• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
17 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    01-03-2006
    Mesajlar
    1,003
    Karizma Gücü
    0

    KURAN'I YETERSİZ GÖRENLER Kendilerini Alimlere teslim edenler

    KURAN'I YETERSİZ GÖRENLER

    Kuran'a yeterince güveni olmayanlar; falanca mezhepten, filanca tarikattan olduklarını söyleyerek görüşlerimize karşı çıkanlar olacaktır. Hadisçiler, hadis kitapları bilinmeden, fıkıhçılar fıkıh kitapları olmadan, tefsirciler bol hadisli tefsirler okunmadan İslam bilinemez, halk dini anlayamaz demeye devam edeceklerdir. Din tüm insanların anlaması için mi yoksa sadece üç dört kişinin anlaması için mi indirildi? Peygamber'imizin mezhebi var mıydı? Dört halifenin mezhebi neydi? Kuran'da Hanefilik, Şafilik, Alevilik, Şiilik, Vahhabilik şeklinde mezhepler mi var, yoksa tek bir dinden mi bahsediliyor? Kuran dinin rehberi diye kendinden mi bahsediyor, yoksa Buhari'den Müslim'den, Oniki İmam'ın eserlerinden, ilmihallerden, Muvatta'dan mı bahsediyor? Kuran ayetlerini inceleyip, bu soruların cevabını bulalım ve Kuran'ın dinin tek kaynağı olarak yeterli olup olmadığını tespit edelim.
    Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik..

    16 Nahl Suresi 89

    Görüldüğü gibi ayette Kuran'ın her şeyi açıkladığı, bizi doğruya ilettiği söylenmektedir. Kuran her şeyi açıklıyorsa Buhari, Müslim diye kaynaklara, ilmihal kitaplarına ne gerek var? Allah her şeyi Kuran’da açıkladığını söylerken niye hâla Hanbeli, Şafi, Şii, Hanefi, Caferi, Maliki diye mezheplerden medet umuyoruz? Neden Allah Kuran’da bize Müslüman (İslam olan) diye isim takmışken Sunni, Şii, Hanefi, Şafi diye isimleri kullanıp Allah'ın bize verdiği ismi yetersiz görüyoruz?

    89.
    (Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.

  2. #2
    NO_ESCAPE+
    Ziyaretçi
    3- Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler) 'Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.' Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.

    3. Dikkat et, hâlis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.

    39 Zümer Suresi

    Çok güzel ve yerinde bir konu. Güzel bir yazı. Teşekkür ederim.
    Ama, ne yazık ki zamanımızda Kur'anı, Sünnetleri ve hadisleri yeterli görmeyip; tarikatlar, şeyhler veliler edinenler oldukça fazla.

  3. #3
    samiramis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    369
    Karizma Gücü
    0
    Diyanet İşleri Başkanı daha açık konuşmalıydı: Tevrat ve İncil'e atıf yapmak ne derece doğdu?

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, tam benim düşündüğüm gibi konuşmuş. Kur'ân mellerinde Tevrat ve İncil'e atıf yapılmasını doğru bulmadığını söylüyor:
    ''İlk asırdan beri yazılan tefsirlerde Kur'ân-ı Kerîm'in ayetleri açıklanırken, yorumlanırken, diğer kutsal metinlerde ve geleneklerde neler olduğu yazılır ve mukayese yapılır. Ama Kur'ân-ı Kerîm mealinin hemen arkasında diğer kutsal metinlerden, İncil ve Tevrat'tan benzeri ayetlerin verilmesi alışık olmadığımız, bana göre de fazla doğru olmayan bir usûldür. İkisinin ortası bir yolu tartışarak bulmalıyız. O konuda insanları itham edici olmak yerine uyarıcı olmalıyız.''
    Ali Bardakoğlu muhtemelen hocası da olan ve 600 sayfalık malinde 498 atıf yapan zata yüklenmek istememiş.
    Yazdığım gibi "halktan biri" olarak merakımı mucip oldu. Her eve giren bir mealde Tevrat ve İncil'e atıf yapmakla, Kur'ân'ı, tahrif edilmiş, insan elinden çıktığı sabitleşmiş önceki kitaplarla doğrulatmaya kalkışmak manasını çıkarmaz mısınız?!
    Denilmek isteniyor ki, Kur'an o kadar doğru ki, Tevrat ve İncil'de bile geçen 498 ayeti de içine almaktadır!...
    Bırakın siz Yahudiler ve Hristiyanlar kendilerini Kur'ân'la doğrulatsınlar!
    "Dinler arası diyolog" illeti böyle neticeye vardırıyor anlaşılan.
    (Diyaloğu savunan Hocalarımız "illet" tabirime alınmasınlar hakikaten bir hastalık görüyorum böyle diyalog çağrılarını… En mütekâmil dinin, tamamlayıcı dinin Müslümanlık olduğunu öğretenlerin, şimdi bizi Musevîlik ve Hristiyanlıkla eşit noktaya, hata daha ötesi onlara mecbur etmeye kalkışmaları ağrıma gidiyor… Bir cemaatin lideri olarak gösterilen Hocamızın Papanın ayağına kadar gidip "ihtiramlarını" bildirmesi beni çok üzmüştür. Bu Hocamızın bir tırnağını bile Papaya değişmem!)
    İnsanî ilişkilerle, dinî ilişkileri karıştırmayalım! Musevîler kendi yoluna, Hristiyanlar kendi yoluna…
    Sünnet-i seniyyeyi uygulamak isteyenler Hz. Peygamber'in mektup yazdığı krallarla görüşmeyi, konuşmayı mı istediğini, yoksa de dine mi davet ettiğini bir düşünsünler!
    "Kur'ân'ın İncilleştirilmesi" diye bir şeyi kabul etmek mümkün değildir… Meali hazırlayanın da ve bu meali gazeteleri vasıtasıyla binlerce eve sokan gazetenin yönetiminin de elbette böyle bir niyeti olamaz. Ama "diyalog" dedikleri irtibatın kimin lehine olduğunu da düşünmek gerekir.
    Bu meseleler benim dışımda… Bir Müslüman olarak benim de şüphelerim var ve dinim adına konuşanların benim şüphelerimi izale etmeleri gerekir.
    Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, meseleyi daha açmalıydı. Diyanet İşleri Başkanıdır ve bu başkanlığının fonksiyonu "Türkiye Cumhuriyeti"nde son derece mühimdir. Ve bütün tarikatların, bütün cemaatlerin önündedir.

    yeniçağ gazetesinden alıntı

  4. #4
    NO_ESCAPE+
    Ziyaretçi
    Inanmış ve aklını kullanabilen bir Müslüman için Kur'an'daki verilen bilgiler yeterlidir. İdrak etmekte güçlük çekerse sünnetleri uygular oda olmazsa hadisleri okur.. Hiç bişey bilmiyorsa mezhep imamına uyabilir..
    Kur'anı yetersiz görmek Allaha inancı yok eder.

  5. #5
    alpar adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-05-2005
    Mesajlar
    151
    Karizma Gücü
    0
    Kuran'da Herşey Açıklanmıştır

    Biz Kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89)

    Allah tüm insanların karanlıklardan nura çıkmaları için her konunun açıklamasını ve çözümünü Kuran'da bildirmiştir. Nahl Suresi'nde Rabbimiz Kuran için şöyle buyurmaktadır:

    Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89)

    Enam Suresi'nde ise, "... Biz Kitap'ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır." (Enam Suresi, 38) şeklinde bildirilmiştir. Kuran'da herşey en mükemmel, en hikmetli ve en özlü şekilde açıklanmıştır. Bu, Allah'ın kullarına olan rahmetinin bir tecellisidir.

    Allah, gerçek imanın şartlarını, insanların dünyadaki ve ahiretteki yaşamlarına ilişkin pek çok konuyu, iman sahibi bir insanın nasıl bir ahlaka sahip olması gerektiğini ve bir insana hayatı boyunca yol gösterecek birçok konuyu bizlere Kuran'da detaylı olarak bildirmektedir. Allah ayrıca, Kuran vasıtasıyla bize Kendisini tanıtır, tüm kainatı yoktan var eden, alemlerden müstağni, tüm eksikliklerden münezzeh, herşeyden haberdar olan, gizlinin gizlisini gören, işiten olduğunu bize ayetlerle açıklar

    Bunun yanı sıra Kuran'da, insanların niçin ve nasıl yaratıldıkları, nasıl bir hayat sürerlerse Allah'ın rızasını kazanabilecekleri, ibadet şekilleri, güzel ahlakın tarifi, beden ve ruhça sağlıklı olmanın yolları, zor anlarda ve beklenmedik durumlarda alınması gereken önlemler, çeşitli insan karakterleri detaylı olarak açıklanmıştır. Ayrıca bilimsel gerçeklere işaret eden ayetler, günlük hayata ve toplumsal sorunlara dair bilgiler, kıyamet günü, cennet ve cehennem gibi daha pekçok konu hakkında bilgiler verilmiştir. Yani Kuran'da bir insanın yaşamının her anında gereksinim duyacağı temel bilgilerin tümü mevcuttur. Ayetlerde şu şekilde bildirilir:


    Böylece Biz onu Arapça bir Kuran olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur. (Taha Suresi, 113)

    Andolsun, bu Kuran'da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra Suresi, 89)

    Andolsun, bu Kuran'da insanlar için biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk... (Kehf Suresi, 54)


    Kuran'da insana, Allah'ın hükümlerini kayıtsız şartsız kabul etmesi, sadece Allah'ı dost ve vekil edinmesi, hayattaki tek amacının Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti olması gerektiği bildirilir. Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi bir hayat süren insan için tek ölçü Kuran, izlenecek tek yol da Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'in yoludur. Kuran'da gerçek Müslümanların her dönemde içinde yaşadıkları toplumun batıl dininden kopup, katıksız olarak Allah'a ve O'nun emirlerine yöneldiklerinden bahsedilir. Örneğin Kuran'da, yaşadıkları toplumun batıl dinini kabul etmedikleri için kınanan ve ölüm tehdidi altında kalarak bir mağaraya sığınan salih gençlerin durumları Kehf kıssasında haber verilir. (Kehf Suresi, 13-16) Kuran'ın başka ayetlerinde de Hz. Yusuf'un katıksızca Allah'a ve O'nun emirlerine yönelmesi iman edenlere örnek olarak verilir:

    ... Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim. Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil... (Yusuf Suresi, 37-38)

    Elbette ki içinde yaşadığı toplumun batıl dininden kopup ayrılmak demek, manevi olarak bu dinin mensuplarından kopmak anlamındadır. Bir diğer deyişle onların Allah'ın hak dini olan İslam'ın dışındaki ibadet şekillerini, inançlarını, değer yargılarını, düşünce yapılarını, ahlak anlayışlarını, gelenek ve adetlerini, davranış şekillerini, konuşma üsluplarını benimsememeleri, kendilerine temel kaynak olarak Allah'ın vahyini ölçü almalarıdır.



    Allah Kendisi'ne kulluk edenlere din olarak İslam'ı seçip beğenmiş, başvuracakları rehber olarak Kuran'ı indirmiş, Peygamber Efendimizin hayatını da örnek kılmıştır. Tek doğru ve hak yol, Allah'ın yoludur. Allah'ın Kuran'da bildirdiği yollar dışındaki tüm yollar batıldır, yanlıştır. Ve yalnızca hurafelere, bidatlara ve zanlara dayalıdır. Dolayısıyla insan ancak Kuran ayetlerini kendisine tek ölçü olarak aldığı, Allah'ın buyruklarını titizlikle yerine getirdiği, her an O'nun rızasını kazanacak salih amellerde bulunduğu ve kendisine Peygamber Efendimizi örnek aldığı takdirde Allah Katından güzel bir karşılık umabilir.


    Kuran'da bildirildiği gibi Allah'ın sözleri "tastamamdır" ve ancak Kuran'ı ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini kendisine rehber edinen bir insanın en doğru ve en gerçek bilgilere ulaşması mümkündür. Allah'tan başka bir "hakem" olmadığı Kuran'da şöyle haber verilmiştir:

    Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir. (Enam Suresi, 114-115)

    Peygamberimiz Hz. Muhammed de kavmine, başvurulması gereken tek kaynağın Kuran olduğunu söylemiştir. Peygamberimiz (sav) bazı hadis-i şeriflerinde Müslümanlara şu öğütlerde bulunmuştur:

    "Kuran'a sımsıkı bağlı olunuz ve Onu kılavuz ve rehber edinin. Zira O, Alemlerin Rabbi'nin kelamıdır. Ondandır ve O'na döner. (Sizi de Ona çeker.)" (Ramuz El-Ehadis, 2. cilt, s. 317, no. 10)

    Ve yine buyurdu: "Bu kalpler demir gibi pas tutar." Ne ile pası çıkarılır ya Resullullah?" dediler. Buyurdu ki: "Kur'an-ı Kerim okumakla ve ölümü hatırlamakla" (Beyhaki) Yine buyurdu: "Ben giderim ve size iki vaiz bırakırım, daima size nasihat verirler. Biri konuşarak söyler, diğeri susarak: Konuşan vaiz Kuran-ı Kerim'dir. Susan vaiz ise ölümdür." (İmam-ı Gazali, Kimya-yı Saadet, s. 141)

    Allah'tan başka ilah olmadığına ve Benim O'nun elçisi olduğuma şehadet ediyorsunuz değil mi? Öyle ise müjdeler olsun. Bu Kuran öyle bir iplik ki, bir ucu Allah'ın elinde, bir ucu da sizin elinizdedir. Ona yapışınız. Ondan sonra dalalet ve tehlikeye asla düşmezsiniz. (Ramuz El-Ehadis, 1. Cilt, s. 7, no.4)

    http://www.harunyahya.org/imani/rehber3.html#7
    !!!! YANLIŞ BİLGİ FELAKET KAYNAĞIDIR. Herişin evvela HAKİKATİNİ ARAŞTIR VE ÖĞREN; sonra tartışmasını istediğin gibi yap!!! 1. si VİCDANINA, 2. si İLİM ve irfanına dayanır...

  6. #6
    samiramis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    369
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı NO_ESCAPE+ tarafından gönderildi.
    Inanmış ve aklını kullanabilen bir Müslüman için Kur'an'daki verilen bilgiler yeterlidir. İdrak etmekte güçlük çekerse sünnetleri uygular oda olmazsa hadisleri okur.. Hiç bişey bilmiyorsa mezhep imamına uyabilir..
    Kur'anı yetersiz görmek Allaha inancı yok eder.

    Kur’an-ı Kerim’i doğru ve güzel bir şekilde anlayıp yorumlayabilmek için, İslam’ın ilk üç kuşağının anlayış ve açıklamalarını da dikkate almak gerekir. Çünkü ilk kuşak (Sahabe), Kur’an’ın nazil oluşuna ve Hz.Peygamber’in onu anlayış ve hayata geçirişine tanık olan nesildir. İkinci kuşak (Tabiin) ise, bu ilk kuşakla iç içe yaşayan ve Resûlüllah’ın Kur’an’ı nasıl anlayıp tefsir ettiğini ve nasıl hayata geçirdiğini onlardan aktaran nesildir. Üçüncü kuşak olan “Tebeü’t-Tabiin” ise ikinci kuşağın öğrencileridir.

    Bu üç kuşak, âyetlerin nüzul sebeplerini bildiklerinden, âyetlerin öncelikli bağlamlarını da çok iyi tanımaktadırlar. Âyetlerin doğru anlaşılmasında indiriliş sebeplerinin göz önünde bulundurulması ise, son derece önemlidir.


    yazının devamı lütfen oku
    http://www.diyanet.gov.tr/turkish/default.asp
    Bu mesaj en son " 14.03.06 " tarihinde saat 14:51 itibariyle samiramis tarafından düzenlenmiştir...

  7. #7
    xPowermanx adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    156
    Karizma Gücü
    0
    Soru : Mezheplere tâbi olmayanların durumu nedir açıklar mısınız?

    Cevap:

    Hak mezheplerde akıl ve mantığın tasdik etmediği hiçbir mesele yoktur. Çünkü onların dayanak noktası Kuran, sünnet, icma-i ümmet ve kıyas-ı fukahadan ibaret olan edille-i şeriyyedir. Dağlardan daha metin olan o edille-i şeriyye, hiçbir beşerî kuvvetin tahrip edemeyeceği çelikten bir kaledir. Bu kaleden çıkanların, ehl-i sünnete düşman olan olumsuz cereyanlara kapılmaları veya alet olmaları kuvvetle muhtemeldir.

    Şunu da ehemmiyetle nazara vermekte fayda görmekteyim: Mezhepleri beğenmeyen, onlardan birine uymayan veya mezheplerin kolay yanlarını alan bir kimse, asırlardan bu yana gelip geçmiş milyonlarca Müslümanın yolundan ayrılmış, kendi başına yeni bir yol tutmuş olur. Böyle kimseler, Kur'an-ı Kerim'in; "Kim, Peygambere karşı çıkar ve kendisi için doğru yol belli olduktan sonra Müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir" tehdidinden de hissedar olurlar.

    Bir mezhep imamını taklit eden kimse hangi mezhebe bağlanmış ise artık her meselede o mezhebin hükümleriyle amel etmesi ve mezhebinde sebat etmesi lâzım gelir. Ancak zaruret hallerinde her hangi bir meselede yine kendi mezhebinde kalmak şartıyla diğer bir mezhebin hükmüyle amel edebilir. Bu ise ancak bir âlimin fetvasıyla mümkün olabilir.

    İmam-ı Gazali Hazretleri de bu görüştedir.

    Mademki taklit sahibi bir mezhebi iltizâm etmiştir, artık onda sebat etmesi gerekir.

    Netice olarak; kişinin kendi hevesine uyarak sık sık mezhep değiştirmesi onları hafife almak manasına gelir.

    Son asrın müdakkik alimlerinden Muhammed Kevserî, Makalât adlı eserinde bu gibi kimselerin halini şöyle tasvir eder:

    "Evet, her grubun kendisiyle gördüğü fakat gerçekte ne onunla ne de bununla olan, yani Arap şairinin dediği gibi: "Yemenlilere vardığında Yemenli, Maadlilere vardığında Adnani" görünen kişiden daha bozguncusu yoktur."

    Kevserî aynı eserinde, mezhepsizliğin dinsizliğe götüren bir köprü olduğunu da söyler.

    Dr. Ramazan el-Bûti ise bu konuda, "Evet, bütün İslâm milleti uzun tarihi boyunca İslâm'ı aynıyla yaşatma imkânını en geniş ölçüde veren müçtehitlerin bu dört imam (İmam-ı A'zam, İmâm-ı Şafi'i, İmâm-ı Mâlik ve İmâm-ı Hanbel) olduğu üzerinde ittifak edegelmişlerdir. der ve bu imamların yolunu bırakıp insanları mezhepsizliğe davet etmenin "İslâm dinini tehdit eden en tehlikeli bid'at" olduğunu ilâve eder.

    Ramazan el-Bûti, mezhepsizlik dava edenlerin yeni hâdiselere çözüm getirmek yerine, İslâm'ın temel rükünlerini sarsmaya çalıştıklarına dikkati çekerek şöyle der:

    "Ben bu mezhepsizlerden hiç birinin bir gün kalkıp da, halkın her gün sorup durduğu yeni meselelerden birini araştırdığını görmüş değilim. Onların bütün dertleri, binası tamamlanan, hükümleri yerleşmiş bulunan ve gereğince amel edilmekle Müslümanların borçtan kurtulup selamete çıkacakları İlâhî emirler hususunda yol gösterici olan hak mezhepleri yıkmak için bütün güçlerini sarf etmekten ibarettir!

    Dr. Ramazan el-Bûti mezhepsizlik dava edenlere şu iki soruyu sorar:

    "Bütün insanları inşaat işlerinde mühendislere uymaktan vazgeçmeye çağırsan ne olur? İnsanları teşhis ve tedavi hususunda doktorlara tabi olmaktan uzak kalmaya davet etsen ne olur?"

    Bu soruya kendisi şöyle cevap verir:

    "Hiç şüphe yoktur ki, bunun arkasından gelecek olan şey, insanların tamir edeceğiz diye kendi evlerini bile bile tahrip etmeleri, tedavi zannıyla kendi canlarına kendilerinin kıymalarıdır."

    Mezhep tanımayanları bu tehlikenin kapısına getiren ve müçtehitlere tâbi olmaktan men eden en mühim sebep kendi rey ve düşüncelerini müçtehitlerin görüşlerine müsavi, hatta onlardan daha üstün görmeleridir.

    İmam-ı Şârânî Hazretleri de bu hususta şöyle buyurur:

    Müçtehitlerin sünnet buyurduklarının hepsi ile amel et ve mekruh dediklerini terk et! Onlardan bu hususta delil aramağa kalkma! Çünkü sen, onların dâirelerinde mahpussun. Onların makamına varmadıkça doğrudan kitab ve sünnete ulaşmakta, onları geçmen ve hiçbir zaman hükümleri onların aldığı yerden alman mümkün değildir...

    Bütün mezhepler, bana göre, parmakların el ayasına ve gölgenin aslına bitişik olması gibi, şeriata bitişiktirler...

    Bu vesile ile şu noktayı da kaydetmek icap ediyor. Müçtehitlere uymayarak kendi reyine uymak büyük bir gururdur. Bu ise insanın manen çöküşüne sebep olur. Bediüzzaman Hazretleri bu gibi kimselerin akıbeti hakkında şu tesbitlerde bulunur:

    "Evet gurur ile insan maddî ve manevî kemalât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemalâtına tenezzül etmeyip, kendi kemalâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nakıstır. Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslaf-ı izamın irşadat ve keşflyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama maruz kalarak bütün bütün çizgiden çıkarlar."

    Müctehid olmak için, fıkh bilgilerinin çoğunun, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden ve icmâ’dan ve kıyâsdan, edille-i tafsîliyyelerini bilmesi lâzımdır. Her hükmün delîlini bilmelidir. Delîle zann-ı kavî hâsıl etmelidir.

    Müctehid olabilmek için bu beş ilmde mütehassıs olmak şartdır: İlm-i kitâb-ı kırâet ile ilm-i tefsîr, ilm-i hadîs ki, her hadîsi senedleri ile bilmesi ve sahîhi, za’îfi hemen tanıması, üçüncüsü, ilm-i ekâvîl-i selefdir. Yanî her mes’ele için selef-i sâlihînin ne dediklerini bilmelidir ki, İcmâ’dan dışarıya çıkmasın.Bir mes’ele üzerinde iki başka kavil olmuş ise, kendisi bir üçüncü yola sapmasın.

    Dördüncüsü, ilm-i arabîyyet, ya’nî, lugât, nahv, mantık, beyân, me’ânî, belâgat ve sâir arabî ilmlerdir. Beşincisi, ilm-i turuk-ı istinbât ve vücûh-i tatbîk-i beynel-muhtelifeyndir. Böyle derin bir âlime müctehid denir.

    Böyle bir âlim, cüz’î mes’elelerden birinde çok düşünür. Buna benziyen her hükmü, delîlleri ile birlikde inceler. Muhakkak bilmelidir ki, Kur’ân-ı kerîmi tefsîr edebilmek için de, bu beş ilmde derin mütehassıs olmak lâzımdır.

    Bunlardan başka, âyet-i kerîmelerin sebeb-i nüzûlünü bildiren hadîs-i şerîfleri de bilmeli. Selef-i sâlihînin tefsîr için söylediklerini bilmeli, hâfızası, anlayışı çok kuvvetli olmalı. Âyet-i kerîmelerin siyâk, sibâk ve tevcihlerini ve benzeri şeyleri iyi anlamalıdır.”

    Mevdûdî ve Seyyid Kutub, Hamîdullah gibi yabancılar ve yerli müctehid taslakları ictihâd yapmağa ve tefsîr yazmağa kalkışanlar, bu ilimlerin isimlerini bile bilmezler.

    Bugün ictihad etmek istiyenler, bu işte kendilerinin ehil olmadıklarını biliyorlar aslında. Hal böyle olunca, islâm âlimi maskesi altında, mezheplere savaş açanların islâmiyyeti içerden yıkmağa çalışdıkları ortaya çıkmakdadır.

    Allahü teâlâ, böyle sinsi islâm düşmanlarına aldanmakdan Müslümanları muhâfaza buyursun! Kıymetli okuyucularımızın, mezhebsizlerin yanlış ve çok tehlikeli yazılarına aldanmamaları için, “ictihâd” ın ne olduğunu bugün için ictihadın mümkün olup olmayacağını çok iyi bilmesi lazımdır. Bugün ictihadın, mezhebin ne olduğunu, önemini bilmeyen dinini, imanını muhafaza edemez

    *********
    *********

    Cahillerin dinde söz sahibi olması

    Kıyâmet alâmetlerinin, şimdi çoğu çıkmış, her yere yayılmışdır. Bu alâmetlerden biri, câhiller çoğalacak, ilim adamları azalacakdır. Câhiller, dinde söz sâhibi olup, herkese yanlış yol göstereceklerdir.

    Bunun için Müslümanlar uyanık olmalıdır. Her söze güvenmemelidir. Hutbelerde, kitâblarda ve gazetelerde, “Ehl-i sünnet” âlimlerini ve bunların kitâblarını bildirmeyip, âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden, kendi kafalarına göre ma’nâ çıkaranlara inanmamalıdır.

    Mezhebsizler, yâ bid’at sâhibi sapıkdır, yâhud kâfirdir. Bunların her ikisi de, her zaman din adamı kılığına girerek Müslümanları aldatmışlar, doğru yoldan çıkarmışlardır. Mezhebsizlerin bildirdikleri âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şerîflere, Ehl-i sünnet âlimlerinin nasıl ma’nâ verdiklerini aramalı, işin doğrusunu öğrenmelidir.

    Bunun için de, güvenilen, fıkıh “İlm-i hâl” kitâblarını okumalıdır. “Ehl-i sünnet” âlimleri, âyet-i kerîmelerin ve hadîs-i şerîflerin hepsini incelemiş, kılı kırk yararak doğru ma’nâlarını bulmuşlar. Kitâplara yazmışlardır.

    Şimdi biraz arabî bilen din câhilleri, kendilerini müctehid sanıyorlar. Biz fakülteyi de bitirdik, diploma aldık diyerek islâm âlimlerini küçük görüyorlar. Hâlbuki, bir zamanda yaşamış olan müctehidlerin “İcmâ’” ya’nî sözbirliği ile bildirmiş oldukları birşey, dinde zarûrî olan şeylerden ise, ya’nî câhillerin bile işittiği, heryere yayılmış bilgilerden ise, bu şeye inanmak da, uymak da farzdır.

    Böyle icmâ’a inanmıyan kâfir olur. İnanıp da uymıyan, fâsık olur. İcmâ’ ile bildirilmiş olan şey, zarûrî bilinen şeylerden değil ise, buna inanmıyan kâfir olmaz. “Bid’at sâhibi” sapık olur. Uymıyan yine fâsık olur. Günâh işlemiş olur.

    İbni Melek, “Usûl-i fıkh” kitâbında, icmâ’ bahsinde diyor ki, “Bir zamanda yaşamış olan müctehidler, birşeyin nasıl yapılacağında, sözbirliğine varamamış, başka başka söylemişler ise, bunlardan sonra gelen âlimlerin bunların sözlerinden birine uyması lâzımdır. Başka dürlü söylemeleri câiz değildir, bâtıldır. Böyle olduğunu bütün âlimler sözbirliği ile beyân buyurmuşlar, icmâ’ hâsıl olmuşdur”.
    ?pitney
    Gurbetciler Birligi


    Bakara
    6. Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da uyarmasan da onlarca aynıdır. İman etmezler

    13. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.

  8. #8
    samiramis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    369
    Karizma Gücü
    0
    arapça bilmeden kuranı nasıl tam olarak anlıyorsunuz bir anlatıverinde bizde öğrenelim
    türkçe yazılana kuran denmiyor meal deniyor arapça olana kuran deniyor

  9. #9
    dabbetülarz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-11-2005
    Mesajlar
    379
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı samiramis tarafından gönderildi.
    arapça bilmeden kuranı nasıl tam olarak anlıyorsunuz bir anlatıverinde bizde öğrenelim
    türkçe yazılana kuran denmiyor meal deniyor arapça olana kuran deniyor
    sevgili kardeşim,
    kur'anı anlayabilmek için arapça bilmekde yeterli değildir. kur'anda açık ayetler ve bunun yanı sıra müteşabih ayetler var. açık ayetleri herkes anlar. bunlar mealdede değişmez. müteşabih ayetleri ise sadece ALLAH'ın resulleri ve zikirehli anlar. bunları onlardan hariç, arapça bilen kişi dahi anlayamaz.
    [O söz tepelerine indiğinde, yeryüzünden onlar (insanlar) için bir dâbbe çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince iman getirmediklerini (yakin hasıl etmediklerini) söyler. ](Neml Suresi, 82. Ayet)

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    01-03-2006
    Mesajlar
    1,003
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı dabbetülarz tarafından gönderildi.
    sevgili kardeşim,
    kur'anı anlayabilmek için arapça bilmekde yeterli değildir. kur'anda açık ayetler ve bunun yanı sıra müteşabih ayetler var. açık ayetleri herkes anlar. bunlar mealdede değişmez. müteşabih ayetleri ise sadece ALLAH'ın resulleri ve zikirehli anlar. bunları onlardan hariç, arapça bilen kişi dahi anlayamaz.
    Kuran 3 5 kişi anlasın diye indirilmedi.
    HADİS - HADİS ÇELİŞKİLERİ :

    6- En’am Suresi 116

    Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Doğrusu zan gerçek adına hiçbir şey ifade etmez. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını bilendir.

    10- Yunus Suresi 36

    Ey iman edenler ! Zandan çok sakının çünkü; zannın bir kısmı günahtır.

    49- Hucurat Suresi 12

    Ayetlerden insanların çoğunluğunun zanna (sanıya) uyabileceğini, fakat bunun bir şey ifade etmeyeceğini görüyoruz. Dini hadislere bina etmeye çalışmak; dini, zan gibi temelsiz, çürük bir temele bina etmektir. Oysa elde Kuran gibi her açıdan mucize, korunmuş, çelişkisiz, sapasağlam bir temelimiz vardır. Şimdi de hadislerin ken-di içindeki çelişkilerini, seçtiğimiz örnekle görüp, bu temelin çü-rüklüğünü, dolayısıyla temel olamayacağını anlayalım.

    1- ORUÇLU İKEN KAN ALDIRILIR MI?

    1. çelişik Hadis:“Kan aldırmak yapanın da yaptıranın da orucunu bozar.”

    Tirmizi Oruç 60/Ebu Davud Oruç 28/Buhari Oruç 32

    2. çelişik Hadis:“Peygamber’imiz oruçlu iken kan aldırmış-lardır.”

    Ebu Davud Oruç 29-30/Tirmizi Oruç 59/Buhari Tıp 11

    Peygamber eğer kan aldırmanın orucu bozduğunu söyleseydi, hiç şüphesiz kendisi kan aldırmazdı. üstelik Kuran’da orucu; yemek, içmek ve cinsel ilişkinin bozduğu geçer. Yani birinci çelişik hadis ikinci hadisle olduğu gibi Kuran’la da çelişmiştir. Fakat en doğru denen altı hadis kitabının üçünden yaptığımız bu alıntı, çelişik hadislerin en doğru denen kitaplara nasıl girdiğinin bir delilidir.

    2- TUVALET HANGİ YÖNLERE KARŞI YAPILABİLİR?

    1. çelişik Hadis:“Gerek küçük, gerek büyük tuvaletinizi yaparken kıbleye dönmeyin.”
    Hanbel 3/12

    2. çelişik Hadis:“Peygamber’imiz bir takım insanların küçük ve büyük tuvaletleri için kıbleye dönmeyi hoş karşılamadıklarından, bu bidatı (hurafeyi) kaldırmak için tuvaletini kıbleye doğru yaptırdı.”

    Buhari 4/11

    Bir hadiste kıbleye karşı tuvaleti yapmanın hurafe olduğu anla-tılırken, diğer bir hadiste ise Peygamber hurafe uygulayıcısı olarak gösterilmiş oluyor. Görüldüğü gibi hadisleri Peygamber’e atfetmek aslında Peygamber’e bir çok iftirayı beraberinde getirmiştir.

    3- ORUÇLU İKEN HANIM ÖPÜLÜR MÜ?

    1. çelişik Hadis:“ Peygamber oruçlu iken hanımlarını öptü.”

    İbn-i Kuteybe- Hadis Müdafası 372

    2. çelişik Hadis:“Oruçluyken hanımını öpenin durumu sorul-duğunda Peygamber; “Orucu bozulmuştur” dedi.”

    İbn-i Kuteybe Hadis Müdafası 372

    Bu hadisler aslında İbn-i Kuteybe’nin dışında Kütüb-ü Sitte denilen meşhur altı hadis kitabında da vardır. Fakat biz bu hadislere, İbn-i Kuteybe’nin çelişik ve mantıksız hadisleri zorlama yorumlarla kurtarmak çabasından ibaret olan eserinde rastladık. Eğer hadislerin mantıksızlığını ve çelişikliğini bu hadisleri savunan birinin eserinden öğrenmek istiyorsanız size de İbn-i Kuteybe’nin “Hadis Müdafası” kitabını tavsiye ederiz. Bir hadise göre Peygamber oruçlu iken hanımını öpüyor, diğer hadis oruçlunun öpüşemeyeceğini söylüyor. Belli ki bu hadislerden en az biri uydurmadır. İkisini de doğru olarak almak Peygamber’i ne yaptığını bilmez, çelişkili hareketleri olan, (haşa) bunakvari bir kişi yerine koymak olur. Bu yüzden Peygamber’e en büyük iltifat, hadisleri bir kenara atıp Kuran’ı ele almakla olur.

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Ca Tedavisi Görenler...
    2005 Konuları bölümünde Ebrusen777 tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 27.12.05, 22:54
  2. Çok kızgınım (onlar kendilerini bilir)
    2005 Konuları bölümünde turkfrmuye tarafından açılmış
    Yanıt: 35
    Son Mesaj: 11.11.05, 14:37

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •