=Kadının Tarihteki Kimliği ve Ezilmişliği=
(Bu yazı hiçbir siyasi amaç içermemektedir.Hiçbir siyasi amaç hedeflememektedir.)
Neden kadın filozof olmadığını anlayabilmek için önce ilk insandan başlayıp günümüze gelerek ; kadın erkek ilişkilerine bakmakta fayda vardır.
Yaradılış inancına göre :
Tanrı 6 günde yeryüzünü inşa edip 7. gün istirahat etti:
Rab Allah yeri ve gökleri yaptığı günde , henüz yerde bir kır fidanı yoktu . Çünkü Rab Allah henüz yerin üzerine yağmur yağdırmamıştı.Ve toprağı işlemek için adam yoktu.Ve yerden buğu yükseldi ve toprağın bütün yüzünü suladı.Ve Rab Allah yerin toprağından adam yaptı.Ve onun burnuna hayat nefesini üfledi.Ve adam yaşayan can oldu....Rab Allah dedi:Adamın yalnız olması iyi değildir.Ve Rab Allah adamın üzerine derin bir uyku getirdi.Ve o uyudu ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı ve yerini etle kapadı.Ve Rab Allah adamdan aldığı kaburga kemiğinden kadın yaptı.Ve onu adama getirdi......
Malum hikayeyi hepiniz bilirsiniz.Sonra Havva yasak ağaçtan bir elma koparır ve bir tane de kocası Adem için alır...
Ve Rab Allah adama dedi:Ondan yeme dediğim ağaçtan yedin mi?...Ve adam dedi: Yanıma verdiğin kadın o ağaçtan bana verdi ve yedim.Ve Rab Allah kadına dedi:Bu yaptığın nedir?
Ve kadın dedi: Yılan beni aldattı ve yedim....Ve Rab Allah yılana dedi:Onu karnının üzerinde yürümeye cezalandırdı ve kadın ve yılan arasına düşmanlık koydu.Ve Rab Allah kadına dedi:Zahmetini ve gebeliğini ziyadesiyle çoğaltacağım.Ağrı ile evlat doğuracaksın ; ve arzun kocana olacak ,o da sana hakim olacak.
Ve malum sonra cennetten kovulurlar.Bu yazıyı okurken belki sıkıldınız belki de ilginizi çekti.Ama buradaki temel sorunu ele alacağız şimdi.
1. Din ve kadın arasında ya da dinde kadın literatüründe gözümüze çarpan ilk şey kadının
yaradılış hikayesidir. Tanrı erkek gibi kadını çamurdan falan yar atmaya gerek görmemiş kadını erkeğin kaburga kemiğinden yaratmıştır.Kadının yaratılmadan önce ikinci plana atıldığını görüyoruz burada.
2.Kadın her ne kadar başlangıçta eşit yaratılmamasına rağmen onun yaradılış amacının erkeğe hizmet etmek olduğu görülüyor yaradılış hikayesinin ilk bölümünde.Kadın erkeğin yalnızlığını engellemek üzere tanrı tarafından adama getiriliyor. Kadının yaratılış amacı Tevrat’a göre “erkeğe bir yardımcı” gereksinimi nedeniyledir.( Yar.2: 18)
3.Kadın yeryüzüne inmeden lanetlenmiştir tanrı tarafından.Çünkü adamın yasak elmayı yemesinden o sorumlu tutulmuştur.Tanrı onu cezalandırıp gebeliğinin acı şekilde geçmesini koyuyor. İlk günahın, cennetten atılmanın sorumlusu kadındır.
Başlangıçta ilk defa tek tanrılı dinler ortaya çıktığında insanların çok tanrılı dinleri bırakıp tek tanrılı dinlere inanması zordu.Bu yüzden bir takım cezalar – insanların onlara inanmadığı takdirde cezalandırılacağı ; inanırlarsa eğer mükafatlandırılacağı- kondu.Bu akımı gerçekleştirilen kişiler halk tarafından sevildiği için ve dürüst oldukları için kabul gördüler.O zamanın ataerkil ve tarım toplum yapısı kadını zaten 2. sınıf vatandaş gibi gören , ailede babanın toplumda erkeklerin sözünün geçtiği bir dönemdi.Dinler tarafından yeryüzüne inen ayetlerde de bu kabul gördü ve dinlere göre de kadınlar hep ikinci plana itildi.Onlar da önceliği erkeğe verdi.
Kurana Göre;Bir erkek dört kadınla evlenebilir,kadının mirastaki payı erkeğin yarısı kadardır. Erkek kadının yöneticisidir, erkek isterse karısını dövebilir…Örneğin bugün hala İran’da otomobiliniz ile bir kadına çarpıp öldürürseniz bunun cezası erkeğe çarpmanın cezasının yarısı kadardır.
İncil’e Göre;( 1.korintliler 14:33-34 ) “Kadınlar, kutsalların bütün topluluklarında olduğu gibi, toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa'nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar.”
(1Pe 3:1-2) “Ey kadınlar, aynı şekilde siz de kocalarınıza bağımlı olun” diyerek kadını erkeğin emrinde görevlendiriyor ve kadına konuşma hakkını bile tanımıyor.
Ülkemizde daha çok radikal İslami çevrelerde görülmekle beraber, bütün İslam dünyasında, kadın erkek arasında haremlik selamlık anlayışı geçerlidir. Bu anlayışın, Türk toplumuna yerleşerek adet haline gelmesinin esas nedeni de emir Allah’tan geldiği için, müminlere de bunu uygulamak kalmıştır mecburen. Daha sonraları bu uygulama adet haline gelerek, bugünkü haremlik selamlık anlayışı yerleşmiştir.Kadınla erkeğin toplumda bu şekilde ayrı yerlerde bulundurulmaları, bireyleri negatif yönde etkilediği gibi, kadın erkek arasında fikir alışverişinin olamaması, negatif olarak topluma da yansımaktadır. İslam ülkelerinin geri kalmasındaki etkenlerden biri olarak görülebilir.
Muhammed, erkek için "Cemaatla kılınan bir namaz, tek başına kılınan 27 namaz gibidir" derken, her ne kadar yasaklamasa da, kadının namazını evde kılmasının daha hayırlı olduğunu belirtmiştir.Kadınlar için evin avlusunda yapılan ibadet, camide yapılandan daha değerlidir, evin odasında yapılan ibadet, evin avlusunda yapılandan daha hayırlıdır, hele evin cunbasında yapılan ibadet, her şeyden daha hayırlıdır.
Buhari Kitabu'n-nikah, Bap 118/ Muslim, Kitabu'l-Salat, 134-140
Burada kadınların inançlarını bile özgür yaşayamadıkları gözükmektedir.
Bütün bunların yanı sıra, Kuran’da doğrudan kadınlara hitaben yazılmış tek bir ayet yoktur..
Burada çok önemli bir konuya daha değinmekte fayda görüyorum.Kadın ve erkek kendilerinin ve birbirlerinin farkına vardıktan sonra , ayrı oluşlarını ve farklılıklarını göz önüne alarak farklı cinsten olduklarını bilince çıkardılar.Fakat birbirlerinden ayrı olduklarını anladıkları zaman henüz birbirlerine yabancıydılar.Çünkü henüz birbirlerini sevmeyi öğrenememişlerdi.(Adem’in, Havva’yı savunacağı yerde ona suççu atarak kendini savunması gerçeğinde açıkça görülmektedir.)Sevgiyle bütünleşmeden insanın,ayrılığın farkına varması utancın kaynağıdır. Bu, aynı zamanda suçluluğun ve huzursuzluğun da kaynağıdır.
Kadın Erkek ilişkilerine devam ediyoruz.
İlk Çağ:
İlk çağ dünyanın en tehlikeli ,en zor devriydi.İnsan zekadan yoksun ,konuşma ,dert anlatma olanağı yok.Silahsız ve korunaksız.Üstelik düşmanları kavi ve zebun...Hükümsüren kanun doğa kanunu...Güçlü olanın haklı , güçsüzün haksız olduğu bir devir...Taş devrinde taşınmaz mal yoktu.Taşınır mal ise KADIN dı.Kadın erkek münasebetlerinde kümes kuralları geçerliydi.İstenilen dişi için erkek tarafları birbiriyle ölümüne savaşıyorlardı.Kaybeden ölüyordu.Ölmese bile sürüden uzaklaştırılıyordu.
İnsan zamanla gelişti ve teknkleşti.Göçmenliği bırakıp köysel kuruluşlara yerleştiler.Tarım toplumuna doğru yavaşça ilerliyorlardı.
Toplum aşağı bir çizgiden(sürü),yukarı bir çizgiye(köy) ulaştığında ,aile de aşağı bir çizgiden, yukarı bir çizgiye ulaştı.Bir kadının birçok erkekle evlenmesi (polyandrie) ve vir erkeğin birçok kadınla evlenmesi(polygamie) biçimleriyle toplum da şekillenmeye başlıyordu.Tek eşliliğe varılmadan bu evreler geçirilmiştir.--Bugün dahi , bu gibi cinsel
İlişkilere Alaska’da ve İngiliz Kuzey Amerika’sının merkezinde ; Eski Yunan ve Romalılar’ın Persler ,İskitler,Hunlar’da da aynı cinsel ilişkiler vardı.Şunu da ilaveedlim ki günümüzde ihtiyar kızlar;ihtiyar erkekler eğer zenginseler,çocuk yaşta oğlanlar veya kızlarla evlenebiliyorlar.Amerika gibi kapitalist ülkelerde örnekleri görülen ve yazılan biçimde,toplu cinsel ilişkiler ,karı-koca takasları eskiye dönüşün kanıtları mıdır?..Sırası gelince bu konulara değineceğiz...
Polyandrie ,zamanala polygamie karşısında zayıf kaldı.Çünkü kadının çok doğurtkan olmaması kadına bağlı toplumda birey sayısının zamanla azalmasına sebep oldu ve böylece kadınların egemen olduğu, ana olarak saygı ve itibarının zirveye ulaştığı(polyandrie) düzeni eriyip gitti.
Ekstra bilgi:--
Anaerkillik, matriarka veya maderşahilik olarak adlandırılan bir tür toplumsal örgütlenme düzeni. Bu düzenin temelini kadının üstünlüğü fikri oluşturur; soy kadınlar tarafından belirlenir, hakimiyet kadınlarındır. Bu toplumlarda kadınlara erkeklerden daha çok saygı gösterilir. Bu kadın üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü, adetleri, inancı ve mitolojisi, ataerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur.
Anaerkillik kelimesi Türkçe kökenlidir. Türkçe'ye Fransızca'dan geçmiş olan ve batı dillerinde anaerkillik manasında kullanılan matriarka kelimesi ise Latince mater (anne) ve Yunanca achein (hükmetmek) kelimelerinden türemiştir. Anaerkilliğe dayanan, ana erki temelli olan oluşumlara "anaerkil", "maderşahi" veya "matriarkal" denir.
Çoğu zaman anaerkillik ile karıştırılan çeşitli terimler vardır; jinekokrasi (kadınların yönetimi) ve matrilokalite (evlilikte kadın veya anne tarafına yerleşme) bu terimlerden bazılarıdır.
Modern dünyada anaerkilliğin hakim olduğu toplumlar bulunmamaktadır, yine de çeşitli antropolojik araştırmalara göre bugün dünyanın az gelişmiş bir çok bölgesinde anaerkilliğe dayalı kabileler mevcuttur. Avrupa kıtası dışındaki tüm kıtalarda anaerkil yapıya sahip küçük topluluklar bulunmaktadır. Bazı tarihçilere göre ataerkillik (partiyarka) dünya toplumlarına egemen olmadan önce çoğu toplum anaerkil bir düzene sahipti. Bu düşünce tarihsel anlamda kanıtlanmamış olsa da arkeolojik ve antropolojik bulgulara göre ataerkillik evrensel anlamda egemen olmadan önce anaerkil düzene sahip çeşitli toplumlar var olmuştur--
Eski Yunan:
Eski Yunan’da tek eşliliğe geçiş gözleniyordu ama burada da eşlerin birbirlerini aldatması başka bir sorun ,kadının ezilmişliği karşımıza çıkıyordu.Eski Yunan sitelerinde köle sistemi uygulanıyordu.Zaten böyle bir toplumda bırakın kadın haklarını insan hakarından söz etmek bile düşünülmüyordu.Zengin Aristokrat takımının
kadınlarla cilveleşme maceraları onları diğer arkadaşları tarafından saygı ,itibar kaynağı oluyordu.Kadın gene ezik gene erkeğin ihtiyacıydı.
Doğuda bazı bölgelerde ise kadın erkek ilişkileri farklı yönde galişti.Dört kadını yeterli bulmayan efendiler kendilerine harem oluşturuyorlardı.
Doğuda:
Kadınların bunca eziyeti çekmiyormuş gibi doğuda bir de kara çarşafa geçirildiler.Sebep ise karşı cinsin kadına aşağılayıcı , tabiri caizse ‘’et’’ olarak bakmasıı önlemekti.Kuralları koyanlar kendi pis içgüdülerinden çekinmiş olacak ki böyle bir uygulamaya girişmişler.Kara çarşafta bile laf atmalar gözlemlenmiştir.
-à
Tarihte seçme ve seçilme hakkı ilk defa feodalizmin yıkılmasıyla birlikte sadece mülk sahibi erkeklere tanınan bir vatandaşlık hakkı olarak karşımıza çıkar. Tüm Avrupa ve Amerika’yı sarsan Fransız İhtilali ertesinde mülk sahibi olmayan erkekler de oy kullanma hakkını elde ettiler. Bunu beyaz ırktan gelmeyen siyah erkekler izledi ancak kadınların seçme ve seçilme hakkını elde edebilmeleri için tüm dünyada çok uzun yıllar mücadele vermeleri gerekti.
Kadınların oy hakkı mücadelesi bireysel bir biçimde 1600’lerin ilk yarısında başlar. Oy hakkı için kadınların örgütlü bir mücadele vermeleri ise 19. yüzyılda gerçekleşti. 1848’de ABD’li kadınlar oy hakkı için ilk örgütlü mücadeleyi başlattılar. Bu ilk örgütlenmeye erkekler de katkıda bulunuyordu. Tarih boyunca seçme ve seçilme hakkı için kurulan kadın örgütlerinin en büyük ortak özelliği, oy hakkını vatandaşlığın gereklerinden biri olarak nitelendirmeleriydi. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi için direnen “sufrajetler” adıyla anılan bu kadınların mücadelesi toplum içerisinde hiç hoş karşılanmadı ve çoğunlukla şiddetle bastırılmaya çalışıldı. Kadınlara oy kullanma hakkı ilk defa 1893 yılında Yeni Zelanda’da verildi. (Gamze, Kadının Penceresi, 26.08.2002) ABD, Kanada, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde ise kadınlar oy hakkı için II. Dünya Savaşı ertesine kadar beklemek zorunda kaldılar
--
Kadın işçilerin günümüzdeki sorunlarını anlayabilmek için toplumlar tarihine bakmamız gerekiyor. İlkel komünal (ortaklaşmacı) toplumda kadın ve erkek birlikte üretip birlikte bölüşüyorlardı. Öyle ki kadının doğurganlığından dolayı soyağacı da kadına göre biçimleniyordu.
İnsanların doğa üzerinde egemen olarak yaşayabilmeleri için doğayı değiştirip dönüştürme eylemi geliştikçe, üretim araç ve yöntemleri de gelişti. Tarım, hayvancılık ve madencilik gibi alanlar doğdu. Daha doğrusu işbölümü doğdu. Tarihte ilk işbölümü ise kadınla erkek arasında doğdu. İşte kadının tarihteki ilk kaybı bu oldu. F. Engels, “Sınıflara bölünmenin temelinde işbölümü yasası vardır” diyor. İşbölümü belli dallarda
uzmanlaşmayı getirerek artı-ürünün doğmasına ve bu artı-ürüne de birilerinin el koyarak ilk özel mülkiyetin doğmasına neden oldu.
Özel mülkiyetin doğması sınıfların da doğması demek oluyordu. Bunun ardından devletin de doğmasıyla köleci toplum dediğimiz ilk sınıflı topluma geçildi. Kadın köleci toplumda alınır satılır bir nesneye dönüştü. Cinselliği köle sahibi tarafından kullanıldı. Ardından gelen feodal toplumda ise kadın bu kez toprak karşılığı alınıp satıldı. Haremlere kapatıldı.
Toplum gelişmeye başladıkça kadın da birey olduğunun farkına yavaş yavaş varmaya başladı.Bir takım haklar istedi.Zengin kadın halinden şikayetçi olmadı , onlar için değişen pek bir şey yoktu.Gelişmemiş kadınlar arasında tepkiyle karşılandı.Onlara göre kadın hakkı diye bir şey yoktu.Bey hakkı ,bey dayağı vardı.Dogmalar ve yüzyılların ezilmişliğini artık hiç sorgulamıyorlardı bile.Köylü kadının ise tek isteği bir ekmek, biraz su ve çocuğunu emzirebilmek için süt...
Tabi erkeklerin de büyük çoğunluğu bu olaya : ‘’Kadın hakkı da neymiş!’’ tarzında bir bakış segiliyorlardı.
Günümüzde ise çok eşlilik sadece kılıf bürünmüştür.Hala kadın sözde özgürdür.Zenginlerin eşlerinin adı değişmiştir sadece:metres,sekreter ,sevgili adını almıştır..Gazetelerde okuduğumuz namus cinayeti zihniyeti hala uygarlaşamadığımızın ve kısıtlı kesimdeki kadının özgürlüğünü sağladığının göstergesidir.
Tüm bu yaşananlar, ilk çağ,orta çağ , dinler ...Kadının neden filozof olamadığını tartışmayı bırakın, neden birey olamadığını açıklamaktadır.Bunun sebebi şüphesiz insanın doğadan yarım yamalak kopmasıdır.Uygar olamamasıdır.Kadına güç kullanmak meziyet olarak görülmüştür yıllarca.Ve kadın ne yazık ki kendi hakkını savunmak için gerekli olan o güçten yoksundu o yıllarda...
Peki vaziyet nereye gitmektedir.Eskiye mi yoksa....
Şu an da adı belli olmayan bir yy.dayız.Ve tam eşitliğin olduğu bir düzenden uygar tarih öncesi yeryüzüne bakıyoruz:
O zamanın insanları öldürdükleri keçi , sığır etleriyle beslenirlerdi.Önce onları öldürür ve sonra da yerlerdi.Aralarında hem cinslerini bile yiyenlere rastlamak mevcuttu.Millet tabir edilen toplumlar halinde yaşarlardı ve her fırsatta savaşıp birbirlerini öldürürlerdi.Acımasızdılar.Bedenlerini bir çeşit giysi denilen kumaş parçalarıyla örterlerdi ve bu olmadan gezmeye utanırlardı.Bu utancın kaynağı ise basitti:Kadın erkek ayrımının getirdiği cinsel güdüleri, seks anlayışlarıydı.Karşı cinsten olanları hor görürler ama aslında bu aşağılık duygusundan kaynaklanırdı.O çağın insan sürüleri,uygarlık adına yeryüzünü sınırlarla bölüşmüşlerdi.Bu parsellerde yaşayan milletler ayrı dillerde konuşurlar , ülkelerinden dışarıya çıktıklarında birbirleriyle konuşup anlaşamazlardı.Gelişmiş devletler gelişmemiş devletlere,beyazlar zencilere,zenginler yoksullara,erkekler kadınlara tepeden bakıyordu o çağlarda.Kısacası düzenin temel yapısı düzensizlikti.Daha fazla insan öldürme yarışı atomun parçalanmasından sonra hız kazandı.Bir bombayla yüz binlerce kişi yok olabiliyordu artık.Bu yöneticilerin övünç nedeni oldu.İnsan öldürmeye yönelik yarış ’’özgürlük’’ adına yapılıyordu.Bir çeşit maskeydi bu.Özürlük için sömürü,özgürlük için soygun,hırsızlık...Bir yanda kara cahil ve aç insanlar,diğer yanda ise uzay yarışı içindekiler...İlk insan ateşten korktuğu için ona taptı.Sonraları bu durum gülünç bulundu.Çünkü ateşin nedenini öğrenmişti.Ateş bilinmez değildi artık.Başka tanrılar aradı ,kendi yaptığı puta taptı.Son dinler ise peygamberlerin göstediği yolda Allah
korkusuna dayandı.Ne yazık ki Allah korkusu bile onları savaşmaktan,öldürmekten ,namussuzluktan alı koyamadı.Sömürü,ahlaksızlık hep vardı.İlkel insanların dilleri gibi dinleri de ayrı ayrıydılar.Bir dinin mensupları, diğer dinin mensuplarının cehennemde yanacağına inanırlardı. Kendi inançları dışındakilerle alay ederler hor görürler,kin beslerlerdi.
Ateşe tapanlar cahil ve geri insanlardı onlar için...Hepsi dinsizdi ve cehenneme gitmiştiler.Oysa bir ulusun tarihine bakıldığında ilk bin yılda ateşe tapanlar, sonraki iki bin yılın ataları idiler.Atalar cehennemlik, torunlar cennetlikti.Kadın önceleri pazarda kavun ,karpuz gibi satılan bir maldı.Daha sonra bu yasaklandı.Ama iş kılıfına uyduruldu.Halk evleri açıldı.Yine de erkeklerin gözü doymuyor birkaç karı birdenalıyorlardı.Daha ilerledikçe ve meteroseksüellik çıktığında kadın erkeğin yerini aldı ve bu böylesürdü...
Düzeni şüphesiz böyle görecekler ve anlamsız bulacaklardı.Üstüne basılması gerekecek konu şu olacaktır.Her dönem yoluna; bir önceki dönemden aldığına bir yenisini ekleyerek devam eder.
İnsan oğlu tam eşitliğe ulaşamamıştır.Ama bugüne kadar insan oğlunun azmi ve zekasıyla aşılmaz engeller teker teker aşılmışlardır.
Felsefede ve toplumda kadın sorununa değindik.Umarım ilgi çekici bulmuşsunuzdur.
(Bu yazı hiçbir siyasi amaç içermemektedir.Hiçbir siyasi amaç hedeflememektedir.)
(Bu yazı çeşitli yazılardan ve kaynaklardan derlenmiştir.)
Araştıran, yazan ve derleyen:
Blackend_


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla