DÜNYA'DAN TALEBİMİZ

YOLCUNUN AZIĞI KADARDIR


Emirül mü'minin Hazretleri Ömer Radıyallahu Anh denetim ve ziyaretlerde bulunmak için Şam'a gider. Şam ziyaretinin bir çok sebebi bulunmakta idi. Bu sebeplerden biri de, Şam'ı yöneten kadronun saltanat'a düşmesi, Resulullah'ın ve arkadaşlarının yapmadığı âdetlerin yapıldığının haberi kendisine ulaşmasıydı. Emirül mü'minin Şam'a gelmiş, kendisine gelen haberlerin doğruluğunu bizzat görme fırsatını elde etmişti.
Hazreti Ömer yanına kölesi Yerfe'yi alarak Şam'da dolaşmaya çıkar. Uğradığı bir çok mekanda hayal kırıklığı yaşar, kendisine ulaşan haberlerin doğruluğunu bizzat görür.
Köle Yerfa'ya Ebu Derda'nın kaldığı yeri öğrenmesini söyler. Yerfa, Ebu Derda'nın kaldığı yeri öğrenir, Emirül mü'minin kölesi ile birlikte Ebu Derda'nın kaldığı yere giderler. Vakit akşam olduğu için, karanlık çökmüştür. Kapının önünden selam verir, İçerden selam icabet eder.
–"İçeri girmeye izin var mı?"
–"Buyurun girin"
Ömer kapıyı iter ve kapı açılır, kapıda kilit yoktur. Gece olmasına rağmen, içeride ışıkta yoktur, Ömer karanlıkta el yordamı ile ilerler, bir köşede büzülmüş oturan Ebu Derda'nın yanında durur. Ebu Derda, yanı başına gelip duran bu kişi'nin kim olduğunu bilmez. Emirül mü'minin olabileceğini aklından geçirmez.
–"Siz kimsiniz?" Bu soruya Yerfa cevap verir:
–"Emirülmü'minin dir."
Bu sözü işitir işitmez ayağa kalkar ve Ömer'le kucaklaşırlar. Yıllar olmuştu ki; birbirlerini görmemişlerdir. Uzun uzun dertleşirler, eski günleri anarlar. O sırada gözlerde içerinin karanlığına alışmıştır. Emirül mü'min, Ebu Derda'nın kaldığı yere bakar ve burada aradığını bulmuştur. Ebu Derda'nın kaldığı mekanda eşya namına bir şey yoktur. Bir keçe parçasını yatak olarak, eski bir semeri de yastık olarak kullanmaktadır. Ebu Derda'nın üzerinde de her tarafı dökülen eski bir elbise vardır.
Emirül mü'min, Ebu Derda'nın bu halini görünce gözünden akan yaşa engel olamaz. Ebu Derda:
–"Ey Emirül mü'min! Seni bir senedir bekliyorum." Emirül mü'min:
–"Görüyorum ki, burada sıkıntı içindesin, oysa ben senin Medine'de kalmanı istemiştim. Orada kalsan bu sıkıntılara düşmezdin."
–" Ey Ömer! Resulullah'ın şu sözünü hatırlamaz mısın?"
–"Hangi sözü."
–"Resulullah bir gün şöyle buyurdu 'Sizin dünyadan talebiniz bir yolcunun azığı kadar olsun." Hazreti Ömer hatırlamıştır.
–"Evet! Resulullah'tan bu sözü bende duymuştum."
–"Ben de Resululah'ın bu sözünden sonra, ne yapabilirim ki?"

Kefenim olsun diye istedim
Kadının biri kendi el emeği ile ördüğü bir kumaş parçasını Resulullah'a hediye etmek için gelmiştir.
–"Ya Resulullah! Kendi elimle dokuyup hazırladığım şu hediyeyi kabul buyurun." Efendimizin de giysiye ihtiyacı olduğu bir zamandır, hediyeyi kabul eder. Kainatın, hane–i saadetlerine gider, kadının verdiği hediyeyi üzerine giyerek mescide gelir.
O sırada mescitte çevre beldelerden gelen ziyaretçiler vardır. Bu ziyaretçilerden biri, Efendimizin üzerinde ki bu elbiseyi çok beğenir:
–"Ya Resulullah! Üzerinizdeki elbise çok hoşuma gitti, ne kadar güzel bir elbise" der. Efendimiz oturduğu yerden kalkarak, hane–i saadetlerine gider, kadının getirdiği elbiseyi üzerinden çıkartır, eski elbisesini giyer ve kadının hediye ettiği elbise elinde olduğu halde mescide gelir. Elbiseyi beğenen ziyaretçinin yanına giderek:
–"İşte beğendiğin elbise, bende onu sana hediye ediyorum." Bu durumu görenler bu adama sitem ederler:
–"Sen ne yaptın, Resulullah'ın bu elbiseye ihtiyacı vardı, onun ihtiyacı olduğunu bilmeyen yokken, sen nasıl olurda bu elbiseyi ondan istersin. Bilmez misin ki; Resulullah'tan ne istenirse, o kimseye hayır demez." Elbiseyi alan adam derki:
–"Ben kim, Resulullah'ın giydiği elbiseyi giymek kim. Bu elbise öldüğüm zaman kefenim olacak, onun için istedim." Sehl bin Saad derki;
–"Hatırlıyorum, dediği gibi oldu, o adam öldüğünde, o elbise ile kefenlendi."

Allah ve Resûlüne
muhalefet edene itaat edilmez
Kainatın Efendisinin arkadaşlarını, sonraki insanlardan ayırt eden en önemli özelliklerden biri, hak bildiklerini, her yerde hiç çekinmeden söylemeleridir. Hele haksızlık ve adaletsizlik karşısında onların sessiz kaldıkları görülmüş değildir. İşte bu güzel insanlardan biride Ubade Bin Es–Samit Radıyallahu Anh'tır.
Hazreti Ubade, kainatın Efendisinin ebedi aleme irtihalinden sonra hayatını Şam'da geçiren sahabelerdendir. Ubade'nin hak ve hakikate söylemleri özellikle Şam valisi Hazreti Muaviye'yi rahatsız etmektedir. Muaviye, Ubade'nin söylemlerini duydukça, onun aleyhinde konuşuyor, bazen ağır ithamlarda bulunduğu da oluyordu. Hazreti Ubade bunları duyuyor, ama hiç mi hiç umursamıyordu. O diyordu ki:
"Ben Resulullah'ın sözlerine ve uygulamalarına bakarım, Muaviye'nin benim için söylediklerine ehemmiyet vermem, Muaviye'nin bulunduğu yerde yaşayıp yaşamamak benim için hiçbir önem ifade etmez."
Hazreti Ubade'nın muhalefeti, Muaviye'yi sıkıntıya sokmuştur. Bir gün Muaviye, Hazretleri Ubade'ye haber göndererek, söylemlerinden vaz geçmesini, istemiştir. Daha da ileri giderek araya bazılarını koymuş, Ubade'nin kendi aleyhine konuşmamasını rica etmiştir. Bu aracılardan biride meşhur sahabelerden biri Ebu Hüreyre idi. Hazreti Ubade; Ebu Hüreyre'ye şöyle der:
"Ey Ebu Hüreyre! Biz Resulullah'a biat ettiğimizde sen bizimle değildin. Biz biatımızda, her şartta, zorlukta, kolaylıkta, genişlikte, darlıkta, sevinçte, üzüntüde Resulullah'a biat edeceğimize, iyiliği yaymaya, kötülüğü engellemeye, her halükarda her sözü Allah için söylemeye, her hangi bir şeyden çekinmemeye, her şartta yardım etmeye, ailemizi nelerden koruyorsak onu da ondan korumaya biat etmiştik. İşte bizim Resulullah ile olan biatımız. Bu biat'e uymayanlar, kaybedenlerden olur. Bu biat üzere hayatını devam ettirenler, Allah Celle Cellauhunun lütfuna, rahmetine mazhar olurlar." Ebu Hüreyre, aldığı bu cevap üzerine diyecek söz bulamaz. Muaviye'yi de vaziyetten haberdar eder. Hazreti Muaviye de yapacak bir şey bulamaz ve son bir çare olarak Halife Hazreti Osman'a müracaat ederek derki:
"Ubade Bin Es–Samit, Şam halkını bana karşı kışkırtıyor, ayaklanmaya teşvik ediyor. Sizden talebim onu yanınıza çağırın, yada bana izin verin onun halk ile ilişkisini keseyim."
Hazreti Osman Radıyallahu Anh, Ubade'ye haber göndererek onu Medine'ye davet eder. Halifenin davetine uyarak Medine'ye gelen, Ubade ilk olarak Hazreti Osman'ın yanına gider. Karşısında Ubade'yi gören halife hoş geldin faslından sonra:
–"Ey Ubade! Gelen haberler neyin nesi, sen insanları Valiye karşı nasıl ayaklandırır, halkı nasıl kışkırtırsın?" Bunları duyan Hazreti Ubade derki:
–"Ben Resulullah'tan şu sözleri duymuştum: 'Benden sonra sizin başınıza idareci olarak öyle insanlar geçecek ki; sizin inkar edip, kabul etmeyeceğiniz şeyleri size söyleyecekler. Sizin bildiğiniz şeyleri de inkar edecekler. İşte o zaman Allah'a ve Resulüne isyan edenlere itaat etmeyiniz."

Ey baba sen alçağın birisin
Cennet yolcuları başlarında Kainatın Efendisi olduğu halde Tebük seferine çıkmışlardır. Münafıklar durur mu? Hele hele münafıkların reisi olan İbni Ubey hiç durur mu? Durmadı fitne, fesat ateşini uyuşturdu. İbn Ubey'ın fıtne çıkardığını duyan Hazreti Ömer Resulullah'ın huzuruna çıkarak izin istedi:
–"Ya Resulullah! Bana izin ver de şu münafığın kellesini koparayım." Kainatın Efendisi bu gibi taleplere mani oldu. İbn Ubey'ın yaptıklarını duyan oğlu Abdullah Kainatın Efendisinin huzuruna çıkarak dedi ki:
–"Ya Resulullah! Benim babam çok ama çok alçalmıştır. Bana izin verin, onu hakkından geleyim." Kainatın Efendisi ona da müsaade etmedi ve şöyle buyurdu:
–"Muhammed'in ashabı, ailelerini öldürtüyor, dedikodusuna yol açacak bir hareketi katiyen yapamayız."
Bu konuşmadan kısa bir sure sonra Abdullah babasının yanına gider. Baba İbnı Ubey son derece şiddetlidir, oğlunu hışımla karşılar:
–"Sen ne biçim evlatsın. Peygamberin huzurunda benim aleyhime nasıl konuşursun? Benim alçak olduğumu nasıl söylersin?" Baba ile oğlu arasında ki münakaşa büyüdü, o kadar ki başkaları bu hadiseye müdahale etmek zorunda kaldı. Resulullah, Abdullah'ı yanına çağırtarak ona dedi ki:
"Ey Abdullah! Babanı kendi haline bırak, sen onunla kendi gönlüne göre geçinmeye çalış."