• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    İnsan Zekası Kavramına Giriş

    1) Genel olarak zeka üstüne

    İnsan zekasının çeşitliliklerini gereği gibi kavrayamayanlar , bu konuda anlaşılmaz itirazlarda bulunurlar.Dahi bir insanın anlaşılmaz oluşuna şaşırırlar.Doğrulukla akıl yürüten birinin , kendi davranışında yargıdan yoksun oluşu , onlara dayanılmaz bir şeymiş gibi gelir ; oldukça net şeyler söyleyen bir başkasının , kötü bir zeka sahibi olabileceğini anlamak istemezler.Bu tuhaf iddialarla bilmeden ortaya koymaya çalıştıkları şey ; aslında zekanın nitelikleri ile , karakterinkileri birbirine karıştırmaları ve gerçekte tutkulara ait olan sonuçları akıl yürütmeye bağlamalarıdır.Hata yapan yetkin bir zekanın , bir tutkuyu yatıştırmak için , arasıra böyle bir hata yapmasını anlayamazlar ve zekadan yoksun güçlü bir insanla karşılaştıklarında zeka ve güçlülüğün birbirinden oldukça farklı şeyler olduğunu , ne kadar benzer olursa olsunlar , aslında aynı şeyler olduklarını kavrayamazlar.Güçlü ve etkili olmayla , zeka sahibi olmayı birbirinden ayırmak gerekir.Sınırsız bir konu üzerinde yaptığımız hataların kaynaklarını bulgulamayı kastediyorum.Bir yerde gerçeği yakalamaktan söz ettiğimizde , binlerce yerde aynı gerçeği gözden kaçırırız.Ancak umuyorum ki , zekanın belli başlı bölümlerini şöyle bir gözden geçirdiğimizde ; bu bölümler arasındaki temel farklılıkları da gözlemleyebileceğiz ve cehaletin cömertçe kabul ettiği bu hayali itirazların sayıca büyük bir kısmını da ortadan kaldırmış olacağız.Bu ilk kitabın konusu , betimlemeler ve deneyim üzerine kurulu düşüncelerle bu gerçeği kanıtlamaktır.Ve böylelikle de , zeka sıfatı altında toplanmış olan tüm nitelikli insanları anlamaya çalışmaktır.Benzer niteliklerin fiziksel nedenlerini araştıran , belki de daha az bir belirsizlikle söz eder onlardan.Eğer bu yapıtta onların üzerinde çalıştıkları sonuçların geliştirilmesi başarılabilirse , ne mutlu !



    2) İmgelem , düşünme , bellek üstüne
    Zeka kavramında dikkat çekici üç ilke vardır : İmgelem , düşünce ve bellek.Mecazi tarzda olayların yorumlanması işlemine ve bu yetiye , imgelem adını veriyorum.Bu yeti , imgeler aracılığıyla düşünce üretiminde bulunur.Böylece imgelem , daima duyularımıza hitab eder ; o sanatların mucidi ve zekanın süsüdür.Düşünme ; bizi düşüncelerimiz üzerine kapama , onları dışavurma , değiştirme , farklı biçimlerde birbirine ulama gücüdür.Düşünme , akıl yürütmenin ve yargıda bulunmanın en büyük ilkesidir.Bellek , imgelerin biriktirdiği değerli hazineyi ve düşünmenin ortaya koyduğu eylemi korur.O , tartışmasız yararlı olanı , sürekli betimlemekten vaz geçmenin tek yoludur.Bizler uslamlamalarımızın anımsamalarımızdan yararlanırız yalnızca ; düşüncelerimizi kurduğumuz temel orasıdır.Anımsamalarımız , tüm tartışmalarımızın nesnesi ve temelidir.Belleğin durmaksızın beslendiği zeka , kendi araştırmalarının zahmetli çabaları içinde erir.Eğer mutlu bir belleğe sahip insanlara karşı kökleşmiş bir önyargı varsa , bunun nedeni ; tüm anılarını belli bir düzene koyma ve onları harmanlama gücünden , yoksun olduklarını düşünmeleridir.Çünkü onların zekasına gereğinden çok güvenilir ; bu zekaların , her türden izlenime açık olduğu sanılır.Oysa ki bu insanların kendilerine ait düşünceleri ne kadar azsa , o kadar da sıkılgandırlar .Ancak , deneyim gösterdiği büyük örneklerle , bu sanılanın aksini söyler ve akıl yoluyla deneyimden çıkarılabilecek sonuçların tümü , kendi zekasıyla orantılı biçimde mutlaka güçlü bir belleğe sahip olmayı gerektirir.Bu olmadan , iki erdemsizlikten birinde , yani kusur aşırılıkta kaybolmak kaçınılmazdır.



    3) Verimlilik üstüne
    Tasarlamak , düşünmek ve anımsamak ; işte zekamızın belli başlı üç yetisi bunlardır.Diğer yetileri önceleyen ve kuran düşünme yetisinin tüm gücü buradadır.Bu üç yetiden sonradır ki , verimsizliğe ve ardından da doğruluğa geçilebilir.Kısır zekalar , bir çok olayı kavramaktan acizdir ve hiç bir olayı bütün yönleri ile göremezler.Ancak verimli zeka , her an doğruluk içinde kendini ortaya koymasa da , kendi coşkunluğu içinde hemen fark edilir ve ona eşlik eden duygunun sıcaklığı , kaygı verici bir yanılsama ilkesidir.Öyle ki , çok şey düşünmek , ama bu düşüncelerin çok azının doğru olması tuhaf değildir.Zannediyorum ki , hiç kimse ; tüm zekaların doğurgan ya da kavrayışlı , uzdilli ya da kusursuz olduğunu düşünmez.Bir kısım zekalar , imgelerde ; diğerleri düşünme ve anımsamada verimlidirler.Her biri kendi karakterine , eğilimlerine , alışkanlığına ya da gücüne ve güçsüzlüğüne göre ayrı ayrı nitelikler taşır.



    4) Kavrayış Gücü Üstüne
    Kavrayış gücü , zeka işleyişinin hızlılığından ibarettir.Kavrayış gücü , her zaman doğurganlıkla bir arada değildir.Yavaş ve verimli zekalar vardır ; bu zekaların , ayrıca canlı ve kısır olanları da.İlk kategoridekilerin yavaşlığı , bazen kendi belleklerinin veya düşücelerindeki yayılımın zayıflığından ileri gelir.Ya da arasıra görüldüğü gibi , kendi zekalarının , belli bir hızlılıkla işlemesini önleyen organlarındaki bu kusurlardan kaynaklanır.Canlı zekaların kısırlığı , iyi örgütlenmiş organlarla birlikte , bir düşünceyi izlemek için gereksindikleri güçten yoksun oluşlarından ileri gelir.Çünkü tutkular , bizzat kendi nitelikleri üztünde kapatır zekayı.Ve bu , bir takım tuhaflıklarla açıklanabilir : Konuşma halindeyken çok aktif olan bir zeka , kendi evindeyken sünebilir ; entrikalar üzerine yakıcı özelliklere sahip olan bir deha ise , bilimler söz konusu olduğunda hantallaşabilir.Aynı nedenlerledir ki , sevimli kişiler , tüm ilginç ve uçarı nesneler dünyasında en canlı şeylermiş gibi gözükür.Konuşmayı destekleyen saçma sapan şeyler , baskın bir tutku olarak uyarıcıdırlar ve onda kalıcı bir izlenim yaratırlar.En ciddi tutkulara sahip kişiler , birtakım çocuksuluklardan uzaktırlar.Onların zekasının tüm canlılığı , bir noktada toplanmıştır.



    5) Kavrayış üstüne
    Kavrayış , olayların özüne varmada , onları benimsemede bir kolaylıktır ya da tüme varmalar yoluyla , olayların sonucunu yakalamada bir etkendir.Kavrayış , kendi bedenimizin örgütlenişi içinde , tıpkı diğerleri gibi bir niteliktir.Ancak , bilgilerimiz ve alışkanlıklarımız kusursuzluğa varabilir.Bilgilerimiz diyorum ; çünkü onlar , uyarıcı kılmayı amaçlayan bir yığın düşünce kurarlar.Alışkanlıklarımız diyorum ; çünkü onlar , organlarımızı açar ve zekalarımıza basit , ama ivedi bir ders verirler.Son derece canlı ve ortak bir zeka , belki kusurludur ve düşünme hantallığı ve yorgunluğu sayesinde , bir çok olayı gözden kaçrmış olabilir.Böyle bir zeka kavrayışlı bir zeka değildir.Ancak kavrayışlı bir zeka asla yavaş olamaz ; onun gerçek karakteri , kesinlik ve düşünmeye eklemlenmiş bir doluluktur.Bir bilim dalına ilişkin ilkelerle aşırı şekilde ilgilenildiğinde , aynı bilim üstüne ya da yeni bir yöntem üstüne başka düşüncelerin edinilmesi işlemi zor olur.Ama kavrayış dediğimiz şeyin , bağımlı bir niteliğe gerçeğinin asıl kanıtı da buradadır.Daha önce de dediğim gibi , kavrayışı engelleyen , onu bağımlı kılan etkenler vardır ve bu anlamda kavrayış , bilgi ve alışkanlıklarımıza bağımlıdır.Bilmeceler üstüne çocuksu bir çalışma yapan kimseler , en anlaşılmaz düşüncelerden çok duyumları anlarlar yalnızca.



    7) Sağduyu üstüne
    Sağduyu , çok derinlikli bir yargı olarak varolamaz.Öyle görünüyor ki , sağduyu , sahip olduğumuz konum ya da doğamızda , doğru bir orantı içinde , olayların farkına varmaktan ibarettir.O halde sağduyu , aşırı bilge bir tavırla olaylar üzerine düşünmek değildir.Ancak farkına vardığımız bu şeyleri yararlı yönde benimsemek ve onları kendi gerçeklikleri içinde ele almaktır.Mikroskopla bakan biri , kuşkusuz daha çok niteliğin farkına varır ; ancak o , yine de insanın doğasıyla ,sadece kendi gözlerinin yardımıyla bakan biri gibi , kendi doğal simetrisi içinde hiçbir şey göremeyebilir.Keskin zekaların imgesi , çoğunlukla daha uzağa erişir.Öyleyse , olayları kendi doğalları içinde gören biri , sağduyuya sahip biridir.Sağduyu , tamlık ve vasatlığa dair doğal bir zevk oluşturur ; bu bir karakter özelliğidir , zekadan çok kişilikle ilgilidir.Yoğunlukla bir sağduyuya sahip olmak için , aklın sağduyuya baskın olduğu bir kişilik ya da akıl üzerinde deneyimin yönlendiriciliği gereklidir.Yargı , duygulanımlardan daha ileri gider ; ancak yargının nitelikleri değişkendir.



    10) Zekanın büyüklüğü üstüne
    Hiçbir şey , zekanın büyüklüğü kadar kavrayış ve yargıya varış aracı olamaz.Sanıyoruz ki , ona , birbirine karıştırmadan pek çok düşünceyi algılamamıza yarayan organların , görkemli düzenlenişi olarak da bakılabilir.Büyük bir zeka , karşılıklı ilişkiler içindeki varlık gibi düşünülebilir ; bir bakışta , olaylar arası tüm bağlantıları yakalar bu tür zeka.Hatta , bununla da kalmaz ; şeyleri ilintilendirir , şeylerin kaynağına iner ve anlamlandırma yoluyla , tüm şeyleri ortak bir noktada toplar.Onları belli bir bakış açısı altında biraraya getirir , düzenler.Son olarak ta , ışığı geniş bir yüzey üstüne , büyük olaylar üstüne yayar.Genellikle engin bir zekaya sahip olunmadan , özgün bir dehaya sahip olmanın ne demek olduğu bilinmez.Ama buna karşılık , özgün bir dehaya sahip olunmadan da , engin bir zekaya sahip olmak olanaklıdır.Çünkü , bu ikisi , birbirinden farklıdır.Deha aktiftir , derindir.Engin zeka , çoğunlukla güçlü olmasına karşın , daha çok soyutlama düzeyiyle sınırlıdır.Engin zeka soğuktur , tembel ve çekiniktir.Hiç kimse , bu niteliğin , genellikle zekaya kendi sınırlarını gösteren ruha bağlı olduğunu bilmez.Bu yönüyle ruh , zekayı daraltır ya da genişletir , onun hızını belirler.



    12) Zevk üstüne
    Zevk , duygunun konularını en iyi şekilde değerlendirme yetisidir.Şu halde zevke sahip olabilmek için , öncelikle iyi bir ruh gerekir ; dahası , derin bir kavrayış gücünü de gerektirir bu.Çünkü , duyguyu kabartan şey kavrayıştır.Zekanın ancak güçlükle kavradığı şey , çoğunlukla kalbe kadar gitmez ya da zayıf bir izlenim olarak kalır.Bir bakışta yakalanamayan olayların bizde bıraktığı izlenim , asla zevkin kaynağına tanıklık edemez.İyi zevk , sadece doğanın güzel bir duygusundan ibarettir.Doğal bir zekaya sahip olmayanlar , tam ve kusursuz bir zevke de sahip değildirler.Her gerçeklik , düşünceler kitabında yer almaz.Ancak , zevkli olarak tanımladığımız kitaplarda vardır bu tür gerçeklikler.Bizler , gerçekliği doğada bulmaktan hoşlanırız.Varsayımları ise doğada değil , kendi bilişsel doğamızda ararız.Sadece ustalıkla yapılmış olan şeyler , zevk kurallarına aykırıdır.Zekada farklı bölümler ve dereceler olduğu gibi ; zevkte de vardır , aynı farklılık ve dereceler .Bizim zevkimiz sanırım , tıpkı anlayışımız kadar farklı derinlikler arz eder.Ancak zevkimizin daha ileriye varan , daha değişken bir yönü vardır.Bununla birlikte belli bir yeteneğe sahip olanlar , kendilerinin hemen hemen evrensel bir zevk sahibi olduklarını sanırlar.Ve bu sanı , zaman zaman onları , kendilerine çok yabancı olayları değerlendirmeye götürür.Ancak bu varsayımsal yargı - yeteneği olan insanlardaki varsayımsal yargı - yetenekler üzerine kafa yoran kimselerde de kendini gösterir.Dahası , zevk ilkelerinin yüzeysel görünümlerine sahip insanlar bile , aynı kanıyı taşırlar.Onlar , hemen hemen herşeyi olağan üstü uygulamalara dönüştürürler bir anda.Diğer kentlerden çok , büyük kentlerde söylediğim bu şeylerin tümü gözlenebilir.Büyük kentler genellikle , oldukça eğitimli olan insanlar bakımından elverişli olmakla birlikte ; hiç görüp duymadıkları şeyler hakkında , rahatlıkla yargıda bulunabilen yetersiz insanlar bakımından da zengindir.Bu şehirler en densiz tiyatrolar gibidirler.Ve yine bu şehirler , en göz kamaştırıcı yapıtların yanı sıra , ahlak ve zevk konusunda en parlak çalışmaların yapıldığı en doyurucu izlenimlerin birbiriyle iç içe olduğu yerlerdir.Eski zaman şarkılarının büyülü havası , en dalkavukça naralarla biraradadır orada.Her konuşmaya , mutlaka gülünç ve burjuva tutarsızlığı anlatımının eşlik ettiği yer de , bu şehirlerdir.Dolayısıyla , yüreği bozacak herşey burada vardır.İnanıyorum ki , hiç çekinmeden söyleyebilirim şunu ; kalabalıkların zevki , en bayağı zevktir.Birçok gülünç yapıtın sunduğu onursuzluk dersi de , bunun apaçık bir kanıtıdır.Bu yazılar , doğrusu , hiçbir şeyi desteklemezler.Ancak onları kaleme alanlar zaten yetkin bir modeli örnek almışlardır.Halkın görünürdeki dirençsizliğinin gölgesi , sadece yazarların üstüne çöker.Bu olayların bizim üzerimizde bıraktığı izlenimlerde de görülür.Bu izlenimler , zekamızla doğru orantılı bir ilişki içinde olduğu ölçüde etkilidir.Bizim duyarlık evrenimizin dışında kalan herşey ; bayağı , naif , yüce v.b. diye tanımladığımız herşey , dikkatimizden de uzaktır.Şurası bir gerçektir ki , giysiler , yargılarımızı yansıtır.Ancak , zevklerimizi asla değiştiremezler.Çünkü , ruhun , kendi görüşlerimize bağımlı olmayan eğilimleri vardır.İlksel olarak hissedilmeyen şeyin , aşamalı bir yargısını da kuramayız.Bu yüzden , halkın daha az hoşlanmadığı ama halk eleştirisi yapan yapıtlar görülür.Çünkü , bu yapıtların yaptığı , eleştirinin düşünmeye dayalı oluşudur.Bunun yanı sıra , halk bu yapıtlarda , duygu aracılığıyla zevk almaya itilir.Zamanla ve usta yazarlarla sonuna dek geliştirilmiş olan halk yargıları , şu halde şaşmaz niteliktedir.Ancak bir kere daha altını çizelim ki , bu yargıları , zevkin kendisinden ayırmalıyız.Çünkü , zevk , her zaman reddedilebilir bir değişkenliğe sahiptir.Gözlemlerime son bir belirlemeyle son veriyorum ; uzun zamandan beri , duygu ustalarını akılcı kılmanın mümkün olup olmadığı sorulmuştur.Hepsi de itiraf etmiştir ki ; duyguyla , sadece deneyimlerle tanışılabilir.Ancak , bir duyguyu uyandıran gizli nedenleri zahmetsizce açıklama yetisi , ustalara özgü bir yetidir.Bununla birlikte , bir çok zevk sahibi insan , aynı rahatlığa sahip değildir ve bu konuyu sonuna kadar vardırabilmiş az sayıda bilim adamı da , bu duygudan kesinlikle yoksundur.Onlar , yalnızca zevk hakkında kesin bir takım kavramlarla konuşmayı ve bu kavramları baz almaya tercih ederler.



    15) Deha ve zeka üzerine
    İnanıyorum ki , etkinliği olmayan hiçbir deha yoktur.Yine inanıyorum ki , deha ; tutkularımızla bütünüyle ilişkili , onlara bağımlı bir şeydir.Deha , kendi bilgi birikimimizle eğilimlerimizin , gizli tutarlılığı ve birçok farklı nitelikler ortamında oluşur.Oluşması için zorunlu koşullardan biri eksik olduğunda , deha hiçbir şeydir ya da ismi bile tartışmalıdır.Öyleyse , tacirlerin , savaşçıların , şiirin v.b. nin dehasını oluşturan şey , sadece doğanın bir bağışı olamaz.Aksi halde , şuna inanılabilirdi ; zeka olsun , yürek olsun , birçok nitelik birbiriyle ya büsbütün ilintili ya da son derece ayrıdır.Öyleyse , imgelem , coşkunculuk , betimleme yeteneği gibi nitelikler ; bir şairi , şair yapmak için yeterli değildir.Uyum için , doğuştan aşırı bir duyarlığa , kendi özel dilinin üstünlüğüne ve dize sanatına gerek vardır.Benzer şekilde , öngörülü olma , verimlilik ve askeri konular hakkındaki zekanın çabukluğu da , kişiyi büyük bir subay yapmaya yetmez.Tehlike anında güvenlik , bir mesleğin zorluğu içinde bedenin dayanıklılığı ve sonuç olarak , yorulmak nedir bilmez bir çalışma , daha başka yeteneklere eşlik etmek zorundadır.Bu bir yığın bağımsız nitelik ortasında , deha , daima ender raslanan bir olgu gibi çıkar karşımıza .Görülen odur ki , doğa , bir tek insanda bile bunca farklı niteliği bir araya getirdiğinde , bu eşsiz bir raslantıdır.Kıvançla söyleyeceğim ki , bir insan zekası oluşturmada , dehanın tuttuğu yer , oldukça yorucu uğraşların bir sonucudur.Çünkü , her zeki insan , deha sahibi olmadığı gibi ; her deha sahibi kişi de , rahatlıkla zeki olabilir.Dehanın gerektirdiği uygunlukları , kendi yetenekleri arasında barındırma zorunluluğu yoktur böyle bir kimsenin.Bununla birlikte , oldukça verimli bir dehadan daha çok aydınlanmış zeki insanlara da raslanır arasıra.Ancak , onların kendi eğilimleri için harcadıkları çaba ne olursa olsun , ruhları ne kadar zayıf olursa olsun , kendi zekalarını olumlu yönde kullanmalarına engel değildir bu.Onların , tüm aktivitelerini ve tüm olanaklarını bir tek konu doğrultusunda harcadıklarında , çok daha ötelere uzandıkları görülür.Bu , dehanın ve sözü edilen konu hakkında , buluşa ve hayal kurmaya olanak tanıyan ilginin bir sıcaklığıdır.Öyleyse , onların ruhsal eğilimleri ve zekalarının niteliği ; bazılarında , buluş yönüne , bazılarında da , düşünme , akıl yürütme , ve sistemler kurma sanatına ayarlıdır.Oldukça verimli sayılan dehaların , hemen hemen hepsi , genellikle , ayrıntıları keşfetme becerisiyle donatılmıştır ; tıpkı Montaigne gibi , La Fontaine gibi ve birbirlerinden bir takım yönlerle ayrılan daha başka filozoflar gibi.Buna karşılık Descartes , sistematik bir zekaya , bir buluş yeteneğine sahipti.Ancak , sanıyorum ki , o , en yaygın düşünceleri bile güzelleştiren imgelerin gücünden , mutlak bir anlatım olarak yoksundu.Dehanın buluşçu yönü , bilindiği gibi , bazen bir yazarın duygu ve düşüncelerini doğuran özgün bir karakterle ; bazen de , onun planlarıyla , sanatıyla , tasarlama tarzıyla , olayları düzenleyişiyle ve aldığı özel izlenimlerle hükmedici olan bir insan , kendisini izleyenlerden , ne kendi karakterini gözlemeye çalışır ne de bunu başarabilir.Bununla birlikte , bu özgün karakterin öykünme sanatına özgü olduğu gibi bir sonuca varmak da doğru değildir.Ben , kendilerine hiç kimseyi model almamış , hiç bir büyük insan tanımadım şimdiye dek .Rousseau , Marot 'ya ; Corneille , Lucanus ve Seneca başkalarına ; Bossuet , peygamberlere ; Racine , eski Yunan yazılarına ve Vergilius'a öykünmüştür.Montaigne , bir yerde şöyle yazıyordu : "Bende , hiçbir zaman taklitçi ve maymunca bir öykünme koşulu eksik olmamıştır." Ancak bu büyük insanlar , öykünürken bile yine de özgünlüklerini korumuşlardır.Çünkü onlar , kendilerine model aldıkları kişilerle aynı yeterliliğe ve dehaya sahiptiler ; o şekilde ki , onlar , kendi karakterlerini , örnek aldıkları kişilerin yol göstericiliği altında yoğurmayı bilmişlerdi.Bu nedenledir ki , çoğu zaman , kendi modellerini aşmakta zorlanmamışlardır.Belli bir zekaya sahip olamayan kişiler ise , böyle bir tutumun aksine , kendi modellerini bire bir kopya etmekten öteye gidememişlerdir hiçbir zaman.Ve dolayısıyla , sadece kötü birer kopya olmakla kalmayıp , aynı zamanda , kendi sanatlarını da ortaya koyamamışlardır.İyi bir öykünme için , dehanın gerekli olduğu kaçınılmaz bir kanıttır ; bu, aynı şekilde , büyük bir dehanın , daha başka niteliklerle donatılması için de geçerlidir.Bu anlamda denilebilir ki ,öykünmenin yetkinliği , dehanın bir sonucudur.Bu bölümü daha etkisiz kılmak için , bu küçük ayrıntıları verme gereği duyuyorum ; yoksa , edebiyat adamlarını , üstelik hiçbir şeyi gereği gibi kavrayamayan bu yetersiz zümreyi eğitmek için değil.Daha az cahil kimseler konusunda bir ayrıntıyı eklemeden geçemeyeceğim.Bu dehanın , en büyük üstünlüğünün ; hissetmeyi bilmek ve diğer insanlarca hissedilemeyen , farkına varılamayan zeka kategorilerini bunların kaynaklarını kavramak olduğudur.Zeka kavramı konusunda , az önce genel olarak betimlemeye çalıştığım farklı nitelikleri belirtmek için , belli bir buluş yetisine sahip olmanın , her şeyden önce bir kavrayış gücüyle doğru orantılı olduğunu söyleyeceğim.Çünkü , hiçbir insan bütünüyle birbirine benzeyemeyez.Bu niteliklerden herbiri , özel anlamda , bir cins isime karşılık gelmek zorundadır.En uçarı tartışmalar da temelde buradan doğar.Çünkü , özünde kavrayış ya da tamlık dediğimiz şey ,bir cins ismi onurladırmak için , zekanın her hangi başka bir bölümü olarak , kendini ortaya koyar.İsim , olaylar için hiçbir şey ifade etmez.Soru ; zeka teriminin içerdiği , sağduyu ya da imgeleme ilişkin hiçbir sey bilmediğimizi anlamamızı sağlar.Gerçek ilgi , bu niteliklerin ayrıldığı aralıkları görmek ya da az önce adlandırdığını zekaya ilişkin tüm diğer yönleri kavramaktır.Ve bu tutum , bize en yüce erdemleri kazandıracaktır.Kendinde yararlı olmayan hiçbir şey yoktur ve söylemeye cesaret edeceğim ; belki de , neyin yararlı , neyin daha hoş olup olmadığını anlamamızda , zekaya dair bir bilgiden yola çıkmamız hiç de zor olmayacaktır.Ancak insanlar , kendi aralarında daha önemsiz şeylerin değerini kabul edip etmeme konusunda kararsızdırlar.Onların ilgi ve bilgilerinin farklılığı ; düşüncelerinin farklılığına da , sözlerinin ve kişiliklerinin karşıtlığına da , sonuna kadar aracı olacaktır.



    16) Karakter üzerine
    Zekayı ve kalbi oluşturan herşey , karakterde mevcuttur.Deha , sadece bazı nitelikler arası uygunlukları açıklar.Ancak tuhaf karşıtlıklar , aynı karakterde barınabilir ve dahası onu oluşturabilir.Bir insanın ruhu ; zayıf , basit ve değişkense , o insanın hiçbir karaktere sahip olmadığı söylenir.Ancak bu bile , başlı başına bir karakterdir.Ve ona bakınca , herşey rahatlıkla anlaşılır.Karakterin düzensizlikleri , zeka üzerinde etkili olur.Bir insan , yaradılışına göre , aşırı düşünceli , kavrayışlı ya da sevimli olarak gelebilir bize.Çoğunlukla , karakter içinde yer alan ruhun nitelikleriyle , zekanınkiler birbirine karıştırılır.Yumuşak ve yalın bir insan , çoğunlukla sokulgan biri gibi görülür.Canlı ve uçarı bir yaratılışa sahipse , aynı şekilde , canlı bir zekaya sahip olduğu söylenir.Eğer gizemli ve hayalciyse , sanılır ki o , hantal bir zekaya ve imgelem zenginliğine sahiptir.Dünya , olayları yalnızca görünüşe göre değerlendirir.Bu daima yapılan bir şeydir.Ancak , asıl nitelikler , her zaman duyulmaz ya da yeterince duyulmaz.En genel karakterler hakkındaki kimi düşünceler , bizi , daha dikkatli olmaya iter bu yüzden.



    19) Zekanın varoluşu üstüne
    Zekanın varoluşu ; konuşmak ya da hareket etmek için ; gerekli olanlardan yararlanmayı bilme yetisi olarak tanımlanabilir.Bu , en aydın insanlarda bile çoğunlukla eksik olan bir üstünlüktür.Bu üstünlük , herşeyden önce ılımlı bir soğukkanlılığı , yalın bir zekaya , beklenmedik olaylara karşı , ivedi çözüm yolları bulmayı gerektirir.Tartışmada kavram gücü ve bellek , tehlike anlarında güvenlik neyse ; zeka için bu nitelik te odur.Olup biten herşeye karşı bizi dikkatli kılan yüreğin bu özgürlüğü ; aynı zamanda bizi herşeyden yararlanma halinde , tetikte tutar.



    22) Tutkular üstüne
    Tüm tutkular , Locke'un dediği gibi , zevk ve acı temelinde oluşur ; konunun özü ve temeli budur.Daha doğar doğmaz bu iki tutkuyu tanırız.Zevk , doğal olarak ; varlığa bağlı , kusursuzca varolmaya bağlı bir duygudur.Eğer kusursuz bir varlığa sahip olsaydık , eminim , sadece zevki tanırdık.Kusursuzca var olmak için , acıyı ve zevki tanımak zorundayız bu yüzden ; çünkü , iyi ve kötü düşüncesini çıkardığımız şey de , bu iki karşıtlıktan edindiğimiz deneyimdir.Ancak , zevk ve acı , deneyimler aracılığıyla tüm insanlarda var olamayacağı gibi , kimi insanlar , iyi ve kötü düşüncesini çok farklı yollardan edinebilirler.Herkes , kendi deneyimine , düşünce ve tutkusuna göre varabilir bu yargıya.Yine de iyiliklerimizi ve kötülüklerimizi ortaya koyan iki aracımız vardır ; duyular ve düşüncelerimiz.Duyular aracılığıyla edindiğimiz izlenimler , dolaysızdırlar ve betimleyemezler kendilerini.Onların kaynakları asla bilinmez.Bu izlenimler , nesnelerle bizim aramızda var olan ilişkilerin bir sonucudur.Ancak bu gizli ilişkiyi somutlama olanağından yoksunuzdur.Düşünme organıyla bize gelen tutkular , daha az tanıdıktır.Varlığın yetkinliği ve varolma aşkı içinde , kendi ilkelerine sahiptirler.Kendi çöküntüsü ya da yetkinlik duygusu içindeki varlığa eklemlenirler.Kendi varolma deneyimimizden bir yücelik , zevk ve güç düşüncesi çıkarırız.Daima yükselmek , ileriyi hedeflemek isteriz bu yüzden.Kendini , kusursuzluk içinde duyan bir varlık , bundan küçüklük , boyun eğme , yoksunluk gibi düşünceler çıkarır ve bu yönlerini törpülemeye , boğmaya çalışır.İşte tüm tutkularımız da böyledir.Kendilerinde , varolma duygusunun , kusursuzluğa erişme duygusundan daha ağır bastığı insanlar vardır.Bu yüzdendir ki , neşelilik hali , yumuşak huyluluk , arzuların ılımlılığı gibi ölçütler onlara daha çok yakışır.Bir başka nitelikle donatılmış insanlar da vardır ki , onlarda , kusursuzluk duygusu varolma duygusundan daha ağır basar.Bu yüzden de , bu insanlar , her an kaygı dolu ve melankolik bir doğaya sahiptirler.Zayıflık ve güçlülük duygusu , insanda daha güçlü tutkular doğurur.Çünkü , yoksunluklarımıza karşılık gelen duygu , bizi kendimizden uzaklaşmaya ; olanaklarımızın duygusu ise , bizi yüreklendirmeye ve umutlu kılmaya götürür.Ancak , hiçbir güçleri olmayan ve yalnızca zayıflıklarını hisseden kişiler de vardır ki , onlar asla tutkulu yaradılışlar olamazlar.Çünkü , hiçbir şeyi umut etmeye cesaret edemezler.Güçsüzlüklerini , akıllarına bile getirmeden , yalnızca sınırsız güçleri olduğunu hissedenlerin ise , umut edecek çok az şeyleri vardır.Öyleyse cesaretle , korkaklığın ve üzüntüyle , kendini beğenmişliğin elverişli bir sentezini yapmak gerekir.Çünkü , aynı sentezi yapmak , çoğunlukla , kanın coşkunluğu ve zekanın kıvraklığıyla ilişkilidir.Soğuk insanların , gelgeç gönüllülüğünü örnekleyen düşünce katılığı , kendi yanılgılarını besleyen nedenleri sağlayacak malzemeler sunar başkalarına.Buradan da , şöyle bir sonuç çıkar ki ;derin bir zekaya sahip olan insanların tutkuları daha karşı konulmaz ve daha direngendir.Çünkü onlar diğer insanlar gibi , düşüncelerinin seyrelmesiyle , mutlak bir dinlenme arayışına girmek zorunda hissetmezler kendilerini.Ancak buna karşılık , onların düşünceleri , kendi arzularıyla girdikleri sonu gelmez bir söyleşidir.Ve bu da , bazı insanların , niye azar azar düşündüklerini ya da bir konu hakkında uzun süre düşünemeyenlerin , karşılaştıkları bölünmeyi kolaylıkla açıklar.

    Marquis de Vauvenargues
    Çeviren : Hüseyin Köse

    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  2. #2
    NO_ESCAPE+
    Ziyaretçi
    çok güzel bir yazı,
    Belli bir zekaya sahip olamayan kişiler, kendi modellerini bire bir kopya etmekten öteye gidemezler..
    Bilgiler için sagol,emegine sağlık.

  3. #3
    tekila_idil adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2006
    Mesajlar
    802
    Karizma Gücü
    0
    Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zeka olarak adlandırılmaktadır.Zekanın farklı tanımlarının olmasına karşılık zekaya ilişkin kuramların tümü zekanın geliştirilebilecek bir kapasite ya da potansiyel olduğu ve biyolojik temellerinin bulunduğu noktalarında birleşir. Buna göre zeka, bireyin doğuştan sahip olduğu, kalıtımla kuşaktan kuşağa geçen ve merkez sinir sisteminin işlevlerini kapsayan; deneyim, öğrenme ve çevreden kaynaklanan etkenlerle biçimlenen bir bileşimdir.


    BUNA GÖRE; zeka kavramı bir boyutu ifade eder.Bu boyutu kullanan kişi ise; zeki olarak ifade edilir.Peki nedir zeka boyutu? Herkeste aynımıdır yoksa kişilere göre değişiklik mi içermektedir?

    Değişiyorsa, değişikliğe sebep olan etkenler nelerdir?
    Tutucu değilim,piyasada değilim, prensiplerim yoktur ama seviyesiz değilim...Kuralları sevmem ama yersiz yere çiğnediğim görülmemistir. İçe kapanık değilim ama gerekmezse konusmam, kinci degilim ama unutmam... Şefkat gösteririm ama şımartmam... Şüpheciyim ama kuruntu yapmam... Kendimle çelisebilirim ama kafama takmam... Dalga geçerim ama kırmam... Ciddiye alırım ama kapılmam...Huzur veririm ama söz vermem... Sahip olurum ama ait olmam...Cesaretsizligi ’gurur’la
    örtmem

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Başarılı İnsan İle Başarısız İnsan Arasındaki Farklar
    2006 Konuları bölümünde _Marx_ tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 01.04.06, 13:32

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •