.
    3) Sahih hadislerle uydurma hadisleri birbirinden nasıl ayırt edeceğiz?
    4) Kutüb-u sitte'nin hepsi güvenilir midir? Yoksa onun içinde de uydurma hadisler var mıdır?
    Yusuf suresinin, (Anlayabilmeniz için, Kur’anı Arapça olarak indirdik) mealindeki ikinci âyet-i kerimesi, tefsirlerde özetle şöyle açıklanıyor:
    (Kur’an-ı kerimi herhangi bir lisan ile değil, en geniş, en açık olan Arapça olarak indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görür, Müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin dilinizle indi. Edebiyatçıların, şairlerin sözlerine benzemediğini gördünüz. Bunun insan sözü olmadığını, İlâhi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.)

    Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilâhi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkâmını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, Allahü teâlâ, (Resulüm, Kur’anı insanlara açıkla) buyurmazdı. (Nahl 44)

    Fussilet suresinin, (Eğer biz Kur’anı yabancı bir dil ile gönderseydik, “âyetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalıydı. Araplar için, Arapça olmayan bir kitap mı olur” derlerdi. De ki: O Kur’an, inananlar için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifadır. İnanmayanların ise, kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalıdır. Sanki onlara uzak mesafeden bağırılıyor da Kur’anın ne söylediğini anlamıyorlar) mealindeki 44. âyetin açıklaması da şöyledir:
    Kur’an-ı kerim, [Çince, Yunanca, Rusça değil de], sizin lisanınızda, yani Arapça’dır. Siz Arap olduğunuza göre, ifadelerinin vecizliğinden, şaheserliğinden bu Kur’anın ilâhi bir kelam olduğunu anlarsınız. Yoksa, (Arapça bildiğinize göre, Kur’anın hükümlerini de anlarsınız) denmiyor. Âyetin devamında, inanmayanların, [ve yalnız Kur’an diyen zındıkların] Kur’anı sağırlar gibi duymadıkları ve anlayamadıkları bildiriliyor. Zaten herkes Kur’andaki aynı şeyi doğru olarak anlasaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı. İmanı, farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Bunlar, ancak fıkıh kitaplarından öğrenilir. Fıkhı, müctehid âlimler, âyet ve hadislerden çıkarmışlardır. (Hadika)

    İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
    Namazların kaç rekat olduğunu, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağını, zekat nisabını, orucun ve haccın farzlarını, hukuk bilgilerini, Resulullah açıklamasaydı Kur’an-ı kerimden anlamak mümkün değildi. İmran bin Husayn hazretleri, (Bize yalnız Kur’andan söyle) diyene, (Ey ahmak, Kur’andan her şeyi anlamak mümkün mü? Mesela namazların kaç rekat olduğunu bulabilir miyiz?) buyurdu. Hz. Ömer’e de, (Farzların, seferde kaç rekat kılındığını Kur’anda bulamadık) dediler. Cevaben, “Biz, Kur’anda bulamadığımızı, Resulullahtan gördüğümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekatlık farzları, iki rekat olarak kılardı” buyurdu. (Mizan-ül-kübra)

    Zaten, bizim gibilerin, dini öğrenmek için, tefsir ve hadis okuması uygun değildir. Çünkü Kur’an ve hadisi yanlış anlamak veya şüphe etmek imanı giderir. Bu inceliği iyi bilen Hz. Ebu Bekir buyurdu ki:
    (Kur’anı kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler.) [Şir’a]

    Kur’an-ı kerim hiçbir dile, hatta Arapça’ya bile tercüme edilemez. Herhangi bir şiirin bile, tam tercümesine imkan yoktur. Ancak izah edilebilir. Kur’an-ı kerimin manası tercümeden anlaşılmaz. Bir âyetin manasını anlamak demek, Allahü teâlânın, bu âyette ne demek istediğini anlamak demektir. Bu âyetin herhangi bir tercümesini okuyan, murad-ı ilahiyi öğrenemez. Tercüme edenin, bilgi derecesine göre anlamış olduğunu öğrenir. Hele tercüme eden bid’at ehli ise, mana tamamen değişir. Tefsir, murad-ı ilahiyi anlamak demektir. Kendi görüşüne göre verilen mana, doğru olsa bile, meşru yoldan olmadığı için hata olur, mana yanlış ise, küfür olur. (Berika)

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Kur’anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai]
    (Kur’ana ehliyeti olmadan mana veren, Cehennemde azap görecektir.) [Tirmizi]
    (Kur’anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur.) [M. Rabbani]
    Kur’an-ı kerimin hakiki manasını anlamak isteyen bir kimse, din âlimlerinin kelam ve fıkıh ve ahlak kitaplarını okumalı. Bu kitapların hepsi, Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden alınmıştır. Kur’an tercümesi diye yazılan kitaplar, doğru mana veremez. Okuyanları, bunları yazanların düşüncelerine ve maksatlarına esir edip, dinden ayrılmalarına sebep olur.
    Muteber tefsir kitaplarını da anlayabilmek için, yirmi ana ilmi, iyi öğrenmek gerekir. Tefsir ilmini bilmeyenin hadis ve tefsir okumaya kalkışması, mide hastasının, kuvvetlenmek için, baklava, börek yemesine benzer. Halbuki, bu hastanın, önce perhiz yapması, sonra, kuvvetli yemesi gerekir. Ana ilimleri okumayan, din öğrenmek için, Kur’an tercümesi, tefsir, hadis okumaya kalkışırsa, bunları yanlış anlayarak, dini, imanı da kaybeder. Muteber tefsirler bile, ehlinden başkasına zararlı olur.

    Kur’an-ı kerimi anlamak için Resulullahın açıklamalarını bilmek gerekir. Sünneti de anlamak için Eshab-ı kiramın ve âlimlerin açıklamalarını bilmek gerekir.

    Piyasadaki Türkçe tefsirlerde, şahsi düşünceler vardır. Okuyana zararı, faydasından çoktur. Hele İslam düşmanlarının, zındıkların, bid’at sahiplerinin, Kur’an-ı kerimin manasını bozmak için yaptıkları tefsirler, birer zehirdir. Bunları okuyan genç zihinlerde, birtakım şüpheler, itirazlar hasıl olur.
    Kur’anın hakiki tefsirini yapan, doğru manasını veren, ancak onun muhatabı olan Muhammed aleyhisselam ve Onun hadis-i şerifleridir. Bu hadis-i şerifleri de, ancak Eshab-ı kiram ve müctehid imamlar anlayabilmiş, Müslümanlar da bu âlimlerin anladıklarına uymuştur. Şu halde, Kur’andan ve hadisten ve bunların tercümelerinden din öğrenmek mümkün olmaz. Her Müslüman, dinini, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından hazırlanan ilmihallerden öğrenmelidir.
    Kütüb_sittenin orjinallerinde hiç bir hadis uydurma değildir. Bunlar yüz binlerce hadis arasından seçilerek alınmıştır.İmamı Buhari yazdığı her hadisten önce gusl abdesti almıştır ,hadis okuyacağı zamanda abdest almıştı ki dini hasasiyeti şimdiki din adamlarına göre ne kadar çokmuş siz anlayın artık.
    İctihad ictihadla nakzedilemediği gibi, hadis-i şerif de başka hadis-i şerif ile nakzedilemez. Çünkü Resulullah efendimiz, insanların durumuna göre farklı hadisler bildirmiştir. Mesela şu hadis-i şerifler sahihtir:
    (Ateşte ısınmış bir şeyi yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Davud, İ.Mace, Tirmizi, Nesai]
    (Deve eti yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
    (Besmele çekmeyenin abdesti yoktur.) [Hakim]

    Bunların aksi de bildirilmiştir. Mezhepler de farklıdır. Tekrar edelim, bir muhaddis, bir hadise mevdu demekle o hadis mevdu [uydurma] olmaz. O hadisi başka âlimler, başka muhaddisler bildirmişse onlara göre sahih olur. Bu hadisleri bildiren âlimler için, cahil demek, Cehenneme gidecek demek kıyamet alametlerindendir.

    Sahih hadislere uydurma demenin maksadı şudur:
    Önce âlimlere olan itimadı sarsmak. Âlimlere, din kitaplarına güvenilmez hissini vermek. Sonra diğer hadis-i şeriflere de şüphe gözü ile baktırmayı sağlamak. Daha sonra bu hadis-i şerifleri nakleden Eshabı kirama suizanna sebep olmak. En sonunda da Kur’an-ı kerimi toplayan Eshab-ı kirama olan itimadı sarsmak ve böylece dinimizi içten yıkmaya çalışmaktır.
    Bu mesaj en son " 22.02.06 " tarihinde saat 18:02 itibariyle termit tarafından düzenlenmiştir...

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •