• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    lider adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-02-2006
    Mesajlar
    45
    Karizma Gücü
    0

    Onay O'nun her halinde bir hikmet ve güzellik vardır

    Şer odaklarının dillerine doladığı konulardan biride Aişe validemizin yaş sorunudur. Aişe validemiz, Kainatın Efendisi ile sözlenmeden önce başka birisi ile sözlenmişti. Demek oluyor ki; Kainatın Efendisi ile nişanlanmasaydı, Mut'im'ın oğlu ile nişanlı kalacaktı.



    Kainatın Efendisinin Çocukları
    Kainatın Efendisi çok zor günler geçiriyordu. Elli yaşına gelmişti, bu yaşa kadar sadece bir tek evlilik yapmıştı oda Hazreti Hatice validemizleydi. Tarih boyunca İslam düşmanlarının ağızlarına dolandırdığı konuların başında Hazreti Muhammed'in çok evliğidir. Kainatın Efendisi (haşa) bu evliliklerinde cinselliği ön planda tutarak yaptı, karalamalarına verilecek çok güzel bir cevap var. Genç yaşında kendisinden onbeş yaş büyük bir kadınla evleniyor. Aradan yirmi beş sene geçiyor, kendisi elli yaşına, hanımı da altmış beş yaşına geliyor. Cinselliği ön planda tutan bir insan düşünün, erkek kırk beş yaşında, evli olduğu kadın altmış yaşında, o devrin sosyal ve kültürel koşulları da buna son derece müsaittir. Cinselliğe düşkün olan bir erkek bu şartlarda ikinci bir evlilik yapmaz mı? Kainatın Efendisi yapmadı, ta ki Hazreti Hatice validemiz vefat etti ondan sonra evliliği düşündü.
    Kainatın Efendisinin çocuklarından, biri hariç tamamı Hazreti Hatice'den dünyaya geldi. Hazreti Hatice'den doğan erkek çocukları yaşamadı. Her biri küçük yaşta vefat etti. Kimi kundakta, kimi henüz yürümeye başlarken vefat ettiler. O devirde kızlara değer verilmez, insan yerine de konulmazdı. Kainatın efendisinin kızları yaşayıp da, erkek evlatları yaşamayınca Kureyş kafirleri bunu da dillerine dolamıştı.
    İbnu Abbas Radıyallahu anhümâ anlatıyor:
    "Kureyşliler, birbirlerine küfrün ve sapıklığın devamını tavsiye ettiler ve aralarında:
    "Bizim üzerinde olduğumuz şey var ya, bu, o köksüz, sürgünün üzerinde olduğu şeyden daha doğrudur!" dediler. Kainatın Efendisi için; onda ve getirdiğinde bir hayır olsaydı kendine dokunurdu, bak erkek çocuğu olmadığı için soyu kuruyor, dediler. Bunun üzerine, Allah Teala hazretleri Kevser suresini inzal buyurdu.
    "Şüphesiz ki biz sana kevseri verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl arkası kesik, nesilsiz olan, sana düşmanlık edenin ta kendisidir."(1)
    Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in beş erkek çocuğu oldu. Bunlardan dördü Hz. Hatice Radıyallahu anhâ'dan; Abdullah, en büyükleri idi. Tahir, bu çocuğun Abdullah olduğu ve bunların üç tane oldukları da rivayetler arasındadır. Diğerleri de Tayyib ve Kasım'dır. Hazreti Hatice'nin haricinde dünyaya gelen Mariye'den olan İbrahim'dir. Kainatın Efendisinin dört erkek çocuğu olduğu yaygın rivayettir, üçü haticeden, biri Mariye'dendir.
    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dört tane de kızı vardı. Bu kızlarda Hazreti Hatice'den dünyaya gelmiştir. Bunlardan Zeynep, Ebu'l–As İbnu'r–Rebi'in nikahı altında idi. Rukiyye ve Ümmü Gülsüm: Bu ikisi, Ebu Leheb'in oğulları olan Utbe ve Uteybe'nin nikahı altında idiler. Tebbet süresi nazil olduğu zaman, Ebu Leheb oğullarına onları boşamalarını emretti. Bunun üzerine Hazreti Osman önce Rukiyye ile evlendi. Rukiyye onunla birlikte Habeşistan'a hicret etti. Orada Hazreti Osman'ın Abdullah adında bir oğlu dünyaya geldi. Sonra Rukiyye Radıyallahu anhâ vefat etti. Ondan sonra Hazreti Osman Ümmü Gülsüm Radıyallahu anhümâ ile evlendi.
    Hz. Fatıma Radıyallahu anhâ; Hazreti Ali'nin nikahı altında idi. Hazreti Ali'nin Fatıma'dan Hasan, Hüseyin ve Muhsin adlarında üç erkek çocuğu ile Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adlarında iki kız çocuğu dünyaya geldi. Bunlardan Zeyneb, Abdullah İbnu Ca'fer Radıyallahu anhümâ'in nikahı altında idi. Hazreti Ali, Ümmü Gülsüm'ü de Hazreti Ömer'e nikahlamıştı.(2)

    Hazreti Aişe İle Nişanlanması
    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz nübüvvetin onuncu yılı diğer ismi ile hüzün yılında çok sıkıntılarla karşılaştı. Amcası vefat etmiş, çocuklarının anası değerli eşleri Hatice'yi de kaybetmişti. Bir gün Osman Bin Maz'un'un zevcesi, Havle Bint–i Hakim'el Sülemiyye, Resulullah'ın evine gelmişti:
    –"Ya Resulullah! Eve girince Hatice'nin yokluğunu hissettim."
    –"Doğrudur, o evimizin görüp gözeticisi, çocuklarımın da anası idi."
    –"Ya Resulullah! Evlenmek istemez misin?"
    –"Kiminle evleneyim?"
    –"Kız istersen kız, dul istersen dul buluruz."
    –"Ey Havle! Kız olarak kimi düşündün?"
    –"En yakın dostun Ebu Bekr'in kızı Aişe."
    –"Dul olarak düşündüğün kimdir?"
    –"Zem'a'nın kızı Sevde'dir. O Sevde ki, iman etmiş, çok sıkıntılara katlanarak imanından tavız vermemiştir."
    –"Şimdi git, her ikisi ile de benim için konuş
    Havle Resulullah'ın yanından ayrılır. İlk uğradığı yer Ebu Bekir'in evidir. Ebu Bekr'in evinde Hazreti Aişe'nin annesi Ümmü Ruman ile bu meseleyi görüşür. Anne Ümmü Ruman bir şey demez. Baba Ebu Bekr'in evde olmadığını onun haberi olmadan bir şey söyleyemeyeceğini söyler.
    "–Bekle Ebu Bekir gelsin bu meseleyi onunla konuş." Ebu Bekir'i beklemeye başlarlar derken Ebu Bekir çıka gelir. Havle:
    "–Rabbimiz sizin üzerinize çok büyük bir hayır indirdi." Ebu Bekir:
    "–Ne hayırından bahsediyorsun?"
    "–Resulullah kızının Aişe'yi kendisine istemek üzere beni görevlendirdi."
    "–Benim kızım Resulullah'a helal olur mu? Din kardeşinin kızıdır." Havle bir solukta Resulullah'ın yanına varır ve bu durumu sorar. Efendimiz, Ebu Bekir ile olan kardeşliğin din kardeşliği olduğunu, kan ve süt kardeşliği olmadığını dolayısıyla da kızının kendisine helal olduğunu söyler. Havle durumu Ebu Bekr ve ailesine söyledi. Ortada hiçbir sorun yoktu, ancak küçük bir sorun daha vardı. Oda Aişe başla birisi ile sözlenmişti. Mut'im bin Adiyy, hazreti Aişe'yi babası Ebu Bekir'den, oğlu Cübeyr için istemiş, Ebu Bekir'de vermiş, söz bile kesmişlerdi. Şimdi bu şartlarda Ebu Bekir sözünden nasıl dönebilirdi.(3)
    Ebu Bekir'in Müslüman olması, bu sözü ortadan kaldırmaya yetti. Dediler ki; Ebu Bekir kızı Aişe'yi, Mut'im'in oğlu ile Cübeyr ile evlendirerek onları da Müslüman yapmak istiyor. Bu düşünce iki ailenin arasını açmaya yetti. Bu sözler üzerine Ebu Bekir, Mut'im'e haber göndererek sözü bozduğunu haber verdi.
    Aynı günlerde; Ebu Bekir, Kainatın Efendisini evine davet ederek, Hazreti Aişe ile Resulullah'ı nişanladılar.
    Şer odaklarının dillerine doladığı konulardan biride Aişe validemizin yaş sorunu, Yukarıda da görüldüğü gibi, Aişe validemiz, Kainatın Efendisi ile sözlenmeden önce başka birisi ile sözlenmişti. Demek oluyor ki; efendimizle nişanlanmasaydı, Mut'im'ın oğlu ile zaten nişanlıydı. Arap yarımadasının doğal şartları, ergenlik yaşının erken olmasını sağlıyordu. Kuzey yarım kürede, ılık yada soğuk iklimlerde yaşayan insanların ergenlik çağları on beş yaşında başlıyorsa, ekvatora yakın sıcak iklimlerde bu yaş on bir on iki yaşlarına kadar düşüyor. Böyle olunca da buradaki nişanlanmada anormal bir hal bulunmamaktadır.

    Hazreti Sevde İle Evlilik
    Havle Bint–i Hakim'el Sülemiyye, Aişe ile Resulullah'ın söz meselesini hallettikten sonra, soluğu Sevde Bint–i Zem'a'nın yanında alır. Durumu anlattır, Sevde validemiz bu haberden çok memnun olmuştur. Ancak her şey usulü dairesinde yapılmalıdır. Havle'ye bu konuda kendisinin bir söz söylemek durumunda olmadığını, durumu babasına açmasını söylemişti. Oldukça ilerlemiş bir yaşta olan Sevde'nin babası durumdan haberdar olunca çok memnun olmuş bu durum ailesi için bir şeref olduğunu söylemiştir.
    Zem'a, kızına sordu, kızından olumlu cevap alınca, evlenmelerinde bir mani olmadığını söyledi. Sevde validemizin bir sorunu vardı. Bu sorunu Havle'ye açtı:
    "Benim beş tane çocuğum var, onları bırakamam, Resulullah çocuklarımı kabul eder mi?" Bu durumdan haberdar olan Kainatın Efendisi, Sevde'nin çocuklarını memnuniyetle kabul edeceğini söyledi. Böylece nikahları kıyıldı, Hazreti Hatice'den sonra ikinci veliliği Sevde ile yapmış oldu.
    Kainatın Efendisinin ikinci evliliğinde birçok hikmetler bulunmaktadır. Efendimizi karalamaya çalışan şer odakları, bu evliliği analiz etmekten özellikle kaçmaktadırlar. Efendimiz yaptığı evlilikleri cinselliğe dayalı yapmış olsaydı, Sevde gibi bir kadınla evlenmezdi. Çünkü peygamberimiz bu ikinci evliliği yaptığında kendisi elli yaşında, Sevde validemizde elli beş yaşında bulunuyordu. Birinci evliliğini hazreti Hatice ile yapmış, Hazreti Hatice kırk yaşında, kendisinden on beş yaş büyüktü. Şimdi ikinci evliliği yapıyor Sevde elli beş yaşında, kendisinden beş yaş büyük. Hiç cinselliği ön planda tutan bir insan kendisinden oldukça yaşlı sayılacak kadınlarla evlenir mi?
    Sevde validemizle evliliğinin bir başka önemi de; efendimizin ahde vefaya verdiği önemdir. Sevde validemiz İslam'la ilk şereflenenlerdendir. Habeşistan'a hicret etmiş, bu hicreti kocası ile birlikte yapmıştı. Kocası Habeşistan'da dinini değiştirerek Hıristiyan olmuş. Sevde validemizde kocasından ayrılmış, çocukları ile birlikte Mekke'ye dönmüştü.
    Kadın başına birçok meşakkate rağmen, dininden taviz vermemiş, o sabrının mükafatı olarak, böyle bir evlilikle ödüllendirilmişti.

    Sefa Tepesi Altın Olsun Talepleri
    Saldırılar son şiddet devam etmektedir. Saldırının her türlüsü yapılmaktadır, fiili saldırı, sözlü saldırı alabildiğine hız kazanmışken, bir gün Kainatın Efendisine Mekke'li müşriklerden bir öneri gelir.
    –"Mademki peygamber olduğunu iddia ediyorsun, biz senden bir mucize istiyoruz?"
    –"Nasıl bir mucize istiyorsunuz?"
    –"Şu Sefa tepesini bizim için altın yap."
    –"Bu isteğinizi yerine getirirsem, iman edecek ve beni tasdik edecek misiniz?" Hepsi bir ağızdan:
    –"Hiç şüphesiz sana iman edeceğiz." Hatta hepsi birden yemin ettiler.
    Kainatın Efendisi bunun üzerine; dua etti. Duasını bitirir bitirmez, Cebrail Aleyhisselam gelip şu haberi verdi:
    "Ya Muhammed! Rabbin sana selam eder. Resulüm istiyorsa onun için Sefa tepesini altın yaparım. Fakat Sefa tepesi altın olduktan sonra, müşrikler yine iman etmezlerse, onları çok çetin bir azapla cezalandırırım, hepsi helak olur. Senden istedikleri mucizeyi yerine getirmem ve müşrikler için son nefese kadar tövbe kapılarını açık tutarım. Hangisini istiyorsan, onu yapayım."
    Kainatın Efendisi dua ve niyazda bulundu ki, son nefeslerine kadar onlar için tevbe kapılarını açık tut ki; belki içlerinden iman edenler çıkar.
    Rivayet edilmiştir ki; efendimiz bu tercihi Mekke'li müşriklere de söyledi, onlar başlarına gelecek bir azaptan korktular ve çoğunluk bu taleplerinden geri adım attı.
    Efendimizin ne kadar uzak görüşlü, akli ve ilmi davrandığı on yıl sonra anlaşılacaktır. Yaklaşık on bir yıl sonra Mekke fethedilecek ve o gün Sefa tepesinin altın olmasını isteyen müşriklerin önemli bir kısmı İslam ile şereflenecektir. O gün Sefa tepesi altın olmuş olsaydı, müşrikler iman etmeyecekti, iman etmeyince de azap gelecek ve helak olacaklardı. Ama aradan gecen on yıl, onların çoğunun Müslüman olmasını sağladı.
    Aradan geçen zaman; Resulullah'ı haklı çıkarmıştı. Çünkü önünde geçmiş ümmetlerin başına gelen hadiseler vardı. Onlarda mucize istemiş ama meydana gelen mucize onların imanlarını artırmamış, bilakis küfürlerini artırmıştı.
    Geçmişte bunun birçok örneği vardır; Salih Aleyhisselam ve Semud kavmi, Musa Aleyhisselam ve İsrailoğulları, Hud Aleyhisselam ve Ad Kavmi; Lut Aleyhisselam ve Sodom kavmi ve daha niceleri sayılabilir. Hepside mucize istedi, mucize gerçekleşti, ama iman etmediler. İman etmeyince de Allah Celle Celaluhu azabını göndererek bu kavimleri helak etti. Bu dünyada helakı tattılar, ebedi alemde de ebedi azabı tadacaklar.
    Bu hadisedeki incelik ve verilmek istenen mesajlardan biride şudur. Bir öğretmen düşünün ki talebelerini imtihan ediyor. Talebeler sorulan sorulardan bir tanesine cevap istiyorlar. Öğretmende diyor ki; "bakın çocuklar ben size bir sorunun cevabını veririm ama, cevabı verdiğim halde yine de soruya yanlış cevap verirseniz, o zaman sizi sınıfta bırakırım. Sınıfı geçemezsiniz." Bu örnekte olduğu gibi; Rabbimiz kendi fiillerinin önüne sebepleri gölge yapmış, Sefa tepesini altına çevirerek, fiillerin önündeki perde bir noktada kalkmış olacaktı. Bu şu demektir ki; Rabbimiz Resulünün hatırına, imtihan ortamından taviz vermiş olacaktır. Verilen tavize uygun hareket edilmezse, bunun bedeli de ağır olacaktır.



    Dipnotlar:
    1– Kevser 1–3
    2– Kütüb–i Sitte, İbrahim Canan, Akçağ Yayınları cilt 15, sh. 353 Hadis;5535
    3– Mustafa Asım Köksal, "İslâm Tarihi",
    Şamil Yayınevi, c.5, s.116

  2. #2
    Aboca adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-03-2005
    Mesajlar
    1,099
    Karizma Gücü
    0
    GÜzel Bİlgİler İÇİn TeŞŞekkÜrler.
    Mongol, Yuan, Türk,Kazak, Çekez, Gücü,Ermeni, Rum, Arap,İngiliz, Yahudi, Fransız ne dersen de anlamı "bir"dir.Anlamı Türk'dür.Anlamı İnsandır.

    Yalan söylüyorlar, iiki doğru yanında bir yanlışıda götürüyorlarsa durumun korkmadan Bu yalancı cihana karşı.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. koloniler halinde geliyorlar
    2005 Konuları bölümünde hotchocolate tarafından açılmış
    Yanıt: 7
    Son Mesaj: 08.09.05, 03:36

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •