Hisarcıklıoğlu: Rekabet ve sermaye fırtınası küçük üreticileri çok zor durumda bırakacak

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, uluslararası rekabet ve sermaye fırtınasının küçük üreticileri çok zor durumda bırakacağını belirterek, "Aramızda birliktelik kültürünü geliştirmez ve 'küçük olsun benim olsun' anlayışıyla hareket edersek, bu fırtınanın karşısında savrulur gideriz" dedi.

Afyonkarahisar Thermal Resort Oruçoğlu Otel'de düzenlenen 5. Mermer Sempozyumu'nda konuşan TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, Türk insanının layık olduğu gelişmişlik seviyesine er ya da geç kavuşacağına dikkat çekti. Türkiye'nin dünya üzerinde pek az ülkeye nasip olacak tarihi, coğrafi, doğal, beşeri ve kültürel imkanlara sahip merkezi bir ülke olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, "Tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de bu topraklar, dünya siyaseti ve ticaretinde vazgeçilemez bir konumdadır. İnsanımız, bu durumun önümüze çıkardığı risk ve fırsatların farkındadır.


Söz konusu fırsatları doğru değerlendirmek için gerekli olan iktisadi kalkınmanın önemi ortadadır. Biz, bu ülke insanlarının, söz konusu kalkınmayı sağlayacak beşeri sermayeye sahip olduğunu iddia ediyoruz. Yeter ki gerekli altyapı tesis edilsin ve insanımız doğru yöne sevk edilsin. Bugün Almanya'da yaşayan 2.5 milyon soydaşımız, tam 42 milyar dolarlık üretim yapıyor. Demek ki 72 milyon insanımız, Almanya'da sunulan iş ve ticaret ortamına sahip olsa, GSMH'mız tam 1 trilyon 200 bin dolar, kişi başına milli gelirimiz de 17 bin dolar seviyesinde olacak. Bu da bizi dünyanın en büyük 7. ekonomisi yapacaktı. Şu an 17. sırada bulunmamız, bizleri ümitsizliğe sevk etmesin. Nasıl ki dün 35. sıradayken milletçe dünyanın ilk 20 ekonomisi arasına girme hedefine inandık ve neticede bunu başardıysak, bugün de dünyanın ilk 10 ekonomisine girecek atılımı gerçekleştirmemiz işten bile değildir. Bu sadece bir zaman meselesidir. Gönül ister ki bu başarıya, cumhuriyetimizin 100. yılından önce kavuşalım" dedi.


"OECD içinde elektrik fiyatında en pahalı ikinci ülkeyiz"

Osmanlı'dan bu yana Türkiye'de yaşanan ekonomik krizlerin büyük çoğunluğunun, kamu borçları yüzünden patlak verdiğini hatırlatan Hisarcıklıoğlu, "Bunun temel sebebi, devlet malının har vurulup harman savrulmasıdır. Biz, yetki verdiğimiz insanlardan, vergilerimizle oluşan devlet bütçesinin nasıl kullandığının hesabını sormazsak, sonunda döner dolaşır, birileri bizim paramızla savurganlık yapar. Bunun için kamu bütçesini düzenli olarak takip ediyor olmamız lazım. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, bu konuda büyük bir boşluğu doldurmaktadır. Sanayici ve tüccarımızın belini büken, ekonomik gelişmemizi engelleyen, belli başlı sorunlarımızdan bir diğeri de, ülkemizdeki enerji maliyetlerinin yüksekliğidir.


Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu rakamlarına göre Türkiye, OECD ülkeleri içinde sanayide kullanılan elektrik fiyatında en pahalı ikinci ülkedir. Avrupa'da rakiplerimiz, elektriği ortalama 5 sente kullanırken, biz yaklaşık olarak 10 sente tüketiyoruz. Bunun başlıca sebebi, ülke kaynaklarını verimli bir şekilde kullanmadan, elektrik üretmeye kalkmamızdır. Bugün doğalgaz kaynağı olmayan Türkiye'de, elektrik üretiminde doğalgazın payı yüzde 45'ler seviyesindedir. Bu oran ancak, dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerine sahip olan Rusya'daki kadardır. Elektrik üretiminde dışarıda tek bir kaynağa bağımlı olmak, stratejik bir hatadır. Bu nedenle, ülke gerçekleriyle bağdaşan bir enerji politikasına sahip olmamız gerekmektedir. Enerji fiyatlarındaki yüksekliğin bir diğer sebebi de enerji piyasalarında serbestleşmeye tam olarak gidilmemiş olmasıdır. Enerji piyasalarında serbestleşmeyi tam olarak sağladığımız taktirde, kayıp-kaçak oranı azalacak ve bu da fiyatlara doğrudan yansıyacaktır" diye konuştu.


"Kalıcı sorunların çözümü de, kalıcı stratejilerle olur"




Küreselleşme sürecinde Türkiye ekonomisinin ciddi bir dönüşüm yaşadığını ve bu dönüşümün yönetilemediğini savunan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, "Uluslararası piyasaların Türkiye'nin önüne koyduğu şartlar, üretim alışkanlıklarımızı kökünden etkilemekte ve bu neredeyse tamamen kontrolsüz seyretmektedir. Bunun en önemli yansımalarını, sanayi ara malı ithalatında görüyoruz. Bugüne kadar bize, 'Sanayi ara malı ithalatından korkmayın, zira bu sanayi ihracatımızı artırmaktadır' denirdi. Ancak rakamlara baktığımızda, daha önceleri doğru olabilecek bu önermenin, giderek yanlış hale geldiğini görüyoruz. 2001 yılında sanayi ara malı ithalatının sanayi ihracatında kullanımı yüzde 96 seviyesindeyken, 2005'te bu rakam yüzde 84'e düşmüş. Demek ki ara malı diye ithal edilen bir takım ürünler, direk iç piyasada tüketilmiş. Bunun neticesinde de 2005'te tekstil ve konfeksiyon sektöründe yüzde 12, deri sektöründe ise yüzde 20 daralma yaşanmış. Türkiye'de sanayileşmenin kaynağı ve hala da ihracatımızın en önemli kalemini teşkil eden bu sektörlerdeki daralma, istihdamı da derinden yaralamıştır. Karşı karşıya bulunduğumuz uluslararası rekabet ve sermaye fırtınası, önümüze kalıcı sorunlar çıkarmaktadır. Kalıcı sorunların çözümü de, kalıcı stratejilerle olur. Geçici önlemlerle ancak günü kurtarırız. Ulusal hedeflerimize kavuşmamız için geniş kapsamlı bir sanayi stratejisine ihtiyacımız vardır. Perşembenin gelişi çarşambadan belli olmasına rağmen, gerekli ve yeterli önlemler alınmamıştır" şeklinde konuştu.


"Birlikten kuvvet doğar"


Yöresel ve sektörel gerçekleri göz önünde bulunduran bir sanayi stratejisinin geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, "Sanayi politikasını yapısal reformlarla birleştirdiğimiz taktirde, Türk sanayici ve tüccarı koşmaya hazırdır. Biz işadamlarına da düşen büyük sorumluluklar vardır. Önümüzdeki dönemde, uluslararası rekabet ve sermaye fırtınası, küçük üreticileri çok zor durumda bırakacaktır. Aramızda birliktelik kültürünü geliştirmez ve 'küçük olsun benim olsun' anlayışıyla hareket edersek, bu fırtınanın karşısında savrulur gideriz. İşadamları olarak bizlere düşen, işyerlerimizi kurumsallaştırmak, güçlerimizi birleştirmek ve büyük çaplı üretim yapmaktır. Birlikten kuvvet doğar. Türkiye, sadece bu birlikteliği sağlayabilirse, geleceğe güvenle bakabilir. Sadece bu birliktelikle 10 yıl içinde dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri, Avrupa Birliği'nin saygın bir üyesi, bölgesinde huzur, refah ve istikrar modeli güçlü bir ülke olur" dedi.


Avrupa'daki tarihi eserlerin pek çoğunun Afyon mermerinden yapıldığına dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti: "Vatikan'ın Sen Piyer Kilisesi'ndeki mermerler ve Ayasofya'daki sütunlar Afyon mermerindendir. Bütün bunlar, bu doğal zenginliğimizin haklı şöhretini gözler önüne sermektedir. Ancak, bizim bu şöhretten ne kadar istifade ettiğimiz sorgulanmalıdır. Herhalde yeryüzünde sahip olduğu zenginlikleri, verimli bir şekilde kullanma ve onları tüm dünyaya tanıtma noktasında, bizim kadar talihsiz bir millet zor bulunur. Günümüzde özellikle mermercilik, ülke ekonomisi için büyük fırsatlar sunmaktadır. Afyon'da tespit edilmiş 5 milyar metreküplük mermer rezervi vardır. İtalya, Afyon'dan işlenmemiş mermer alıp, en az birkaç misli fiyatla, işlenmiş olarak diğer ülkelere satmaktadır. Afyon mermeri, işlenmiş olarak satıldığında, mühim bir döviz kaynağı ve ihraç vasıtası olarak yurdumuz ekonomisine katkıda bulunacaktır."


-dünyagazetesi-