Şeyh Ahmet Yasin’in cezaevi arkadaşı Selahaddin Eyyübi İsa, Vakit’e konuştu:

Gazze Mülteci Kampı’nda muhabirimiz Adem Özköse’nin sorularını cevaplayan HAMAS’ın kurucularından Selahaddin Eyyübi İsa, Ahmet Yasin’le olan cezaevi anılarını anlattı.


“Filistinliler olarak İslâm dünyasının tekrar uyanıp bir halife etrafında toplanacağı günlerin Türkiye’de İslâm’ın zafer kazanmasıyla olacağına inanıyoruz. Çünkü İslâm âlemine önderlik yapacak tek coğrafya, Osmanlı’nın dünyayı yönettiği coğrafyadır. Filistin’in de, Kudüs’ün de, Irak’ın da kurtuluşu Türkiye halkının elindedir. Ben hayatım boyunca şeref duyabileceğim birçok iş yaptım. Fakat beni en çok gururlandıran şey; dedemin Osmanlı Ordusu’nda bir asker olmasıdır.”


“Şeyh Ahmet Yasin’de inanılmaz bir sabır vardı. Birlikte cezaevine girdiğimizde, ben bazen halimizden şikâyetçi oluyordum. Fakat o; vücudunun yarısından fazlası tutmadığı halde, bir gün bile halinden şikâyetçi olmadı. Kaldığı tek kişilik hücreden bana moral verir, Allah katında bizi nimetlendirecek en büyük amelin O’nun yolunda çekilen sıkıntılar olduğunu söylerdi.”


Filistin özgürlük mücadelesi yıllardır efsanevî önder Şeyh Ahmet Yasin'le aynileşti. Onun İsrail zindanlarındaki İsrail’e karşı dik duruşu, ‘İntifada’nın en önemli motivasyon kaynağı oldu. Filistin’de HAMAS’ın elde ettiği zaferin ardından görüştüğümüz birçok Filistinli; “Bu zafer, Şehid Ahmet Yasin’in zaferidir. Çünkü HAMAS’ı bugünlere o getirdi” yorumunu yaptı. Biz de Şeyh Ahmet Yasin’in en yakın arkadaşı ve HAMAS’ın kurucularından olan Selahaddin Eyyübi İsa ile Şehid Yasin’i, HAMAS’ı ve Halid Meşal’in Türkiye ziyaretini konuştuk. 1967 yılından beri Filistin’e dönmesi yasak olan 80 yaşındaki Eyyübi İsa, tam bir Osmanlı hayranı... Hâlâ Gazze Mülteci Kampı’nın sorumluluğunu yapan Eyyübi İsa’nın Ahmet Yasin’le olan anıları son derece ilginç...


- Kamptaki mülteciler, sizin Şeyh Ahmet Yasin’in en çok sevdiği dostu olduğunuzu söylüyorlar. Yasin’le arkadaşlığınız nasıl başladı?


- 1955 yılında bir arkadaşımı ziyaret etmek için Refah’tan Gazze’ye gitmiştim. Öğle ezanı okununca, namazımı kılmak için Gazze’de küçük bir camiye girdim. Namaz sonrası yüzü nur saçan bir adamın gençlere konuşma yaptığını gördüm. Adam, İslâm’ı ve Müslümanların işgal altındaki topraklarının kurtuluşu için mücadele etmenin faziletlerini öyle güzel anlatıyordu ki, konuşmasından çok etkilendim. Konuşma bittikten sonra bir gence bu adamın kim olduğunu sordum. O da bana “Bu, Gazzeli gençlerin çok sevdikleri Şeyh Ahmet Yasin’dir. Gel istersen seni onunla tanıştırayım” dedi. Daha sonra tanışmak için Şeyh’in yanına gittik. Ona karşı ruhum ısınınca hemen Ahmet Yasin’e yakın olabilmek için Refah’ı terk edip Gazze’ye gelmeye karar verdim. Böylece Şeyh’le olan sıkı dostluğumuz başlamış oldu.


- Bir arkadaş gözüyle nasıl bir insandı Ahmet Yasin? Bize onun kişiliğinden bahseder misiniz?


- Şeyhimiz tam bir Allah âşığıydı. İbadetlerine öyle dikkat ederdi ki, hastalığı nüksettiği anlarda bile kendisini sabah namazına camiye götürmemi isterdi. Özellikle gençleri çok severdi. Bir genç gördüğü zaman çocuk gibi sevinirdi. Bana sık sık; “Bu gençlerin yüzüne baktığım zaman İslâm’ın yeryüzüne hâkim olacağı günleri görüyorum” derdi. Şeyh’te ayrıca inanılmaz bir sabır vardı. Birlikte cezaevine girdiğimizde, ben bazen halimizden şikâyetçi oluyordum. Fakat o; vücudunun yarısından fazlası tutmadığı halde, bir gün bile halinden şikâyetçi olmadı. Kaldığı tek kişilik hücreden bana moral verir, Allah katında bizi nimetlendirecek en büyük amelin O’nun yolunda çekilen sıkıntılar olduğunu söylerdi.


- Cezaevine ilk girişinde mi birlikteydiniz?


- Evet.


- Niçin tutuklanmıştınız?


- O zamanlar Gazze, Mısır’ın kontrolü altındaydı. Biz de İhvan’ı Müslimin’deki kardeşlerimizle çeşitli İslâmî faaliyetler yapıyorduk. Şeyh’in insanlara İslâm’ı anlatması, onları cihada teşvik etmesi birtakım çevreleri korkuttu. Belli bir zaman sonra, İhvan üyesi olduğumuz bahane edilerek gözaltına alınıp Şeyh’le birlikte cezaevine atıldık.


- Şehid Ahmet Yasin’le birlikte geçirdiğiniz cezaevi günlerinizi dinleyebilir miyiz?


- Şeyh’i ve beni teker kişilik hücrelere koymuşlardı. Birbirimizin yüzünü göremiyorduk ama; birbirimizle konuşabiliyorduk. Şeyh her sabah kalktığında hücresindeki demir parmaklıkların önüne gelerek gardiyanlara hitaben; “Biz Allah’tan başka kimseyi kanun koyucu olarak kabul etmiyoruz. İzzet ve şeref ancak Allah’a aittir. O yeryüzünün ve gökyüzünün yaratacısıdır. Rabbimiz zalimleri elbet bir gün müminlerin eliyle cezalandıracaktır” diye bağırırdı. Gardiyanlar çoğu kere onu tehdit eder, dövmeye kalkar; fakat Şeyh her sabah aynı sözleri tekrarlardı. Devamlı hücresinde Kur’an okur, o Kur’an okumaya başladığı zaman hücrelerdeki diğer mahkûmlar büyük bir sessizlikle Şeyh’i dinlerlerdi. O günler inanın bizim için çok bereketli ve faydalı günlerdi.


- HAMAS’ın kurucuları arasında da yer aldınız? HAMAS’ı kurarken bugünlere geleceğinizi düşünüyor muydunuz?


- Buna olan inancımız sonsuzdu. Çünkü biz, Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılmak için yola çıkmıştık ve Rabbimizin bu amaçla yola çıkanları mutlaka zafere eriştireceğine dair müjdesini biliyorduk. 1967 yılında İsrail istihbaratının Gazze’nin her yerinde beni aradığını öğrendik. Şeyh bana Filistin’i terk edip, başka bir ülkeye gitmemi söyledi. Çünkü İsrailli ajanların beni öldürecekleri istihbaratını almıştı. Ben de Şeyh’in emrine uyarak, aynı gece Filistin’i terk ettim. O günden sonra Şeyh’le devamlı aracılar vasıtasıyla haberleştik. HAMAS kurulurken de yine aracılar vasıtasıyla görüş alışverişinde bulunduk. Bir de ben Şeyh’in içinde bulunduğu her işin mutlaka başarıya ulaşacağına inanıyordum. Çünkü o ihlaslı bir şekilde sadece Allah’ın rızasını kazanmak için çalışırdı. HAMAS’ın zaferi bir bakıma Şeyh’in zaferidir. Onun da dünya gözüyle bugünleri görmesini çok isterdim.


- Şeyh’in şehadet haberi alındığında Gazze Kampı’nda neler oldu? Ne tür duygular hissettiniz?


- Hepimiz heyecanlandık, İsrail’e karşı daha bir öfkeyle dolduk. Normalde benim Gazze Kampı’nın camilerinde konuşma yapmam, hutbe okumam Ürdün devleti tarafından yasaklanmıştı. Fakat Şeyh şehid olduğu gün, Selahaddin Eyyübi Camii’ne giderek, kamptaki herkesin camide toplanması için anons yaptım. Caminin içi ve dışı tıklım tıklım doldu... 7’den 70’e kamptaki bütün Filistinlilerden topraklarımızda bir tek Yahudi kalmayıncaya kadar mücadele etme sözü aldım. Gençler hep bir ağızdan, Şeyh Ahmet Yasin’in yolunu sürdeceklerine dair Allah’a söz verdiler.


- Batılı devletler, HAMAS iktidarıyla birlikte Filistin’e yapacakları yardımları keseceklerine dair tehditlerde bulunuyorlar. Bu tehditler hakkında neler söyleyeceksiniz?


- Filistinlilere rızkı verecek olan Allah’tır. Onun için Batı’nın maddi yardımları kesme tehdidi HAMAS’ı yıldıramaz. Ayrıca İslâm âlemi HAMAS’a yardım etmek için şu an seferber olmuş durumda... Cezayir’den, Arabistan’dan, Malezya’dan, Endonezya’dan mümine bacılarımız, bileziklerini HAMAS’a yardım için göndermek istediklerini söylüyorlar. Bazı Müslüman devletler de HAMAS’ın Filistin’de başarılı olması için her türlü maddi desteğe hazır olduklarını bildirdiler. Bir de şunun bilinmesi gerekiyor. Batılı devletlerin şimdiye kadar Filistinlilere yaptıkları yardımlar, Filistin halkına ulaşmıyordu ki... FKÖ liderleri bu paralarla yurtdışında kendilerine hesaplar açtırıp, lüks evler alıyorlardı. Onun için bu yardımların bundan sonra bizim için çok da önemi yok...


‘Türkiye’yi kendi vatanımız gibi görüyoruz’


- Halid Meşal ve ekibinin Filistin’deki seçim zaferinin ardından Türkiye’ye yaptığı ziyaret hakkında neler düşünüyorsunuz?
- Biz Türkiye’yi kendi vatanımız gibi görüyoruz. Çünkü Türkiye, Filistin’in halifesi olan Sultan Abdülhamid Han’ın ülkesidir. Ayrıca, İslâm dünyasının tekrar uyanıp bir halife etrafında toplanacağı günlerin de Türkiye’de İslâm’ın zafer kazanmasıyla olacağına inanıyoruz. İnanın siz dirilirseniz, Ümmet de dirilir. Çünkü İslâm âlemine önderlik yapacak tek coğrafya, Osmanlı’nın dünyayı yönettiği coğrafyadır. Filistin’in de, Kudüs’ün de, Irak’ın da kurtuluşu Türkiye halkının elindedir. Ben hayatım boyunca şeref duyabileceğim birçok iş yaptım. Fakat beni en çok gururlandıran şey; dedemin Osmanlı Ordusu’nda bir asker olmasıdır. Hâlâ daha Batılı devletler Osmanlı’nın torunlarıyla Arap halkının arasını bozmak için inanılmaz bir çaba gösteriyor. Fakat bu çaba asla başarıya eremeyecektir. Çünkü Osmanlı bizim halkımızın gönlünü fethetmiştir. Halid Meşal ve ekibinin Türkiye ziyareti bizi son derece sevindirdi. Fakat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Halid Meşal’le görüşmemesine bir türlü anlam veremedik. Aklımıza ‘Şaron’la görüştükleri halde, niçin Meşal’le görüşmüyorlar?’ sorusu geldi. Biz Türk halkını çok seviyoruz. Türk halkı yıllardır, Filistin davasına elinden geleni bütün desteği verdi. Aynı duyarlılığı bundan sonraki süreçte hükümetlerden de bekliyoruz