Cehalet Üzerine
George Orwell, 1984
Kutsal değerlerin anası nedir? Ahlak? Din? Sevgi? Onur? Hiçbiri... Tüm kutsallıkların anası cehalettir .
Cehalet olmasaydı kutsal değerler olmazdı; kutsallık ancak cehaletle mümkündür. İnancı mümkün kılan da cehalettir, bilge insan şüphecidir. İnsanların cehalete yatkınlığı bilgisizliğin ötesinde bir "cehalet istemi"ne varır.
"Kutsallık istemi" insani "cehalet istemi"ne götürür; kendine kutsal alanlar yaratmak isteyen insan, gönüllü olarak cehaleti seçer; çünkü kutsal alanlar karanlık kalmalıdır. Eskiden bazı kutsal sayılan değerlere kimse dil uzatamazdı, bugün bile cehalet istemi çok güçlüdür. O öyle çekici ve sinsidir ki, insanların en bilgeleri bile onun büyüsüne kapılıverir, açıklama vadeden felsefelerin ve dinlerin derinliklerinde yiter gider. İçleri gerçeğe ulaşma isteği ile dolu nice üstün beynin sonu böyle oldu, gerçeğe ulaşacaklarını sanırken cehalet batağına saplandılar, güçlerini ve istemlerini anlamsız tartışmalarda harcadılar. Oysa algısı açık olana gerçek apaçık ortada; bilmenin yolu gözlem ve deneyden geçer.
Oturup düşünerek, kolay yoldan evrenin sırlarının çözülebileceğine inanmak eskiden saflıktı, bugün ise ahmaklıktan başka bir şey değildir. İki türlü insan vardır: gerçeği arayanlar ve aramayanlar. İnsanların büyük çoğunluğu gerçeği aramaz ve gerçeğe ihtiyaç duyduğunda -çoğu zaman bilinçsizce- başkalarının formüllerini izler.
Arayanlar ise ikiye ayrılır: gerçeğe deney ve gözlemle ulaşacaklarını düşünen bilimciler ve gerçeğe metafizikle ulaşacaklarına inanan felsefeciler ve din adamları.
Bunların arasında en kötüsü din adamları ve peygamberlerdir. Gerçeği oturdukları ağaç dibinde veya dolaştıkları dağlarda bulduklarını iddia ederler. İnsanlara hep kan, acı ve düşmanlık getirdikleri halde kitlelerin bağırlarına bastığı da yine bunlar olmuştur, çünkü sistemleri sıradan insanın kutsallık ve aidiyet isteklerini karşılar.
Felsefeciler ise gerçeği düşünerek bulduklarına veya bulacaklarına inanırlar. Kutsal alanlara girmeye meraklı olduklarından zaman zaman toplumla ters düşerler. Ancak metafiziğe saplanmış olmaları nedeniyle tarihin başlangıcından beri düşünmelerine karşın ürettikleri yararlı bilgi yok denecek kadar azdır. Bilim için, kutsallık kavramı ve metafizik yoktur. Bu nedenle bilimci, anarşisttir; kural, kutsallık ve sınır tanımadan her şeye analiz etmek, bilgi edinmek için saldırır. Gerçeğin gerçek aşığı, tarih boyunca onun peşinde sınır tanımadan en çok koşmuş olandır o. Bilimsel metodolojinin gelişmesi ile artık bilimcinin kişisel olarak gerçeği aramak istemesine de gerek kalmamıştır, sistemin parçası olması yeter. İnsanlar, kutsal değerlerine tecavüz eden, tatlı hayallerini yıkıp yerine katı gerçekliği getiren bilimden ve bilimciden haklı olarak nefret ederler. Bilimcilerin eskiden olduğu gibi bugün de kazığa bağlanıp yakılmamalarının tek nedeni, sonunda haklı çıkmalarıdır. Tarihteki ilerlemelerin neredeyse tümü, onların eseridir. Günümüzün insanı, gerçeğin yararlılığı ile kutsallığın çekiciliği arasında sıkışıp kalmıştır:
Örneğin tip bilimi bir taraftan onu hastalıktan kurtaran ilaçlar geliştirirken, diğer taraftan da kutsal saydığı bilinç, ask gibi kavramları herkesin üzerinde söz sahibi olduğu büyülü olgular olmaktan çıkarıp birer uzmanlık alanına dönüştürmeye çalışmaktadır. Yine de geçen yüzyıllar kanıtlamıştır ki insanlar neye inanmak isterse istesin, gerçek sonunda galip gelecektir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

