1973-1980 DÖNEMİ
1973 yılında ,Türk ekonomisi bütün dünya ekonomisini sarsacak ve yeni bir dönemin başlangıcı sayılan karar ve uygulamaların tesirini henüz tam hissetmemiş, daha doğrusu bu tesir tam bir güce, “momentum”a sahip olamamıştı.
Petrol ihraç eden ülkeler organizasyonu (OPEC) daha önceki niyet ve teşebbüslerini 1973 yılında gerçekleştirme imkanı bulmuş, petrol ihraç fiyatlarını kısa bir zamanda dört katına çıkarmış ve bundan sonra da belli aralıklarla fiyatları artırmaya devam etmiştir.Burada amacımız OPEC kartelinin 1973 sonrasında dünya ekonomisini nasıl temelinden sarstığını anlatmak değildir.Bununla beraber OPEC kararlarının Türk ekonomisine yaptığı dolaylı ve dolaysız tesirleri anlatabilmek için konuya belli ölçüde girmek zorunluğunu duyuruyoruz.
OPEC kartelinin, petrol fiyatlarını çok kısa bir süre içinde dört katına çıkarıp sonra da fiyatları artırmaya devam etmesi petrolü üretim girdisi ve tüketim amacı olarak kullanan ülkelerin evvela dış ödemelerinde, sonrada ekonominin bütününde büyük tahribat yaparak her ülkenin iç ekonomik dengesini bozduğu gibi uluslar arası ekonomik ilişkilerde de büyük sıkıntılar doğurmuştur.
Böylece, sanayileşmiş ülkelerin döviz rezervleri azalmış, iç fiyatlar hızla yükselmiş ve meydana gelen enflasyon bir anlamda maliyet enflasyonu niteliğinde olduğundan enflasyonla işsizlik, fiyat artışı ve ekonomik durgunluk bir araya gelmiştir.
“Stagflasyon” denilen, bir anlamda çelişkili sayılan bu durumun tesiri uzun süre devam etmiştir.Dünyada enerji tasarrufu tedbirlerine hız verilmiş ve petrol yerine başka enerji kaynakları ikame edilmeye çalışılmıştır.
Bunun sonunda kısmen planlı, iradi ve kısmen de imkansızlık yüzünden kontrol altına alınan,dünya petrol talebi OPEC’te panik yaratmış, hatta OPEC’in dağılayacağı haberleri yayılmıştır.Bugün için OPEC parçalanmasa bile birkaç yıl için petrol fiyatlarını dikte etme gücü kaybetmiştir.
Petrol şokları karşısında kalan dünya ülkelerini iki grupta mütalaa edebiliriz.birinci gruptakiler, zengin diyebileceğimiz sanayi ülkeleridir.Bu ülkelerde petrol şoku, petrol ithal maliyetini ve genel maliyetleri artırarak enflasyon yaratmış, üretim zayıflamış, büyüme hızları düşmüş, işsizlik artmış, döviz rezervleri azalmıştır.Ancak bu ülkeler güçlü bir yapıya, büyük potansiyele, teknolojik bilgi ve sosyal disipline sahip oldukları için petrol şoklarını massetme (absorbe) güçlerini iyi kullanmış ve ekonomilerini çökme noktasına getirmemişlerdir.Bu sanayi ülkelerinin, petrol şokları karşısında, sahip oldukları birinci özellikleridir:”Şok absorbe etme güçleri.”
Sanayi ülkelerinin petrol şokları ile ilgili ikinci özellikleri, şokların doğurduğu olumsuz tesirlerin bir bölümünü başka ülkelere aktarma(transfer)güçleridir.
Petrol fiyatlarındaki hızlı artış zengin sanayi ülkelerinin sınai mamuller maliyetini yükseltince onlar da (ihracatçı sanayi ülkeleri) ihraç mal
larının fiyatlarını yükseltmişlerdir. Bu da onların petrol şokunu transfer güçlerini oluşturmuştur. Nitekim, petrol şokuna maruz kalan İngiltere ve Amerika gibi sanayi ülkelerinde bugün enflasyon hızı % 5’in çok altına düşmüş ve büyüme hızları da Amerika’da % 4’ü aşmıştır. Bu basit örnek ileri sanayi ülkelerinin petrol krizi dönemindeki şok absorte etme ve şok transfer etme güçlerinin büyüklüğünü gösterir.
Buna karşılık gelişmekte olan ülkelerin durumu yukarıdakinin tam tersidir. Bu ülkelerin ekonomileri tam güçlü olmadığı, döviz rezervleri çok sınırlı, ödemeler dengeleri aleyhte, dış borçları büyük olduğundan petrol şoklarını massedememişler ve çok büyük enflasyon ve ekonomik istikrarsızlılarla karşı karşıya kalmışlardır.
...İkincisi, sınai ülkeler ihraç mallarının fiyatlarını hızla artırdıklarından bu ülkeler ikincil ( Sekonder) bir petrol şoku ile karşı karşıya bulunmuşlardır.
Üçüncüsü, bu ülkelerin çok azı petrol şokunu ihraç yolu ile transfer edecek güce sahip bulunmuşlardır.
Böylece gelişmekte bulunan ülkelerin hemen tamamı;
1) Petrol fiyatındaki büyük artışların tesirlerini
2) Petrol fiyatındaki artışın dolaylı tesirleri massedememiş ve,
3) Buna ek olarak bu şokları ihraç yolu ile transfer edememişlerdir
Bunun sonunda ülkelerin çoğu büyük enflasyon ve istikrarsızlığa maruz kalmışlardır.
Türkiye bu ülkeler arasındadır.
1973-1980 döneminde Türkiye şok massetme ve şokları transfer etme gücüne sahip mi idi ?
1963-1973 döneminde döviz stoklarının bir ara 2 milyar dolara ulaşması o dönemin için büyük şaşkınlık yaratmış, bu kadar büyük döviz stoku ile ne yapılacağı bir süre tartışılmıştı. Ancak Türkiye, ekonomisinin büyüklüğüne ve dış ticaret hacmine, ithalatına, dış ödemeler açıklarına kıyasla, çok sayılamayacak döviz rezervine sahip bulunmuştur.
İkincisi, Türk ekonomisi ihracata dönük değil, ithal ikamesi yapan bir sınai yapıya sahip bulunmuştur. Türkiye, ara malı ve yatırım malları ihtiyacının çok büyük bir bölümünü hala ithal eder durumdadır.
Üçüncüsü, Türk ekonomisinde fiyatlar iç ve dış krizlere karşı yukarı doğru çok hassastır. Teknik bir ifade ile fiyatlar yukarı yönde aşırı derecede hassas, aşağı yönde yani düşüş istikametinde katıdır. Buna, kısa vadeli hesaplama, spekülasyon eğilimini de kattığımız zaman ülkede enflasyon mekanizmasının bir parçası ortaya çıkmış olur.
Türk ekonomisi üretim şartları, pazarlama gelenekleri, satıcı-alıcı zihniyeti, davranış ve psikoloji ile fiyat şokları hızla büyütüp yaygın bir enflasyon yaratmaya müsaittir. Başka bir ifade ile bütün üretim ve ticaret ünitelerinde maliyet artışlarını büyüterek öteki ünitelere transfer etme gücü ve isteği büyüktür.
Dördüncüsü, Türk ekonomisi büyük ihraç potansiyeline sahip olmadığı gibi maliyet artışlarını ihraç yoluyla transfer imkanına hiç sahip değildir.
Türk ekonomisinin saydığımız bu yapısal özellikleri, petrol şoklarının dolaysız ve dolaylı tesirlerini massetmesine imkan vermemiştir. Öte yanda bu şokların belli bir bölümünü ihraç yolu ile dışarı aktarma gücü de gözle görülür boyutlara ulaşamamıştır. Bunun sonunda ekonominin sahip olduğu fiyat iletkenliği dolayısıyla, iç fiyatlar hızla artmaya başlamış, bazı girdilerin yokluğu dolayısıyla kapasite kullanım oranı düşmüş, bu da maliyet ve fiyat artışına yeni bir sebep olmuştur.
Böylece Türk ekonomisi kendi iç bünyesinde büyük bir fiyat iletkenliği ile dönem (1973-1980) sonlarına doğru % 100’e varan enflasyon hızına varmış, kişi başına büyüme haddi sıfıra düşmüş ekonomi büyük tahribata maruz kalmıştır.
1973-1980 döneminde Türk ekonomisi dıştan gelen şokları kısmen massetme ve kısmen onu başka ekonomilere transfer etme gücüne sahip değildi. Bu sebeple ekonomi,
Kısmen dış şokların tesiri,
Kısmen kendi iç yapısının enflasyon yaratma özelliği,
Kısmen de iç ve dış olumsuz tesirlerin sonuçlarının bir bölümünü dışarı aktaramaması yüzünden, tarihin en büyük enflasyonlarından birine sahne olmuş, çok ciddi dar boğazlarla karşı karşıya kalmış, gelir dağılışında dengesizlikler belirmiş, reel gelir milli gelir artışı hızı düşmüş, kişi başına ekonomik büyüme hızı sıfıra inmiştir.
1973-1980 döneminde Türk ekonomisinin dikkati çeken belli başlı sıkıntıları şunlardır.
Döviz dar boğazı en büyük sorun olarak dikkatleri çekmiştir.
Kısmen döviz darboğazı ile ilgili olmak üzere enerji dar boğazı üretimi yavaşlatan, önemi büyük bir konu olmuştur.
Döviz ve enerji dar boğazlarının doğurduğu ikincil ve onlara bağlı ithal edilmiş ara malları ve yatırım malları dar boğazları ekonomide birbirine bağlı olmak üzere üretim aksamalarına yol açmıştır. Bu aksama ekonomimizin teknik yapısına ve endüstriler arası ara malı alış veriş tablolarının özelliğine göre bütün ekonomiye yayılmıştır.
1950’lerde özellikle planlı dönemde hız kazanan ithal ikamesi Türk ekonomisinde sınai yapıyı değiştirmiş ve buna bağlı olarak ana darboğazların ve ondan doğan ikinci, üçüncü grup darboğazların ekonomiye yayılma ve ekonomiyi olumsuz yönde etkileme gücünü artırmıştır.
Eğer Türk ekonomisi belli bir sanayileşme ulaşmamış olsa ve ithal ikame yapan büyük bir kısmı ara malı ithal eden sanayi ünitelerinden oluşmasa idi döviz darboğazı, sadece ithalatı daraltır, fakat bunun içeride dağılma ve yayılması sınırlı kalırdı. Türkiye’nin sınai yapısının değişmesi, içe dönük sanayie sahip olması ve ihracata dönük gücünün zayıf olması, hem döviz darboğazının ve enerji darboğazının tahrip edici gücünü artırmış, hem de enflasyon ihraç eden bir ekonomi olmasını önlemiştir. Hatırlanacağı gibi 1976’dan sonra çok sözü edilen bir terim vardı: ‘’ İthal edilmiş enflasyon’’ Bu, kısmen doğru idi. Türk ekonomisinde 1979’da doruğa ulaşan enflasyon kısmen ithal edilmişti. Ancak Türk ekonomisi, ayrıca, enflasyon yaratan ve enflasyonu şiddetlendiren bir mekanizmaya, bir yapıya da sahipti. 1976 sonrası enflasyonunda dış ve iç faktörlerin karşılıklı etkileşmelerinin büyük rol oynadığını unutmamak gerekir.
1973-1980 DÖNEMİNDEN ALINACAK DERSLER
1973-1980 dönemi dengesizlikler, enflasyonlar, darboğazlar, gelir dağılışı çarpılmaları, üretim azalışı, büyümenin sıfıra inmesi gibi ekonomi tarihimizde nadir rastlanan sıkıntı dönemidir. Ancak bu dönem aynı zamanda ampirik ders ekolü niteliğini taşır. 1973-1980 yılları bu açıdan değerlendirilirse, çekilen sıkıntılara karşılık yerinde iktisadi tedbirlerin gereğini ve olumlu sonuçlarını belirtmesi, iktisadın bir ilim olduğunu anlatması bakımından çok büyük bir öneme sahiptir. Türk ekonomisi ve iktisat politikası yapıcıları bu dönemde ilk kez iktisat kanunlarının anlamı, ekonomi kurallarının önemi, bilgi ve basiretler hazırlanmış iktisat politikalarının neler yapabileceğini tartışmaya başlamış bulunuyorlardı. Yıllar boyu hazineye yük olan kamu iktisadi teşebbüslerinin enflasyon kaynağı olmaktan çıkarılması sorunu tartışılırken özel sanayiin ve özel üretimin önemli meseleleri de ele alınabiliyor, özel kesimde tekeller, oligopoller ilk defa ilgi kazanıyordu.
1973-1980 döneminin sonlarına doğru ilk defa ana darboğazların ekonomiye nasıl yayıldığı, üretim mekanizmasını nasıl felce uğrattığı, kullanılmayan üretim kapasitesine nasıl yol açtığı, maliyetleri nasıl artırdığı ve bunu zincirleme tesirlerle ve kartopu gibi büyüyerek ekonomiye nasıl yayıldığı acı bir ders olarak ilk defa görülüyordu.
Açık, sistemli ve bilimsel olmasa bile gerek iş alemi, gerek iktisat politikası yapıcıları ekonomik dengenin ve dengesizliğin ne olduğunu, bir noktadaki sıkıntının bütün ekonomiye nasıl yayıldığını görüyorlardı.
1973-1980 dönemi ithal ikamesine ağırlık veren sanayileşme politikalarının yetersizliğini gözler önüne serdi. İthal ikamesi stratejisinden sorumlu olanlar bir şey söylemese bile bunun acısını çektiler. Gümrük himayesi ile gelişip iç piyasaya mal arz eden endüstriler ham madde ve ara malı bulamadıkları zaman dövizin değerini anladılar. Dövizin önemi ve değeri bilinçlerinin altına ihracatın yerini acı acı yerleştirdi.
İç piyasanın rahatlığına, kendine has özelliklerinden doğan rehavetine alışan üretim, inşaat ve ticaret üniteleri iç talebin kısılması ve iç depresyon yüzünden dışa açılmak, ihracata dönmek istedikleri zaman dünya ekonomi laboratuvarının asit testi ile karşılaştılar. Dünya ölçü ve standartları, ekonomik kural ve yöntemleri karşısında bileklerinin gücünü denediler. Bu alandaki yetersizliğin samimi olarak itiraf edilmesi bile Türk ekonomisi için bir kazanç oldu. IMF uzmanları yardım şartları kollarının altında ufukta gözükmüşlerdi. Türk ekonomisi centleri, dolarları ya bulacaktı ya duracaktı. Ekonomide, yeni bir dönem başlamak üzere idi. 1979 ekonomik bunalımı ciddi kararlar, ciddi tedbirlerle dolu yeni bir günün doğması bekliyordu ve ona katlanmaya ister istemez hazırdı.
Türk ekonomisi 24 Ocak 1980 kararlarını almayı ve onun arkasından tam 3 yıl sona 1983 Aralık sonu ev Ocak 1984 kararlarını almayı, onu kabul etmeyi adeta bekliyordu.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
