Cinlerle Yolculuk/Jamal Mahjoub...
Jamal Mahjoub'un son romanı
Nereye gidersen git, geçmişin seninle...
Doğulu olmak, Batıda yaşamak, iki pasaport, bir sürü kimlik, ancak nereli olduğunuzu söyleyebilir. Bir gün, sizin gibi, babanız gibi kendini yabancı hissedecek oğlunuza kim olduğunu, kim olduğunuzu anlatmak zorunda kalabilirsiniz. Kendinizi bulmak için çıktığınız arayış yolculuğunda geçmişin cinleri sizinledir, yol boyu ayaklarınıza dolanan kökleriniz de...
Çev : Roza Hakmen
TAdımlık
1
Adı Leo – annesinin seçimi, benim değil. Benim önerdiğim ad boş tebessümlerle, çatık kaşlarla, çeşitli donuk anlamazlık belirtileriyle karşılandı; dostlar ve akrabalar tahmin edilebileceği gibi, benim iktidar savaşına giriştiğimi, herkesin tadını kaçırdığımı kabul ettiler. Bence zor bir ad değildi, ama ağır ağır, azimle dışlandı, sessiz mutabakatla rafa kaldırıldı. Zamanla kendisine Leo denmesine alıştı elbette; İngiliz annesi, anneannesiyle dedesi, okul arkadaşları ve öğretmenleri ona Leo diyordu. Bense inatla Hamdi diyordum; sonunda yalnız kendimi gülünç duruma düşürmekle kalmayıp çocuğu da üzdüğümü, utandırdığımı anladım. Arkadaşları “Hamdi Damdi” diye alay ediyordu adıyla. Ondan sonra Leo oldu. Olay bu kadar basitti ve yapabileceğim fazla bir şey de yoktu. İsimler kendi kararlarını kendileri verirler; Leo ismi, çocuğun giderek gelişen benlik bilincine yapışmış gibi görünüyor. Yedi yaşında, aynaya baktığında gördüğü şekilden yola çıkarak bütün bir kişi yaratma yolundaki kaçınılmaz (ve nafile) çabaya girişti bile. Bazen onu banyoda her tarafa sular sıçratarak tam bir İngiliz öğrenci gibi saçlarını yana yatırmaya çalışırken yakalıyorum. Aynada gördüğü küçük şahıs eksiksiz bir insan ve adı da Leo. Saçları kurur kurumaz küçük bukleler kurulmuş zemberek gibi havalanıp görüntüyü bozuyor.
Bu yolculuğun, bu kaçışın, isterseniz hicrin sebebi o. Sadece Leo’dan ibaret olmadığını öğrenmesini istiyorum, ama bunu nasıl başaracağımı da bilmiyorum aslında. Olayı layık olduğu mantıklı temele oturtarak planladığımı iddia edemem. Olayın mantığı yok. Her şey kendiliğinden oluverdi işte. Zaten insan bir çocuğa hep yanında, güvenilir bir dayanak, yol gösterici bir pusula olacağına söz vermekten başka ne vaat edebilir ki? Ama onlar da çözülüp dağıldı şimdi, sözümü tutabileceğimden emin değilim artık. Daha işin başında iki adının olması, bir uyarıydı, ilerideki kargaşanın habercisiydi. Genç bir anne baba ilk çocuklarının adını ne koyacakları konusunda anlaşamıyorlarsa, büyük ihtimalle bu bir ipucudur, yüzeydeki dingin aile mutluluğunun hemen altında gizlenen başka bağdaşmazlıkların işaretidir.
Bu yüzden şimdi sadece içgüdüyle yol alıyorum. Kafamda bir rota yok gibi nerdeyse. Uçsuz bucaksız, dalga dalga zaman tabakası bir anda yer değiştiriyor ve koca dünyalar birden yok oluveriyor. Büyük bir bölünme çizgisinin, toprağı sabah gibi, bir yer oluşumu gibi yaran bir çizginin, kıtaları yerinden oynatabilecek, yüzyılların düzenini bozabilecek, koca ulusları kökünden sökebilecek güçteki derin bir fay hattının merkezindeyim. Nedenini pek bilmeden bu hattı geçmekteyim sanki. Otuz yedi yaşındayım. Ömrümün orta noktasındayım. Bundan sonrası hep yokuş aşağıymış diyorlar.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla