• Reklam
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1
    Melancholy
    Ziyaretçi

    ATA' mızın ÜSTÜN Kişiliği

    ATATÜRK'ÜN ÜSTÜN KİŞİLİĞİ

    Atatürk, Millî Mücadele'de millî birliği temin eden eşsiz bir lider, muharebe meydanlarında efsanevî bir kumandan, devlet kuran büyük siyaset adamı, milletin çehresini değiştiren kudretli bir inkılâpçıdır. Bu vasıflarıyla, insanlık tarihinin tanıdığı en büyük adamlardan biri olduğunda şüphe yoktur. Kahramanlık ve yüksek insanlık meziyetlerini en yüksek seviyede taşıdığında dünya tarihçileri ve fikir adamları tereddütsüz birleşmektedir.

    Tarihin büyük tanıdığı şahsiyetlerle mukayesesi yapıldığı zaman türlü bakımlardan bariz üstünlükleri göze çarpmaktadır. Bir kere bütün bu dehalara üstün tarafı, hem fikir hem hareket adamı oluşudur. O, fikri ve hareketi kişiliğinde birleştirmiş bir lider idi. Düşüncelerinin özünü oluşturan Atatürkçülük, her türlü dogmatik unsurdan sıyrılmış akılcı bir dünya görüşüdür. Memleket gerçeklerinden kaynaklanan, problemler karşısında aklın ve ilmin rehberliğini kabul eden bu gerçekçi görüş, gerek Türk Bağımsızlık Savaşı'nın gerekse onu izleyen Türk Çağdaşlaşma Hareketi'nin esasını oluşturmaktadır.

    Atatürk, milletin tarihî seyrini değiştirebilecek üstün meziyetleri sayesinde, memleketi askerî ve siyasî zaferlerle uçurumun kenarından kurtarmıştır. Dünya tarihinde, her türlü imkânsızlığa rağmen inandığı fikri tatbik sahasına dökmüş. "Ya istiklâl, ya ölüm!" parolası ile bir Millî Mücadele kazanınış, arkasından yepyeni hüviyette bir çağdaş millet ve devlet yaratmış adam azdır. İçinde bulunduğu şartları değerlendirmede, engelleri ortadan kaldırmada gösterdiği büyük başarı Atatürk'ün ayrı bir özelliğini teşkil etmektedir.

    Diyebiliriz ki Atatürk, Türk toplumunda sadece çağdaşlaşma gereğini gördüğü için değil, bu çağdaşlaşmayı en kısa zamanda gerçekleştirecek yolu gösterdiği için ve nihayet çağdaşlaşmaya engel olan etkenleri cesaretle bertaraf ettiği için büyüktür. Esasen "Modern Türkiye'nin Kurucusu" sıfatını da işte bu büyüklüğünden almaktadır.

    Büyük Nutku'n sonlarında, Türk gençliğine hitaben çizdiği tablo, aslında, kendisi mücadeleye atıldığı zaman, memleketin içinde bulunduğu tablodur. Atatürk, en güç şartlar altında bile, her şeyin bitti zannedildiği bir zamanda bile, Türk milletine güven hissinin kaybolmaması gerektiği gerçeğini, eseriyle ispatlamış bir millî kahramandır; onun için sembol olmuştur, onun için bayrak olmuştur.

    Atatürk, gerçeğin adamıdır; sağduyunun ve ince görüşün adamıdır. Nerde ne yaptı, neye karar verdi ise daima en iyisini yapmış, en hayırlısına karar vermiştir. Halkın eğilimlerini çok iyi sezen ve ruhlara sızmasını bilen usta inkılâpçılığı sayesindedir ki, müşterek arzu ve eğilimler kolayca millî ülkü haline gelebilmiştir. Giriştiği mücadelenin başından sonuna kadar Türk milletinin yüksek vasıflarına güvenmiş, kazanılan her türlü zaferin milletin eseri olduğunu söylemiştir. Bütün teşebbüslerinde millet sevgisine dayanmış, kudretli kişiliği ve gerçeği sezişe dayanan ikna kuvvetiyle kitleleri sürükleyebilecek bir lider olduğunu göstermiştir. Millî kurtuluşa bayrak olan fikirleri, görüşleri ve ölmez eseriyle, tesirleri memleket sınırlarını aşmış, mazlum milletlerin bağımsızlık ve hürriyet mücadelesinde manevî kuvvet olmuştur.

    Atatürk; yaratıcısı, yapıcısı olduğu Türk İnkılâbı"nı ifade ederken: "Bu inkılâp, yüksek bir insanî ülkü ile birleşmiş vatanperverlik eseridir. Çocuklarına bütün güzellikleri ve bütün büyüklükleri görmek ve aynı zamanda bütün sefaletlere acımak sanatını öğretmektedir." diyordu. Kendisi de yarattığı inkılâbın imanlı bir yapıcısı sıfatıyla bütün dünyaya açık yürekle, samimiyetle ve dostlukla bakıyordu. Gerçekten, "Ne Mutlu Türküm Diyene!" vecizesiyle kalplere millî iman perçinleyen Atatürk, aynı zamanda insanlık idealinin ve insan sevgisinin de sembolü idi. Yabancıların, "Düşmanlarınız kimlerdir?" sorusuna, "Biz kimsenin düşmanı değiliz; yalnız insanılığın düşmanı olanların düşmanıyız!" cevabını veriyordu. İşte bu insancıl yönü iledir ki tamamen millî nitelik taşıyan "Atatürk İnkılâbı" aynı zamanda bütün insanlığın hayranlığını da üzerinde toplamaktadır.

    Atatürk'ün insanlık değerlerine içten ve büyük saygısı vardı. O, bütün insanlığın asırlar boyu övdüğü ile övündüğü meziyetleri üstün kişiliğinde toplamıştı. Hayatı boyunca gösterdiği davranışlar, bu meziyetleri sergiliyordu. Şöyle ki:

    -Muzaffer Başkomutan olarak İzmir'e girdiği gün, önüne serilen düşman bayrağını, "Bayrak bir milletin bağımsızlık alâmetidir; düşmanın da olsa saygı göstermek gerekir!" diyerek, onu yerden kaldırtan,

    -Bir milleti hürriyet ve bağımsızlığa kavuşturan büyük eserinin haşmeti karşısında, memleketin büyük sanatkârları, şairleri, tiyatro sanatçıları elini öpmek istedikleri zaman "Sanatkâr el öpmez; sanatkârın eli öpülür!" cevabını veren ,

    -Çanakkale'de kendisine karşı savaşırken bir kolunu kaybeden ünlü Fransız Generali Gouraud'ya, yıllar sonra Ankara'da karşılaştıkları zaman -Generalin boş kolunu. işaret ederek- : "Türk topraklarında yatan şerefli kolunuz, memleketlerimiz arasında son derece kıymetli bir bağdır!"diyen ,

    - Çanakkale şehitleri törenine konuşma yapmak üzere giden bir Bakanına, harpte ölen diğer millet askerleri için de: "Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz!" diye not yazdıran,

    - Mısır elçisine, bir sabah, Çankaya sırtlarından doğmakta olan güneşi göstererek: "Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Şu anda günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetine kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Bu milletler, bütün güçlüklere, bütün engellere rağmen mânileri yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini milletler arasında hiç bir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve iş birliği çağı alacaktır!"

    Diyen Büyük Atatürk, gerçekten insan sevgisinin ve insanlık idealinin kolay erişilemeyecek bir örneği idi. Bu davranışlar, belki de insanlık tarihinde eşi olmayan şeylerdi ve O'nun büyüklüğünü, O'nun genişliğini, O'nun engin hoşgörüsünü simgeliyordu.

    "Yurtta barış, cihanda barış" için çalışmak, Atatürk için dünyamızda yaşayan bütün insanları birbirine daha çok yaklaştırmak, daha çok sevdirmek yolundaki çabaların bir parçası idi. O, "İnsan her şeyden önce mensup olduğu milletin varlığı ve mutluluğu için çalışmalı; fakat başka milletlerin de huzur ve refahıni düşünmelidir." derken, işte bu çabasını dile getiriyordu. Atatürk'e göre "Dünya milletlerinin mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve mutluluğunu temine çalışmak, demekti". Çünkü, "Dünyada ve dünya milletleri arasında sükûn ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendi kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan mahrumdu". İşte Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesinin kökleri böyle insancıl bir düşünceden, böyle insancıl bir idealden kaynaklanıyordu.

    Atatürk'e göre "Milletleri idare edenlerin vazifesi, hayatı mutlu kılmak hususunda milletlerine yol göstermekti. Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar mutsuzdu. Hayatta mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı ve huzuru için çalışmakla mümkündü. Hatta bir devlet adamı böyle hareket ederken 'Benden sonra gelecekler, acaba böyle bir ruhla çalıştığımı fark edecekter mi?' diye bile düşünmemeliydi."

    O, karşılık beklemeksizin, insanlığın mutluluğuna hizmet edebilecek adam yetiştirmenin, en büyük zevk olduğunu söylüyor ve şöyle diyordu: "Bahçesinde çiçek yetiştiren insan, bu çiçekten birşey bekler mi? Adam yetiştiren insan da, çiçek yetiştirendeki hislerle hareket etmelidir. Ancak bu tarzda düşünen ve çalışan adamlardır ki, memleketlerine, milletlerine ve bunların geleceğine faydalı olabilirler".

    Atatürk'e göre, milletler arasında düşmanlıkların yerini akrabalık bilinci almalı idi. Kıta'alar ve milletler arasında ırkçı ve şoven yaklaşımlar, yerini bütün insanlığın paylaştığı bazı ortak değerlere terk etmeli idi. "İnsanları mesut edecek yegâne vasıta, onları birbirine yaklaştırarak, onları birbirlerine sevdirecek karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını temine yarıyan hareket ve enerji idi. Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak olmasıyla mümkün olacaktı. Dünya vatandaşları kıskançlık, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmeli, insanlığın bütününün refahı, açlık ve baskının yerini almalıydı." Bütün milletlerin çağdaş uygarlık düzeyinde birleşmesi, bu ortak uygarlığa dahil olması Atatürk'ün en samimî arzusu idi. Çünkü O, insanlığın hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir organı sayıyordu.

    Atatürk'e göre, insanlar arasında artık hiçbir renk, din ve ırk ayırımı tanımayan bir ahenk ve iş birliği çağı açılmalı, milletler bağımsızlıklarını, millî niteliklerini, millî kültürlerini kaybetmeksizin, her türlü emperyalist görüşün dışında, insanlığın ortak değerlerinde birleşmeli idi. Bu ortaklaşa değerlerin kıtaları birbirine bağlaması, insanları renk, ırk ve din farkı gözetmeksizin birbirine yaklaştırması lâzımdı. Çünkü insanlığın yükselmesi, insanlık idealinin gerçekleşmesi bu şuurun ayakta tutulmasına bağlı idi. İşte Atatürk, görüş ve düşünceleriyle, bu yönüyle de insanlık tarihi önünde aşılamayacak bir büyüklüğü temsil etmektedir.

    Son söz olarak diyebiliriz ki, Atatürk'ün hayatı, şahsiyeti ve eseri incelendiği zaman, insanoğlu, hayranlığını gizleyememekte; bu millî kahramanı kutlamakta, bu kutsal mücadelenin önünde saygı ile eğilmektedir.

  2. #2
    candas1903 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-09-2004
    Mesajlar
    587
    Karizma Gücü
    0
    çok tşk bilgiler için... Atamız İnsan Gibi İnsandı...
    Thierry Henry

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    10-04-2006
    Mesajlar
    11
    Karizma Gücü
    0
    eline ve emeğine sağlık

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    02-01-2007
    Mesajlar
    8
    Karizma Gücü
    0

    Birlik Beraberlik

    ATATÜRK'ün doğudan doğacak güneş ideali ne kadar da mükemmeldir! Ah, bunu düşündükçe içimde çok büyük bir ferahlık hissediyorum. Ama diğer taraftan, bügüne döndüğümüzde, ATA'mızın bıraktığı yerde duruyoruz. (Hatta Cumhurbaşkanı seçimiyle beraber 100 yıl geriye gitme ihtimalimiz çok yüksek !) Ama bir bakın, bizim kendimizi, akrabalarımızı, kardeşlerimizi, doğumuzu unuttuğumuz zamanda, Batıda büyük bir birleşme hareketi başladı : Avrupa Birliği. Peki ATATÜRK'ün verdiği fikir neydi : İnsanları dinler diller ötesi, daha temelden birleştirici ögeleri kullanarak biraraya getirmek, yani DÜNYA ÜZERİNDEKİ BÜTÜN TÜRK HALKLARINI VE TÜRKLERLE HERHANGİ BİR ŞEKİLDE İLİŞKİDE BULUNMUŞ TÜM HALKLARI BİRLEŞTİRMEK. Avrupa Birliği bugün -alenen biliniyorki- Avrupa Kıtasında bulunan ve genel anlamda Hristiyanlığı kabul etmiş, hatta daha da öncesinden, Avrupa'ya ilk olarak yerleşmiş insanların, belli bir ortak refah seviyesinde birleşmeleri demek. ATATÜRK'TEN ÇALINMIŞ DİYESİM GELİYOR! ama geleceği görüp, yapılması gerekeni harekete döken bir tek bizim Atamız değil... Aynı Avrupa Birliği, bizi Türk-Kürt diyede ayırmaya çalışıyor, biz küçülelim de ceplerine girelim diye. Atatürk gibi düşünmemiz gerek...

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2007
    Mesajlar
    1,850
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı asascorpion tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    ATATÜRK'ün doğudan doğacak güneş ideali ne kadar da mükemmeldir! Ah, bunu düşündükçe içimde çok büyük bir ferahlık hissediyorum. Ama diğer taraftan, bügüne döndüğümüzde, ATA'mızın bıraktığı yerde duruyoruz. (Hatta Cumhurbaşkanı seçimiyle beraber 100 yıl geriye gitme ihtimalimiz çok yüksek !) Ama bir bakın, bizim kendimizi, akrabalarımızı, kardeşlerimizi, doğumuzu unuttuğumuz zamanda, Batıda büyük bir birleşme hareketi başladı : Avrupa Birliği. Peki ATATÜRK'ün verdiği fikir neydi : İnsanları dinler diller ötesi, daha temelden birleştirici ögeleri kullanarak biraraya getirmek, yani DÜNYA ÜZERİNDEKİ BÜTÜN TÜRK HALKLARINI VE TÜRKLERLE HERHANGİ BİR ŞEKİLDE İLİŞKİDE BULUNMUŞ TÜM HALKLARI BİRLEŞTİRMEK. Avrupa Birliği bugün -alenen biliniyorki- Avrupa Kıtasında bulunan ve genel anlamda Hristiyanlığı kabul etmiş, hatta daha da öncesinden, Avrupa'ya ilk olarak yerleşmiş insanların, belli bir ortak refah seviyesinde birleşmeleri demek. ATATÜRK'TEN ÇALINMIŞ DİYESİM GELİYOR! ama geleceği görüp, yapılması gerekeni harekete döken bir tek bizim Atamız değil... Aynı Avrupa Birliği, bizi Türk-Kürt diyede ayırmaya çalışıyor, biz küçülelim de ceplerine girelim diye. Atatürk gibi düşünmemiz gerek...

    Güzel yorum:A
    Katılıyorum size..:A

  6. #6
    KroniK_Öğrencİ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-06-2006
    Mesajlar
    3,041
    Karizma Gücü
    6
    saool kardşe tşk....
    'DeviL_MasteR'dı.....Olcak Yine.

    Y.O.K
    .Dikkat OKS Mağduru.




    8 HaziraN

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. İlişkiye gireceğim insanın kişiliği, güzelliğinden daha önemlidir.
    2006 Konuları bölümünde KeLebeK tarafından açılmış
    Yanıt: 27
    Son Mesaj: 07.04.06, 17:11
  2. Semra Hanım 'ın oğlu ''Damat Ata'' Öldü !
    2005 Konuları bölümünde Alajandro tarafından açılmış
    Yanıt: 26
    Son Mesaj: 22.09.05, 01:23

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •