• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
21 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7

    Bankacılık Kavramları

    Arkadaşlar bu başlık altında bankacılık sektöründe kullanılan bazı kavram ve terimlerin tanımlarını ve açıklamalarını bulabilirsiniz



    Abonman Kredisi

    Resmi olmayan bir ifade olup özellikle tarımsal kredi alanında kullanılmaktadır. Pek çok örgütlenmiş tarımsal kredi piyasası kurumlarından küçük çiftçilerin her yıl belli zamanlarda topluca gelip, küçük miktarda aldıkları çevirme (işletme) kredisine verilen addır.

    Bu kredi, üretim amacıyla kullanılmayan ve dolayısıyla artan gelirlerle ödenme olanağı bulunmayan borçların her yıl otomatik olarak yenilenmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu terim kredileme programının zaafını ifade için kullanıldığından daha çok tarımsal kredi politikasının eleştirisinde geçmektedir.

    Aciyo

    Bankaların, yaptıkları işlemler üzerinden aldıkları faiz. Bankacılık ve borsada önceleri, madeni paraların itibarı değeriyle gerçek değeri arasındaki fark olarak tanımlanırdı. Daha sonra bir ticari senedin, üstünde yazılı değeri ile senet kırdırıldığı takdirde banka tarafından ödenen miktar arasındaki fark olarak ele alındı. Günümüzde iskonto koşullarıyla eş anlamlıdır; iskonto, posta masrafları ve komisyon bedelinden oluşur.

    Anonim ortaklıkların pay senetlerinde ve tahvillerinde aciyo, pay senetlerinin ya da tahvillerin ortaklıkça gerçek değerden fazla bir değerle satılmaları durumunda, gerçek değerle satış fiyatı arasındaki olumlu farktır. İhraç primi olarak da adlandırılır.


    Açık Ciro

    Genellikle emre yazılı senetlerde saklı hakların üçüncü bir şahsa devredilmesine "ciro" denir. Açık ciro ya da daha yaygın terimle Beyaz ciro, hâmilin adının belirtilmediği cirodur.

    Senedin hamile yazılı senet gibi tedavül etmesine imkân sağlayan açık ciro, ya yalnız ciro edilenin adı boş bırakılmak suretiyle ya da sadece cirantanın imzasıyla yapılır. Açık ciroda hâmil:

    1. Açık ciroyu ya kendi adına ya da başka bir şahıs namına doldurarak tam ciro haline getirebilir.

    2. Açık cironun altına yalnız imzasını koyarak yeni bir açık ciro yapabilir.

    3. Açık cironun altını imzalayarak senedi tam ciro ile devredebilir.

    4. Üzerine hiçbir şey yazmadan senedi hâmile imiş gibi devredebilir.


    Açık Çek

    Konulması zorunlu tüm unsurların (çek kelimesi, tediye emri, muhatabın adı, tanzim tarihi, keşidecinin imzası) yer aldığı, ancak ödenecek meblağın belirtilmediği çeklere denir.

    Ticaret Kanunu'nun 692. maddesindeki "kayıtsız ve şartsız muayyen bir meblağın tediyesi" hükmü, Türkiye'de açık çek düzenlenmesini engellemektedir. Ancak pratikte ender olarak çok yakın, sürekli ve güvenilir iliş kiler içerisinde bulunan kuruluşlar arasında bazı açık çek uygulamalarına rastlanmaktadır.


    Açık Piyasa İşlemleri

    Bir ekonomide, kantitatif kredi kontrolu araçlarından biridir. Ekonominin gereksinimlerine göre, devletin, toplam kredi hacmini daraltmak ya da genişletmek amacıyla ve Merkez Bankası aracılığıyla tahvil, hisse senedi gibi menkul değerler alımı veya satışı yapması demektir.

    Bu tür menkul değerler, genellikle devlet tahvili ya da hazine plasman bonosu olup, merkez bankalarının bu tür değerleri satması, bir borç senedi karşılığında piyasadan likit değer çekmesi, yine bu tür değerleri satın alması, piyasaya likidite zerketmesi anlamına gelir. Açık piyasa işlemleri ile devlet, ekonomide ödünç verilebilecek fonları hem azaltabilmekte hem de artırabilmekte ve toplam kredi hacmi üzerinde etkili olabilmektedir.

    Türkiye'de açık piyasa işlemleri, 1970 yılında kabul edilen 1211 sayılı T.C. Merkez Bankası Kanunu'nun 52. maddesinde (28.5.1986 tarih, 3291 sayılı kanun ile değiştirilen şekli) düzenlenmiştir.

    Söz konusu maddeye göre;

    I - Banka, para arzını ve ekonominin likiditesini düzenlemek amacıyla kendi nam ve hesabına;

    a) 45. maddenin ve (b) bendinde yazılı şartları havi senetleri,

    b ) Her nevi devlet iç borçlanma senetlerini, kamu idare ve müesseseleri tahvillerini,

    c ) Ödenmiş sermayesi en az 500 milyon Türk Lirası olan anonim şirketlerin, borsada kayıtlı tahvillerini ve Sermaye Piyasası Kurulu tarafından ihraç izni verilen borç senetlerini,

    d) Banka mevduat sertifikalarını,

    e) Vadelerine en çok 120 gün kalmış gelir ortaklığı senetlerini ve kâr-zarar ortaklığı belgelerini, alıp satabilir.

    f) Banka ayrıca, vadeleri dikkate alınmaksızın yukarı da sözü edilen senetleri, geri satma anlaşması imzalayarak satın alabilir veya geri alma anlaşması imzalayarak satabilir. Anlaşma süresi 91 günü aşamaz, sürenin başlangıç tarihi alım veya satım tarihidir.

    c bendinde yazılı sermaye miktarları, toplam eşya genel endekslerindeki değişmeler, açık piyasa işlemlerine dahil edilecek veya işlem dışı bırakılacak senet türleri ise ekonomik gelişmeler gözönünde tutularak Banka Meclisi tarafından yeniden belirlenebilir.

    Açık piyasa işlemleri Hazine'ye, kamu idare ve müesseselerine veya diğer kurum ve müesseselere kredi yardımı amacıyla yapılamaz ve vadesi 12 ayı aşan senetler (f bendindeki işlemler hariç) açık piyasa işlemine dahil edilemez.

    Yukarıdaki fıkralar gereğince yapılacak işlemlere ilişkin esas ve şartlar Banka Meclisi tarafından tayin ve tespit olunur.

    Banka, bu madde kapsamına giren işlemlerle ilgili kurum ve kuruluşları, Bankalar ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na göre belirlenen aracı kurumlar arasından işlemin özelliğini göz önünde bulundurarak tespit etmeye yetkilidir.

    Banka para piyasasının işleyişiyle ilgili düzenleyici tedbirler alabilir.

    II - Banka'nın Hazine'nin mali ajanı olarak yapabileceği işlemler: Banka, Hazine tarafından gerekli provizyonların tesis edilmesi halinde Hazine adına her nevi Devlet iç borçlanma senetlerinin tanzim alış ve satışlarını yapabilir.


    Adat

    Faiz hesaplanmasında kullanılan ve faize esas olacak para miktarı ile gün sayısının çarpılmasından elde edilen rakam.

    Ticari yaşamda işletmeler arası ilişkilerde ve bankacılık işlemlerinde faizin genellikle kategorik işlem türlerine göre, aynı faiz oranlarıyla hesaplandığı gözlenmektedir.

    Bu nedenle faizin hesaplanmasını kolaylaştırmak için faiz formülü değişen ve değişmeyen unsurları içermek üzere iki bölüme ayrılabilir.

    Faiz formülü şöyledir:

    Faiz = (Ana Para x Gün Faiz Oranı) / (100 x Gün Sayısı (360 veya 365)

    Bu formülü şu şekilde ikiye bölebiliriz:

    Faiz = [(Ana Para x Gün ) / 100] [Faiz Oranı / (360 veya 365)]

    İşte bu formülün "Ana Para x Gün: 100"den oluşan birinci kısmına adat, "Faiz Oranı/360 veya 365"den oluşan ikinci kısmına sabit çarpan adı verilmektedir.

    Sabit çarpanın bulunmasında genellikle alacaklı hesaplarda 365, borçlu hesaplarda 360 rakamı esas alınmaktadır. Sabit çarpan rakamları önceden belirli olduğundan, adatın bulunması ve sabit çarpanla çarpılmasıyla faiz miktarı oldukça kolay bir şekilde hesaplanabilmektedir.


    Adi Çek

    Çizgili ya da bloke olmayan çek anlamını taşımaktadır. Adi çek, açık ve basit bir ödeme emri niteliğinde olup çizgili ya da bloke çeklerden ödeme biçim ve yöntemi açısından ayrılır. Adi çekin bedeli, ibraz anında karşılığının bulunması koşuluyla nakden ve hesaben ödenebilir.

    Karşılığının olup olmadığının bilinmemesi açısından bloke çekten (bloke çekte karşılık garanti edilmiştir), hem nakden ve hem de hesaben ödenebilmesinden dolayı da çizgili çekten (çizgili çek yalnızca hesaben ödenir) faklıdır.


    Agresif Banka

    Fazla atılgan olan, riski yüksek işlemlere girişmekten çekinmeyen, klasik bankacılık ilkelerine pek uymayan, bankalar arası centilmenlik anlaşmalarına girmeyen bankalar bu sıfatla nitelenir.


    Akorde Krediler

    Fransızca kökenli accordé sözcüğünün anlamı "uzlaştırma, izin verme, rıza gösterme"dir. Akorde krediler ise banka şubelerinin, müşterileri için yaptıkları kredi önerilerinin genel müdürlükleri, idare komiteleri ya da yönetim kurulları tarafından onaylanması sonucu verilen kredilerdir. Banka şubelerinin özel kredi verme yetkileri dışında kalan bu kredilere "otorize kredi" de denilmektedir.


    Akseptans

    İngilizce'den alınmış bir kelimedir. Türkçe karşılığı "kabul"dür. Akseptans işlemlerine tacirler arasındaki ilişkilerde ve bankacılıkta rastlanır.

    Bir poliçe, muhatap durumundaki tacir tarafından kabul edilip bu kayıt konulup imzalandığı takdirde, daha kolay ve uygun şartlarla iskonto ettirilebilir.

    Bankalar da, poliçeleri kabul ederek gereğinde borçlunun yerine ödeme yapmayı taahhüt edebilirler. Banka tarafından kabul edilmiş bir poliçe, birinci derecede sağlamlıktadır.

    Aksepstans işlemlerine en fazla dış ticarette ve uluslararası mali ilişkilerde başvurulmaktadır. Dış pazarlarda poliçe keşide eden firmalara dair tam bilgi sahibi olmayan ya da dışardaki alacakları kovalamak güçlüğünü hesaba katan satıcılara, bir banka imzası gerekli güveni sağlamaktadır.

    İç ya da dış pazarlarla ilgili işlemlerde, bir bankanın poliçeyi kabul etmesi, imzasıyla itibar sağlama niteliğindedir. Bir bankanın kabul ettiği poliçe, genellikle diğer bir müesseseye zorluk çekilmeksizin sunulabilir.

    Geçmiş yüzyıllarda ilk akseptans işlemleri, iskonto işlemlerine öncülük yapmıştır. Tecrübeler, itibarlı bir imzanın senetlere daha kolay ve ucuz şartlarla paraya çevrilme imkânı hazırladığını öğretmiştir.

    1914'e kadar Londra'da Accepting House denilen ve bu tip işlemlerde uzmanlaşmış bulunan bankalar yoğun bir faaliyet göstermekteydiler. Günümüzde, her yerde bankalar menfaat gördükçe poliçeleri kabul ederek muhatap yerine geçmektediler.


    Altın Ankesi

    Merkez Bankalarının veya hazinenin aktifinde tutulan altın stokuna ankes veya rezerv denilir. Altın ankesi uluslararası ödemelerde bulundurulan ihtiyattır.

    1994 yılında T.C. Merkez Bankası'nın altın stokunun değeri 56.048,5 milyar TL olmuştur.


    Altın Rehni Karşılığı Kredi

    Sikke ya da külçe halinde altın, kredinin güvencesini oluşturmaktadır. Geçici bir süre için nakit gereksinimi duyan ekonomik birimler, altınlarını satmadan, bankaya rehin ederek satın alma gücü sağlayabilmektedirler.

    Altın karşılığı krediler, bankalar açısından güvencesi yüksek olan kredilerdir. Altının fiyatı kredinin güvencesini oluşturabilecek diğer iktisadi varlıkların değerine oranla daha kararlı olduğu gibi, nakte çevrilme kabiliyeti de daha yüksektir. Bu nedenle bankalar altın karşılığı kredilerde emniyet marjını dar tutabilecekleri gibi, kredi şartlarını da borç alan lehine daha elverişli olarak saptayabilirler.

    Altın karşılığı krediler, bankalar açısından riski daha az krediler olduklarından, 3182 sayılı Bankalar Yasası'nın 46/2 maddesi, altın rehni karşılığı kredi işlemlerinde hesap durumunun aranmamasını uygun görmüştür.

    Ancak, bu kredi işlemlerinin T.C. Merkez Bankası ile Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığı tarafından ilan olunacağı hükme bağlanmıştır.

    -maximumbilgi-

  2. #2
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7

    Bankacılık Kavramları

    Altına Konvertibl Para

    Merkez Bankalarının dolanıma çıkardığı banknotların talep edildiğinde serbestçe altına çevrilebildiği emisyon sistemine verilen addır.


    Ankes

    Taahhütleri karşılamak üzere bulundurulan nakit rezervdir. Türk bankacılık uygulamasında ankes oranı disponibilite oranından farklı anlamda kullanılmakta ve disponibilite oranından daha dar bir likidite nispetini ifade etmektedir.

    Disponibilite kapsamına kasa mevcutları yanında T.C. Merkez Bankası nezdinde tutulan serbest tevdiat, Devlet İç İstikraz Tahvilleri, kullanılmamış reeskont kredileri gibi bazı aktif değerler de dahil olurken ankes durumu daha ziyade sadece banka kasasındaki nakit imkânı kapsamına almaktadır.

    14.1.1970 tarih ve 1211 sayılı T.C. Merkez Bankası Kanunu'nun 40. maddesi (6.12.1984 tarih, 3098 sayılı Kanun ile değiştirilen şekli) ile bankaların taahhütlerine karşı bulunduracakları umumi disponibilitenin nitelik ve oranının gerektiğinde T.C. Merkez Bankası tarafından tespit edilmesi kararlaştırılmıştır.

    Faaliyetteki bankalar tespit edilen oranlara uymak zorundadırlar. Buna uyulmaması durumunda, T.C. Merkez Bankası, disponibilite oranını eksik tesis eden bankalara eksik tesis olunan disponibl değerler üzerinden, bu hususta belirleyeceği esas ve şartlara göre cezai faiz tahakkuk ettirir. "ltın ankesi" merkez bankalarının emisyona karşılık olarak bulundurdukları kıymetli maden rezervidir.


    Aracı Banka
    Bir yurtiçi ya da uluslararası ticari işlemde işi bizzat kendisi yapmayan, komisyon karşılığında taraflar arasına üçüncü şahıs olarak katılan ve genellikle garantör rolü oynayan bankaya denir. Bankaların, şirketlerin tahvil ihracı ve pazarlamasına ilişkin çalışmaları, özellikle dış ticarete ait kredi işlemlerinde aval vermeleri ve kontrgaranti işlemleri, aracı banka faaliyetlerinin örnekleridir.


    Asgari Sermaye
    Türk Bankalar Kanunu’nun 5. maddesi d bendine göre “Türkiye’de kurulmuş bankalar ile şube açmak suretiyle Türkiye’de faaliyet göstermek üzere sermaye tahsisinde bulunan yabancı bankaların ödenmiş sermaye ve ihtiyatları toplamı 1 trilyon liradan az olamaz.”

    Ayrıca bankalar, nüfusu bir milyonun üzerinde olan şehirlerde açacakları her şube için 2 milyar, 500 bin ile 1 milyon nüfuslu şehirlerde açacakları her şube için bir milyar, 50 bin ile 500 bin nüfuslu şehirler için 500 milyon Türk Lirası sermaye yatırmakla yükümlü tutulmuş, ama bu yükümlülük 23.8.1993’te (KHK 512/43 m.) kaldırılmıştır.

    İstanbul Emniyet Sandığı’na ve nüfusu 250 binden az olan şehirlerde faaliyet gösteren ve başka herhangi bir yerde şubesi bulunmayan bankalara kanunun bu maddesi uygulanmaz.

    Bankalar Kurulu, bu maddede yazılı miktarları gerektiğinde üç misline kadar artırmaya yetkilidir.


    Asli Teminat
    Taşınmaz mal üzerine borç verme konusunda yetkili kılınmış bankalar dışındaki bankaların, açtıkları krediler için başkaca bir teminat aramaksızın aldıkları ipoteğe asli teminat denilmektedir.


    Avans
    İlerde tediyesi kararlaştırılmış bir borcun peşin ödenen kısmıdır. Belirli bir süre sonunda geriye alınmak üzere verilen paraya da “avans” denir.

    Avans teminatlı ve teminatsız olmak üzere ikiye ayrılır.

    Bankacılıkta cari hesap şeklindeki maddi teminatlı kredilere avans denir. Bankaların kredi faaliyetlerinin büyük bir kısmını avans işlemleri teşkil eder. Bu işlemler yapılırken menkul ya da gayri menkul kıymetler garanti gösterilebilir.

    Türkiye'de, 3182 sayılı Bankalar Yasası'nın 50/4. (Değişik: KHK/538-16.6.1994) maddesinde bankaların, münhasıran gayrimenkul ticareti yapan ortaklıklara katılmaları ve bu konuda iş yapan gerçek ve tüzel kişilere kredi açmaları yasaklanmıştır. Buna karşın, bankalara gayrimenkul üzerine borç verme konusunda yetki veren özel yasa hükümleri saklı tutulmuş (Bnk. Y. 50/6 Değişik: 3332-25.3.1987), Bakanlar Kurulu tarafından gayrimenkul üzerinde bu maddede belirtilen konularda görev verilen bankalarla ana statülerinde bu maddede belirtilen konularda kendilerine görev verilen Kamu İktisadi Teşebbüsü statüsündeki bankalar hakkında 50. maddenin 1., 2., 4. fıkra hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmiştir.

    Bankalarca menkul teminat karşılığında yapılmakta olan avans işlemlerinin başlıcaları şunlardır: 1) Emtia karşılığı avans, ticari mal rehini karşılığında açılan cari hesap şeklindeki krediler.

    Mal rehin edilmesi durumunda, bankanın malı teslim almış olması, üzerinde zilyed bulunması gerekir. Ancak malın fabrikasyonu, manipülasyonu ya da özel depolarda korunması zorunluluğu olduğu takdirde bankalar rehin edilmiş malı üçüncü bir şahsın “yed-i emanetine” bırakırlar.

    Avansın karşılığı olan malın çabuk bozulmayan, muhafazası kolay, süratle paraya çevrilmesi mümkün maddelerden olması gerekir.

    2) Senet karşılığı avans, henüz vadeleri gelmemiş poliçe ya da bonoların bankaya rehin edilmesi karşılığında kredi alınmasına imkan veren bir işlemdir. Senetteki imzalar yeterli görülmediği takdirde işlem, diğer muteber kişilerin verecekleri imza kefaletleriyle garanti edilebilir.

    3) Alacağın temliki karşılığı avans, müşterilerin üçüncü şahıslardan olan alacaklarını devralmak yoluyla bankaların verdikleri cari hesap şeklindeki kredidir. Tamamen tahakkuk etmiş alacağın asıl ve yan hakları ile, tümüyle bankaya kayıtsız şartsız ve geri dönülmemek üzere devir ve temlik edildiğini ve bankanın bunu tahsile yetkili vekil olduğunu gösterir bir temlik senedi alınıp, bu durum borçluya bildirildikten sonra hesap açılır.

    4) Esham, tahvilat ve altın karşılığı avans, borsaya kote edilmiş esham ve tahvilatın ya da altının rehin edilmesi karşılığında borçlanmadır.

    5) Tevdiat karşılığı avans, bankadaki mevduatın bloke edilip rehin edilmesi karşılığında verilen cari hesap şeklindeki kredidir. Bankadan parasını çekmek istemeyen, buna karşılık krediye ihtiyaç duyan mudilere bir kolaylık sağlamak üzere bu işlem yapılır.

    6) Vesaik karşılığı avans, ihraç ya da ithal edilmek üzere yolda bulunan emtianın konşimento, sigorta poliçesi, çek veya poliçenin bankaya cirosu yoluyla açılan borçlu cari hesaptır. Hesabın açılabilmesi için, belgelendirilmiş satışın kesin olması gerekir.

    Avans hesaplarında, karşılık teşkil eden menkul kıymetin ekspertiz ya da nominal yahut borsa değerinden belirli bir indirim (genellikle % 10 - 25 arası) yapıldıktan sonra geriye kalan değerine kadar borçlanır.

    Memleketimizde bankaların avans işlemlerinden alacakları komisyonun ve başka masrafların azami oran ve tutarları Bakanlar Kurulu kararı ile tespit edilmiştir.


    Aylık Faiz
    Vade açısından, bir aylık tasarruf mevduatı kabulü ve bu tür mevduata verilen faiz anlamındadır.

    1 Temmuz 1980 tarihinde Türk bankacılık sistemi serbest faiz uygulamasına geçince, mevduat kabul eden bankalar arasında, faizlerin başıboş kalmaması amacıyla bir “Centilmenlik Anlaşması” yapılmıştır. Belirli aralıklarla bir araya gelen banka genel müdürleri, değişen ekonomik şartlara göre vade ve faizleri tespit etmeye başlamışlardır.

    Bu arada, serbest faiz uygulaması sonucu tasarruf sahibine reel (enflasyon oranının üzerinde) faiz verilmesi, bankaların faiz yükünü önemli ölçüde artırmıştır.Bu nedenle bankalar, Centilmenlik Anlaşması yoluyla, vade kısaltmaya yönelmişlerdir. Bu gelişmelerin sonucu olarak, 1982 yılı başından itibaren aylık faiz uygulaması başlamıştır. Aylık faiz uygulaması halen devam etmekte Aylık Faiz ve yaşanan yüksek oranlı enflasyon nedeniyle bir ay vadeli mevduata yıllık brüt % 50 ile % 89 arasında değişen oranlarda faiz verilmektedir.


    Aynî Kredi
    Müşteriye parasal ya da nakdi olmayan türde, bir başka deyişle, mal cinsinden açılan kredi olup, vadesi sonunda geri ödeme parasal olarak gerçekleştirilmektedir. Aynî kredilere daha çok Tarımsal Bankacılık’ta ve Tarımsal Kredi Kooperatifçiliği’nde rastlanmaktadır.

    Örneğin Türkiye’de de gerek TC Ziraat Bankası gerekse Tarım Kredi Kooperatifleri kanalıyla açılan tarımsal kredilerin önemli bir bölümü (gübre, ilaç, ekipman, canlı hayvan vb.) aynî kredi türündedir. Bu yolla, açılan kredinin amacına uygun kullanımı olasılığı artırıldığı gibi, kredi kurumunun aracılığıyla malın seçimi ve tedarikinde kalite, miktar, fiyat, yer ve zaman açısından daha elverişli koşulların sağlanma şansı artırılmaktadır.


    Aynî Tevdiat

    Saklanmak ya da bir hizmete konu olmak amacıyla bankalara tevdi edilen (bırakılan] altın, hisse senedi ve tahvil gibi ayınlardır.


    -maximumbilgi-

  3. #3
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7

    Bankacılık Kavramları

    Banka

    Yasalarımızda banka tanımı yer almamıştır. Bankaların yaptıkları başlıca işlevler dikkate alınarak şöyle bir tanım verilebilir: Bankalar, mevduat ve / veya diğer şekillerde birikim sahiplerinden topladıkları fonları kendi hesaplarına iskonto, ödünç verme ve diğer mali işlemlerde kullanmayı esas ve devamlı uğraşı haline getirmiş olan finansman kurumlarıdır.



    Banka Çeki

    Türk Ticaret Kanunu’nun 694. maddesi çeklerde muhatap olarak ancak bir bankanın gösterilebilmesini zorunlu kılmasına karşın, keşidecinin kimliği konusunda böyle bir sınırlama yoktur. İşte keşidecisi bir banka olan, diğer bir deyişle bir banka tarafından tanzim edilmiş olan çeke “Banka Çeki” denir. Bankalar da diğer ticari işletmeler ve kişiler gibi ödemelerini nakit yerine çekle yapabilirler.



    Banka Çeşitleri

    Günümüzde hızla değişen ekonomik ve teknolojik koşullar, bankacılıkta farklı faaliyet alanlarının doğmasına neden olmuştur. Böylece bankalar örgütlenmenin yasal niteliğine, mülkiyet yapılarına, şube sayılarına ve ekonomik fonksiyonlarının özelliklerine göre çeşitli sınıflara ayrılmıştır.

    Gördükleri ekonomik hizmetin özelliklerine göre bankalar aşağıdaki gibi sınıflandırılabilirler: Merkez bankaları: Sermayelerinin tümü ya da büyük bir kısmı devlete ait olan merkez bankalarının fonksiyonları şunlardır:

    • Ülkedeki para, kredi ve döviz politikasını oluşturmak, yürütmek ve denetlemek,
    • Ülkedeki para arzını kontrol etmek,
    • Emisyon yetkisine sahip olmak,
    • Devlet adına bankacılık sistemini denetlemek,
    • Devleti doğrudan, özel sektörü ise dolaylı yoldan finanse etmek,
    • Bankaların açtıkları kredi hacmini, reeskont haddini, mevduat karşılığı nispetinin tespitini, kredi ve açık piyasa işlemleri ile kontrol etmek, kredi dağılımını ise çeşitli tedbirlerle etkilemek,
    • Altın ve döviz alımı yapmak, vb.

    Ticaret ve mevduat bankaları: 20.yy’da önemli gelişme sağlamış olan ticaret ve mevduat bankalarının sermayeleri genellikle azdır. Fonlarının esas kaynağı mevduat olan bu bankalar, kısa vadeli ticari ve sanayi kredi vererek sanayii finanse ederler. Ticaret ve mevduat bankalarının fonksiyonları şunlardır:

    • Hesaptan hesaba devir yaparak kaydi para üretmek,
    • Ticari ve diğer alanlara kredi vermek,
    • Kambiyo işlemleri yapmak,
    • Kasa kiralamak,
    • Tahvil ve hisse senedi emisyonuna aracılık etmek,
    • Kefalet mektubu ve kabul kredisi vermek,
    • Diğer bankacılık işlemlerini yapmak.

    Yatırım bankaları : Devlet kuruluşları ve özel şirketlerin uzun vadeli yatırım kredisi ihtiyacını hisse senedi ve tahvil ihraç etmek yoluyla karşılayan mali kurumlardır. Tasarruf sahipleri ile kamu teşebbüsleri ve özel teşebbüsler arasında aracı rolü oynayarak menkul kıymetlerin ihracını başlatmakta, bunları garanti vermekte ve bunların dolanımını sağlayarak sanayinin finansmanına yardımcı olmaktadırlar.

    Yatırım bankalarının fonksiyonları şunlardır:

    • Tasarruf sahipleriyle menkul kıymetler ihracı yoluyla uzun vadeli kaynak sağlamak isteyen kamu ve özel sektör kuruluşları arasında aracılık yapmak,
    • Sermaye piyasasının gelişimine katkıda bulunmak,
    • Menkul kıymetlerin geniş halk kitlelerine dağılımını kolaylaştırmak,
    • Ekonomide varolan servetlerin mülkiyetinin transferini sağlamak,
    • Menkul kıymet ihracı yoluyla sermaye piyasasından fon talep etmek ve tasarruflarını menkul kıymetlere yatırarak sermaye piyasasına fon arzetmek isteyenlere danışmanlık yapmak.

    Büyük sermayeleri olan ve klasik bankacılık işlemleri ile uğraşmayan yatırım bankaları, tasarruf sahipleri ve tasarruf kurumlarıyla uzun vadeli yatırım sermayesi talep eden firmalar ve hükümet arasında aracı durumdadırlar. Yatırım bankacılığının gelişmekte olan ekonomilerdeki yansıması ise kalkınma bankacılığıdır.

    Kalkınma Bankaları: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen tasarrufların kalkınma projelerine transfer edilmesi amacıyla kurulmaya başlanmıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde yatırım sermayesinin eksikliğini gidererek sanayiin gelişmesini hızlandırmak için bu bankalar aşağıdaki faaliyetlerde bulunurlar:

    • Sanayi sektörüne uzun vadeli fon sağlamak,
    •İç kaynakları harekete geçirerek sanayi sektörüne kanalize etmek,
    • Sermaye piyasasının gelişmesine yardımcı olmak,
    • Teşebbüs sahiplerine teknik yardımda bulunmak,
    • Kârlı ve rasyonel yatırım alanları bulmak için araştırma yapmak,
    • Yeni yatırım alanlarına öncülük etmek,
    • Dış ülkelerden ve uluslararası finansman kurumlarından sağlanacak kredi, döviz ve teknik yardımı sanayie kanalize etmek..

    Kalkınma bankaları bu fonksiyonlarını devlet bankalarından ya da merkez bankasından sağlanan kaynaklardan, kamu ve özel tasarruflardan, öz kaynak, dış kredi gibi kaynaklardan fon sağlayarak gerçekleştirir.

    İş bankaları: Bu tür bankalar, gelişmiş ülkelerin sanayileşmesinde ve sermayelerinin oluşmasında önemli bir yere sahiptir. 19.yy’ın ilk yıllarında tasarruf fonlarını sanayie kanalize ederek endüstrinin gereksinimlerini karşılamak üzere, kurulmaya başlanmıştır.

    İş bankaları, İngiltere ve kısmen ABD’de ihtisas bankaları olarak görev yaparlar. Büyük öz sermayeye sahip olan bu bankalar vadesiz mevduat kabul etmezler. İştirak ettikleri kuruluşların yönetim ve denetiminde etkindirler. Bununla birlikte, günümüzde, bazı iş bankaları ticari banka fonksiyonu da görmekte ve vadesiz mevduat kabul etmektedirler.

    Bu bankaların fonksiyonları şunlardır:

    • Kendilerine yapılan iştirak ve yeni yatırım teliflerini incelemek,
    • Ulusal tasarrufları harekete geçirerek büyük işletmelerin kurulmasını sağlamak ve ulusal sanayinin gelişmesine katkıda bulunmak,
    • Yeni kurulan işletmelerin hisse senetlerini alarak onlara uzun vadeli kredi sağlamak.
    • Kendi tahvillerini ve iştiraklerine ait tahvilleri piyasaya arz etmek.

    Ziraat Bankaları: Genellikle devlet tarafından kurulan bu bankalar tarım kesimini kısa, orta ve uzun vadeli kredilerle finanse ederler. Ekonominin tarım gelirlerini artırmak için, kredileri, düşük faizle ya kendileri dağıtırlar ya da kooperatifler aracılığı ile üreticinin eline geçmesini sağlarlar.

    Mevduat kabul ederler ve ülkenin her tarafında şubeleri vardır.

    Maden Bankaları: Ülkedeki doğal kaynakların araştırılması ve işletilmesi için maden sektörüne kredi sağlarlar. Gelişmiş ülkelerin aksine, gelişmekte olan ülkelerde devlet bankaları şeklindedirler. Maden bankaları bu ülkelerde büyük miktarda ve uzun vadeli kredi sağlayarak yeni işletmeler kurar ve kurulmuş olanları destekler.

    Emlâk Bankaları: Ülkedeki konut ihtiyacının karşılanması için genel olarak şu faaliyetlerde bulunurlar:

    • Uzun vadeli ipotek karşılığı düşük faizli konut kredisi açmak.
    • Uzun vadeli tahvil ihraç etmek ve vadeli mevduat kabul ederek fon sağlamak,
    • Konut kooperatiflerinin kurulmasını desteklemek ve konut yapıp satmak.

    Faaliyetleri büyük ölçekli sermayeyi gerektirdiğinden, emlâk bankaları genellikle devlet eliyle ve özel yasalarla kurulur.

    Halk Bankaları: Küçük işletme sahiplerini ve sanatkârları korumak amacıyla devlet tarafından kurulurlar. Esnaf ve sanatkâr kooperatiflerinin kurulmasını destekleyerek kredilerini bu kooperatifler aracılığı ile dağıtırlar.



    Banka Dışı Faiz

    Banka faizinin serbest rekabet koşullarında oluşmasına izin verilmediği durumlarda (güdümlü faiz ya da faiz karteli rejimlerinde) para otoritelerince veya banka anlaşmalarıyla saptanan faiz oranları, fonların arz ve talebini eşitleyemez durumdaysa, para piyasasında bu eşitliği sağlayacak düzeyde bir faiz oranı oluşur. Buna ‘banka dışı faiz’ denir.



    Banka Dışı Piyasa

    Batı ekonomilerinde bankaların günlük borç ve alacaklarının takasında nakit fazlalıkları nakit noksanlıklarını aşarak pozitif bir bakiye veriyorsa, para piyasasının “banka dışında olduğu” ifade edilir. Bunun anlamı, bankaların “merkez bankası parası” gereksinimi içinde olmadıkları, aksine bankalarda “merkez bankası parası” fazlalıklarının bulunduğudur. Bu nakit fazlalıkları plasman aradıkları sürece “banka dışı faiz oranı ” düşer.



    Banka Faizi

    Bankaların mevduat ve kredi işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır. Bu faiz oranı, ekonomide geçerli olan faiz rejimine göre ya para otoritelerince azami faiz oranları olarak saptanır ya da bankalararası rekabet veya centilmenlik anlaşmalarıyla belirlenir. Birinci durumda güdümlü banka faizi, ikincide serbest banka faizi, üçüncüde ise anlaşmalı banka faizi (kartel faizi) söz konusu olur.



    Banka Havalesi

    Bir kimsenin bir banka aracılığı ile diğer bir kimseye para göndermesi.

    Havale ile ilgili kanuni hükümler Borçlar Kanunu’nun 457-462. maddelerinde düzenlenmiştir. Havaleye bankalar veya posta idareleri tavassut edebilir. Birinci şekilde yapılan havalelere “banka havalesi”, posta idareleri aracılığıyla yapılan havalelerde de “posta havalesi” denilir.

    Havale amiri verdiği havaleyi, lehtara ödenmeden önce her safhada iptal ettirmek hakkına sahiptir. Eğer banka havaleyi lehtarına ihbar etmemiş durumda ise havale tutarı amire iade olunur. Eğer havale lehtarına ihbar edilmiş ise havalenin iptali için lehtarın da rızası gerekir.

    Bankalar havale işlemlerinde havale yaptıranlardan kredili müşterileri ise 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanunu uyarınca tanzim olunan tarifeye göre, kredili müşteri değilse kendilerinin belirleyeceği bir oranda “havale komisyonu” tahsil ederler. Tatbikatta, bankalar havaleyi ödemiş olmakla doğabilecek hukuki ihtilaflarda taraf olmamak için şartlı havale kabul etmemek eğilimindedir.



    Banka İçi Piyasa

    Batı ekonomilerindeki uygulamaya göre, takas odasında bankaların günlük borç ve alacakları karşılaştırıldığında, nakit fazlalıklarının ya da noksanlıklarının neden olduğu bir günü gününe para piyasası oluşmaktadır. Nakit fazlalı karının doğurduğu kanuni para arzı ile nakit noksanlıklarının yol açtığı kanuni para talebinin karşılaşması ise, bu piyasada tek bir faiz oranının belirlenmesine yol açmaktadır. Ancak bu piyasada, nakit fazlalıkları ve noksanlıkları arasındaki açık sürekli değişmektedir.

    Eğer açığın işareti cebirsel olarak eksi ise, yani noksanlıklar fazlalıklardan fazla ise, para piyasası merkez bankası parasını talep edicidir. Uygulamada bu durum para piyasasının bankanın içinde olduğu şekilde ifade edilir ve nakit gereksinmelerinin (taleplerinin) merkez bankasında karşılanabileceği anlatılmak istenir. Bu durumda oluşan faiz banka içi faizdir ve faiz oranı “merkez bankası parası” gereksinmeleri tamamen karşılanana dek yükselir.



    Banka İhtiyatları

    Bankaların yükümlülüklerini zamanında yerine getirebilmeleri için ellerinde bulundurdukları para mevcuduna ve süratle paraya çevrilebilir varlıklara (değerlere) “banka ihtiyatları” ya da “banka rezervleri” denilmektedir.

    Banka ihtiyatları birinci (ilk) derece ihtiyatlar ve ikinci derece ihtiyatlar olarak ayrıma tâbi tutulmaktadır.

    Bankaların birinci derece (ya da ilk) ihtiyatlarını kasa mevcudu, merkez bankasındaki serbest tevdiatları ve muhasebelerindeki vadesiz alacakları oluşturur. Genellikle bir gelir sağlamayan para ve para benzerlerinden oluşan ilk ihtiyatlar, bankalarca derhal kullanılabilir.

    İkinci derece ihtiyatları ise, değer kaybına uğrama dan süratle paraya çevrilebilen, likiditesi yüksek gelir sağlayan iktisadi varlıklar oluşturur. Serbest portföydeki devlet tahvilleri, hazine plasman bonoları, özel kesimin çıkarmış olduğu fiyatları istikrarlı ve kolaylıkla paraya çevrilebilir (tahvil, pay senedi, bono gibi) finansal varlıklar, diğer bir bankaca kabul edilmiş poliçeler, ikinci derece rezervlerdendir.

    Yasal bir gereği yerine getirmek için alınmış olan devlet tahvilleri ve hazine bonoları, ikinci derece ihtiyatlara dahil edilmemektedir.

    Çok kısa süreli ya da vadesiz ödünçlerin (kredilerin), özellikle sermaye piyasasının gelişmiş olduğu ülkelerde mali aracılara verilen kredilerin (call loan), banka portföyünde bulunan, merkez bankasınca reeskont veya avansa kabul edilebilecek ticari senetlerin (reeskontal senetlerin), merkez bankasında tutulan mevduat karşılıklarının ya da kanuni mevduat karşılıklarının yatırıldığı iktisadi varlıkların ikinci derece ihtiyat sayılması konusunda görüler ve ülkeler arası uygulamalar farklıdır.

    İkinci derece ihtiyatların işlevi, ilk ihtiyatların bankanın yükümlülüklerini karşılama konusunda yetersiz kalması halinde, paraya çevrilecek ilk ihtiyatları pekiştirmek ve bankaya gelir sağlamaktır.

    Yükümlülüklerine karşı tüm ihtiyatlarını para ve para benzerleri şeklinde tutmaları halinde gelir kaybına uğrayacaklarından, bankalar ihtiyatlarının bir bölümünü süratle ve değer kaybına uğramadan paraya çevirebilecekleri iktisadi varlıklara plase etmekte ve bu varlıklar da ikinci derece ihtiyatları oluşturmaktadır.

    Bir bankanın ihtiyatlarının yeterliliği, birinci ve ikinci derece ihtiyatlarının, ayrı ayrı, ve toplam olarak, bankanın süresiz ve kısa süreli yükümlülüklerine oranlanması yoluyla ölçülmektedir.

    Bankanın paraya çevrilme olanağı yüksek iştirakleri de, beklenmeyen risklere, öngörülemeyen zor durumlara karşı bir ihtiyat işlevi görmektedir.



    -maximumbilgi-

  4. #4
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7

    Bankacılık Kavramları

    Banka İkramiyesi

    Mevduatın pazarlanmasında kullanılan bir banka genişleme politikası aracıdır. Bankaların mevduat hacminde ki artışı hızlandırmak için zaman zaman başvurdukları bu araç, Türkiye’de geçmişte yoğun şekilde kullanılmıştır.

    Banka masraflarını çoğalttığı, reklam, harcamalarını artırdığı, şube artışını teşvik ettiği görüşüyle bu yoldaki 30 yıllık uygulamaya 1975 yılında son verilmiştir..

    Gelişmiş ülkeler arasında yalnızca Japonya’da yaygın şekilde kullanılmıştır.



    Banka İştirakleri

    25.4.1985 tarih ve 3182 sayılı Bankalar Yasası'nın 47. maddesi (Değişik: KHK/538-16.6.1994), banka iştiraklerini şu şekilde düzenlemiştir:

    1) Bankalar, ana etkinlik konuları para ve sermaye piyasalarıyla sigortacılık olan ve bu konularda özel yasalarına göre izin ve ruhsatla etkinlik gösteren mali kurumlar dışındaki bir ortaklığa, bedelsiz olarak edindikleri hisseler dahil, öz kaynaklarının en fazla %15'i oranında iştirak edebilirler. Bu tür ortaklıklara yatırılacak kaynakların toplamı banka özkaynaklarının %60'ını aşamaz.

    İştirak olunan ortaklığın sermayesinin %10'undan az olan iştirak tutarları, yukarıda belirtilen limitlerin hesabında dikkate alınmaz.

    2) Bankalar ve sermayelerinin %50'sinden fazlasına sahip oldukları iştirakleri, kamu kuruluşu şeklinde olanlar dışında, banka sermayesinin %10'undan fazlasına sahip olan ortakların, yönetim kurulu başkanı ve üyelerinin, genel müdür ve genel müdür yardımcılarının ayrı ayrı ya da birlikte sermayelerinin %25'inden fazlasına sahip oldukları ortaklıklara iştirak edemezler.

    3) Bu yasaya göre yürürlüğe konulan standart rasyoları tutturamayan bankalar, hiçbir surette yeni iştirak edinemezler.

    Ayrıca, bankaların sermaye azaltıcı işlemler (Bnk. Y.m. 48) ve emtia ticareti (Bnk. Y. m. 49) yapmaları yasaklanmış, gayrimenkul üzerine işlemleri, Bnk. Yasası'nın 50. maddesinin bazı fıkralarında yapılan değişikliklerle yeniden düzenlenmiştir.

    Madde 50/1 (Değişik: K H K 538-16. 6.1994): 3 8.maddenin birinci fıkrasındaki sınırlara dahil olmak üzere, bankaların edinecekleri gayrimenkullerin amortismanlar düşüldükten sonraki kayıt değerleri toplamı, özkaynaklarının yarısını geçemez.

    Yeniden değerleme yapılarak özkaynaklara ilave edilen fonlar, bu maddedeki, sınırlamanın hesaplanmasında %50 oranında dikkate alınır.

    Madde 50/2 : Bankalar, ticaret amacıyla gayrimenkul alım ve satımıyla uğraşamazlar ve T.C. Merkez Bankası tarafından alınan kararlara uygun olarak bankacılık işlerini yürütebilmek için gereksinim duydukları sayı ve büyüklüğün üstünde herhangi bir şekilde gayrimenkul edinemezler.

    Madde 50/3: Bankaların, sermayesine %10'un üstünde katıldıkları ortaklıklarla bunların sermayelerinin çoğunluğuna sahip oldukları ortaklık ve kuruluşların iş konularının gerektirdiği işyeri, fabrika, imalathane ve eklentileri gibi gayrimenkuller dışında gayrimenkul edinmeleri, T.C. Merkez Bankası'nın iznine bağlıdır.

    Madde 50/4 (Değişik: KHK/538-16. 6. 1994): Bankalar, münhasıran gayrimenkul ticareti yapan ortaklıklara katılamazlar, bu konuda iş yapan gerçek ve tüzel kişilere kredi açamazlar.

    Madde 50/5: Bankalar, alacaklarından dolayı edinmek zorunda kaldıkları gayrimenkulleri, edinme gününden başlayarak üç yıl içinde elden çıkartmak zorundadırlar. Bu süre içinde elden çıkartmanın imkânsız olduğunun, ya da banka için büyük zarar doğuracağının belgelendiği hallerde, bu süre Hazine Müsteşarlığı tarafından uzatılabilir.

    Madde 50/6 (Değişik: 3332 - 25.3.1987): Bankalara gayrimenkul üzerine borç verme konusunda yetki veren özel yasa hükümleri saklıdır.

    Bakanlar Kurulu tarafından gayrimenkul üzerinde bu maddede belirtilen konularda görev verilen bankalarla, ana statülerinde bu maddede belirtilen konularda kendilerine görev verilen Kamu İktisadi Teşebbüsü statüsündeki bankalar hakkında 1., 2., ve 4. fıkra hükümleri uygulanamaz.



    Banka Komisyonu

    Bankaların yapmış oldukları çeşitli bankacılık işlemleri ve hizmetleri karşılığında, bu işlem ve hizmetin niteliği, kapsamı ve lira olarak tutarı ile ilişkili olarak aldıkları ücrete “banka komisyonu” denir. Banka komisyonu genellikle bankacılık hizmetleri karşılığında, bu hizmetlerin yapıldığı müşteriden tahsil olunur ve faizden sonra bankaların en önemli gelir kaynağını oluşturur.

    Bankacılık hemen her yerde en geniş kapsamda düzenleme ve denetime tâbi tutulduğundan, bankalar gelirlerini, bu arada komisyon gelirlerini belirli bir tarifeye uyarak almak zorundadırlar. Bu bakımdan bankaların komisyon gelirleri de düzenlemeye konu olmuştur.

    Konuya tarihsel açıdan bakıldığında, ülkemizde komisyon oran ve miktarlarının Ödünç Para Verme İşleri Kanunu çerçevesinde belirlendiği görülecektir. Ancak bu belirlemenin başlangıcında faiz ve komisyon oranları toplamı belirli bir tavanla kısıtlanma açısından birlikte düşünüldüğünden, faiz ve komisyon kavramları birbirine karıştırılmıştır. Gerçekten de 8.6.1933 tarih ve 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanunu’nun 15. maddesinde “Faiz tabirinde, ödünç para verme mukabilinde borçludan muamele vergisiyle damga resminden başka komisyon ve hesap masrafı ve sair her ne nam ile olursa olsun alınan para dahildir ” denilerek faiz tanımlanmıştır.

    Bu faiz tanımı 25.5.1933 tarih ve 3399 sayılı kanun ile daraltılmış, ancak komisyon, “faiz” tanımı içinde kabul edilmeye devam edilmiştir. Ancak 14.7.1960 tarih ve 18 sayılı kanun ile faiz ve komisyon terimi birbirinden ayrılmıştır. Bu aradaki dönemde ilgi çekici bir düzenleme ise, Milli Korunma Kanunu’na dayanan 23.10.

    1956 tarih ve K/1056 sayılı karardır. Bu kararda, bankaların müşterileri hesabına yaptıkları her türlü hizmet karşılığında alacakları komisyon ve diğer ücretlerin toplamının cari borçlu hesap faiz oranının %40’ını aşamayacağı belirtilmiştir.

    Ödünç Para Verme İşleri Kanunu’nun 18 ve 1211 sayılı kanunlarla değişik 9. maddesine göre, ödünç para verme işlerinde ve mevduat kabulünde alınacak ve verilecek azami faiz nispetleriyle sağlanacak diğer menfaatlerin maliyet ve azami hadlerini belirlemeye ve bunların yürürlük zamanlarını tespite Bakanlar Kurulu yetkilidir.

    Banka komisyonları “temin edilecek sair menfaatler” kapsamı içinde kaldığından, bunların oran ve miktarları uygulamada Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenmektedir.

    Bakanlar Kurulu ise komisyonların nitelik ile azami oran ve tutarlarını “Ödünç para verme işleriyle müterafık”, “Ödünç para verme işleriyle ilgili” olmak üzere iki tablo halinde düzenlemektedir. Bu konuda uygulamada ortaya çıkan sorun, kredi ilişkisi olmayan kişilerden alınan paralarda, bankaların komisyon tarifesi ile bağlı olup olmadıklarıdır. Ancak uygulamada bankalar, yerleşmiş bir gelenek olarak, ödünç para verme ilişkisi olmayanlardan da aynı tarife sınırları içinde komisyon almaktadırlar. 18 sayılı kanundan sonra banka komisyonlarına ilişkin olarak 5/184 (Resmi Gazete, 1.8.1960), 5 /387 (Resmi Gazete, 12.101960), 5/ 1123 (Resmi Gazete, 6.5. 1961) ve 7/5825 (Resmi gazete, 12.2 1973) sayılı Bakanlar Kurulu kararları ile düzenleme yapılmıştır. 7 / 5825 sayılı karar yürürlüktedir.

    Diğer yandan Türkiye Bankalar Birliği, mesleki birtanzim kararı olarak, bankaların hariçteki muhabirlerinden tahsil edecekleri komisyon ve benzeri menfaatlerin asgari oran ve miktarlarını belirlemektedir.



    Banka Konsorsiyumları

    Konsorsiyum, birden çok bankanın belirli bir iş ya da amacı gerçekleştirmek için riski aralarında paylaşmak suretiyle biraraya gelmeleri, diğer bir deyişle bir birlik oluşturmalarıdır. Yapılacak işin ya da gerçekleştirilecek amacın çapının bir bankanın mali gücünü aşması ve /veya tek bir bankanın üstlenemeyeceği ölçüde riskli olması halinde, söz konusu belirli iş ya da amacı gerçekleştirmek için banka konsorsiyumları oluşturulmaktadır.

    Uygulamada önemli projelerin finansmanı, büyük tutarlı dışalımların gerektirdiği dış ödeme olanaklarının sağlanması, riskli kredi ya da büyük tutarlı teminat mektupları isteklerinin karşılanması, büyük çaplı menkul değer çıkarımlarında özellikle taahhütlü satış (underwriting) anlaşmaları ile aracılık yapılması için bankalar arasında konsorsiyumların oluştuğu görülmektedir.

    Konsorsiyuma katılan bankalar, belirli bir iş ya da amacın gerçekleştirilmesi için geçici bir ortaklık kurmakta, işin ya da amacın gerçekleşmesi veya öngörülen diğer sona eriş nedenlerinin oluşması ile bankalar arası bu geçici ortaklık son bulmaktadır.



    Banka Kredi Kartı

    1950’den sonra kullanılmağa başlanmış olan banka kredi kartları, bankaların tüketici kredileri konusunda geliştirdikleri yöntemlerden biridir. Ayrıntıları değişmekle beraber, banka kredi kartı tekniği aynıdır. Banka, perakende satış yapan çok sayıda mağaza ile kredi kartının gösterilmesi (ibrazı) üzerine veresiye satış yapılması konusunda anlaşmaya girişmekte ve belirli kriterlere göre seçilmiş ya da belirli koşulları yerine getirmiş müşteri adına kredi kartı düzenlemektedir.

    Kredi kartı sahipleri, bu kartı kullanarak banka otomatlarından nakit para çekebilmekte ya da banka ile anlaşma yapmış iştirakçi firmalardan mal satın alabilmektedirler.

    Söz konusu firmalar satış fişlerini bankaya göndermekte ve satış tutarından önceden kararlaştırılmış olan iskonto oranı düşüldükten sonra bankadan kredi almakta ya da banka satış fişlerini iskonto etmektedir. İskonto oranı, firmanın yaptığı iş hacmine göre farklılaştırılabilmekte, iş hacmi arttıkça iskonto oranı düşürülmektedir.

    Banka, genellikle her ay sonunda, kredi kartıyla kullanılan kredinin tüm tutarını bankadan bankaya değişen oranlarda bir faiz de ekleyerek kredi kartı sahibine dekont etmektedir. Kredi kartı sahibi dekont edilen tutarın tamamını ödeyebileceği gibi ödemeyi belirli bir süreye de yayabilmektedir.

    Bankalar genellikle kredi kartı verdikleri kişilerin kredi değerliliklerini incelemekte ve kendilerine borçlanabilecekleri bir kredi limiti tanımaktadırlar. Bir kredili alım tutarının saptanan bu tavanı aşması halinde, satıcı firmanın banka ile ilişki kurarak bu aşan miktarın bankaca kabul edilip edilmeyeceğini öğrenmesi gerekir.

    Banka kredi kartları ticaret bankalarına tüketici kredisi veren diğer kaynaklarla rekabet etme imkânını sağladığı gibi, yeni müşteriler edinme, yeni kredi alanları bulma ve mevduat toplama olanaklarını da vermektedir.

    Her kredi işleminde olduğu gibi, banka kredi kartı sisteminin banka açısından aşırı risk doğurup doğurmaması, kredi kartı verilen kişilerin iyi incelenip değerlendirilmesine bağlıdır. Kredi kartında risk göreli olarak yüksek olduğundan, zamanında ödenmeyen borç bakiyelerine uygulanan faiz oranı da genellikle riski karşılayacak şekilde yüksek saptanmaktadır. Banka kredi kartlarının kullanımı son yıllarda ülkemizde de son derece yaygınlaşmıştır.



    Banka Kredi Tanzim Komitesi

    1211 sayılı Merkez Bankası Kanunu ile 1970 yılında kaldırılmış olan Banka Kredilerini Tanzim Komitesi, ülkedeki ekonomik faaliyetlerin gereklerine göre banka plasmanları üzerinde nitel (keyfiyet) ve nicel (kemiyet) yönlerden düzenleyici önlemler almakla, genel kredi hacmi ile genel kredi hacmi içindeki çeşitli kredi türlerinin sektörler ve konular itibariyle dağılım tarzını ayarlamaya yönelik kararlar almakla, Bankalar Kanunu’nun uygulaması ile ya da genel olarak bankacılık ve kredi kanunları ile ilgili konularda hükümetçe verilecek konularda istişari görüşler bildirmekle ve Bankalar Kanunu’nda verilen diğer işleri yapmakla görevli olarak kurulmuştu.

    Bu komite Maliye, Ticaret, Sanayi ve Çalışma Bakanlarıyla, Hazine Genel Müdürü, İç Ticaret Genel Müdürü, Sanayi Odası Başkanı, T.C. Merkez Bankası Genel Müdürü, Amortisman ve Kredi Sandığı Genel Müdürü (1964 yılında Devlet Yatırım Bankası kurulduktan sonra Devlet Yatırım Bankası Genel Müdürü), Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Genel Sekreteri, ödenmiş sermaye ve yedek akçeleri toplamı beş milyon liradan fazla bankaların genel müdürlerinin kendi aralarından iki yıl için seçecekleri dört genel müdür, ödenmiş sermaye ve yedek akçeleri toplamı beş milyon liradan az olan banka genel müdürlerinin kendi aralarından iki yıl için seçecekleri bir genel müdür ile Kalkınma ve Yatırım Bankaları genel müdürlerinin kendi aralarından iki yıl için seçecekleri bir genel müdürden ve Bankalar Birliği Genel Sekreteri’nden oluşmaktaydı.

    Komitenin başkanı Maliye Bakanı olup, Maliye Bakanı’nın bulunmadığı zamanlarda Ticaret Bakanı komiteye başkanlık ederdi. Komitenin kararları Bakanlar Kurulu’nun onayı ile uygulamaya konulurdu.

    Komite, resmi daire ve kuruluşlarla bankalardan ve risk santrali teşkilatından gerekli göreceği bilgileri almaya ve risk santralizasyonu konusunda önlemler almaya yetkiliydi.

    Komitenin görev ve yetkileri, 1211 sayılı yasa ile TC Merkez Bankası’na devredilmiştir. Ancak, anılan yasanın yürürlüğe girdiği 26 Ocak 1970 tarihinden önce komitece alınmış kararlar, T.C. Merkez Bankasınca aksine karar alınmadıkça geçerli olmaya devam etmektedir.



    Banka Kredisi

    İş aleminde tüccar ve firmaların iş gereği birbirlerine (imalatçı ya da ithalatçının toptancıya, toptancının perakendeciye) açtıkları kredilerden ayırdetmek için bankalarca açılan kredilere denir. Banka kredisi diğer kredilere göre genellikle daha ucuz ve daha tutarlı dır. Fakat daha sıkı kayıtlara bağlıdır.

    Banka kredisi, krediyi açan bankanın türüne ve kredinin kullanılacağı alana göre değişik adlarla anılır: Ticari kredi, sanayi, tarım, emlâk, esnaf vb kredileri gibi, Bu krediler de kendi içlerinde yan gruplara ayrılır: İç ticaret, dış ticaret, yatırım, işletme, çevirme kredileri gibi.

    Bankacılıkta bütün kredi türlerini kapsamak üzere başlıca şu ayrımlar yapılır:

    • Parasal krediler: İmzalı krediler (bankanın para yerine imzasını kredi vermesi, teminat mektubu, aval, kabul kredileri).

    • Karşılık (güvence) açısından: Karşılıklı (güvenceli) krediler (maddi karşılıklı ya da kişisel karşılıklı krediler); karşılıksız krediler.

    • Süre (vade) bakımından: Kısa süreli (vadeli) krediler (4 aya kadar); orta vadeli krediler (5 yıla kadar); uzun vadeli krediler (10 yıl ve daha fazla vadeli krediler.).

    Bankalar Birliği Türk kanunlarına göre kurulmuş ve kurulacak bankalar ile yabancı ülkelerde kurulmuş olup da Türkiye'de şube açmak suretiyle çalışan ve çalışacak olan bankalar arasında 25 Nisan 1958 tarih ve 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun 57'nci maddesi hükmü uyarınca merkezi İstanbul olmak üzere "Türkiye Bankalar Birliği" adıyla tüzel kişiliği olan bir Birlik kurulmuştur.

    Türkiye'de çalışan bütün bankalar bu Birlik'e üye olmak ve bu statü hükümlerine uymak ve Birlik'in yetkili organlarının alacağı kararları uygulamak zorundadır.

    Bankalar, 3182 sayılı kanunun 11'inci maddesine göre bankacılık işlemlerine başlama iznini aldıkları tarihten itibaren 3 ay içinde kayıtları yapılmak üzere Birlik'e başvurmak ve son bilançolarını göndermek zorundadırlar.

    Her ne suretle olursa olsun çalışmasına son verilen veya diğer bir banka ile birleşen üyelerin kayıtları silinir.

    Birlik, ülke içinde gerekli teşkilatı kurabilir.

    Birlik'in amacı bankacılık mesleğinin gelişmesini, bankaların dayanışma, birlik ve bankacılık mesleğinin gerektirdiği vakar ve disiplin içinde ekonominin ihtiyaçlarına uygun olarak çalışmalarını sağlamak ve haksız rekabeti önlemek üzere gerekli kararları almak ve uygulamaktı r.

    Birlik bu amacını başlıca;

    1 ) Bankacılık mesleğini geliştirmek gayesiyle her türlü önlemleri almak,
    2) Bankalararası ilişkilerde mesleki dayanışmayı güçlendirmek,
    3) Üyeleri arasında haksız rekabeti ortadan kaldırmak için gerekli bütün önlemleri almak ve uygulamak,
    4 ) İç ve dış ilişkilerde Türkiye bankacılığını temsil etmek ve tanıtmak için gerekli girişimlerde bulunmak; gerektiğinde kamuoyuna bankacılık konusunda aydınlatıcı bilgi vermek,
    5) Yurt içinde ve dışında bankacılık hareketlerini izleyerek toplayacağı bilgileri üyelerine ve ilgililere ulaştırmak; bankacılık örf, âdet ve teamüllerini saptamaya ve banka işlemlerinde uygulanan usullerde birlik sağlanmasına çalışmak,
    6) Banka ve bankacılıkla ilgili olan konularda resmi makam ve kuruluşlara istişari mahiyette mütalaa vermek,
    7) Ulusal tasarrufun teşviki için gerekli çalışmaları yapmak ve yetkili mercilere önerilerde bulunmak,.
    8) Bankalar arasında çıkabilecek anlaşmazlıklarda, tarafların isteği ile hakem atamak ve hakemlik yapmak,
    9 ) Banka mensuplarına ait sosyal yardım konularını incelemek ve üyelerine tavsiyelerde bulunmak,
    10) Bankalar Kanunu'nun kendisine yüklediği bütün görevleri yapmak,
    11) Bankaların, müşterileri hesabına yaptıkları hizmetler karşılığında tahsil edecekleri komisyon, ücret ve masrafların, açtıkları krediler ve bunlarla ilgili veya müterafık işlemler için uygulayacakları kredi faiz oranları, komisyon ve ücretlerin, mudilerine ödeyecekleri mevduat faizlerinin azami oran ve sınırlarının tespitine ilişkin olarak bankalara yönelik tavsiye kararları almak, yolları ile gerçekleştirmeye çalışır.

    Bankalar, Birlik'te yönetim kurulu başkanı, murahhas üye, genel müdür veya genel müdür vekilinden birisi tarafından temsil olunur. Bunların mazeret nedeniyle bulunamamaları halinde bir genel müdür yardımcısına temsil yetkisi verilebilir. Ancak, Birlik yönetim kurulu başkanlığı ile yönetim kurulu başkan vekilliği görevini, seçilen bankanın genel müdürü yürütür.

    Birlik'in organları genel kurul, yönetim kurulu, genel sekreterlik ve denetçilerden ibarettir.

    Birlik genel kurulu: Üye bankaların temsilcilerinden oluşur.

    Genel kurul, olağan ve olağanüstü toplantısını Birlik merkezinde veya yönetim kurulunun kararlaştıracağı başka bir yerde yapar.

    Olağan toplantı her yıl mayıs ayı içinde yapılır. Yönetim kurulu bu toplantının yerini, gününü, saatini, gündemini ve çoğunluk olmadığı takdirde yapılacak ikinci toplantıya ilişkin hususları kararlaştırır.

    Üyelerin genel kuruldaki oy hakları yıl sonu bilançolarında yer alan aktif toplamının sektör aktif toplamına bölünmesiyle bulunan her 1/1000 (binde biri) için bir oydur. 1/1000 (binde bir)'in altında kalan üyeler genel kurulda bir oya sahiptir. Oy hesabında kalan 0,5/1000 (binde yarım) ve yukarısı için bankaların oy adedine bir ilave yapılır.

    Genel Kurul, bu oy haklarına esas olan özkaynak mevduat tutarlarını iki katına kadar artırmaya yetkilidir (m. 9) Yönetim Kurulu: 13 bankanın temsilcisinden oluşur:

    1) Kamu iktisadi teşebbüsü veya bağlı ortaklık statüsüne sahip veya özel kanunla kurulan ticari bankalardan oluşan gruptan 4 üye,
    2) Bunların dışında kalan bankalardan yıl sonu bilançolarına göre aktif toplamları en büyük ilk altı bankadan oluşan gruptan 4 üye,
    3) Aktif toplamları itibariyle yukarıdaki grubu teşkil eden altı bankadan sonra gelen diğer ticari bankalardan oluşan gruptan 3 üye,
    4) Kalkınma ve yatırım bankaları grubundan 1 üye,
    5) Sermayelerinin yüzde 50'den fazlası yabancılara ait olan bankalar ile Türkiye'de şubesi bulunan yabancı bankalar grubundan 1 üye,

    olmak üzere, genel kurulda her grupça kendi aralarında gizli oyla seçilmek suretiyle yönetim kurulu teşkil edilir.

    Yönetim kurulu üyeleri iki yıl için seçilir. Süresi dolan üyeler tekrar seçilebilir.

    İdari işler, yönetim kurulu tarafından atanan genel sekreter tarafından yürütülür.

    Genel kurul: İki yıl süre ile görev yapmak üzere, yönetim kurulunda temsil edilmeyen bankalar arasından 3 bankayı denetçi olarak seçer.

    Denetçiler: Gizli oyla seçilirler. Süreleri sona eren denetçiler tekrar seçilebilirler.

    Birlik'in gelirleri aşağıdaki kaynaklardan sağlanır: Bankalar Kanunu'nun 60'ıncı maddesine dayanarak, yukarıdaki 9'uncu madde gereğince saptanan oy sayılarıyla orantılı olarak hesaplanan gider payları; bankaların bir defa için verecekleri ve tutarı yönetim kurulu tarafından saptanacak giriş aidatı; tutarı genel kurul tarafından oy sayılarıyla orantılı olarak saptanacak yıllık aidat; bir önceki yıldan devreden gelir fazlaları; her türlü bağışlar; sair gelirler.



    -maximumbilgi-

  5. #5
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7

    Bankacılık Kavramları

    Banka Muameleleri Vergisi

    Bir dolaylı vergi türü olarak 10 Şubat 1926 tarih ve 735 sayılı “Umumi İstihlak Vergisi Hakkında Kanun” ile ortaya çıkmıştır. Kanunun 1. maddesinde “.. bankacılık, sigortacılık.. gibi muamelât-ı ticariyeden madut umur ile iştigal edenlerin hizmet mukabili aldıkları meblağ üzerinden işbu kanun mucibince bir umumi istihlak vergisi ahzolunur” denilmektedir. Verginin nispeti %2,5 olup, pul yapıştırılmak suretiyle ödenir. 735 sayılı kanunun yerini 1039 sayılı ve 26.5.1927 tarihli “Muamele Vergisi Hakkında Kanun” almıştır. Banka ve sigorta muameleleri vergisi konusunda en önemli değişiklik ve düzenleme, 28.5.1940 tarih ve 3843 sayılı kanun ile olmuştur.

    Bu kanundaki ilkeler bugün de değişikliklerle yürürlükte olan 13.7.1956 tarih ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nda korunmuştur. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 61. maddesiyle, 6802 sayılı kanunun 1-27. maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak, Gider Vergileri Kanunu'nun banka ve sigorta muameleleri vergisine ilişkin hükümleri halen yürürlüktedir.

    3843 sayılı kanun, vergi nispetini %2,5 olarak korumuşken 6802 sayılı kanun nispeti %15’e çıkarmıştır. Daha sonra, 15.2.1963 tarih ve 186 sayılı kanunla bu oran %20’ye, 29.7.1970 tarih ve 1318 sayılı kanunla %25’e çıkarılmıştır. 17.4.1981 tarih ve 2447 sayılı kanun oranı yeniden %15’e indirmiştir.

    6802 sayılı kanun (210, 482, 2447, 3239, 3297 ve 4008 sayılı kanunlarla değişik) yürürlükteki banka ve sigorta muameleleri vergisini düzenlemektedir.

    Verginin konusu: Banka ve sigorta şirketlerinin 10.6.1985 tarihli ve 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu'na göre yaptıkları işlemler hariç olmak üzere, her ne şekilde olursa olsun yaptıkları tüm işlemler, dolayısıyla kendi lehlerine her ne ad ile olursa olsun nakden ya da hesaben aldıkları paralar, banka ve sigorta muameleleri vergisinin konusunu oluşturmaktadır.

    Bankerlerin yapmış oldukları banka muamele ve hizmetleri nedeniyle kendi lehlerine, her ne ad ile olursa olsun nakden ya da hesaben menkul kıymet alıp, satmayı, alım-satıma aracılık etmeyi ya da alıp sattıkları menkul kıymet karşılığı borçları ödemeyi taahhüt etmeyi meslek haline getirenlerin bu faaliyetleri dolayısıyla lehlerine kalan paralar ile mevduat faizi vermek ya da sair adlarla faiz ve benzeri menfaatler sağlamak üzere devamlı olarak para toplama işiyle uğraşanların topladıkları paralara sağladıkları gelir ve menfaatler üzerinden komisyon, ücret, hizmet karşılığı gibi adlarla aldıkları paralar (dahil) da banka muameleleri vergisine tâbidir.

    2279 sayılı ödünç para verme işleri kanununa göre, borç verme işleriyle uğraşanlarla yukarıda belirtilen işlem ve hizmetlerden herhangi birini sürekli olarak yapanlar, Gider Vergisi Kanunu uygulamasında banker sayılırlar.

    Bir şahsın yalnızca altın alım ve satımı ile uğraşması banker sayılmasını gerektirmez.

    İstisnalar: Aşağıda belirtilen işlemler nedeniyle alınan paralar banka ve sigorta muameleleri vergisinden müstesnadır.

    1) Merkezleri Türkiye'de bulunan bankaların kendi şube ve ajansları ile ya da şube ve ajansların birbirleriyle yaptıkları işlemler dolayısıyla tahakkuk eden paralar,

    2) Merkezleri Türkiye dışında bulunan bankaların Türkiye'deki şube ve ajanslarının birbirleriyle yaptıkları muameleler dolayısıyla tahakkuk eden paralar,

    3) Özel kanunlarla her türlü vergiden istisna edilmiş olan hisse senedi ve tahvillerin faiz, temettü ve ikramiyeleri,

    4) Bankaların müşterileri adına ve hesabına başka kişi ve kurumlara yaptıkları hizmetler karşılığında aldıkları ve aynen bu şahıs ya da kuruluşlara ödedikleri paralar,

    5) Bankaların, bankerlerin ve sigorta şirketlerinin sermayelerinin tamamı kendilerine ait veya iştirakleri bulunan sınai işletmelerden sağladıkları kârlar,

    6) Bankaların, bankerlerin ve sigorta şirketlerinin sermayelerine katıldıkları, banka, banker ve sigorta şirketlerinin bu kanuna göre banka ve sigorta muameleleri vergisine tâbi işlemlerden kaynaklanan kârları,

    7) 5842 sayılı Denizcilik Bankası Türk Anonim Ortaklığı Kanunu’nun 6, 7, 8, 9,10 ve 11. maddeleriyle 12. maddesinin (b) ve (c) fıkralarında belirtilen işler dolayısıyla Denizcilik Bankası Türk Anonim Ortaklığı lehine tahakkuk edecek paralarla aynı kanunun 2. ve 13.maddeleri gereğince bankanın ya da kuracağı ortaklıkların yukarıda sayılan işlerin görülmesine veya tesislerin işletilmesine ilişkin gerçek ve tüzel kişilerle yaptıkları anlaşmalar dolayısıyla elde edecekleri paralar ve bankanı n veya kuracağı ortaklıkların anlaşmalar yaptıkları gerçek ve tüzel kişiler lehine aynı işler dolayısıyla tahakkuk edecek paralar,

    8) 6266 sayılı kanuna göre kurulan kan bankalarının sözü geçen kanunda yazılı işler dolayısıyla elde edecekleri paralar,

    9) Hayat sigortaları ile ihracata ait nakliyat sigortalarında poliçe üzerinden alınan paralar,

    10) Mükerrer sigorta işlemleri ile retrosesyon işlemleri dolayısıyla alınan prim, komisyon vesair paralar,

    11) Biçilmemiş ya da toplanmamış her türlü tarım ürünleriyle tarım hayvanları için düzenlenen zirai sigortalar dolayısıyla alınan paralar,

    12) Nükleer rizikolara karşı yapılan sigortalar dolayısıyla alınan paralar,

    13) Türkiye Halk Bankası’nca Esnaf ve Sanatkârlar Kefalet Kooperatiflerinin kefaleti altında esnaf ve sanatkârlara verilen krediler dolayısıyla alınan paralarla bu kooperatiflerin ortaklarından “masraf karşılığı” adıyla aldıkları paralar,

    14) Mevduat toplamayan bankaların açmış oldukları yatırım kredileri dolayısıyla kendi lehlerine aldıkları paralar.

    15) Bankaların, yetkili kuruluşların, özel finans kuruluşlarının ve PTT'nin, Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki Kararlar ve bu kararlara dayanılarak çıkarılan tebliğlere göre Merkez Bankası'na yapacakları zorunlu, döviz ve efektif devirleri,

    16) Arbitraj işlemleri ve bu işlemler sonucu lehe alınan paralar, Matrah ve Nispet: Banka ve sigorta muameleleri vergisinin matrahını, banka ve sigorta şirketleri ile bankerlerin aldıkları, istisna kapsamına girmeyen paralar oluşturur. Kambiyo alım ve satım işlemlerinde kambiyo satışlarının tutarı vergiye matrah olur. Vergi matrahından gider ve vergi adı altında indirim yapılamaz. Yabancı para üzerinden yapılmış olan işlemlerle ilgili vergi matrahının uygulanmasında esas alınacak kurlar Maliye Bakanlığı’nca belirlenir. (Bu konuda bk. 15 No.’lu Damga Vergisi Genel Tebliği) Banka ve sigorta muameleleri vergisinin nispeti %15’dir. Kambiyo muamelelerinde nispet, matrahın binde biridir. Ancak, Bakanlar Kurulu, bu oranları bankalar arası mevduat işlemleri ile diğer banka ve sigorta işlemleri için ayrı ayrı ya da birlikte %1'e kadar indirmeye yetkilidir.

    Verginin Beyanı ve Ödenmesi: Banka ve Sigorta muameleleri vergisi mükellefin beyanı üzerine tarh olunan bir vergidir. İlgililer bir ay içindeki vergiye tâbi işlemlerini ertesi ayın 15. günü akşamına kadar ilgili vergi dairesine bildirmek ve vergiyi de beyanname verme süresi için ödemek zorundadırlar.



    Banka Parası

    Bankaya yatırılan mevduat üzerinde çek çekmek yoluyla da tasarruf edilebilmesi, banka parasının (ya da kaydi paranın) oluşmasına olanak vermektedir.

    Ticaret bankaları, borçlanma yoluyla ödeme aracı yaratabilen yegâne finansman kuruluşlarıdır. Banka para yaratabilmeleri, ticaret bankalarını diğer finansman kurumlarından ayıran en önemli özelliktir.

    Bankaların, banka parası ya da kaydi para yaratma gücü,

    a) Genel olarak mevduat karşılık (kanuni karşılık rezerv) oranına,
    b) Vadeli ve vadesiz mevduat için farklı mevduat karşılık oranı saptanıp saptanmadığına,
    c) Artan mevduatın vadesiz ve vadeli olarak bölümüne,
    d) Bankacılık sisteminde dışına para sızması olup olmadığına, diğer bir deyişle ekonomik birimlerin likit fonlarını nakit ve banka mevduatı olarak tutma eğilimlerine (ekonomide çek kullanma alışkanlığına),
    e) Bankaların yükümlülüklerine karşı ellerinde tutacakları likit değerlerin yükümlülüklerine oranına (disponibilite veya ankes oranına) bağlıdır.

    Ekonomide, kanuni karşılık oranının düşük olması, artan mevduatın daha çok vadesiz mevduat şeklinde oluşması, disponibilite oranının düşük saptanması, ekonomik birimlerde çekle ödeme alışkanlığının yaygın olması, diğer bir deyişle bankacılık sistemi dışına para sızması olayının olmayışı ya da çok az oluşu, bankaların “banka parası” yaratma gücünü arttırmaktır.



    Banka Sermayesi

    Sermaye, “ana”, “esas”, “nominal”, “kayıtlı”, “müseccel” gibi sıfatlarla nitelendirilen, ana sözleşme ya da kuruluş kanunu hükmü ile saptanarak belirlenmiş ve yasalaşmış, işletme sahiplerinin işletmeye koymayı kararlaştırdıkları paranın üst sınıfıdır. Banka sermayesi ise, tanımdan anlaşılacağı gibi, banka ortaklarının ya da pay sahiplerinin bankaya koymayı kararlaştırdıkları fon tutarının üst sınırıdır. Ancak uygulamada bundan farklı olarak ödenmiş sermaye ve ihtiyatlar toplamı tanımı vardır.

    Ticari işletmeler için sermaye kısmen bir alternatif finansman kaynağı, kısmen de işletmeden alacaklı olanları koruyan bir unsurdur. Herhangi bir zamanda bir işletme için uygun sermaye miktarını piyasa koşulları belirlemektedir.

    Ancak aynı sonuca bankalar için ulaşmak olasılığı azdır. Bunun nedeni, bankaların ulusal, hatta uluslararası ekonomide oynadıkları kilit rol ve uğraşılarında kamunun güvenine dayanmalarının önemli bir etken oluşudur. Gerçekten de, dünyanın hemen her yerinde ticaret bankaları uğraşlarını kamudan topladıkları fonlara dayanarak sürdürürler; dolayısıyla özkaynakların bankacılık faaliyetlerindeki işlevi oldukça azdır.

    Ancak bankacılık uğraşılarının diğer bir önemli özelliğini de, banka kaynaklarının kullanıldığı yerler ve kullanım şeklinin bir sonucu olarak büyük ölçüde risk öğesinin egemen oluşu oluşturmaktadır. Bu açıdan bir bankanın gereksinme duyduğu sermaye miktarı, bankanın hem aktifinin hem de pasifinin kompozisyonuna, nakit akımlarının istikrarına, yönetimin niteliğine ve bankanın uğraşıda bulunduğu ortamın (özellikle rekabet açısından) yapısına bağlıdır.

    Banka sermayesinin işlevleri: Yukarıdaki kısa açıklamalardan anlaşılacağı gibi, ticaret bankacılığında sermayenin işlevleri diğer endüstri alanlarına kıyasla oldukça farklıdır. Bankalar daha yüksek finansal kaldıraç (toplam borçların toplam varlıklara oranı) derecesine sahip olduklarından, bu durum sermayenin işlevlerine farklı bir işlev verilmesini gerektirir. Bu bakımdan bankalarda sermayenin işlevleri farklı açılardan (bankanın kendisi, mevduat sahipleri, ortaklar ve kamu yönetimi vb.) incelenebilir.

    Bankanın varlıklarının büyük bir kısmı mevduat sahipleri tarafından finanse edildiğinden, banka sermayesinin koruyucu işlevi birinci derecede öneme sahip bir konu olarak ortaya çıkmaktadır. Banka sermayesinin geleneksel işlevi bu olmuş ve bankacılık tarihinde banka sermeyesinin mevduat sahiplerini korumaktan başka bir işlevi olduğu düşünülmemiştir.

    Ancak bankacılığın istikrarı konusundaki gelişmeler ve alınan önlemler (mevduat sigortası, banka tasviyelerinin özel yöntemlere bağlanması gibi), banka sermayesinin bu işlevini bankalar lehine takviye etmiş bulunmaktadır. Ancak, herşeye rağmen bugün bile sermayenin bu işlevinin önemini korumakta olduğunu söylemek pek yanıltıcı olmayacaktır.

    Eğer bir banka uğraşlarını sürdürmek ve endüstrideki göreli payını korumak istiyorsa, mevduat sahiplerinin güven duyabileceği bir sermaye ya da özkaynak tutarına sahip olmalıdır. Böyle bir güven duygusu olmadıkça bankaların mevduatlarını korumalarında ve yeni mevduat çekmelerinde sorunlarla karşılaşmaları doğaldır.

    Banka sermayesinin diğer önemi, onun bir finansman kaynağı olmasından kaynaklanmaktadır. Gerçekten de banka sermayesinin ilk işlevi bankanın bina, mobilya, büro makineleri vb. sabit yatırımlarını finanse etmektir.

    Bu işlev yeni bir bankanın kuruluşu aşamasında özellikle belirginleşmektedir. Gerçekten de, bir bankanı n uğraşına başlayabilmesi için ilk fon kaynaklarının sermayedarlar tarafından sağlanması gerekir. Böylece banka sermayesi, bir bankanın uğraşına başlayabilmesi, uğraşta bulunabilmesi, olası zararları kârlar emene dek uğraşını sürdürebilmesini sağlayacaktır.

    Banka ortakları açısından banka sermayesinin işlevi, bankanın faaliyet masraflarını ve tatmin edici bir geliri sağlayacak yeterli bir kazanç gücüne ulaşmasıdır. Diğer endüstri dallarında olduğu ölçüde belirgin olmasa bile, küçük yatırımcıların banka pay senetlerine yatırım yapmaktan doğal beklentileri, yeterli bir geliri sağlamaktır.

    Diğer yandan kâr elde etmeyen bir bankanın sağlıklı bir yapıya sahip olduğunu söylemek güçtür ve böyle bir bankayı gerek kısa, gerekse uzun dönemde önemli sorunların bekleyeceği kuşkusuzdur.

    Bankalarla ilgili düzenleyici kararlar alan kamu otoriteleri de bankaların sermayeleri ile ilgilenmektedir.

    Bunun nedeni, kamu yönetiminin bankacılığın istikrarıyla, bu endüstrinin ekonomideki kilit yeriyle ilgilenmek zorunda olmasıdır.

    Bu bakımdan hemen her ülkede genellikle bankaların gerek uğraşlarına başlamaları aşamasında, gerekse başladıktan sonra, belirli bir en az sermaye miktarına sahip olmaları zorunluluğu getirilmektedir.

    Banka Sermayesine İlişkin Düzenlemeler Kanun’un 3'ncü maddesindeki "milli banka" tanımı kaldırılmış olmakla birlikte, diğer kanunlarda yer alan "milli banka" ifadesinden "Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulan, sermayesi Türk parası olarak konulan ve sermayesinin çoğunluğu ile yönetim ve denetimi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ait olan" şeklindeki tanımın anlaşılmasında, uygulamanın birliği açısından yarar mütalaa edilmektedir.

    Maddede yapılan değişiklikle yabancı ülkelerdeki şubelere ayrılan sermayenin ödenmiş sermayeden düşülmesi uygulaması kaldırılmıştır.

    Ödenmiş sermayeye eklenecek yedek akçeler eskiden olduğu gibi Türk Ticaret Kanunu'nun 466 ve 467'nci maddelerine göre ayrılan kanuni ve ihtiyari yedek akçeler ve bu kanunun 32'nci maddesine göre ayrılan muhtemel zararlar karşılıkları ile bankaların anasözleşmelerine göre ayrılan yedek akçeler toplamından, varsa yıl sonu bilançosunda yer alan zararlar indirilerek hesaplanacaktır.

    Diğer taraftan, Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298'nci maddesi uyarınca, anılan kanuna göre yapılan yeniden değerleme sonucu bilançonun pasifinde özel bir fon hesabında tutulan değer artışları, Bankalar Kanunu uygulamasında yedek akçelere eklenecek ve özkaynak olarak dikkate alınacaktır.

    Kanunun 5'nci maddesinde yapılan değişikliğe göre bir kişiye ait hisselerin sermayenin %5, %20, %33 ve %50'sini aşması veya bu oranların altına düşmesi halinde izin alınması gerekmektedir. Örneğin, banka sermayesinin %10'una tekabül eden miktar kadar daha hisse edinmeleri halinde izin alınmasına gerek bulunmamaktadır. Buna karşılık sermayenin %15'ine eşdeğer miktarda hissesi olan bir kişi, paylarının sermayenin %9'una karşılık gelen kısmını bir kişiye, kalanını da bir başka kişiye devrettiği takdirde, hisse oranı %5'in altına düşeceğinden izin alınması gerekecektir. İzne konu olan hisse edinimleri ile devirlerinde işlemin hukuken tamamlanmasından önce Hazine Müsteşarlığı'na başvuruda bulunulmalı dır.

    Kanunun 38'nci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde belirtilen gerçek ve tüzel kişilere ait hisseler bir kişiye ait pay addolunduğundan bu kişiler arasında yapılacak hisse devirleri izne tabi değildir.

    Mülkiyet el değiştirmese dahi, banka yönetimini kontrol olanağı veren intifa hakkı ile oy hakkının edinilmesinde de aynı hükümler cari olacaktır.

    Diğer taraftan, halka arz yoluyla satılan tertip ve grubu belirli hisse senetlerinin borsada gerçekleşen devir işlemleri için önceden izin alınması zorunluluğu bulunmamakta, ancak Bankalar Kanunu'nun 5'nci maddesinin 3'ncü fıkrasında belirtilen oranlara ulaşılması veya bu oranların aşılması sonucunu veren devir işlemlerinde devir alanın bütün ortaklık haklarından yararlanmak istemesi halinde, devir işleminden sonra Hazine Müsteşarlığı'ndan izin almak üzere başvuruda bulunulması ve gerekli iznin verilmesinden sonra iktisap edilen hisse senetlerinin pay defterine kaydettirilmesi gerekmektedir.

    Yukarıda sayılan izinleri almadan hisseleri edinenler temettü dışındaki ortaklık haklarından yararlanamayacaklardır. Bu nedenle bankalar, hisse oranlarının %5, %20, %33 ve %50'yi geçmesi veya bu oranların altına düşmesi hallerinde Hazine Müsteşarlığı'nın yazılı izni olmaksızın pay sahipleri defterine kayıt yapamayacak ve yapılan kayıtlar da hüküm ifade etmeyecektir. Ayrıca, kurucularda aranan niteliklere sahip olmayan veya bu nitelikleri kaybeden ortakların temettü dışındaki haklarını kullanmaları tahdit edilmiş, bu ortaklara ait payların temettü dışındaki haklarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından kullanılması öngörülmüştür.

    Bu alanda yapılan son değişiklik, 16.6.1994 tarih ve 538 sayılı KHK ile gerçekleştirilmiş olup, Bankalar Kanunu'nun 5. maddesi d bendine göre, bir bankanın kuruluşuna izin verilebilmesi için en az 1 trilyon ödenmiş sermayesinin bulunması gerekmektedir.

    Türkiye'de kurulmuş ve kurulacak bankalarla yabancı ülkelerde kurulmuş olup da Türkiye'de şube açmak suretiyle faaliyette bulunan veya bulunacak bankalar 5 ve 6'ncı maddelere göre sahip olmaları gereken özkaynaklarına ek olarak en az;

    a ) Nüfusu 1 milyondan fazla olan şehirlerde açılmış ve açılacak her şube için 2 milyar lira,
    b) Nüfusu 500 binden fazla, 1 milyondan az olan şehirlerde açılmış ve açılacak her şube için 1 milyar lira,
    c) Nüfusu 500 binden az şehir ve kasabalarda açılmış ve açılacak her şube için 500 milyon lira, özkaynak bulundurmak zorundadırlar.

    Bankalar, genel nüfus sayımlarından sonra geçici sonuçların Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yayımlanmasını izleyen 1 yıl içinde şubeleri için bulundurmaları gereken özkaynaklarını sayım sonuçlarının gerektirdiği miktara çıkartmakla yükümlüdürler.

    Bankaların şubelerinden biri nam ve hesabına işlem yapmak üzere turizm, fuar, konferans gibi nedenlerle açtıkları geçici irtibat büroları ve şanj büroları ile Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın dahili muhabirleri tarafından devlet daire ve kuruluşları ve askeri kıta ve karargâhlarında açılan sürekli irtibat büroları 1'nci fıkra hükümlerine tâbi değildir.

    (5)de belirtilen oranların aşılması halinde:

    a) Pay sahiplerince sermaye artırımı dolayısıyla ortaya çıkabilecek rüçhan hakları kullanılmaz
    b) Yeni pay senedi satın alınmaz.

    Yukarıda belirtilen hükümlere aykırı işlemler geçersiz sayılmıştır.



    Bankacılık Paniği

    Bir veya birkaç bankaya karşı güvenin sarsılması sonucu mevduatlarını çekmek için genel olarak bütün bankalara, kitlelerin, ani ve büyük çapta hücum etmeleridir.

    Bu tür bir panik sağlam bankaların bile iflasına yol açmıştır. İngiltere’de en büyük Bankacılık paniği 1866 yılında meydana gelmiştir. 1973-1974 bankacılık bunalımında panik olmamış, İngiltere Merkez Bankası zamanında müdahale etmiştir. ABD’de 1932 yılında bir bankacılık paniği meydana gelmiştir.



    Bankacılıkta İtibar Riski

    İtibar riski, para kaynakları ve müşterilerin kritik kaybına yol açan önemli menfi kamu oyu riskidir. İtibar riski tüm banka operasyonları hakkında kalıcı bir menfi imaj yaratan eylemler olabilir ve bunlar bankanın müşteri ilişkileri kurma ve koruma yeteneğini önemli ölçüde zayıflatır.

    İtibar riski aynı zamanda, bankanın eylemleri, kendi operasyonunun devamlılığı için kritik olan fonksiyonları icra etme hakkında kamu oyunun güvenini kaybettirirse de meydana gelebilir. İtibar riski, bankanın kendi yaptığı eylemler veya üçüncü şahısların eylemlerine tepkilerde ortaya çıkabilir. Artan itibar riski, diğer risk kategorilerinde, özellikle operasyonel riskte artan riske maruz kalma veya problemlere neden olabilir.

    İtibar riski, sistem veya ürünler umulduğu şekilde çalışmazsa ortaya çıkabilir ve yaygın, menfi kamu tepkisine neden olabilir. Bankanın sistemine ister harici ister dahili taarruz sonucu olsun, önemli bir güvenlik ihlali, bankaya halkın güvenini sarsabilir. İtibar riski ayrıca, bir hizmet ile sorunlar yaşayan ancak ürün kullanımı ve problemi çözme prosedürleri hakkında yeterli bilgi verilmeyen müşterilerin bulunduğu durumlarda da ortaya çıkabilir.

    Üçüncü şahıslar tarafından yapılan hatalar, kötülük ve sahtekarlık da bankayı itibar riskine maruz bırakabilir. İtibar riski, özellikle alternatif ulaşım yollarının bulunmadığı durumlarda, müşterilerin kendi paralarına veya hesap bilgilerine ulaşmalarını zorlaştıran, önemli iletişim ağı problemlerinden de doğabilir. Aynı veya benzer elektronik bankacılık veya elektronik ürün veya hizmeti sunan başka bir kurumun hataları nedeniyle oluşan büyük kayıplar, banka aynı problemleri yaşamamış olsa bile, banka müşterisinin ürünlerini veya hizmetini şüpheyle karşılamasına neden olur. İtibar riski ayrıca bankayı hedefleyen taarruzlardan da kaynaklanabilir. Örneğin, bankanın web sitesine giren bir korsan banka veya ürünleri hakkında asılsız bilgileri kasten yaymak için siteyi değiştirebilir.

    İtibar riski tek bir banka için önemli olmayıp, tüm bankacılık sistemi için de önemli olabilir. Örneğin, küresel faaliyet gösteren bir banka elektronik bankacılık ve elektronik para işine ilişkin olarak önemli itibar zararı görmüşse, diğer bankaların güvenliği de sorgulanabilir. Aşırı koşullarda, böyle bir durum bankacılık sisteminin tümünün sistematik olarak durmasına yol açabilir.



    Bankacılıkta Kliring (Takas)

    Yaygın çek kullanımı, çeklerin takas ve tahsilinin hızlı bir şekilde yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bankalar, gerek kendi aldıkları önlemlerle, gerek diğer bankalar ve Merkez Bankası ile işbirliği yaparak, çeklerin takas ve tahsilinde kolaylık ve etkinlik sağlamaktadırlar.

    Çeklerin yatırıldığı (tevdi edildiği) banka ile üzerine çekildiği banka farklı ise, söz konusu bankalar birbirlerine karşı olan taleplerini günlük olarak takas ederler. Arada bir fark kalırsa, borçlu kalan banka farkı Merkez Bankası’ndaki ya da muhabir bankadaki hesabı üzerine çektiği çekle öder. Eğer bir kentte çok sayıda banka ya da banka şubesi varsa, bu bankaların bir takas odasına üye olmaları, burada günlük olarak çeklerin karşılıklı takas edilmesi, çek tahsiline hız ve etkinlik kazandırmaktadır.

    Bankaların Merkez Bankası’nda serbest tevdiatları bulunduğundan, takasta borçlu kalan banka alacaklı banka lehine Merkez Bankası’ndaki hesabı üzerine çek keşide etmektedir. Merkez Bankası buradaki meblağı çeki keşide eden bankanın hesabına borç, lehdar bankanın hesabına da alacak kaydetmektedir. Takas açıkları, genellikle Merkez Bankası’nda bulunan serbest tevdiatlar nedeniyle Merkez Bankası üzerine keşide edilen çeklerle kapatılmakla beraber, borçlu kalan bankanın muhabir banka üzerine keşide ettiği çekle de takas açığını kapatması mümkündür.

    Çeklerin olanak ölçüsünde hızlı takasında bankaların çıkarları vardır. Çeklerin tahsilinde gecikmeler gelir kaybına yol açabileceği gibi, hesabına çek yatıran mevduat sahipleri için de zorluklar, olumsuz sonuçlar doğurabilir.

    Başka bir banka üzerine keşideli çek diğer bir banka tarafından satın alındığı takdirde, çekin tahsilinin gecikmesi bankayı fondan ve gelir sağlama olanağından yoksun bırakır. Ayrıca çekin tahsilinin gecikmesi, çekin karşılıksız kalması olasılığını da artırabilir. Bu nedenle çok sayıda banka ya da banka şubesinin toplandığı kentlerde takas odaları kurulması çek tahsil takasının hızlandırılmasına olanak vermektedir.



    -maximumbilgi-

  6. #6
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7

    Bankacılık Kavramları

    Bankacılıkta Operasyonel Risk

    Operasyonel riskler, sistem güvenilirlik veya entegritesinde önemli eksiklikler nedeniyle kayıp ihtimalinden kaynaklanır. Operasyonel risk, müşteri suistimalinden, yetersiz tasarımlanmış ve gerçekleştirilmiş elektronik bankacılık ve elektronik para sistemlerinden de kaynaklanabilir. Bu risklerin mümkün olan özgün belirmelerinin bir çoğu hem elektronik bankacılık hem de elektronik para için geçerlidir.

    1 Güvenlik riskleri

    Operasyonel risk, bir bankanın kritik hesap ve risk yönetim sistemleri, diğer şahıslarla alıp verdiği bilgilere erişim üzerindeki kontroller, ve elektronik para durumunda ise bankanın kalpazanlığı tespit ve caydırmada kullandığı önlemler bakımından ortaya çıkar. Banka sistemlerine erişimi kontrol etmek, genişlemiş bilgisayar yetenekleri, erişim noktalarının coğrafi dağılımı, ve Internet gibi halka açık ağlar dahil olmak üzere çeşitli iletişim yollarının kullanılması nedeniyle daha da karmaşık hale gelmektedir. Bilinmelidir ki, elektronik para ile, güvenlik ihlali banka için sahtecilikle yaratılmış yükümlülük doğurabilir. Elektronik bankacılığın diğer formları için, yetkisiz erişim doğrudan kayıplar, müşterilere ilave yükümlülükler veya diğer problemlere neden olabilir.

    Bir çok özgün erişim ve doğru tanıma problemleri meydana gelebilir. Örneğin, yetersiz kontroller, Internetten çalışarak gizli müşteri bilgilerine erişebilen çekebilen ve kullanabilen korsanların başarılı bir taarruzuna neden olabilir. Yeterli kontrollerin olmaması durumunda, harici bir üçüncü şahıs bankanın bilgisayar sistemine girebilir ve virüs sokabilir.

    Elektronik para ve elektronik bankacılık sistemlerine harici taarruzlara ilaveten, bankalar çalışanlarına sahtekarlığı bakımından operasyonel riske maruzdur: çalışanlar müşteri hesaplarına ulaşmak veya yatırılmış değer kartlarını çalmak için gizlice doğru tanıma bilgilerini elde edebilirler. Çalışanlar tarafından istemeyerek yapılan hatalar da bankanın sistemini zayıflatabilir.

    Gözetim makamları için doğrudan bir endişe, bankaların kalpazanlığı tespit ve caydırma için yeterli önlemleri almaması durumunda artabilecek olan, elektronik para kalpazanlığı riskidir. Banka kalpazanlıktan dolayı operasyonel risk ile karşı karşıyadır, çünkü sahte elektronik para bakiyesi miktarı kadar yükümlü olabilecektir. İlaveten, delinmiş bir sistemi tamir etmenin de maliyeti olabilecektir.

    2 Sistem tasarım, uygulama ve bakım

    Bir banka, seçtiği sistemlerin iyi tasarımlanmamış veya uygulanmamış olmasından dolayı riskle karşı karşıya kalır. Örneğin, bir bankanın seçtiği elektronik bankacılık ve elektronik para sistemi kullanıcı gereksinimleri ile uyumlu değilse, mevcut sistemlerinin durması veya yavaşlaması riskine maruz kalır.

    Çoğu bankaların, elektronik para ve elektronik bankacılık faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve desteklenmesi için harici hizmet sağlayıcılar ve uzmanlara dayanması muhtemeldir. Bu tür bir dayanma arzu edilebilir, çünkü bankanın ekonomik olarak kendisinin sağlayamayacağı elektronik bankacılık ve elektronik para faaliyetlerinin bazı özelliklerinin dışarıya yaptırılmasını sağlar. Ancak, dışarıya yaptırmaya dayanmak, bankayı operasyonel risklere maruz bırakır. Hizmet sağlayıcılar banka tarafından umulan hizmetlerin sağlanması için gerekli uzmanlığa sahip olmayabilirler veya teknolojilerini zamanında yenilemeyebilirler. Hizmet sağlayıcının operasyonları sistem çökme veya mali zorluklar nedeniyle durabilir, bu da bankanın ürün ve hizmetleri sunma yeteneğini tehlikeye sokar.

    Bilgi teknolojisini karakterize eden hızlı değişim, bankalara sistem işe yaramazlığı riski getirir. Örneğin, elektronik bankacılık ve elektronik para ürünlerinin müşteriler tarafından kullanılmasını kolaylaştıran yazılımın güncelleştirilmesi gerekir fakat yazılım güncellemelerinin dağıtılma kanalı, suçlu veya kötü niyetli şahısların müdahale edebilmesi ve yazılımı değiştirebilmesi nedeniyle, bankalar için risk doğurur. İlaveten, hızlı teknolojik değişim personelin banka tarafından kullanılan yeni teknolojinin mahiyetini tamamen anlamasını önleyebilir. Bu da yeni veya güncelleştirilen sistemlerle operasyonel problemlere neden olabilir.

    3 Ürün ve hizmetlerin müşteri tarafından suistimali

    Geleneksel bankacılık hizmetlerinde olduğu gibi, gerek kasıtlı gerekse istemeyerek yapılan müşteri suistimali, başka bir operasyonel risk kaynağıdır. Bankalar müşterilerini güvenlik önlemleri hakkında yeterince eğitmedikleri zaman risk daha da yükselebilir. İlaveten, işlemleri doğrulamak için uygun önlemler olmadığı zaman, müşteri daha önce yetki vermiş olduğu işlemleri inkar ederek bankaya mali kayıplar verdirebilir.

    Kişisel bilgilerini (doğru tanıma bilgileri, kredi kartı numaraları veya banka hesap numaraları gibi) güvensiz elektronik iletişimde kullanan müşteriler suçluların müşteri hesaplarına ulaşmasını sağlarlar. Haliyle, müşterinin yetki vermediği işlemler nedeniyle banka mali kayıpla yüklenebilir. Group Ten, Nisan 1997 rapor: Elektronik Para: Tüketici Koruma, Kanun Uygulama, Gözetim ve Sınır Ötesi Hususlar’da belirtildiği gibi kara para aklama da başka bir endişe kaynağıdır



    Bankacılıkta Risk

    1970’li yılların ikinci yarısında hızlanan ekonomik büyüme ve dünya ticaret hacmindeki genişleme uluslar arası para birimi üzerinden yapılan işlemler konusunda para otoritelerince getirilen serbestiler bankaların yeni iş olanaklarını arttırmış, buna bağlı olarak karlılık ve risk alanlarını genişletmiştir.

    Merkez bankaları ile para otoritelerinin uluslar arası para birimi üzerinden yapılan işlemleri cazip hale getirmeye yönelik uygulamaları, bankaları yabancı para cinsinden mevduat toplamaya ve kredi vermeye teşvik etmiştir. Diğer taraftan bankaların sabit faizli kaynak kullanımına karşılık değişken faizli kaynak kullandırmaları da faize dayalı riskin artmasına etkili olmuştur. Bilanço yapısının artan karmaşıklığı, aktif ile pasifin yabancı para cinsinden farklılaşması ve faiz oranına olan duyarlılığı, klasik yapıdaki bankacılık risklerinden çok farklı ve yüksek düzeyde risklerin doğmasına neden olmuştur.

    4-Bankacılıkta Riskler

    Likidite Riski

    Likidite bankanın en temel riski olması nedeniyle bankaların risk yönetiminin en temel konusunu oluşturmaktadır. Likidite yönetiminde ana hedef kasa, muhabir bankalardaki paralar ve yurtiçi bankalardaki paraların minimum düzeyde tutulmasıdır.

    Faiz Oranı Riski

    Mali aracılık faaliyetinin bir gereği olarak vade transformasyonu yapan bankaların aktiflerinin ortalaması genellikle pasiflerin ortalama vadesinden daha uzun olmaktadır. Bu nedenle bankalar piyasa faiz oranlarındaki değişmeler sonucunda faiz oranı riski ile karşı karşıya kalmak zorundadır.

    Kredi Riski

    Kredi vermek bankacılığının en temel tarihsel işlevi olmakla birlikte aynı zamanda banka açısından en fazla risk taşıyan faaliyetlerden birisidir. Borçluların almış oldukları borçların ana parasını ve faizini vadesi geldiği anda ödememeleri, bankalar için diğer risk oluşturan likidite sonunun yanı sıra kar-zarar açısından da sorun teşkil etmektedir.

    Kur Riski

    Kur riski ya da yabancı para riski daha önce de bir risk kaynağı olmasına rağmen bankacılık sisteminde özellikle 1970’li yılların başında sabit kurlar sisteminin terk edilmesi ile önem kazanmıştır. Bu risk, döviz piyasalarında para birimlerinin birbirine karşı değer kazanma ya da kaybetmelerinden oluşan risktir.



    Bankacılıkta Uzmanlaşma

    Bankacılık, çok genel bir sınıflandırma ile şu başlıklar altında toplanabilir:

    a) Ticari bankalar. Temel olarak mevduat toplayıp kısa vadeli borçlar verirler;

    b) Anonim bankalar. Uzun dönemli ve daha büyük yatırımlar üzerine yoğunlaşmışlardır.

    Yatırım bankalarından ayırmak üzere ticari bankalara Batı Avrupa’da “kredi bankaları”, ABD’de “üye bankalar” İngiltere’de “ortak sermaye bankaları” da denilmektedir.

    Bu tür bankalar en gelişmiş biçimde İngiltere’de yaygındır; nispeten az sayıda banka ülke çapında çok sayıda şube ile yaygın bir hizmet verir ve büyük ölçekli bir örgütlenmenin avantajlarından yararlanırlar.

    ABD’de ve bir ölçüde Batı Avrupa’da şube bankacılığı daha az yaygındır.

    Anonim bankalar, İngiltere’de “tüccar bankalar”, ABD’de, “yatırım bankaları” olarak, ticari bankaların yaptığı perakendecilik işine karşılık değişik seviyelerde toptancılık işleri yaparlar. Aslında toptancı bankacılık saf biçimiyle ABD’de ortaya çıkmıştır. Morgan Guaranty Trust ve Bankers Trust bunların önde gelenlerindendir.

    Toptancı bankacılığın temel özellikleri şöyle sıralanabilir:

    1) Belirli bir dönem sabit tutulan mevduat ve borçlar büyük miktarlardadır. Cari hesaplar hemen hemen önemsizdir. Toptancı bankacılığın en önemli özelliği, kredi vadeleriyle koşullarının her borçlanmanın özel durumuna uygun düşecek şekilde ayarlanmasıdır. Borçlanmalar birkaç aydan 5-7 yıla kadar vadelerde, sabit dönemler içindedir. Bazıları bölümler halinde, bazıları da vade sonunda geri ödenir. Benzer şekilde, bazıları vadeleri boyunca sabit bir faize tâbi iken, bazıları vadeleri içindeki faiz değişikliklerini yüklenmek durumundadır.

    2) Toptancılık işinin alanı uluslararasıdır ve mevduatlarla kredilerin %80 dolayındaki bölümü yabancı ülkelerdedir. Likidite bu bankalar için söz konusu değildir.

    Toptancı bankacı görece olarak az sayıda fakat büyük rakamlı işler yapar; bu yüzden selektif davranmak ve kendi kurallarını koymak durumundadır. Selektif politika daha az müşteri ile daha fazla iş yapmak demektir.

    Toptancı bankalar, işlerinin %80 dolayındaki bölümünü müşterilerinin yaklaşık %20’si ile yürütürler. Bu eğilimin giderek yaygınlaşacağı sanılmaktadır.

    3) Likiditede temel prensip, vadeler ile nakit paranın eş zamanlı çakıştırılmasıdır.

    4) Toptancı bankacılık hızlı bir rekabet içerisindedir ve faiz oranları üzerindeki anlaşmalar birkaç istisna dışında bilinmez. Sistem, mevduat bankacılığına göre -krediler için değilse bile en azından mevduat için- daha yüksek bir faiz yapısıyla işler.



    Bankacılıkta Yasal Risk

    Yasal risk, kanun, kural, yönetmelik ve öngörülen uygulamaların ihlali veya onlara uymamaktan veya bir işlemin taraflarının yasal hakları ve yükümlülükleri tam olarak belirlenmediğinde ortaya çıkabilir. Birçok bireysel elektronik bankacılık ve elektronik banka faaliyetlerinin nispeten yeni mahiyeti ışığında, bu tür işlemlerin taraflarının hakları ve yükümlülükleri bazı durumlarda belirsizdir.

    Örneğin, bazı ülkelerde bazı tüketici koruma kurallarının elektronik bankacılık ve elektronik para faaliyetlerine uygulanması açık olmayabilir. İlaveten, yasal risk, elektronik ortam vasıtasıyla oluşturulan bazı anlaşmaların geçerliliği hakkında belirsizlikten kaynaklanabilir.

    Eğer sistemler serbest bakiye ve işlem limitleri sunuyorsa ve işlemlere sınırlı denetim sağlıyorsa, elektronik para uygulamaları para aklayıcılara cazip gelebilir. Para aklama kurallarının elektronik ödemelerin bazı formları için uygulanması uygun olmayabilir. Elektronik bankacılık uzaktan icra edilebildiği için, bankalar suç faaliyetlerini önlemek ve tespit etmek için geleneksel yöntemleri uygulamada artan oranda zorlukla karşılaşabilirler.

    Elektronik bankacılık ve elektronik para faaliyetleriyle uğraşan bankalar müşteri açıklamaları ve özel yaşamın korunması bakımından yasal risklerle karşılaşabilirler. Hakları ve yükümlülükleri hakkında yeterince bilgilendirilmeyen müşteriler banka aleyhine dava açabilirler. Ayrıca, bazı ülkelerde, yeterli özel yaşam koruması sağlamamak bankayı yasal yaptırımlara maruz bırakabilir.

    Internet sitelerini diğer sitelere bağlayarak müşteri hizmetini geliştirmeyi seçen bankalar da yasal risklerle karşılaşabilirler. Bir korsan, bir banka müşterisini dolandırmak için bağlanılan siteyi kullanabilir ve banka müşterinin davasıyla karşılaşabilir.

    Elektronik ticaret yayıldıkça, bankalar dijital sertifikaları kullananlar gibi elektronik doğru tanıma sistemlerinde rol oynayabilirler. Sertifikasyon makamı rolü, bankayı yasal riske maruz bırakabilir. Örneğin, sertifikasyon makamı olarak hareket eden bir banka, bu sertifikaya dayanan şahısların uğradığı mali zararı karşılamakla yükümlü olabilir. İlaveten, bankalar yeni doğru tanıma sistemlerine katılır ve haklar ve yükümlülükler sözleşme anlaşmalarında açıkça belirtilmezse yasal risk ortaya çıkabilir.



    Banker

    Para, kredi, esham ve tahvilat işleri ile uğraşan kişilere ver ilen ad. Yabancı ülkelerde bankacılara da banker denilirken bizde bu konuda kesin bir ayrım vardır.



    Banking Department

    İlk örneği İngiltere’dedir. Bazı merkez bankalarında iki ayrı bölüm vardır. Emisyon bölümü ve bankacılık bölümü.

    Emisyon bölümü, yalnız merkez bankacılığı kapsamına giren işlemleri kapsar. Bankacılık bölümünde ise mevduat ya da ticaret bankalarının da yaptıkları işlemlerden bir kısmı yapılır.

    Bilançolarda ve haftalık hesap durumlarında bu iki bölümün faaliyeti ayrı tablolar halinde açıklanır.



    Banking Principle

    İngiltere’de 1763’den sonra konjonktür dalgalanmaları devri bir karakter arz etmeye başlamıştı. Refah dönemlerini izleyen para darlığı, krizlere yol açmaktaydı. Krizler iş hacminin daralmasına sebep olmakta, iflaslar birbirini izlemekte, üretim yavaşlamakta ve bankalar kredi taleplerini karşılayamamaktaydılar. Currency Principle’e bağlı olan İngiltere Bankası’nın yeni emisyonla likidite hacmini arttırmaması ve bankaları desteklememesi krizleri şiddetlendirmekteydi. Piyasa çevrelerinde merkez bankalarının fonksiyonları ve sorumlulukları tartışılmaktaydı.

    Currency Principle’i eleştirenlerin tezine Banking Principle deniliyordu. Banking Principle’in başlıca temsilcisi, Thomas Tooke idi.

    Thomas Tooke, Klasik Ekol çağının İngiliz iktisatçılarındandır. 1774-1858 yıllarında yaşamıştır. İş hayatından yetişmiştir. Fiyat hareketlerinin tarihi hakkında derin incelemeler yapmıştır. Başlangıçta altın standardına ve Miktar Teorisi’ne karşı değildi. Ancak para arzındaki değişmenin fiyatları yükseltebileceğini, fiyat yükselişlerinden sonra piyasayı dengeye getirmek için emisyon miktarını yeniden artırmak gerektiğini savunuyordu.

    Modern terminoloji ile ifade etmek gerekirse, Miktar Teorisi’nin yalnız moneter talep enflasyonu üzerinde durmasını bir eksiklik sayıyordu. Fiyatların para miktarına bağlı olmaksızın da yükselebileceğini ileri sürüyordu.

    Maliyetlere bağlı enflasyonlar olabileceğini ve maliyet enflasyonlarının iş hacmini daraltıcı etkisini likiditeyi ferahlatarak gidermek gerektiğini düşünmekteydi.

    Thomas Tooke’un görüşleri 1819-1847 arasında Ricardo’nun görüş sisteminden giderek uzaklaşmışlardır.

    “Kaydi Para” miktarının, piyasa talebine paralel olarak değiştiğini, dolayısıyla bunun fiyatları tahrik etmeyeceğini ileri sürmüştür. Para hacminin altın rezervlerine değil, iktisadi faaliyete göre dalgalanması gerektiğini savunmuştur.

    Merkez bankalarının izledikleri politika ile fiyat hareketlerine yön verebilmek gücüne sahip olmadıklarını söylemiştir.

    Thomas Tooke’un Banking Principle hakkındaki görüşleri şöyle özetlenebilir: “Bankaların görevi, piyasanın talep ettiği satın alma gücünü sağlamaktır. Altın standardında, emisyon miktarı değerli metal rezervlerine göre ayarlanmaktadır.

    Emisyonun altın stoku ile sınırlanması, zaman zaman para darlığı çekilmesine zemin hazırlamaktadır. Oysa banknot emisyonunun gerçek hedefi, ellerindeki ticaret mallarına ya da üretim araçlarına dayanarak para talep edenlerin gereksinimini karşılamak, olmalıdır. Piyasanın likidite talebine göre ayarlanan emisyon, altın kuvertür olsa da olmasa da, aynı işlevi görür.”


    -maximumbilgi-

  7. #7
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7

    Bankacılık Kavramları

    Birinci Derecede Likidite

    “Likidite”, iktisadi ve mali kuruluşların her türlü parasal angajman ve borçlarını yerine getirirken yararlandıkları fonları, parasal olanakları ifade eder. Bir varlığın paraya çevrilebilme olanaklarını ifade eden likidite kavramı üç unsura bağlıdır: a) Satıştan doğan sermaye kaybı, b) Satışın gerçekleşmesi için gerekli zaman, c) Satış masraflarının önemi. Birini derecede likit olan varlıklar, paraya çevrilirken sermaye kaybına uğramayan, paraya çevrilmesi zamana ve masrafa ihtiyaç göstermeyen varlıklardır.

    İktisadi ve mali kuruluşlar içinde likidite kavramı en çok ticaret (mevduat) bankalarını ilgilendiren bir konudur.

    Çünkü bu bankalar, temel fonksiyonları olan mevduat toplama ve kredi dağıtma işini yabancı kaynaklardan yararlanarak yerine getirirler. Yabancı kaynak, bankaya vadesiz ya da vadeli olarak yatırılır. Yabancı kaynakların geri istenme durumuna “ exigibilité ” denir.

    Normal zamanlarda çekilişler, yatırılanlarla karşılanır. Buna karşılık krizli zamanlarda kitlesel çekilişler olur.

    Eğer banka bunları karşılayamazsa sarsılır, yıkılır. Bu nedenle bankaların en büyük dikkat ve özenleri, bu istemleri en ufak sekteye, gecikmeye uğratmadan, derhal yerine getirebilme olanakları üzerinde toplanır.

    Bu olanaklar içinde bankanın kendi kasalarındaki paraları ve Merkez Bankası’ndaki alacak hesabı bakiyesi birinci derecede likiditeyi oluşturur. Banka bunları derhal, anında kullanabilir. Bu likidite kavramı, disponibilite ile eşanlamdadır.

    Merkez Bankası nezdinde teminatı tesis olunmuş (örneğin senetleri ya da belgeleri teminata verilmiş), fakat o hesaptan para çekilmemiş ya da kısmen çekilmiş kredi cari hesaplarının limiti ile bakiyesi arasındaki fark (limit bakiyeleri) ve diğer bankalar nezdinde bulunan mevduat hesapları birinci derecede likidite (disponibilite) kavramı içine girerse de uygulamada, krizli anlarda diğer bankaların da likidite darlığına düştükleri ve kendi üzerlerine çekilen çeklere karşılık olarak bu bankaların diğer bankalar üzerine çektikleri çekleri verdikleri görülmüştür.

    Bu nedenle güçlü bankalar dışındaki bankalardaki paraları bu gruba sokmamak gerekir.

    Merkez Bankası’nca satın alınması taahhüt edilen devlet istikrar tahvilleri ve Merkez Bankası’ndaki mevduat karşılıkları da likiditesi çok yüksek varlıklardır.

    Fakat kasadaki paraya kıyasla paraya çevrilmeleri, kısa da olsa bir zamana bağlıdır. Bankanın aktifindeki diğer kalemler likidite (paraya çevrilebilme) derecelerine göre sıralanır.



    Biyentruve

    Hesap kesim dönemlerinde cari hesabın işleyişini ve bakiyesini göstermek üzere bankanın gönderdiği ekstreye hesap sahibi müşterinin mutabık olduğunu bildirdiği belge (tasvip, mutabakat, uygunluk belgesi). Pula tâbi değildir. Hesap sahibi 1 ay içinde itiraz etmezse bakiyeyi kabul etmiş sayılır.

    Biyentruve’yi göndermiş olmanın, hesaba geçen kalemlerin hukuken geçerli olmasıyla bir ilgisi yoktur.

    Herhangi bir yanlış ve unutma, biyentruve gönderilmiş olsa dahi, cari hesap açık olduğu takdirde her zaman, hesap tamamen kapanmış ise, beş yıllık zaman aşımı süresi içinde iddia ve dava olunabilir.



    Blokaj

    Bankacılık terimi olarak, bir varlığın yetkili otoritelerin izni olmasızın sahibi tarafından kullanılamaması demektir.

    Bloke bir varlık üzerindeki blokajın kaldırılması, yani yetkili otoritelerin izniyle kullanılabilir, dışarı transfer edilebilir duruma getirilmesi deblokaj terimiyle ifade edilir.

    Blokaj ve deblokaj işlemlerinin esası, ikametgâhları yurt dışında olan bir kısım gerçek ve tüzel kişilerin belirli bazı kaynaklardan elde ettikleri fonları Merkez Bankası’nda, menkul kıymetleri de diledikleri bir bankada bloke ettirmeleri ve bloke paraların kolaylıkla dışsatımı yapılamayan bir kısım yerli ürünlerin satış bedellerinden ve diğer belirli kaynaklardan doğan dövizlerle dışa transfer edilebilmesidir.

    Blokaj işlemlerinde uygulanacak esaslar “Türk Parası Kıymetini Koruma" hakkındaki 32 sayılı karara (7.8.1989 tarih ve 89/14391 sayılı) ilişkin tebliğlerde yer almıştır.



    Bloke Çek

    Bazı kurum ve kuruluşlar, örneğin, gümrük ve vergi daireleri gibi resmi makamlar kendilerine nakit para yerine verilmek istenen, Merkez Bankası üzerine keşideli çeklerin bedellerini güvence altına almak amacıyla, muhatap bankanın çek üzerine bedelinin kendi emirlerine bloke edildiği yolunda bir şerh vermesini talep ederler.

    Özel kişiler de, keşide ettikleri çeklerin bedellerinin lehdar edene bloke edilmesi isteğinde bulunabilirler. İşte üzerine böyle blokaj şerhi konmuş olan çeklere “bloke çekler” denir.

    Keşidecinin başvurusu üzerine bankalar bu şerhi vererek, çek bedelini bloke bir hesaba aktarırlar.

    Bu blokaj şerhinin hukuksal niteliği hukukçular arasında uzun zaman tartışma konusu olmuştur. Bazıları bunu bir kısım ülkelerde kullanılan ve keşide anında provizyonun mevcut olduğunu vurgulayan vize anlamında kabul etmişlerdir. Ticaret Kanunu’muz çeklerde kabul yöntemini öngörmediğinden, Amerika’da olduğu gibi bir tasdik (certification) söz konusu olamaz. Zira böyle bir tasdik şerhi kabul niteliğinde olacağından, yasal olarak bunun yazılmamış kabul edilmesi gerekir.

    Fakat uygulamada duyulan ihtiyaç, “bloke çekler”i yaratmıştır. Yargıtay da bunu kabul ederek blokaj şerhinin bir tür kefalet (teminat) niteliği taşıdığı sonucuna varmıştır.

    Ticaret Kanunu “tasdikli çek” yöntemine yer vermemiştir. Bu boşluk, uygulamada, yukarıda belirtildiği gibi çek bedelini bloke etmek suretiyle giderilmeye çalışılmaktadır.



    Bloke Esham ve Tahvilat

    Sahipleri tarafından serbestçe kullanılması belirli koşulların gerçekleşmesine değin durdurulmuş olan esham ve tahvilata denir.

    Bir bankanın esham ve tahvilat servisinde bloke olarak duran menkul değerler bazen, bankanın diğer servisleri emrine bloke edilir. Bu menkul değerler bankaca verilen teminat mektubuna da açılan herhangi bir krediye güvence olarak rehnedilmiştir.

    Bunlar bazen Ticaret Bakanlığı emrine de bloke edilir. Menkul değerler, çoğu kez sigorta şirketlerinin sigorta sahiplerine karşı yükümlülüklerine yerine getirmelerini sağlamak üzere, sigorta şirketlerinin teftiş ve murakebesi hakkındaki kanuna göre hükümete vermek zorunda oldukları kefalet akçeleriyle satın alınmıştır. Bunlar için ayrıca taahhütname alınmasına gerek yoktur. Giriş makbuzlarının bir nüshasının bakanlığa yollanmasıyla yetinilir.

    Anonim şirketler yönetim kurullarına seçilen üyelerin şirket işlerinde gereken dikkati göstermelerini sağlamak üzere Ticaret Kanunu gereğince şirkete (banka yönetim kurulu üyelerinin de Bankalar Kanunu gereğince Merkez Bankası’na) teminat olarak yatırmak zorunluluğunda oldukları şirket hisse senetleri de bloke edilir.

    Bunlar, üyelerin genel kurul tarafından ibra edilmelerine değin geri alınamaz, devir ve rehin edilemez.



    Bloke Etmek

    Herhangi bir kıymetin (örneğin bir mevduatın] sahibi tarafından serbestçe kullanılmasını, belirli bazı koşulların gerçekleşmesine değin durdurmak, başka bir deyişle o mevduatı belirli bir ödemeye hasretmektir. Bu, parayı ayrı bir hesaba geçirmek suretiyle olabileceği gibi, aynı hesapta bırakıp karton ya da föy üzerine bloke olduğunu görünür şekilde işaret etmek suretiyle de olabilir.



    Bloke Para

    Kısmen ya da tamamen belli bir ödemeye veya işleme karşılık tutularak, kullanılması ya da harcanması kısıtlanmış veya yasaklanmış paraya denir. Bir para çeşitli amaçlarla ve belirli ya da belirsiz bir zaman süreci için bloke edilebilir. Bankacılıkta bloke para uygulaması çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir.

    Verilen kredinin belirli bir kısmı, kredinin bankaya getirisini artırmak amacıyla bloke edilir ve krediyi kullanan kişiye verilmez. Bu tür bir bloke işlemi genellikle kredi kullanıldığı sürece ve kredinin belirli bir oranı olarak yapılır.

    Gerek nakdi, gerekse kefalet şeklinde verilen bir kredinin teminatı olarak bir para bloke edilebilir. Vadeli mevduat rehni karşılığı kredi böyledir. Burada kredi geri ödenene kadar mevduat üzerine bloke konulur. Aynı şekilde, bir teminat mektubunun nakit karşılığı verilmesinde de bir paranın bloke edilmesi söz konusudur.

    Gerek İcra ve İflâs Kanunu, gerekse Vergi hukuku uygulaması açısından bankada mevcut bir para ya da hesap üzerine bloke kaydı konulabilir.

    Diğer yandan, bankacılık uygulamasında çok sık rastlanılan bloke uygulamalarından biri de, şirket kuruluşları ve sermaye artırımları nedeniyle taahhüt edilen nakdi sermayenin 1/4’ünün kuruluş ve artırım işlemi sonuçlanana dek bir bankaya yatırılmasıdır.

    Bloke edilen para, bloke ediliş amacı sonuçlanana ya da blokeyi tesis eden kişi veya kuruluştan ikinci bir talimat gelene dek hiçbir şekilde ödeme, nakil ve transfer konusu olamaz. Örneğin icra ya da vergi dairesinin emri ile bloke edilen para, haciz veya ödeme yapılıncaya ya da anlaşmazlık çözülünceye dek bekletilir. Şirket kuruluş ve sermaye artırımlarında yatırılan para üzerindeki bloke, Ticaret Bakanlığı’nın yazısı ile, bir kredi işlemi nedeniyle bloke edilen para üzerindeki bloke kaydı ise kredinin ödenmesi ile kaldırılır.



    Bono

    Bono, belli bir meblağın ödenmesi hususunda kayıtsız ve şartsız taahhüdü içeren bir kıymetli evraktır. Bononun borçlusu (keşideci), alacaklıya (lehdara) belli bir miktar parayı belli bir vadede ödemeyi vaadeder. Bononun diğer bir kanuni adı da emre muharrer senettir. Bu kavram, emre yazılı kıymetli evrak kavramı ile karıştırılmamalı dır. Gerçekten, emre muharrer senet (bono), emre yazılı kıymetli evrakın birçok türünden sadece biridir.

    İktisadi bakımdan bono bir kredi aracıdır. Bonunun bu işlevi, kredili mal alımlarında ve bankalarca iskonto edilmelerinde açık bir şekilde görülür.

    Bono, esası itibariyle Türk Ticaret Kanunu’nun 688691 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ancak bonoya ilişkin bütün hükümlerin anılan dört maddeye sığdırılmış olduğu zannedilmemelidir. Bu maddelerde bononun şekil şartları düzenlendikten sonra, diğer bütün konularda poliçe hakkındaki Türk Ticaret Kanunu hükümlerine yollama yapılmıştır.

    Bono kanunen sıkı şekil şartlarına tâbi tutulmuştur. Bu şartlara uygun olarak düzenlenmemiş olan bir bono geçerli olmaz (T.K. 688,689); gerekli unsurları içermek şartıyla “emre yazılı ödeme vaadi (T.K. 742) veya adi borç senedi olabilir.

    1) Bononun geçerli olabilmesi için zorunlu şekil şartları şunlardır.

    a) Senet metninde bono veya emre muharrer senet kelimesinin ve bono yabancı dilde düzenlenmiş ise bu dilde bono karşılığı olan kelimenin bulunması zorunludur.

    b) Bono, belli bir meblağı ve bu meblağın ödenmesi konusunda kayıtsız ve şartsız bir taahhüdü içermelidir.

    Belli meblağ Türk Parası olabileceği gibi, Türk Parası’nın kıymetinin korunmasına ilişkin mevzuat çerçevesinde yabancı bir para da olabilir. Bonoda meblağ hem yazı ve hem de rakam ile gösterilmiş olup da miktar bakımından farklı olursa, yazı ile gösterilen meblağa, sadece yazı ile veya sadece rakamla gösterilen iki ve daha fazla meblağ farklı olursa en az olan meblağa itibar edilir.

    c) Bononun alacaklısının (lehdarının) adının ve soyadı nın da senette gösterilmesi gerekir. Hamiline yazılı bono düzenlenemez. Bono kanunen emre yazılı sayılan bir kıymetli evraktır. Nama yazılı kıymetli evrak haline getirilebilmesi için bir lehdarın adına düzenlenmiş olması yetmez; ayrıca üzerine “emre değil nama yazılıdır” mealinde bir kayıt konulması gerekir.

    d) Bonoda tanzim tarihinin ve keşidecinin imzasının da bulunması zorunludur. İmza el ile atılmalıdır. Parmak izi, mühür ve paraf imza sayılmaz. Gözleri görmeyenlerin imzalarının noterce onanması gerekir.

    Yukarıdaki koşullardan herhangi birini içermeyen bir senet bono olarak geçerli olmaz.

    e) Bononun tanzim yeri ile ödeneceği yerin gösterilmesi de gereklidir. Ancak burada seçimlik bir zorunluluk söz konusudur. Şöyle ki, bonoda ödeme yeri gösterilmemişse tanzim yeri bononun, ödenme yeri sayılır.

    Tanzim yeri de gösterilmemişse, senedin keşidecisinin adı ve soyadı (veya ticaret unvanı) yanında yazılı olan yer tanzim yeri ve dolayısıyla ödeme yeri sayılır. Böyle bir yer de mevcut değilse bono hükümsüz olur.

    Vade, bonoda bulunması, zorunlu şartlardan değildir. Vadeyi içermeyen bir bono geçerli olup “görüldüğünde (ibrazında)” ödenmek üzere düzenlenmiş sayılır.

    Bonoya yazılabilecek olan vadeler “görüldüğünde”, “görüldükten belli bir süre sonra” “tanzim tarihinden belli bir süre sonra” ve “belli bir tarihte” olmak üzere dört türlü olabilir. Başka türlü bir vadeyi veya birbirini takibeden vadeleri taşıyan bonolar geçersiz olur.

    2) Bonoya yazılabilecek (ihtiyari) kayıtlar: Bonoya, yukarıdaki zorunlu ve seçimlik zorunlu şartlar dışında, tarafların uyuşmalarına göre bir takım ihtiyari kayıtlar da konulabilir. Örneğin, bononun düzenleme nedenini göstermek üzere “bedeli, malen (veya nakden) alınmıştır” şeklinde bir kayıt, kanunen öngörülenden yüksek bir temerrüt faizi, ihtilâf çıktığında yetkili olacak yargı ve icra mercileri yazılabilir.

    Bonoda ana para için vadeye kadar işleyecek olan anapara (kapital) faizi, ancak “görüldüğünde” ve “görüldükten belli bir süre sonra”, vadeli bonolar için şart edilebilir. Diğer şekillerde, vadeli bonolarda öngörülen anapara faizi yazılmamış sayılır. Bononun özelliklerine ve niteliklerine aykırı olarak konulan ihtiyari kayıtlar bonoyu sakatlamazlar; yazılmamış sayılırlar.

    Yukarıda belirtilen bütün şekil şartları gözönünde tutulmak suretiyle kanunen geçerli bir bono örneği şöyle düzenlenebilir:.

    Vade: 2.5.1997.
    Türk Lirası: 10.000.000.
    Tanzim tarihi ve yeri: İstanbul, 20.12.1996.

    İşbu bono karşılığında 2.5.1997 tarihinde Bay Ali Gedik veya emrü havalesine İstanbul’da -Onmilyon-TL, ödeyeceğim. Bedeli nakden (veya malen) alınmıştır. İhtilâf halinde İstanbul Mahkemeleri ve icra daireleri yetkili olup ödemede gecikildiği takdirde %50 temerrüt faizi ödenecektir.

    Borçlu Mehmet Borçöder Adres-İmza Beyaz (Açık) Bono: Düzenlenecek lehdarına verildiği sırada yukarıdaki şekil şartlarından bir kısmı (örneğin bedeli, tanzim tarihi, yeri vs.) bilinçli olarak noksan bırakılan ve noksan yerlerin önceden belirlenen şekilde doldurulması hususunda senet hamilinin keşideci tarafından yetkili kılınmış olduğu bonolardır.

    Ayrıca belirtmek gerekir ki, zorunlu şekil şartları yanlışlıkla, unutkanlıkla veya irade dışı diğer bir suretle noksan bırakılmış olan bonolar beyaz (açık) bono sayılmazlar.

    (TK m. 584) Bono bir kambiyo senedi ve dolayısıyla kanunen emre yazılı kıymetli evraktan olduğu için, arka kısmına veya bu kısmın devamı sayılıp alonj denilen ekine yazılacak ciro beyanı ve imza (veya sadece imza) ve senedin teslimi suretiyle devredilebilir. (TK m. 593-602) Miras ve cebri icra yolu ile vukubulan intikaller için ciroya gerek yoktur.

    Bonoyu ciro eden her hamil, kendisinden sonraki bono hamillerine karşı senedin bedelini ödememesi halinde, bono hamili, ödemeden kaçınan keşideciyi vadeyi takibeden iki iş günü içinde noterden protesto etmiş olması koşulu ile sıra gözetmeksizin ciro edenlerden herhangi birine veya hepsine birden senedi ödemesi için başvurulabilir ve rızaen ödememesi halinde hakkında icra takibi yapabilir.

    Bononun hak sahibi hamili “rehin cirosu” yapıp senedi teslim suretiyle elindeki bonoyu bir kimseye rehnedebileceği gibi, bono bedelinin tahsili ve kendisine ödenmesi veya ödenmemesi halinde bu durumun noter protestosu ile tesbiti ve senedin kendisine iadesi için bonoyu (genellikle bir bankaya) “tahsil cirosu” ile devir edebilir (TK m. 600-601) Bononun ödenebilmesi için vadesinde hamil, noter veya (çoğunlukla olduğu üzere) bir banka aracılığı ile asıl borçlusu olan keşideciye ibraz edilmesi gerekir. (TK m. 620)

    Bonoyu ödeyen keşideci, imzalı bir ödeme şerhi ile bonoyu hamilinden geri almalıdır. Aksi halde, senedi hüsnüniyetle iktisab etmiş olan yeni hamile karşı ikinci defa ödeme yapmak zorunda kalabilir. (TK m. 621) Bono, keşideci tarafından vadesinde ödenmediği takdirde hamilin (veya bir tahsil yahut rehin cirosuna müsteniden onun adına hareket eden kimselerin) ödememe durumunu, bononun vadesini takibeden iki iş günü içinde bir noter protestosu ile tesbit ettirmeleri, cirantalardan ödeme talebinde bulunabilmeleri için kural olarak şarttır; meğer ki, keşideci veya ciranta, bono üzerine “protestosuz* kaydını koyup imzalamış veya keşideci iflas etmiş olsun; yahut vadeden itibaren 30 günden fazla süren mücbir sebepler yüzünden bononun keşidecisine ödeme için ibraz veya ödememe nedeniyle protesto edilebilmesi mümkün bulunmasın. (TK m. 625-639 641-643)

    Bono hamilinin keşideciye ve lehine aval verenlere karşı bonodan doğan talep hakkı, vadenin bitiminden itibaren üç yıl geçmekle; hamilin cirantaya ve bunların aval verenlerine karşı talep hakkı ise ödememe protestosu çekilmesinden ve eğer bonoda “Protestosuz” kaydı varsa bononun vadesinin gelmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. (TK m. 661/2) Bono bedelini ödemiş olan cirantanın diğer bir cirantaya karşı bonodan doğan talep hakkı ise altı ay geçmekle zamanaşımına uğrar. (TK m. 661/3) Bu sürenin başlangıcı, rızaen ödeme halinde ödeme tarihi; dava yolu ile ödenmişse davanın açılması tarihidir. (TK m.661/1) Ancak, dava devam ettiği sürece altı aylık zamanaşımı işlemez. (TK m. 662)

    Bononun herhangi bir şekilde ziyaı (çalınması, atılması, yitirilmesi vs) halinde Türk Ticaret Kanunu’nun 669-677. maddeleri hükümlerine göre iptaline karar verilmesi dava edilebilir. (TK m. 563/2) Mahkeme iptale karar verirse, bonoyu zayi etmiş olan hamil, senetten doğan hakkını mahkemenin kararına müsteniden senetsiz ileri sürebileceği gibi, borçludan, yeni bir senet (bono) düzenleyip vermesini de talep edebilir. (TK m. 564/1)

    Bonolar Damga Vergisi Kanunu’na göre binde beş damga vergisine (damga puluna) tâbidir. Damga pulunun yapıştırılmaması veya eksik yapıştırılması bononun geçerliliğini etkilemez; sadece, bankalara ve resmi dairelere ibrazında damga vergisi cezalı tahsil edilir.

    Kambiyo senedi olması nedeniyle bonoya bağlı alacaklar İcra ve İflâs Kanunu’nun 167-170 (b) maddelerinde yer alan özel takip usulüne göre takip ve tahsil edilirler.



    Call Money

    İstenildiği anda geri tahsil edilebilir avanstır. Bu tür avans, mali aracılar arasında uygulanır. Avansın fonksiyonu, günlük kasa işlemlerinde girdi-çıktı açığının karşılanmasıdır. Bankalar arası mevduat genellikle “call money” niteliğindedir. Bankaların borsa bankerlerine, jobber ve specialistlere, menkul değerler üzerinde işlem yapan öbür aracılara açtıkları avans da “call money” kapsamındadır.



    Call Rate

    Bir para piyasası terimidir. İhbarsız ve istenildiği anda çekilebilen mevduata ödenen faizin oranıdır. Örneğin vadesiz mevduata faiz ödeniyorsa, uygulanan oran call ratedir.

    Türkiye’de 1982 başlangıcında, bazı bankerler plasman yapan müşterilerine diledikleri tarihte paralarını çekme hakkını tanıyorlardı. Uyguladıkları faiz oranı, paranın bankerde kaldığı süreye göre değişiyordu. Örneğin ertesi gün çekene %25, parasını bir yıl bırakana %56 faiz ödeniyordu. Bu tür faiz rejimi “variable call rate” ya da “değişken ihbarsız mevduat faizi”dir.



    -maximumbilgi-

  8. #8
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7

    Bankacılık Kavramları

    Çek

    Bir kişinin bir banka üzerinde bulunan alacağının tümünü ya da belirli bir bölümünü diğer bir kişiye ödetmek amacıyla düzenlediği belgeye "çek" denir. Bir kambiyo senedi olan çekte üçlü bir bağlantı vardır. Keşideci (çek düzenleyen), muhataba senette yazılı tutarın, ismen belirtilmesi zorunlu olmayan kişiye ödenmesini emreder.

    Çeke ilişkin hükümleri düzenleyen yasalardan bir bölümü, Türk Ticaret Kanunu'nun 692-735. maddeleri arasında yer alır.

    Çeklerin düzenlenmesi ve biçimi:

    Çek:

    1. "Çek" sözcüğünü ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille yazılmışsa, o dilde "çek" karşılığı olarak kullanılan sözcüğü,

    2. Kayıtsız ve koşulsuz belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi,

    3. Ödeyecek kişinin (muhatabın) ad ve soyadını,

    4. Ödeme yerini,

    5. Çekiliş gününü ve yerini,

    6. Çeki düzenleyen kimsenin (keşidecinin) imzasını içerir. (TK m. 692)

    Yukarıdaki maddede gösterilen özelliklerden birini içermeyen bir senet, aşağıdaki fıkralarda yazılı durumlar dışında senet sayılmaz. (TK m. 693) Çekte açıklık yoksa, muhatabın adı ve soyadı yanında gösterilen yer, ödeme yeri sayılır. Muhatabın ad ve soyadı yanında gösterilen yer birden fazlaysa, çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir açıklık ve başka bir kayıt da bulunmuyorsa çek, muhatabın iş merkezinin bulunduğu yerde ödenir. (TK m. 693/1) Düzenleme yeri gösterilmemiş olan çek, çeki çekenin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde çekilmiş sayılır.

    (TK m. 693/2) Türkiye'de ödenecek çeklerde muhatap olarak ancak bir banka gösterilebilir. (TK m. 694/1) Diğer bir kişi üzerine bir çek hakkında, Damga Resmi Yasası'nın çeklere ilişkin hükümleri uygulanamaz (TK m. 694/3) Bir çekin keşide edilebilmesi (düzenlenebilmesi) için, muhatabın, elinde çeki düzenleyenin emrine tahsis edilmiş bir karşılık bulunması ve çeki düzenleyenin bu karşılık üzerinde çek keşide etmek suretiyle tasarruf hakkını haiz bulunacağına ilişkin, muhatapla çeki düzenleyen arasında açık ya da kapalı (zimni) bir anlaşma bulunması zorunludur. Şu kadar ki, bu hükümlere uyulmaması durumunda, senedin çek olarak geçerli olmasına ket vuramaz. (TK m. 695/1)

    Çeki düzenleyen, muhatap nezdinde çekin ancak bir kısım karşılığını hazır bulundurduğu takdirde, muhatap bu kısım karşılığın tutarını ödemekle yükümlüdür (TK m. 695/2) Gösterilen paraya karşılık muhatap nezdinde karşılığı bulunmadan bir çeki düzenleyen kişi, çekin kapatılmayan miktarının yüzde beşini ödemekle yükümlü bulunmasının yanı sıra, hamilin bu yüzden uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır. (TK m. 695/3) Çek hakkında kabul işlemi yürürlükte değildir. Çek üzerinde yazılmış bir kabul şerhi yazılmamış sayılır (TK m. 696) Çek:

    1. "Emre yazılı" kaydiyle ya da bu kayıt olmadan belirli bir kişiye,

    2. "Emre yazılı değildir" kaydiyle ya da buna benzer bir kayıtla belirli bir kişiye,

    3. Ya da hamile, ödenmek üzere düzenlenebilir (TK m. 697) Belirli bir kişi lehine olarak ya da "hamiline" sözcüğünün veya buna benzer diğer bir deyimin eklenmesiyle düzenlenen çek, hamile yazılı bir çek sayılır.

    (TK m. 697/1) Kimin lehine düzenlendiği gösterilmemiş olan bir çek, hamile yazılmış çek hükmündedir (TK m. 697/2) Çekte yer almış herhangi bir faiz koşulu, yazılmamış sayılır. (TK m. 698) Çek, muhatabın konutunda ya da bir başka yerde üçüncü bir kişi tarafından ödenmek üzere düzenlenebilir; ancak bu üçüncü kişinin bir banka olması zorunludur.

    (TK m. 699) Çekte devir: Açıklıkla "emre yazılı" kaydiyle ya da bu kayıt olmadan belirli bir kişi lehine ödenmesi zorunlu kılınan bir çek, ciro ve teslim yoluyla devredilebilir.

    (TK m. 700/1) "Emre yazılı değildir" kaydiyle ya da buna benzer bir kayıtla belirli bir kişi lehine ödenmesi zorunlu kılınan bir çek, ancak alacağın temliki yoluyla devredilebilir ve bu devir, alacağın temlikinin hukuksal sonuçlarını doğurur.

    (TK m. 700/2) Ciro, çeki düzenleyen ya da çekten dolayı borçlu olanlardan herhangi biri lehine yapılabilir. Bu kişiler, çeki yeniden ciro edebilirler (TK m. 700/3)

    Çekte ciro: Cironun, kayıtsız koşulsuz olması gereklidir.

    Ciro, koşullara tâbi tutulmuşsa, bunlar yazılmamış sayılır. (TK m. 701) Kısmi ciro ve muhatabın cirosu bâtıldır.

    Hamiline yazılı ciro, beyaz ciro hükmündedir. Muhatap lehindeki ciro, yalnızca makbuz hükmündedir; meğer ki, muhatabın birden fazla şubesi olup da ciro, çekin üzerine çekildiği şubeden başka bir şube üzerine yazılmış bulunsun.

    Cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran bir kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde, yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir.

    (TK m. 702/1) Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse, bu son ciroyu imzalayan kişi, çeki beyaz ciroyla iktisap etmiş sayılır.

    (TK m. 702/2) Hamile yazılı bir çek üzerine yapılan bir ciro, cirantayı, müracaat hakkına ilişkin hükümler gereğince sorumlu kılarsa da, senedin niteliğini değiştirerek onu emre yazılı bir çek durumuna getiremez. (TK m. 703)

    Çekin kaybedilmesi: Çek, herhangi bir nedenle hamilinin elinden çıkmış bulunursa (ister hamile yazılı bir çek söz konusu olsun, ister ciro suretiyle nakledilebilen bir çek söz konusu olup da hamil, hakkını 702. maddeye göre kanıtlasın), çek eline geçmiş bulunan yeni hamil, ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu ya da iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde, o çeki geri vermekle yükümlüdür. (TK m. 704)

    Çekte protestodan ve vadeden sonraki ciro: Protestonun düzenlenmesinden ya da aynı nitelikte bir saptamadan veya ibraz süresinin geçmesinden sonra yapılan bir ciro, ancak alacağın temliki hükmünde tutulur ve böyle bir temlikin sonuçlarını doğurur. (TK m. 705)

    Çekte ödeme ve ödemeden kaçınma: Çekte yazılı bedelin ödenmesi, kısmen ya da tamamen aval ile sağlanabilir. (TK m. 706/1) Bu teminat, muhatap hariç olmak üzere, üçüncü bir kişi ya da çek üzerinde esasen imzası bulunan bir kişi tarafından da verilebilir. (TK m. 706/2) Çek, görüldüğünde ödenir. Buna aykırı herhangi bir kayıt, yazılmamış hükmündedir. (TK m. 707/1) Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir. (TK m.707/2)

    Çekte ibraz süreleri:

    1 ) Bir çek düzenlendiği yerde ödenecekse on gün, düzenlendiği yerden bir başka yerde ödenecekse bir ay içinde muhataba ödenecektir. (TK m. 708/1)

    2 ) Ödeneceği ülkeden başka bir ülkede düzenlenen çek, düzenlenme yeriyle ödeme yeri aynı kıtadaysa bir ay ve ayrı ayrı kıtalardaysa üç ay içinde muhataba ibraz olunur. (TK m. 708/2) 3) Bu açıdan, bir Avrupa ülkesinde çekilip de Akdeniz'de kıyısı bulunan bir ülkede ödenecek olan ve karşılık olarak Akdeniz'de kıyısı olan bir ülkede çekilip bir Avrupa ülkesinde ödenmesi gereken çekler, aynı kıtada düzenlenmiş ve ödenmesi zorunlu kılınmış sayılır. (TK m. 708/3) 4) Yukarıda yazılı süreler, çekte düzenlenme günü olarak gösterilen tarihten başlayarak işler. (TK m. 708/4) Çek, takvimleri farklı olan iki yer arasında çekildiği takdirde; keşide günü, ödeme yerindeki takvimin karşı gününe döndürülür. (TK m. 709) Çekin bir takas odasına ibrazı, ödeme için ibraz yerine geçer. (TK m. 710)

    Bir çekin ibrazı ve protestosu, tatil günleri yapılamayı p yalnızca bir iş gününde yapılabilir. (TK m. 728/1) Çeke ilişkin işlemlerin ve özellikle ibraz ve protesto ya da buna eşdeğerli saptama işlemlerinin yapılması için kanunla belirli sürenin son günü, pazara ya da diğer bir tatil gününe rastlaması durumunda, bu süre onu izleyen ilk iş gününe kadar uzar. Aradaki tatil günleri müddet hesabına dahildir. (TK m. 728/2)

    Çekten cayma, ancak ibraz süresi geçtikten sonra hüküm ifade eder. (TK m. 711/1) Çekten cayılmamışsa, muhatap, ibraz süresinin geçmesinden sonra dahi çeki ödeyebilir. (TK m. 711/2) Çeki düzenleyen, çekin, kendisinin ya da üçüncü bir kişinin elinden, onaşması (rızası) olmaksızın çıkmış oldu ğu savındaysa, muhatabı çeki ödemekten men edebilir.

    (TK m. 711/3) Vaktinde ibraz edilmiş olan çekin ödenmemiş olduğu ve ödemeden kaçınma keyfiyeti söz konusu olursa, çek hamili durumu tesbit ettirmelidir. (TK m. 720) Tesbit üç türlü yapılabilir: 1) Resmi bir belgeyle (protesto), 2) Muhatap tarafından, ibraz günü de gösterilmek suretiyle, çekin üzerine yazılmış olan tarihli bir beyanla, 3) Bir takas odasının, çek vaktinde teslim edilmesine karşın, ödenmediğini saptayan tarihli bir beyanıyla.



    Çekle Ödemeler

    Çekle ödemeler, alacak ve borçların karşılık olarak takas ve mahsup edilerek para kullanmada tasarruf sağladığı oranda faydalıdır. Çekin üzerinde yazılı tutarın hamil tarafından bankadan çekilmesi para kullanmada bir tasarruf sağlamaz. Sadece para kullanılmasını belli bir zaman geciktirir. Paradan tasarruf yapılabilmesi için çek hamilinin banka hesabı olmalı, çek bedeli bankadan çekilmeyerek bu hesaba kaydedilmelidir. Alacaklı ve borçlunun hesapları aynı bankada ise mesele kolaydır. Çek bedeli borçlunun hesabına borç, alacaklının hesabına alacak kaydedilir. Eğer hesaplar ayrı bankalarda ise takas mahsup işi takas odaları aracılığı ile yapılır.

    Takas odalarının doğuşunu ortaçağın panayırlarına kadar götürenler vardır, fakat modern anlamda ilk takas odası Hollanda ve Londra bankerleri tarafından meydana getirilmiştir. 1765’de Londra’da kurulan takas odası, daha sonra diğer ülkelerde kurulan takas odalarına örnek olmuştur. 1853’de New York’da, 1867’de Melbourn’da, 1872’de Paris ve Viyana’da, 1833’de Almanya’nın çeşitli şehirlerinde ve Dünyanın diğer ülkelerinde takas odaları kurulmuştur. Ülkemizde bugün İstanbul, Ankara ve İzmir’de bankalar arasında çok taraflı takaslaşmayı sağlayan takas odaları mevcuttur.

    Takas odaları mülk ya da kira sureti ile, bu odalara üye olan bankaların oluşturdukları birliğe ait olabileceği gibi, belli üyeler ya da merkez bankası tarafından da sağlanabilir.

    Takas odasında takas imkanı, takas çifti sayısına göre değişir. Takas odasına kayıtlı Banka Adedi = X ise, Takas İmkanı = X(X-1) /2 olur. Örneğin, X=18 ise, yani takas odasına 18 banka kayıtlı ise, 18x17/2=153 takas çifti ve takas olanağı var demektir.

    Bankalar arasında çok taraflı takasın oluş şeklini daha iyi kavrayabilmek için basit bir örnek düşünelim. Takas odasına üç bankanın üç bankanın kaydı bulunduğunu, bunların belli bir anda birbirlerinden alacak borçlarının aşağıdaki rakamlara uyduğunu varsayalım:

    Bankalar arasında takaslaşma olmasa idi, A bankasının B ve C bankalarına, bu bankalardan alacaklı bulunduğu 350 bin lirayı tahsil için bir memur göndermesi, B ve C bankalarından gelen memurların ibraz ettikleri 460 bin lira tutarındaki çekleri ödemesi gerekirdi. Takaslaşma olmadığı takdirde bu suretle yapılacak toplam ödemeler 1 milyon 160 bin liralık bir para naklini zorunlu kılardı.

    Halbuki takas odasına dahil bu üç banka arasında çok taraflı takaslaşma yapıldığı taktirde, 1 milyon 160 bin liralık ödeme için 110 bin liralık para nakli yeterlidir. Kaldı ki, bakiye alacak ve borç da bankaların merkez bankasında cari hesaplarına alacak borç kaydedilmek suretiyle ödenebilir.

    Takas odaları para kullanmadan ödeme sisteminin gelişmesi için gerekli kurumlardır. Bu sayede, gereksiz para nakillerinin önüne geçilmiş olur. Banka parası anlatılırken belirtileceği gibi, az bir para miktarı ile büyük miktara varan ödemeler yapılır. Çekle ödemelerin gelişmesi bütün paraların bankalarda toplanmasına, kişisel kasaların bankalarda birleşmesine, elde tutulan atıl para miktarının azaltılmasına neden olur.

    Takas odalarında da odaya iştirak eden bankalar üzerine yazılı ve vadesi biten ticari senetler, özellikle çekler takas edilir. Bunun için banka temsilcileri günün belli saatlerinde toplanırlar.



    Çizgili Çek

    Çekin yanlışlıkla ya da kasden herhangi bir kişiye ödenmesini önlemek ve güvenliği artırmak amacıyla kabul edilmiş bir yoldur. Ancak bir bankaya ya da muhatabın bir müşterisine ödenebildiği için (TK m. 716/1) çizgili çeke “sadece bankaya ödenebilen çek” adı da verilir. TK m.715/1’e göre çeki ya keşideci ya da hamil çizebilir.

    Çekin çizilmesi, çekin iç yüzüne birbirine paralel iki çizgi çizilmesidir. (TK m. 715/2) Çek, ya genel ya da özel olarak çizilebilir. İki çizgi arasına hiç bir işaret konmamış ya da “banka” kelimesi veya buna benzer bir ibare konulmuşsa, çek genel olarak çizilmiş demektir. Eğer iki çizgi arasına belirli bir bankanın adı yazılmışsa, bu “özel çizgili” bir çektir. (TK m. 715/3) Genel çizgili çekin özel çizgili çeke dönüştürülmesi mümkün ise de, aksi geçerli değildir. (TK m. 715/4) Kanun, çizgilerin ya da anılan banka adının silinmesini hükümsüz saymıştır. (TK m.715/5) Özel çizgili çek, keşidecinin ya da hamilin, ödemenin ancak belirli bir bankaya yapılmasını istemeleri durumunda başvurulan bir yoldur.

    Yukarıda da belirtildiği üzere, genel olarak çizilen bir çek, muhatap banka tarafından ancak bir bankaya ya da muhatabın bir müşterisine ödenebilir. Öğretide değinildiği üzere, bir bankanın müşterisi sayılabilmek için, o banka tarafından tanınabilmek yeterli değildir. Aksine, ilgili kişinin o banka ile belirli bir iş ilişkisi içinde bulunması zorunludur. (TK m. 716/4) Buna karşılık özel olarak çizilen çek, muhatap tarafından ancak adı gösterilen bankaya ya da -bu banka muhatap ise- onun müşterisine ödenebilir. Ancak adı çekte gösterilen banka, tahsil işini bir diğer bankaya bırakabilir. (TK m. 716/2)

    Bir banka çizgili bir çeki ancak müşterilerinden ya da diğer bir bankadan edinebilir. Yine bir banka, çizgili çeki sözü edilenler dışında kalan kişiler hesabına tahsil edemez. (TK m.716/3) Çek, birden fazla özel olarak çizilmişse, muhatabın bu çeki ödemeye yetkili olabilmesi için, çekin ikiden fazla çizilmemiş bulunması ve çizgilerden birinin çekin bir takas odası tarafından tahsil edilebilmesi amacıyla yapılmış olması zorunludur. (TK m. 716/4) Çizgili çeke ilişkin olarak yukarıda açıklanan hükümlere aykırı hareket eden muhatap, çek bedelini aşmamak koşulu ile, doğan zarardan sorumludur. (TK m.716/5) Bazı hallerde, ilgili kişinin birlikte kusurunun bulunduğu kanıtlanarak, tazminat tutarının indirilmesi mümkün olabilir.



    Çok Yanlı Transfer

    New York’tan Zürih’e mal sevkeden bir firmayı gözönüne getirelim. Mal bedeli, ihracatçıya dolarla New York’ta ödenecektir. İthalatçı firma, borcunu Zürih’teki bankasında bulundurduğu İsviçre Frangı mevduattan çekeceği para ile ödeyecektir. Ödemenin İsviçre Frangı’nın doğrudan doğruya Zürih’teki ya da New York’taki kurlara göre dolara çevrilerek gerçekleştirilmesi, iki yanlı transfer’dir. Ancak o anda Zürih bankasında yeterli dolar bulunmayabilir.

    Doları bir üçüncü ülke piyasasından daha ucuza almak fırsatıyla karşılaşılabilir. Bu takdirde araya üçüncü bir ülke parası girer.

    Araya giren üçüncü ülke parasının florin olduğunu kabul edelim. Zürih bankası, Amsterdam’da frank karşılığı alacağı florini dolara çevirir. İsviçre Frangı’nın Hollanda Florini’ne ve Hollanda Florini’nin Amerikan Doları’na çevrilmesiyle Zürih’ten New York’a yapılan transfer üç yanlı’dır. Transferler bazen dört yanlı ya da daha çok yanlı olabilir.

    Zürih’ten Amsterdam aracılığıyla yapılan üç yanlı transfer, Hollanda para otoritesi alanında gerçekleşmiş bir kambiyo işlemidir. Mal bedelini ödeyen ve tahsil eden, Hollanda dışındaki bankalardır. Yabancıların Amsterdam kambiyo piyasasından yararlanarak yürüttükleri transfer, normal olarak Hollanda’da aracılık komisyonu kazandırır. Ancak yabancıların giriştikleri operasyonlar, Hollanda rezervlerinin çeşitli döviz türlerine bölünüş dengesini de etkileyebilir.

    Örneğin zayıf bir dövizin girişine karşılık kuvvetli bir dövizin çıkmasına yol açabilir. Hollanda para otoritesi, duruma göre, yabancı iktisadi ajanların kendi egemenlik alanında kambiyo işlemi yapmalarına karşı hoşgörülü davranabilir ya da buna müdahale edebilir.



    Deblokaj

    Özellikle çekte söz konusudur. Kaybedilmiş bir çekin ya da keşidecisi veya cirantası ile lehdarı veya ciro edildiği şahıs arasında bir anlaşmazlık çıkan, çekin, hakkı olan dışında bir kimseye ödenmesini önlemek amacıyla, keşideci ya da ciranta tarafından ödeme yerinde Ticaret Mahkemesi tarafından alınan ve bankaya bildirilen ödememe kararının geri alınmasını ifade eder.



    Dekont

    Bir hesaptan indirilen bir hesaba borç veya alacak yazılan, genel olarak hesapta harekete sebep olan bir kaydı ilgilisine haber vermekte kullanılan belge, fiş. Bu tür işlemleri gösteren liste veya fişlere “dekont”, işleme de “dekonte etmek” denir.



    Disponibilite

    Bankalar, yükümlülüklerini kolaylıkla yerine getirebilmeleri, kendilerine tevdi olunan paraları talep anında ya da vadelerinde derhal iade edecek durumda olabilmeleri ve ödeme güçlükleriyle karşılaşmamaları için kasalarında, Merkez Bankası'ndaki serbest hesaplarında, iç ve dış muhabirleri nezdinde, yeterli ödeme imkânı ve/veya portföylerinde her an paraya çevrilebilir menkul değerler (finansal varlıklar) bulundurmak zorundadırlar. Likiditesi yüksek olan, diğer bir deyişle derhal kullanılabilen veya süratle paraya çevrilebilen bu değerler, bankanın disponibilitesini oluşturur.

    Bankaların aktifindeki derhal kullanılabilir (emre hazır) ve süratle paraya çevrilmesi mümkün değerlerle pasifteki vadesiz ve kısa süreli borçları arasındaki oran, bankaların yükümlülüklerini vaktinde yerine getirebilecek, borçlarını ödeyebilecek güce sahip olup olmadıklarını ortaya koyan önemli göstergelerden biridir.

    Birçok ülkede bankaların, vadesiz ve kısa süreli yükümlülüklerine (taahhütlerine) karşı ellerinde bulunduracakları disponibil değerlerin asgari oranı kendi takdirlerine bırakılmamakta, bu oranın belirlenmesi yetkisi para otoritelerine verilmektedir.

    Para otoritelerinin asgari disponibilite oranını saptamaları, bankaların yalnız yükümlülüklerini karşılama olanağına sahip olmalarını sağlamak amacına yönelik olmayıp, bankaların kredi hacmini etkileme ve bunu bir kredi kontrolü aracı olarak kullanma amacı da taşımaktadır. Bu ikinci amacın günümüzde daha ağır bastığı ve uygulamanın da bu yönde geliştiği söylenebilir.

    Emre hazır değerlerle süratle paraya çevrilebilir değerlerin tanımı ve bankaların vadesiz ve kısa süreli yükümlülüklerinin kapsamı konusunda ülkeler arasında farklar bulunduğundan, aranan asgari disponibilite oranları da değişiklik göstermektedir. Ülkeler, bankacılık sistemlerinin yapılarını da göz önünde tutarak, disponibilite oranının pay ve paydasında yer alacak kalemleri saptamakta ve bu oranın minimum değerini belirlemektedirler.

    Ülkemizde umumi disponibilite politikasının ekonomik konjonktüre göre düzenlenebilir para kredi politikası aracı olarak ele alınması gereği, 1970 yılında kabul edilen T.C. Merkez Bankası Kanunu'na yansımış ve anılan yasa ile disponibilite oranını tespit yetkisi, 14.1.1970 tarih ve 1211 sayılı kanunun 40. maddesiyle (Değişik: 3098-6.12.1984) T.C. Merkez Bankası'na verilmiştir.

    Daha önceleri bankaların taahhütlerine karşı bulunduracakları umumi disponibilitenin asgari oranını saptama yetkisi, Banka Kredileri Tanzim Komitesi'ne aitti.

    T.C. Merkez Bankası, para ve kredi politikasının bir aracı olarak, zaman zaman disponibil değerler bakımından bankaların yükümlülüklerinin kapsamını ve asgari disponibilite oranını belirlemektedir.

    T.C. Merkez Bankası'nın 5.1.1995 tarih ve 22162 sayı lı Resmi Gazete'de yayımlanan Umumi Disponibilite Hakkında Tebliğ’i, 1211 sayılı T.C. Merkez Bankası Kanunu'nun 40-II-a maddesine dayanarak, bankaların taahhütlerini ve bu taahhütler karşılığında bulundurmak zorunda oldukları disponibil değerlere ilişkin esas ve koşulları belirlemektedir.

    Umumi Disponibilite Hakkında Tebliğ Madde 1- Taahhütler:

    a) Türk Lirası mevduata ilişkin taahhütler;

    i) 31/3/1994 tarihindeki mevduata ilişkin taahhütler; Bankaların bu tarih itibariyle sabit kabul edilen yurt içi bankalararası mevduat hariç Türk Lirası mevduat tutarı dır.

    ii) 31/3/1994 tarihinden sonra artan Türk Lirası mevduata ilişkin taahhütler; Bankaların 31/3/1994 tarihinden sonra artan, yurt içi bankalararası mevduat hariç Türk Lirası mevduat tutarıdır.

    Bu fıkra için Tek Hazine Sistemi çerçevesinde açılan Hazine Cari Hesabı ile Memurlar ve İşçiler ile Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılması Hakkındaki 3320 sayılı Kanun uyarınca açılan hesaplara ait tutarlar taahhüt kapsamı dışındadır.

    b) Yabancı para mevduata ilişkin taahhütler; Bankaların, yurt içi bankalararası mevduat hariç, karşılığa tâbi mevcut yabancı para mevduat tutarıdır.

    c) Mevduat dışı Türk Lirası ve yabancı para pasif hesaplardaki artışlara ilişkin taahhütler; Bankaların ay sonları itibariyle çıkarılacak bilançolarının Türk Lirası ve yabancı para pasif hesapları ile 31/3/1994 tarihli bilançolarındaki Türk Lirası ve yabancı para pasif hesaplarından bu Tebliğ’in 2'nci maddesinde sayılan hesaplara ait tutarların düşülmesi sonucu bulunacak tutarlar arasındaki farkı oluşturan Türk Lirası ve yabancı para pasif hesapların ayrı ayrı toplamlarıdır.

    İller Bankası, Türkiye İhracat Kredi Bankası, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası, Türkiye Kalkınma Bankası ve Sınai Yatırım ve Kredi Bankası bu madde kapsamında disponibilite tesis etmekle yükümlü değildir.

    Taahhütlerden İndirilecek Kalemler Madde 2

    Taahhütlerin hesabında, bankaların aylık bilançolarında yer alan aşağıdaki Türk Lirası ve yabancı para cinsinden olan hesaplara ait tutarlar bu Tebliğ’in 1'inci maddesi (c) fıkrasında belirtilen esaslar çerçevesinde ilgili Türk Lirası ve yabancı para taahhütlerden düşürülür:

    a) Özkaynaklar (Ödenmiş Sermaye, Kanuni Yedek Akçeler, İhtiyari Yedek Akçeler, Banka Sabit Kıymet Yeniden Değerleme Fonu, İştirakler ve Kuruluşlar Sabit Kıymet Yeniden Değerleme Karşılığı ile kârın toplanması veya zararların düşülmesi sonucu kalan tutar ve sermaye yeterliliği rasyosunun hesaplanmasında dikkate alınan sermaye benzeri krediler),

    b) Pasifte yer alan karşılıklar (Krediler Serbest Karşılığı, Kıdem Tazminatı Karşılığı, Sabit Kıymet Yenileme Fonu Karşılığı, Banka Sosyal Yardım Sandığı Varlık Açıkları Karşılığı ve Diğer Karşılıklar),

    c) Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Özel Hesapları Karşılığı,

    d) Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na olan mevduat ve kredi yükümlülükleri,

    e) Faiz ve Gider Reeskontları,

    f) Yurt içi bankalara olan kredi yükümlülükleri ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Bankalararası Para Piyasasından alınan borçlar,

    g) Fonlar ve Fonlardan Kullandırılan Kredi Karşılıkları,

    h) Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası'nda Tek Hazine Sistemi Çerçevesinde açılan Hazine Cari Hesabı’ndaki tutarlar,

    ı) Türkiye İhracat ve Kredi Bankası'ndan kullanılan krediler,

    i) Türk Parası ve yabancı para mevduat,

    j) 3917 sayılı Yasa’nın Geçici 7’nci maddesi gereğince Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından T. Emlâk Bankası'na devredilecek taşınmazlar nedeniyle, T. Emlâk Bankası'nın Hazine'ye olan borç tutarı,

    k) Kurumlar Vergisi Karşılığı, Gelir Vergisi Karşılığı.

    Madde 3 - Disponibilite Oranları ve Disponibil Değerler

    a) Türk Lirası mevduata ilişkin taahhütler;

    i) 31/3/1994 tarihindeki Türk Lirası mevduat için, bankaların bulunduracakları toplam disponibilite oranı, asgari %2'si Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdindeki vadesiz serbest olarak bulundurulan, mülkiyeti bankaya ait en az 1 yıl ve daha uzun vadeli olarak ihraç edilen Devlet İstatistik Enstitüsü'nce açıklanan Toptan Eşya Fiyatlarına Endeksli Devlet İç Borçlanma Senetleri olmak üzere %32'dir.

    ii) 31/3/1994 tarihinden sonra artan Türk Lirası mevduata ilişkin taahhütler için disponibilite oranı, tamamı bankaların Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde açılan hesaplarda serbest olarak bulundurdukları mülkiyeti bankaya ait en az 1 yıl ve daha uzun vadeli olarak ihraç edilen, Devlet İstatistik Enstitüsü'nce açıklanan Toptan Eşya Fiyatlarına Endeksli Devlet İç Borçlanma Senetleri olmak üzere asgari %3'tür.

    b) Yabancı para mevduata ilişkin taahhütler; Mevcut yabancı para mevduat için disponibilite oranı, tamamı bankaların Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde açılan hesaplarda serbest olarak bulundurdukları mülkiyeti bankaya ait en az 1 yıl ve daha uzun vadeli olarak ihraç edilen Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan Toptan Eşya Fiyatlarına ve/veya Dövize Endeksli Devlet İç Borçlanma Senetleri ile Kamu Ortaklığı Fonu ve/veya Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından çıkarılan Devlet İstatistik Enstitüsü'nce açıklanan toptan Eşya Fiyatlarına ve/veya Dövize Endeksli senetler ile döviz üzerinden düzenlenmiş senetler olmak üzere %3'tür.

    c) Mevduat dışı Türk Lirası ve yabancı para pasif hesaplardaki artışa ilişkin taahhütler; 31/3/1994 tarihinden sonra artan mevduat dışı Türk Lirası ve yabancı para diğer pasif hesaplara ilişkin taahhütler için bankaların;

    i) Türk Lirası taahhütlerle ilgili olarak bulunduracakları disponibilite oranı; %8'i Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde Türk Lirası vadesiz serbest tevdiat, %3'ü ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde serbest olarak bulundurdukları mülkiyeti bankaya ait asgari 1 yıl ve daha uzun vadeli olarak ihraç edilen Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan Toptan Eşya Fiyatlarına Endeksli Devlet İç Borçlanma Senetleri olmak üzere toplam %11'dir.

    ii) Yabancı para taahhütlerle ilgili olarak bulunduracakları disponibilite oranı; %9'u Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde ABD Doları, Alman Markı, İsviçre Frangı, İngiliz Sterlini, Fransız Frangı ve Hollanda Florini cinsinden, bu döviz cinsleri dışında kalan yabancı paralar için ise ABD Doları veya Alman Markı cinsinden serbest tevdiat, %3'ü ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde serbest olarak bulundurdukları mülkiyeti bankaya ait en az 1 yıl ve daha uzun vadeli olarak ihraç edilen, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan Toptan Eşya Fiyatlarına ve/veya Dövize Endeksli Devlet İç Borçlanma Senetleri ile Kamu Ortaklığı Fonu ve/veya Özelleştirme İdaresi Devlet İç Borçlanma Senetleri ile Kamu Ortaklığı Fonu ve/veya Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından çıkarılan Devlet İstatistik Enstitüsü'nce açıklanan toptan Eşya Fiyatlarına ve/veya Dövize Endeksli senetler ile döviz üzerinden düzenlenmiş senetler olmak üzere toplam %12'dir.

    Bu maddenin , (b) ve (c) fıkraları ile ilgili olarak disponibil değerler arasında yer alacak olan senetler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından senet tipleri ve vadeleri itibariyle açıklanan fiyatlardan günlük olarak değerlendirilir.

    Disponibil değerlerin hesaplanma süresi içindeki haftalar itibariyle günlük bakiyelerinin haftalık ortalamaları toplamı disponibil değerleri oluşturur.

    Bu maddenin (b) fıkrası ile (c) fıkrasının (ii) bendine ilişkin olarak; disponibil değerlerin ve taahhütlerin Türk Lirası karşılıklarının hesaplanmasında taahhütlerin hesaplandığı bilanço tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kurları esas alınır.

    Disponibiliteye Sayılmayan Değerler Madde 4

    Bankaların, 3182 sayılı Bankalar Kanununun 33’üncü maddesi gereğince Kanuni Yedek Akçeler Karşılığı Devlet Tahvili Hesabına yatırdığı paralar disponibil değer olarak sayılmaz.

    Yabancı Para Disponibil Değerler İçin Ödenecek Faiz Madde 5

    Disponibil değer olarak sayılan yabancı para serbest tevdiat hesaplarından gerekli görülmesi halinde faiz ödenecek olanlar ile bu hesaplara uygulanacak faiz oranı ve faiz tahakkukuna ilişkin esaslar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenir.

    Disponibil Değerlerin Hesaplanma Süresi Madde 6

    Disponibil değerlerin hesaplanma süresi, disponibil değerlerin tesbitinde esas alınacak dönemi göstermektedir.

    Bu Tebliğ'in 1'inci maddesinde açıklanan taahhütler bilanço tarihi itibariyle hesaplanır.

    Bankalar, taahhütlerinin hesaplandığı ayı takip eden ayın bitimini izleyen ilk cumartesi gününden başlayıp ertesi ayın ilk cuma günü bitimine kadar geçen süre içerisinde yer alan, her hafta itibariyle, 7 günlük sürelerde bu Tebliğ’de öngörülen oranlarda ortalama disponibil değer bulunduracaklardır.

    Cetvel Düzenleme ve Bildirim Süresi Madde 7

    Bankalar bulundurdukları disponibil değerler ile esas alınan taahhütleri gösteren haftalık disponibilite cetvellerini, disponibil değerlerin hesaplanma süresi içerisindeki ilgili haftayı takip eden 7 gün içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na ve T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı'na tevdi edeceklerdir.



    -maximumbilgi-

  9. #9
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7

    Bankacılık Kavramları

    Dokümanter Kredi

    Satın alınmaları için kredi açılması bir zorunluluk olan mallar üzerinde tasarruf hakkı veren belgelerle güvence altına alınan kredilerdir. Diğer bir ifade ile, gönderilmekte olan, yoldaki mallara ait belgelere dayanılarak banka tarafından açılan bir çeşit avans kredisidir.

    Bu kredi işlemleri, değişik şehir ve ülkelerde bulunan kişiler arasındaki alım ya da satım işlemleri dolayısıyla, sevk edilen mallar üzerinde tasarrufu temsil eden konşimento, satış sözleşmesine göre düzenlenen fatura ve nakil sırasında olması muhtemel hasar ve zararları karşılayan sigorta poliçesi ile emtianın niteliğine ait menşe şehadetnamesi vb. belgelerin bağlı olduğu kambiyo senetleri aracılığıyla gerçekleştirilir.

    Kısa vadeli bir banka işlemi olan dokümanter kredi (vesikalı kredi) işleri iki çeşittir:

    1) İthalatçı lehine açılan kredi: Başka bir yerden satın alınan mallara ait belgelere dayanan ve ithalatçının durumu dikkate alınarak yapılan bir kredi işlemidir: Bunun uygulaması da iki şekildedir:

    a) Kabul karşılığı vesikalı kredi (Contre acceptation): Bu kredide banka, satıcının müşterisi olan alıcı üzerine ya da doğrudan doğruya kendi üzerine çekeceği poliçeyi kabul edeceğini bildirir. Belgeler de bu kabul karşılığında bankaya verilir. Uygulamada banka bu taahhüt sonucu poliçe bedelini ödemez; vadesi gelince poliçe bizzat müşteri tarafından ödenir. Bankanın kredisi kolaylaştırıcı bir rol oynamış ve müşteri poliçenin vadesini beklemeden mala fiilen sahip olma imkânını elde etmiştir. Burada banka, müşteriden faiz yerine sadece "kabul komisyonu" denilen bir meblâğı tahsil eder.

    b) Tediye karşılığı vesikalı kredi (Kontre paiment): Bu tür kredilere peşin satışlar ve dolayısıyla ibrazlı poliçeler konu olur. Bu durumda banka, satıcılara karşı (kendisinden gerekli güvenceyi aldıkları ve lehine kredi açtıkları) ithalatçıya gönderilecek mallara ait poliçe bedellerini ödemeyi yükümlenir. Bu durumun doğal bir sonucu olarak banka, ibrazı halinde poliçe bedellerini ödeyerek belgelere sahip olur.

    Yukarıda özetlenen "İthalatçı Lehine Açılan Vesikalı Krediler"in her iki türü de kendi içinde ve bir alt basamakta ayrıca ikiye ayrılır;

    Adi kredi (Crédit ordinaire): Burada banka, kesin taahhüde girmeyerek, yalnız kredi açtığı müşterisine gönderilecek mallara ait vesikalı senetlerin kendilerine tevdi edileceğini ihbar eder.

    Teyitli kredi (Crédit confirmé): Bu kredide ise banka tarafından, kredinin ne kadar süreyle verildiği, kaç liraya kadar hüküm ifade edeceği, kredinin kullanılma şekli ile gönderilecek mallara ait poliçelere ne gibi belgelerin bağlı olacağı, satıcının bulunduğu yerdeki bankaya hitaben yazılacak bir mektupta bildirilerek "kesin taahhütlere" girişilir.

    2) İhracatçının ibraz edeceği vesikalı senetlerin bankalarca satın alınması yoluyla açılan kredi: Dokümanter kredinin ikinci bir çeşidi olan vesikalı senet satın alınması yoluyla açılan kredi sayesinde satıcı, gönderdiği mal alıcı (ithalatçı) tarafından teslim alınmadan kendisine gereken parayı sağlar. Dolayısıyla, vesikalı senet satın alınması ihracatçılara kolaylık sağlayan bir kredi şeklidir.

    Basit senetlerin satın alınması ile vesikalı senet satın alınması arasında işlem şekli yönünden önemli bir fark olmamakla beraber, vesikalı senet satın alınmasında bazı temel koşulların varlığı aranır. Bunlar:

    • Müşteriye ve muhataba dönük koşullar,
    • Poliçeye ait koşullar,
    • Belgelere ve mallara ait koşullar olarak gruplandırılır.



    Döviz Mevduatı

    a) Mevduat, dövizle açtırılabilir ve hesabı döviz olarak tutulur. Örneğin, 1 milyon sterlin mevduat hesabı açtıran mudi, ana para ve faizi yine sterlin olarak çekebilir.

    Dolar, mark veya ülke parası ile çekmek isterse, ayrıca bir transfer operasyonu yapılır. Mevduata sterlin piyasası faizi ödenir. Dövizle açtırılmış ve hesabı döviz olarak tutulan mevduat, banka iç piyasada döviz satışı yapmadıkça, parasal tabana, dolayısıyla para arzına yansımaz.

    b) Gevşek kambiyo kontrolü uygulayan para rejimlerinde, otoritelerin koydukları esaslar çerçevesinde "konvertibl mevduat hesapları" açtırılabilir.

    Konvertibl mevduat hesabı, memleket parasıyla yürütülür. Ancak bu hesap, dövize çevrilebilir mevduattır. Mevduat sahibi, vade tamamlanınca parasını döviz olarak yine ülke dışına çıkartabilir.

    Konvertibl mevduatın sahibine sağladığı menfaat, fa iz farkıdır. Güçlü para az faiz, zayıf para yüksek faiz getirir. Fon sahibi, yüksek faizi kambiyo riskine tercih ederek konvertibl mevduat açtırabilir. Konvertibl mevduat parasal tabana yansır. Enflasyonist baskı vardır.

    c) Konvertibl mevuduat ya da dövize çevrilebilir mevduat "kur garantili" olabilir. Döviz darlığı çeken ülkelere mevduat plasmanı yapanlar, para değerinin düşmesine karşı bir garanti isteyebilirler.

    Ayrıca, normal faize spread denilen bir zam da yaptırabilirler. Mevduat sahibi açısından, kur garantili mevduat ile normal döviz mevduatı arasındaki tek fark, faizin yüksekliğidir.

    Borç alan ülkede mevduat iki sonuç doğurabilir: Birinci sonuç, amortisör fonksiyonu görecek bir denkleştirme oranı yoksa, gelen dövizin parasal tabanı ve para arzını etkilemesidir. İkinci sonuç, para değerden düşünce, borç miktarının kabarmasıdır. Borç miktarının artması ek enflasyon şoku yaratabilir. 1984 yılından itibaren Türkiye'de dövizle hesap açtırmak, Türk Parasını Koruma Kanunu'nda yapılan değişiklikle (30 sayılı karar ile) mümkün kılınmıştır.



    Döviz Pozisyonu

    20 Eylül 1974 tarihli ve 15012 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 17 Sayılı Karar'a ilişkin (Seri 1, No: 4) tebliğ ile Türkiye'de ticaret bankalarına döviz pozisyonu tutma yetkisi verilmiştir.

    Türkiye'de ticari ve ticari olmayan her türlü kaynaktan sağlanan dövizler, mülkiyeti kime ait olursa olsun, Maliye Bakanlığı'nın emrindedir. Ancak, bakanlık, kambiyo muameleleri yapmaya ve döviz bulundurmaya yetkili özel ve tüzel kişileri belirleyebilir ve genel olarak kendi adına yetkilerini kullanabilecek mercileri tespit edebilir.

    İşte bu hükümden hareketle uygulamaya konulan döviz pozisyonu tutma yetkisi, müsaade edilen limit çerçevesinde yetkili bankaların resen yapacağı döviz işlemlerini kapsar.

    Başlangıçta söz konusu limit 25 milyon dolar olarak tespit edilmiştir. Ancak, 3 Haziran 1982 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan (Seri I, No: 4/8) tebliğ ile bu sınır kaldırılmış ve bankalara bir önceki yılda ihracat ve görünmeyen işlemlerden sağladıkları döviz girdilerinin % 10'una kadar döviz pozisyonu tutma hakkı tanınmıştır.

    Aynı tebliğ ile bankalar, döviz ve efektiflerin en az yüzde 20'sini Merkez Bankası'na devretmekle yükümlü tutulmuşlardır.

    Döviz pozisyonu tutmaya yetkili bankalar (yeni tebliğe göre Sınai Yatırım ve Kredi Bankası, Türkiye İhracat Kredi Bankası, Türkiye Kalkınma Bankası, İller Bankası, dışında kalan, Türkiye'de faaliyet gösteren yerli ve yabancı sermayeli tüm bankalar) satın aldıkları dövizler ile pozisyon dışındaki döviz tevdiat hesaplarında biriken dövizleri kullanırken depo hesabı açabilecek, kurye kredisi kullanabilecekler, kendileri ya da müşterileri adına arbitraj yapabileceklerdir.Söz konusu bankalar, ayrıca kendi aralarında yapacakları döviz alım satımlarında kurları serbestçe saptayabileceklerdir.



    Döviz Tevdiat Hesabı

    Yurt içinde veya yurt dışında ikamet eden gerçek ve tüzel kişiler adına, Türkiye'ye getirilmesi zorunlu olmayan konvertibl döviz cinsinden, yetkili bankalarda açılan vadeli veya vadesiz hesaplardır.

    Bu hesaplar TL mevduat hesapları gibi çeşitli yasal karşılıklar ayrılarak değişik vadeler ve faiz oranları üzerinden açılırlar. Vade sonunda, faiz ve anapara ödemesi alınan döviz üzerinden yapılmaktadır.

    KREDİ MEKTUPLU DÖVİZ TEVDİAT HESABI (KMDTH)

    15 Ağustos 1989 tarih ve 20253 sayılı Resmi Gazetede TCMB tarafından yayımlanan bir genelge ile "Kredi Mektuplu Döviz Tevdiat Hesabı Açılması" konusu düzenlenmiştir. KMDTH konusundaki en son TCMB genelgesi 25 Haziran 1993 tarih ve 21618 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

    Bu genelgeye göre; KMDTH, TCMB'ce geliştirilen sisteme göre işleyen, Almanya'da Dresdner Bank ve Bremer Bank'ın, Hollanda'da Algemeine Bank Nederland N.V.- Amsterdam Rotterdam Bank N.V.'nin şubeleri ile Türkiye'de Merkez Bankası şubelerinden para yatırma ve çekme imkanını, yurt içi ve yurt dışındaki bankalar ile yurt dışındaki posta idareleri vasıtası ile de sadece para yatırma imkanı sağlayan bir döviz hesabıdır. KMDTH tek veya müşterek hesap olarak açtırılabilir. Kredi Mektubu, üzerinde yazılı miktara kadar dövizin Türkiye'de veya yurt dışında ilgilisine ödenebilmesini sağlayan bir tür hesap cüzdanıdır.

    KMDTH açılabilen yabancı paralar ABD Doları, Alman Markı, Fransız Frangı, Hollanda Florini ve İsviçre Frangı'dır. Bu hesaplar bir veya iki yıl vadeli olarak açılabilmektedir. KMDTH açtırabilecek kişiler, açılabilecek hesapların asgari miktarları, bu hesaplara uygulanacak faiz oranları konusundaki düzenle-meler TCMB tarafından yayınlanan genelgeler ile düzenlenmektedir.



    Dövize Çevrilebilir Mevduat

    Dövize çevrilebilir Türk lirası mevduat hesapları ilk kez 1967 yılında sistemimize girmiştir. DÇM hesapları, yurt dışında çalışan işçiler, serbest meslek sahipleri, müstakil iş sahipleri ve kendilerine Türkiye'den döviz gönderilmek suretiyle yurt dışında daimi ve geçici görev yapanlarla, dışarda yerleşik gerçek ve tüzel kişiler tarafından, Türkiye'ye getirmek zorunda olmadıkları, TC Merkez Bankası tarafından alım satım konusu yapılan konvertibl dövizler karşılığında, döviz işlemleri yapmaya yetkili bankalar da açtırılabilir.

    DÇM hesaplarının düzenlenmesi, Türk ekonomisinin gereksinmelerine ve Türkiye'nin dış borçlanmada benimsediği ilkelere göre zaman zaman farklılık göstermiştir. DÇM hesaplarının özellikleri şunlardır:

    1) Bu tür mevduat hesabı açanlar, döviz olarak yatırdıkları tutarları, diledikleri zaman yine döviz olarak ya da cari kur üzerinden TL karşılığını almak hakkına sahiptirler.

    2) Bu hesaplara faiz tahakkuk ettirilir. Dışarda yerleşik gerçek ve tüzel kişiler adına açılacak hesaplara, Avrupa para piyasasında uygulanan faiz oranlarına ek olarak, hesabın vadesine göre değişen faiz farkı (spread) verilebilmektedir.

    Yurt dışında çalışanlar adına açılan DÇM hesaplarına, Türk lirası vadesiz ve vadeli tasarruf mevduat hesaplarına uygulanan faiz oranları esas alınarak, faiz tahakkuk ettirilmektedir.

    3) Faizler, istenildiğinde tasarruf tarihindeki kur üzerinden dışarıya transfer edilebilir.

    4) Bu hesaplardan çekilen Türk liraları geri yatırılamaz, hesaplara Türk lirası tevdiatta bulunulamaz.

    İlk uygulanışında tüm DÇM hesaplarına kur garanti si tanınmışken, dışarıda yerleşmiş gerçek ve tüzel kişiler tarafından açtırılan DÇM hesapları için kur garantisi sonradan kaldırılmıştır.

    Kur garantisine sahip hesaplarda, hesabın açılışı ile hesaptan çekilişler arasındaki dönemde meydana gelen kur değişikliklerinden doğan fark, devlet tarafından üstlenilmiştir.

    Dışarıda yerleşik gerçek ve tüzel kişilere ait DÇM hesapları limite tâbi tutulmuştur: Söz konusu kişilerin 1 Mart 1978 tarihi itibariyle bankalarda mevcut DÇM hesapları, ilgili bankalar için bir sınır oluşturmuştur.

    Dışarıda yerleşik kişilere ait DÇM hesaplarının geri ödenmesindeki güçlükler nedeniyle, bu tür döviz borçlarının ödenmesinin makul bir süre için ertelenmesi politikası benimsenmiştir. Dışarıda yerleşik tüzel kişilerce açılmış olup da vadeleri uzatılmış ya da geri ödeme taksitleri 1 Ocak 1981 tarihinde sona erecek DÇM hesapları ile ilgili borç erteleme anlaşması 29 Ağustos 1979 tarihinde Londra'da imzalanmıştır. Bu erteleme anlaşması ile yaklaşık 2,1 milyar dolar tutarında döviz borcu, 3 yıl ödemesiz olmak üzere 7 yıllık vadeye bağlanmıştır. Ertelenen DÇM hesaplarına uygulanacak faiz oranı, genelde LIBOR (London Internbank Offered Rate) + %1 3/4 olarak belirlenmiştir.



    Dublür

    Otomasyona geçilmeden önce, bankalarda tasarruf hesaplarıyla alacaklı ve borçlu cari hesapları, ilgili aktif servislerin yanı sıra muhasebe servisi de tutardı. Başka bir deyişle, işlemlerin çift kayıt olarak yazılması usuldendi.

    Muhasebede tutulan bu tür defter ve kayıtlara "dublür" denilirdi. Dublür tutmaktan amaç, servisteki kayıtlarla mutabakat (uygunluk) sağlamak, denetim kurmak, faiz ve masrafların hesaplanması, hesaplara işlenmesi, ekstre çıkarılıp gönderilmesi gibi işleri muhasebeye yaptırmaktı. Muhasebe servisinde dublürü tutan elemana "dublör" denilirdi.

    Modern bankacılıkta bu yöntem artık bırakılmış olup, günümüzde işlemler bilgisayarlar tarafından yapılmaktadır.



    -maximumbilgi-

  10. #10
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7

    Bankacılık Kavramları

    Efektif Alım-Satım Hesabı

    Bu hesap banka malı olarak alınan ve satılan yabancı paraların Türk lirası karşılıklarının yazıldığı hesaptır. Satın alınan her efektif için cinsine göre ayrı yardımcı föy tutulur.

    Üç aylık dönem sonlarında banka genel müdürlüğünden gönderilen efektif kurlarıyla yapılacak değerlendirmelerde (evalüasyonlarda), kur farkından doğan borç,"iptidai kâr ve zarar" hesabında, "efektif evalüasyonları" tali hesabına alacak yazılır. Zarar halinde aksi madde yapılır. Evalüasyon sonucu yapılan bu kayıtlar sonunda, efektif mevcutlarının Türk lirası değerleri borsa rayicine iblağ edilmiş olur.



    Eksper

    Bilirkişi (ehlivukuf) demektir. Hukuk alanında zarar ve ziyan miktarının saptanması, çekişmeli (münazaalı) arazinin tapu senetlerinde gösterilen sınırlar içinde olup olmadığı, hatanın meydana gelmesinde ihmal ve tedbirsizlik olup olmadığı hususlarının saptanmasında ve her türlü keşiflerde bilirkişi kullanılır. Bunların seçilmesi, ücretlerinin saptanması, görevleri Hukuk ve Ceza Muhakeme Usulü Muhakemeleri kanunlarında belirlenmiştir.

    Bankacılıkta eksperler, daha çok banka tarafından açılan kredilerde teminat olarak alınacak her tür "emtia", altın ve gayrimenkul malların üretim yılları, kaliteleri, miktarları ve rayiç değerleri hakkında incelemeler yapan ve bunun sonuçlarını bir raporla bildiren kişilerdir.

    Bunlar nadiren bankanın maaşlı memurudurlar. Genellikle, piyasada ilgili konuda ihtisası olan, dürüst karakterli müşteriler arasından seçilir. Eksperin kredi talebiyle hiçbir ilgisi ve kredi verilmesinde bir çıkarı olmamasına dikkat edilir.



    Ekstre

    Bankada borçlu ya da alacaklı hesabı bulunan kişilere gün, hafta, ay, yıl gibi belirli dönemler sonunda ya da bir hesabın kapatılması halinde gönderilen ve hesabın hareketini gösteren cetvele "ekstre" ya da "hesap hülasası" denilir. Ekstre, ilgili borçlu ya da alacaklı hesabın belirli bir dönemdeki suretidir.

    Ticari hayatta ekstre, yalnızca bankalar tarafından müşterilerine gönderilen bir belge değildir. Borsa aracı kurumlarının müşterilerine gönderdikleri ekstrelerin yanı sıra, karşılıklı iş yapan ticari kişi ve kuruluşlar da birbirlerine belirli dönemlerde (özellikle yıl sonlarında ve üç aylık devrelerde) karşılıklı borçlu ve alacaklı hesaplarını gösteren ekstreler göndermektedirler. Böylece tarafların hesapları arasındaki uygunluk saptanmaktadır.

    Ticaret Kanunu'na göre sözleşme ya da ticari teamül ile, belirli hesap devreleri sonunda cari hesabın kapatılması ve zimmet ile matlup kalemleri arasındaki farkın tespit edilmesi gerekir. Hesap devresi hakkında sözleşme ya da ticari teamül yoksa, her takvim yılının son günü taraflarca hesabın kapatılması günü olarak kabul edilmiş sayılır.

    Uygulamada bankalar kendilerinden borçlu cari hesap şeklinde kredi kullananlara üç aylık faiz tahakkuk dönemlerinin sonunda (Mart, Haziran, Eylül ve Aralık), yılda dört kez kredilerin gelişimini (borç ve alacak kayıtları ile günlük bakiyeler), faiz, komisyon, masraf tahakkukunu ve hesabın son durumun u gösteren hesap ekstresi göndermektedirler. Bu şekilde tespit edilen bakiyeyi gösteren cetveli (ekstreyi) alan taraf, aldığı tarihten itibaren bir ay içinde noter aracılığıyla ya da taahhütlü mektup ya da telgrafla itirazda bulunmazsa bakiyeyi kabul etmiş sayılmaktadır.

    Bankalar Kanunu'nun 36/1 maddesine göre de, bankalar ve mevduat kabulüne yetkili diğer kuruluşlar, mevduat sahiplerine, aksine yazılı istekleri olmadıkça her yıl Ocak ayı içinde birer hesap özeti göndermekle yükümlüdürler.



    Elektronik Para

    Elektronik para, “yatırılmış değer” veya satış noktası terminalleri vasıtasıyla, iki cihaz arasında doğrudan transferleri veya Internet gibi açık bilgisayar ağları üzerinden ödemeleri yapmak için önceden ödenmiş ödeme mekanizmalarına denir.

    Yatırılmış değer ürünleri “donanım” veya “kart tabanlı” mekanizmalar (aynı zamanda “elektronik çanta” denir), ve “yazılım” veya “ağ tabanlı” mekanizmalardır (aynı zamanda “dijital nakit” denir). Yatırılmış değer kartları “tek maksatlı” veya “çok maksatlı” olabilir. Tek maksatlı kartlar (örneğin telefon kartı) yalnız bir tür mal veya hizmetin satın alınmasında veya belirli bir satıcıdan ürün alınmasında kullanılır; çok maksatlı kartlar birkaç satıcıdan birçok şeyi satın almada kullanılabilir.

    Bankalar, elektronik para işlerinde vericiler olarak yer alabilirler fakat aynı zamanda diğer fonksiyonları da icra edebilirler. Bunlar, diğer kurumlar tarafından ihraç edilen elektronik paranın dağıtılması, tüccarlar için elektronik para işlemlerinden elde edilenlerin verilmesi; elektronik para işlemlerinin yapılması, tetkiki ve sonuçlandırılması; ve işlemlerin kayıtlarının muhafazasını içerir.



    Emprime

    Sözlük anlamı "basılmış (matbu)" demektir. Bankacılıkta basılı kâğıt (matbu evrak) anlamında kullanılan bir sözdür. Muhasebe repertuvarında masraflar ana hesabının bir tali hesabını (matbuayı) oluşturur. Şubelerde kullanılan başlıklı kâğıtların sarfiyatı bu hesaba yazılır.



    Emtia Karşılığı Avans


    Bankalar tarafından, çeşitli türdeki emtianın (zirai ürün, sanayi hammadde ve mamulleri ile diğer ticari nitelikli malların) rehin alınması karşılığında açılan kredilere" emtia karşılığı avans" ya da "emtia karşılığı kredi" denir.

    Üreticinin, sanayicinin ve tüccarın elinde mevcut olup henüz paraya çevirmediği, mala bağlı sermayesine akışkanlık kazandıran bir tür "bekleme kredisi"dir.

    Üretici, tüccar ve sanayici çeşitli nedenlerle bankalardan "emtia karşılığı avans" şeklinde kredi kullanırlar.

    Üretici, elde ettiği ürünü en uygun fiyatla satmak ister. Ancak tarımda diğer üreticiler de aynı tür ürünü aynı zamanda elde ettiklerinden, bu ürünün aynı anda piyasaya arzı dönemlerinde fiyat düşer. Bu nedenle, üreticinin daha iyi bir fiyat elde edebilmesi için o ürünün hasat zamanından belirli bir sürenin geçmesini beklemesi gerekir. İşte bu beklediği süredeki finansman ihtiyacını, elindeki ürünü bankalara rehin bırakıp kredi sağlayarak karşılayabilir.

    Tüccar ve sanayici de, derhal satma ya da üretimde kullanma olanağına sahip olmadıkları hammaddeler ile diğer emtia stoklarını bankalara rehin bırakarak kredi almak yoluyla, sermayelerinin uzun süre stoklara bağlı kalmasını önleyebilirler.

    Emtia karşılığı avansın bu yararlarına karşılık sakıncalı yönleri de vardır. Örneğin, emtia karşılığı avans, bazı malların finansman sıkıntısına katlanılmadan spekülatif amaçla stoklanmasına yol açabilir.

    Bu bakımdan "emtia karşılığı avans"ın hangi emtialar karşılığı verilebileceği konusu çoğunlukla kamu yönetiminin müdahalesine konu olmuştur. Ülkemizde T.C. Merkez Bankası Banka Meclisi, belirli emtia karşılığında kredi açılmasını yasaklayabilmektedir. Banka Meclisi’nin 31 Temmuz 1975 tarihli bir kararı ile demir (ham, yarı mamul ve mamul), çimento, her nevi nebati ve likit yağlar ile tohumlar, tereyağı ve diğer hayvani besin yağları rehni karşılığında kredi verilmesi yasaklanmıştır.

    Belirtilen bu emtianın ancak ihracı halinde rehin karşılığı kredi verilmesi mümkündür. Diğer yandan emtia karşılığı avans, riski yüksek bir kredi türüdür. Bu nedenle bankalar, karşılığında avans verdikleri emtiayı rehin alırken bu emtianın bazı özellikler taşımasını ararlar. Bu emtianın kolayca bozulmayan, kıymetinde hızlı değişmeler ve düşüşler olmayan, muhafazası ve paraya çevrilmesi kolay cinsten olması özellikle aranır.

    "Emtia karşılığı Avans"ta ikili bir hukuki ilişki vardır. Bunlardan birincisi kredinin açılmasına ve kullandırılmasına ilişkindir. Eğer kredi borçlu cari hesap şeklinde kullandırılıyorsa Ticaret Kanunu'nun "cari hesap"a ilişkin hükümlerine (TK m. 87-99), belirli vadeli bir kredi şeklinde açılmışsa Borçlar Kanunu'nun "karzak dini"ne ilişkin hükümlerine (BK m. 306-312) tâbidir. İkinci yön ise teminatın terhine ilişkindir. Bu işlem de, Medeni Kanun’un "menkul rehni" hükümlerine tâbidir.

    "Emtia karşılığı avans"ta, emtia çeşitli şekillerde rehin alınabilir. Banka, kendi depoları varsa rehin alacağı malları bu depolarda muhafaza eder. Depoları genellikle sınırlı olan bankalar, göreli olarak çok kıymetli olan, az yer tutan ve özel bir özen gösterilmesini gerektiren emtiayı depolarına alırlar. Bu takdirde banka, rehin aldığı emtiayı iyi bir şekilde ve dikkatle korumak zorunda olup, aksi halde borçluya karşı tazminat ile sorumlu olacaktır.

    Rehinli olan emtianın çeşitli nedenlerle müşteriye ait olan depolarda muhafaza edilmesi zorunlu olabilir. Bu durumda rehinli emtianın bulunduğu depo banka tarafından kiralanır ve anahtarları teslim alınır.

    Bazen rehin alınan emtia, kredi alacak olandan başka birisine ait bir depoda bulanabilir. Bu durumda depo bankaya kiralanarak mallar bankanın zilyedliğine verilebileceği gibi, depo sahibi yeddiemin tayin edilerek mallar onun yeddiemanetine bırakılabilir. Bu durumda emtia sahibinden yeddiemine tevdi için bir yazılı izin, yeddieminden de bir yediemin senedi alınır. Yeddiemine bırakma oldukça riskli bir işlem olduğundan, yeddieminin iyice araştırılması gerekir. Kredi alan kişi aynı zamanda yeddiemin olarak tayin edilemez.

    "Emtia karşılığı Avans"ta önemli olan bir konu da rehin alınan malların değerini belirleyebilmek için ekspertiz yaptırılmasıdır. Ekspertiz varsa bankanın kendi eksperi tarafından, yoksa bankanın seçeceği güvenilir bir kişi tarafından yapılmalıdır. Ekspertiz, teorik olarak malın taşıdığı değerin değil, satışı halinde elde edilebilecek asgari bedelin anlaşılması için yapılır.

    Diğer yandan, rehin alınan emtianın sigorta ettirilmesi de şarttır. Emtia sigortalı değilse rehin alındığı zaman banka adına sigorta ettirilir; daha önce sigorta ettirilmişse bu sigorta bankaya devredilir.

    Emtia karşılığı avans, rehin, ekspertiz ve sigorta gibi işlemlerin tamamlanmasından sonra, rehin alınan emtianın ekspertiz değerinden belirli bir marj (% 20-%30 gibi) düşüldükten sonra kalan sınırı aşmamak koşulu ile "cari hesap" ya da "avans" şeklinde kullandırılır. Rehinli emtianın piyasa değerinde düşmeler olursa, ya yeni emtianın rehin edilerek meydana gelen teminat düşüklüğünün kapatılması ya da fark kadar kredinin geri ödenmesi istenir.

    Rehinli emtianın sahibi tarafından çekilebilmesi, bu mallara karşılık olan, marj dikkate alınarak bulunacak bedelin, bankaya yatırılmasına bağlıdır. Rehinli emtianın tamamen çekilebilmesi için faiz ve diğer masrafların tahakkuku ile bulunacak bakiyenin bankaya ödenmesi gerekir.

    Emtia karşılığı avans yalnızca emtianın rehin edilmesi karşılığında açılmaz. Ayrıca umumi mağazalara tevdi edilmiş emtianın mülkiyetini temsil eden "makbuz senedi" ve umumi mağazalara tevdi olunan emtia üzerinden rehin hakkı tesisine olanak veren "varant" karşılığında da, emtia karşılığı avans şeklinde kredi kullandırılabilmektedir.

    Emtia karşılığı avans hesaplarına genel olarak ayrı bir kredi faiz oranı uygulanmamaktadır. Bu hesaplara, kısa ya da orta vadeli oluşuna ya da ihracat kredisi olup olmayışına göre, söz konusu kredilere uygulanan faiz oranı uygulanmaktadır.



    Esham ve Tahvilât Kredisi

    Bankaların, ellerinde bulundurdukları hisse senedi ve tahvilleri herhangi bir nedenle satmak istemeyip de parasal gereksinmelerini kredi yoluyla gidermeyi yeğleyenlere açtıkları kredidir. Maddi teminatlı krediler grubuna girer. Bankalar açacakları krediyi güvene lâyık kuruluşlarca çıkarılan ve paraya çevrilmesi kolay olan kıymeti evraka dayandırırlar. Özellikle devlet istikraz tahviller ine itibar edilir. Kredinin dayanağı, borsa değeridir.

    Bundan belirli bir oran marj (emniyet payı) düşüldükten sonra azami kredi limiti saptanır. Rehin alınan menkul kıymetlere muhalefet (mahkemece ödeme yasağı) konmamış ve tahvillere amorti isabet etmemiş olmasına dikkat edilir.

    Marjın korunabilmesi için menkul kıymetlerin borsa hareketleri yakından izlenir ve eksildiğinde tamamlattırılır. Kredi verilen müşteri adına bir borçlu cari hesap, rehnedilen menkul kıymetler için de ayrı bir föy açılır.

    Banka, carî kredi faizinden başka kupon tahsil komisyonu ve muhafaza ücreti alır. Hesap sahiplerine belirli zamanlarda (en az yılda bir) ekstre ile birlikte dosyada (kasada) bulunan kıymetli evrakın dökümünü gösterir liste gönderilir ve müşteriden uygunluk belgesi (mutabakat varakası) alınır.

    Esham ve tahvilât karşılığı kredi, ülkemizde de, sermaye piyasasının gelişmesine paralel olarak önemi artacak olan bir kredi türüdür.



    Esham ve Tahvilât Portföyü

    Bankalar, kaynaklarını yalnızca kredi (plasman) işlerinde kullanmazlar. Bir kısmını esham ve tahvilâta yatırırlar. Bu tahviller genellikle devlet istikraz tahvilleridir ve istenildiği an Merkez Bankası’nca derhal paraya çevrildiğinden birinci derecede likiditesi vardır.Bankalar kasalarında gelirsiz rezerv para tutacaklarına devlet tahviline yatırım yapmayı yeğlerler. Bazen de maliyenin para politikasına katkıda bulunmak için de devlet tahvili alınır. Bankaların portföyünde -nadir de olsa- özel şirket tahvilleri de bulunabilir. Bunları alacaklarına karşılık olarak elde etmiş olabilirler.

    Eshama (hisse senetlerine) gelince: Bankalar, kaynaklarından bir kısmını başlıca iki amaçla hisse senetlerine yatırırlar:

    1) Sağlam ve verimli şirketlerin sermayelerine “iştirak" etmek için,
    2) Portföyde, geçici olarak, tekrar elden çıkarmak niyetiyle hisse senedi bulundurmak için.

    Bankanın sahip olduğu hisse senetlerinin hangileri "iştirak", hangileri mali yatırımdı? Eskiden, şirket sermayesinin %50'sinden fazlasına sahip olunduğu takdirde o şirketin hisse senetleri iştirakler föyüne alınırdı. Sonradan Maliye Bakanlığı, bankaca satın alınan hisse senetlerini, miktarı ne olursa olsun, iştirak saydı.

    Batı bankacılığında bir hisse senedinin "iştirak" sayılabilmesi için, her şeyden önce alınış amacına bakılır: eğer banka bunu sürekli olarak portföyünde tutmak,o şirketi yönetimine ve denetimine katılmak amacıyla satın almışsa,o hisse senedi iştirakler portföyüne girer.

    Bunun dışında herhangi bir nedenle satın aldığı ve ilk fırsatta, elverişli koşullar çıktığında elden çıkarmak niyetinde olduğu hisse senetleri “esham ve tahvilât portföyü"nü oluşturur.



    -maximumbilgi-

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Bebekler önce sayısal kavramları öğreniyor
    2006 Konuları bölümünde Ali tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 17.02.06, 13:42

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •