Özdek...
Özdeğin Mantığı...
Özdek, sonsuza bölünebilirlik olarak, İtmedir (çoğulluk, kendi-dışında-varlık, bağımsızlık, süreksizlik vb. kıpısı); bu ona dışsal değil, ama onun kendi iç doğası, kendi eytişimidir; aynı zamanda, Özdeğin bu bölünebilirliği onun birleşebilirliğinin bir anlatımıdır: İtme mantıksal olarak ve edimsel olarak o denli de Çekmedir (süreklilik kıpısı).
Çekme olmaksızın İtme analitik bir kuruntudur. Ya da, biraz derin düşünce çabası bizi eytişimsel kavrayışa götürebilir, ve Çekmenin kendini bir Kuvvet olarak aklayabilmek için İtmeye karşı işlemesi gerektiğini ve böylece kendinde ondan saltık olarak ayrılamaz olduğunu (ve evrik olarak) görebiliriz. Bu kuvvetlerden soyutlanmış özdek anlağın düşünsel özdeğidir, edimsel olarak varolmayan analitik özdektir (tek yanlı kesiklilik kıpısı).
Fiziğin kötü bir terminoloji ile atom-altı dediği parçacıklar henüz sağın bir ussallık göstermemelerinin yanısıra, özdeğin gerçekten atomik çözümlemesine bütünüyle ilgisizdirler. Analitik / görgül yöntem sonsuz küçüklüğe doğru her derinlikte aynı ussal sorunla bir kez daha karşılaşacaktır.
Kuvvet nedir? diye sorulduğu zaman, doğal bilinç ona doyum verecek kesin bir yanıt ister, duyulur, ele gelir, somut dediği bir nesne gösterilmesini bekler. Oysa kuvvet yalnızca uzay ve zaman kavramları ile, ya da bunların birliği olarak özdek kavramı ile ilişkilidir, ve doğal bilinç beklediği duyulurluktan sonsuza dek yoksun kalır.
Newton Pricipia da Yerçekimi nedir? ya da Yerçekiminin nedeni nedir? diye sorar. Çekimin, özdeğin çekiminin, ya da Yerçekimi dediğimiz kuvvetin nedeni kendisidir, tıpkı özdeğin nedeni de özdeğin kendisi olması ve aynı zamanda uzay ve zaman ile zorunlu mantıksal bir bütünlük içinde olması gibi. Özdek neden olarak başka birşeyin, Uzay neden olarak başka birşeyin, Zaman neden olarak başka birşeyin etkisi ya da türevi olsaydı, bununla belki de tasarımsal düşünce alışkanlığı doyum bulmuş görünür, ama kavramsal / eytişimsel ilişkinin yerine görgül nedensellik ilişkisi geçirilmiş olurdu (görelilik kuramında etherden ayrı olarak Uzayın özdekselleştirilmesi Uzay-Zaman-Özdek eytişimine bütünüyle ilgisiz bir uydurmadır ve yalnızca uzayın bükülmesini,kısalıp uzamasını vb. sağlamak için amaçlanır). Eytişim olgulara, şeylere bu düzeneksel / dışsal ilişkiden bütünüyle başka bir bakış açısını getirir. Newton tümevarımcı deneyim ve gözlem yöntemiyle bir çözüme bağlayamayacağını çok iyi bildiği sorunu yalancı çözümlerle geçiştirmez, önsavlar uydurmaz, sonunda Tanrının sorumluluğuna bırakır: Bütün uzay Tanrının sensoriumu, tanrısal duyu alanıdır, ve Yerçekimi Tanrının denetimindedir. Mantıksal sorun, pozitivizmin de kabul etmede hiçbir duraksama göstermediği gibi, bir yana atılır. Gerçekte, bu büyük gizemci ve simyacı, bu hiç kuşkusuz büyük matematikçi, tüm özdek ve devim biliminin kilit öğesi olan dy/dx eytişimini modernlerin hiç birinin göremediği bir yolda kavrayan (Lemma 11) bu olağanüstü disiplinli us, çok büyük bir haksızlıkla kurucusu olarak görüldüğü Mekanik bilimine inanmak bir yana, özdekçilik olarak gördüğü bu anlayıştan nefret ediyordu. Newton tüm pozitivizmine karşın, aynı zamanda ona yüklenen tüm imgeler arasında özellikle dinden nefret eden pozitivist araştırmacı tipinin tam tersine de anlatım verir.
Özdeğin çekme ve itme kuvvetlerinin birliği olarak anlaşılması Evrensel Yerçekimi Yasası denilen ama gerçekte analitik bir tasarımdan daha ötesi olmayan ve böylece ne Newton'un kendisini ne de genel olarak fiziği doyurmayan yorumun değerini anlamımızı sağlar. Bu tasarımda yerçekimi kuvveti yalnızca ve yalnızca çekme kıpısına indirgenir, ve bunun bile yapılan gözlemlere bağlı olduğu, böylece yasanın aslında bir tümevarım olduğu, böylece güvenilmez, böylece çürük olduğu söylenir. Gerçekte doğal mantık bile, giderek doğal dil bile yerçekimi ve çekim kavramlarını eşitlemez, ve her birini ayrı ayrı sözcüklerle anlatır (ve gene de aradaki ayrımı kavraması hiç de kolay bir iş değildir. Eğer Evrensel Yerçekimi Yasası modern fiziğin sandığı gibi yalnızca bir çekme kuvveti olsaydı, tüm özdek elbette tek bir noktada toplanır, tek bir noktada yiter, giderek patlayacak birşey olmazdı.
Özdek özdeği niçin çeker ya da iter? diye sorabiliriz. Biricik yanıt özdeğin doğasının kendini ayırmak ve o denli de birleştirmek olduğu olmalıdır. Bu belirlenimleri soyutlayın, özdek de soyutlanır.
Özdek niçin çeker (ya da iter)? sorusu bir üçüncü etmeni, bu çekmeye ve itmeye neden olan dışsal bir etmeni varsayar. Ama bu da bir başka dışsal etmeni varsayacaktır.
Özdek kendi içinde çekme olduğuna göre, bu belirlenimini olgusallaştırıyor olmalıdır: Evren bir plenumdur. Ama itme kıpısı da belirlenimini olgusallaştırıyor olmalıdır: Evren bir vakumdur.
Kendine Yeni Fizik diyen ve böylece Fizik olarak bildiğimiz şeyin eskidiğini ve geçersizleştiğini doğrulayan modernist bakış açısının Atomları hiç kuşkusuz gerçek atomlar, kesilemezler değildir. Onlar kesilebilirdirler. Yalnızca Atom tasarımlarıdırlar, Atom Kavramı değil. Atom Kavramı sonsuza bölünebilirliktir. Sürecin bir noktada durabileceğini, bölünemeyene erişilebileceğini Demokritos'un kendisi de doğrulamaz.
Eğer bu yalın çekme-itme ilişkisine özdeğin yasası dersek, bundan yapılan tümevarım tüm özdeğin tüm özdeği çektiği ve ittiğidir. Eğer buna yalın olarak çekim değil ama karşıtların birliği olarak yer-çekimi yasası dersek, bu yasa hiçbir yasa-dışını, hiçbir kural-dışını tanımayacaktır. A priori ya da tüm deneyime önsel olarak biliriz ki tüm cisimler birbirlerini çekmektedirler. Newton bu yasayı gözlemleri yoluyla türettiği söyler. Bir genelleme yaptığını söyler. Ama bu yüzden böyle bir tümevarımın saltık olamayacağını, tersine göreli olacağını ekler. Bu görgücü ilkeye göre, tüm cisimlerin birbirlerini çektikleri ileri sürülemez. Kimi cisimler bu yasayı tanımayabilirler. Doğa ussal değildir. En iyisinden yarı-ussaldır, ve olumsallığa, şansa yer vardır, ve pozitivist bilinç bu yorum zemininde ancak tahminlerde bulunabilir. Bilgi gitmiş, yerini sanıya bırakmıştır.
Böyle bir düşünce yapısının nelere açık olacağını çıkarmak güç değildir. Tansıklar olanaklıdır. Ya da, Evren ya da Tanrı saçmalayabilir, bizi şaşırtabilir, kapris yapabilir. Her uzayda ve her zamanda geçerli yasa diye birşey yoktur.
Bu görgücü uslamlamayı ciddiye alan fizikçilerin işi nereye vardırdıklarını önce Newton'un boşinançları gösterir. Sonra David Bohm'un boşinançları gösterir.
Bu görgücü uslamlamayı ciddiye alan Einstein özdek düşünüldüğü sürece vardır der.
... özdeksel cisimler, ki herşeye karşın, ancak düşünüldükleri sürece varolurlar... Einstein
Einstein bu sözleri söylediğine pişman olmuş olmalıdır çünkü bir daha bu doğrudanlıkları içinde yinelenmezler. Böyle çarpıcı bir bildirimi Einstein gibi biri hiç kuşkusuz ağzından ya da kaleminden kaçırıvermez. Ne dediğini bilerek söyler. Bildiği duyusal algı üzerine kurulu olma savındaki bir dünya görüşünün özdeğe varlık yükleyemeyeceği, çünkü duyumsanan şeyin özdek değil ama duyumlar olduğudur. Duyumdan özdeğin varoluşunu çıkarsamanın duyumdan herşeyin varoluşunu çıkarsamak demek olacağıdır.
David Hume da Özdeğin varoluşunu yadsır. Ve Berkeley de. Aynı nedenlerle. Einstein 1917 Görelilik kitabında Hume'un büyük hizmetlerinden yararlandığını söyler. Hume'u dikkatle, anlayarak okumuş olduğunu kabul etmeliyiz.
Bu bakış açısına idealizm denmesinin nedeni felsefi olmayan bilinç için, görgücülük için idea ile anlaşılan şeyin bilinçteki düşünce olmasıdır. Platon İdea ile bütünüyle başka birşeyi, nesnel varoluşu olan ilkeleri demek istiyordu. Ve onun mantığında idealar erişilemez bir öte yana ait olmak bir yana, tersine aynı zamanda bireysel-duyusal şeyleri katılan biçimlerdi. Bu ideanın gerçek kavramıdır, ve kavram olarak kendisi ile olgusallık-nesnellik olarak yine kendisinin birliğidir: Biçimsiz Şey yoktur, ya da varolan herşey İdeadır. Ancak bu kuram bilinemez kendinde-şey tasarımının geçersizliğini tanıtlayabilir. Özdek ideası için de aynı şey geçerlidir. Salt bendeki bir Kavram olarak, salt öznel olarak Özdek elbette bir düşüncedir, ve özdek olarak özdeğin bilincimde olmanın dışında başka hiçbir varoluşu yoktur. Ama bilincin idealizmi bilinçsiz bir idealizm, kötü bir idealizmdir. Buna karşı idea gerçekte nesneldir, bilincimden bağımsızdır, duyusal ya da uzaysal-zamansal değildir. Bir gizillik, bir kendindeliktir. Ama bu açımlama bile ideayı soyutluğu içinde tutmayı sürdürür, ve somut olarak idea biçimsel ve özdeksel olanın, ideal ve reel olanın, kavram ve olgunun birliğidir.
Özdekçilik olarak bilinen bakış açısı görgücülükten ayrıdır. Bu bakış açısı Özdeği saltık olarak, soyut ilk olarak, herşeyin temeli olan bir kendinde olarak alır. Bu bilincin tinsel değil ama özdeksel dünyasında Özdek çıkarsanmaz ama yalnızca varsayılır. Bundan daha doğal bir varsayım olamaz, diye düşünülür. Elbette. Ama varsayım gene de varsayım olarak kalır. Bu tutumunda bu bilinç düşünmeyen özdeğe yaklaşır.
Özdekçilik özdekten duyumlara doğru iner, tüm bilginin duyular yoluyla kazanıldığını vb. ileri sürmek zorunda kalır. Bundan sonra karşımızda yine o sıradan görgücülük olarak çıkar.
Özdekçi bilinç hiçbir zaman sandığı gibi, hiçbir zaman sözcüğün doğruda, dürüst ve gerçek anlamında özdekçi değildir. Bu başarısızlığı ve tutarsızlığı onun iyiliğinedir. Eğer gerçekten sandığı ve istediği gibi özdeksel olsaydı, düşünemezdi. Ve duyumsayamaz ve duygulanamazdı bir granit parçası gibi, ya da daha iyisi kof bir kütük parçası gibi.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla