(aşağıda yazdıklarım ALLAH TEALA'nın mehdi hazretlerine öğretisidir)
Sevgili kardeşlerim,
bu yazımda, günümüz din adamları tarafından bilinmeyen bir gerçeğe değinmek istiyorum: ALLAH'a ulaşmak.
İnsan üç vücutla yaratılmıştır.
1. ruh
2. nefs
3. ceset (fizik vücut)
ruh, ALLAH’tandır ve %100 aydınlıktır. Günah işlemesi sözkonusu değildir. Ruh devamlı ALLAH’ın emirlerini yerine getirmeyi arzular. Nefs ise %100 karanlıktır. O da şeytanın emirlerini yerine getirmeyi arzular. Bu sebeple insanın içerisinde sürekli bir kavga, ruh ile nefs arasında mevcuttur. İrademiz ise, ikisinden birisini seçmek zorundadır. Eğer nefsine uyarsa, şeytana uymuş olur ve günah işler. Ruhunun dediğini yaptığı takdirde, ALLAH’ın emirlerini yerine getirmiş olur.
ALLAH TEALA’nın insanlara bütün peygamberleri ile din kıldığı islam’ın tek bir hedefi mevcuttur: insan nefsinin aydınlanmasını, yani afetlerinin yok edilmesini temin etmek suretiyle, ruhu ALLAH’a teslim etmektir.
Ruh, ALLAH’tan gelen birşeydir. Bize ait değildir. Bu sebeple biz öldükten sonra, azrail gelip, ruhumuzu alır ve ALLAH’a ulaştırır. Fakat günümüz müslümanları tarafından bilinmeyen bir gerçek ise, ruhun ölmeden önce ALLAH’a ulaştırılması zorunluluğudur.
ALLAH TEALA insana ruhundan (dikkat edin: kendi ruhundan) üflemiştir. Yani bizim taşıdığımız ruh, bize ait değil, ALLAH’ın bir parçasıdır.
[secde 9]
Sonra onu (insanı) düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfledi ve sizin için işitmeyi, o görmeleri ve gönülleri yaptı. Siz çok az şükrediyorsunuz!
Bu sebeple ALLAH meleklerin insana secde etmelerini söyledi. Neden bunu talep etti ALLAH? Çünkü insan, ALLAH’ın ruhunu taşıyor ve meleklerin insana secde etme sebebi, onun insan olduğu için değil, içindeki ALLAH’ın ruhuna secde etmektir.
Işte bu ruh, ALLAH’a ait olduğu için, ALLAH bize ruhunu emanet olarak vermiştir. ALLAH’ın istediği, bizim bu ementi sahibine, yani ALLAH’a teslim etmemizdir. Onun için, İslam dini „teslim dini“ demektir. Bakın ALLAH TEALA ne buyuryor:
[ahzab 72]
Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.
Işte kutsal bir emanet olan bu ruhu, insanoğlu, ALLAH’a geri iade etmeye söz vererek almıştır. Bunu ALLAH TEALA bildirmektedir:
[nisa 58]
Allah size, emanetleri mutlaka sahibine iade etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Bu ayete dikkat edin, sevgili kardeşlerim. Burada emantler çoğul, sahibi ise tekil olarak geçmektedir. Bu emanetler ALLAH’tan aldığımız ruhlar ve sahibi ise ALLAH TEALA’dır. Burada ALLAH ruhlarımızı tekrar kendisine hayatte iken iade etmemizi üzerimize farz kılıyor.
Başka bir ayette ALLAH buyuruyor:
[rad 20-21]
Onlar ki, Allah'a verdikleri sözü yerine getirirler ve antlaşmayı bozmazlar. Ve onlar Allah'ın (ona) ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar, Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar.
Burada bahsedilen ulaştırılması gereken şey insanın ruhudur ve insan bunu yapacağına dair ALLAH’a söz vermiştir.
Burada “ulaştırmak” olarak tercüme edilen kelimenin orjinali “vusale”, yani vasıl etmek, yani birleştirmekdir. “bihi” kelimesi ise “onunla” anlamına gelir. Yani “onunla birleştirmek”, ALLAH’la birleştirmekdir. ALLAH bunu emreder.
Lakin, ruhumuzu ALLAH ile birleştirmek için bazı yapılamsı gereken prosedürler vardır. Birincisi şüphesiz, ALLAH’a ulaşmayı dilemektir. Bunu dilemedikçe kimse ruhunu ALLAH’a ulaştıramaz. Bu ise, islamın 7 şartı içinde farzdır, fakat şeytan bu en önemli farzı yoketmiştirki, insanlar onunla beraber cehenneme gitsinler.
Bakın ALLAH TEALA ne buyuruyor:
[zümer 54]
Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize yönelin, O'na teslim olun, sonra size yardım edilmez.
Işte sevgili kardeşlerim, burada ALLAH “üzerinize azap gelmeden önce” diyor. Ister cehennem azabı deyin, ister kabir azabı deyin, bunu bundan önce, yani hayatta iken yapmak gerekiyor. ALLAH’a yönelip teslim olmak ise, ALLAH’a ulaşmayı diledikten sonra ruhunu ona ulaştırıp teslim etmektir.
Sevgili kardeşlerim, ruhun ALLAH’a ulaşabilmesi için insanın ALLAH’a ulaşmayı diledikten sonra nefs teskiyesine başlama zorunluluğudur. Bu ise sadece “zikir” ile mümkündür. Yani ALLAH’ın adını ALLAH, ALLAH, ALLAH,… diye günde en az 7000 kere tekrar etmek. Bu sayede ALLAH kalbimize “fazl” nurlarını gönderir ve bunlar nefsin karanlık kalbini işgal ederek aydınlatırlar. Nefsin kalbi, bu nurlarla %51 aydınlığa kavuştuğu vakit insan nefsine yenik düşmez ve ALLAH’ın emirlerini yerine getirir. Bu da insanı fazilet sahibi yapar.
Bu arada ALLAH’a doğru yola çıkmış olan ruh sırat-I müstakim üzerinde meta fiziksel olarak ALLAH’ doğru yol alır ve zikrimiz günde 33000’e ulaştığı zaman ALLAH’a kavuşur ve ALLAH’ın zatında yok olur.
Işte o zaman “ermiş” bir evliya oluruz. ALLAH’a ulaşmayı dileyip, nefs teskiyesine başladığımız anda, biz ALLAH’ın bir evliyasıyız. Fakat ruhumuz ona ulaştığı zaman ermiş oluruz.
Lakin, başka bir durum daha var. ruhun iyilikleri emrettiğini ve nefsin kötülükleri emrettiğini söylemiştim. Ruhumuz vücudumuzdan çıktığı anda (korkmayın, o zaman ölmezsiniz) biz nefsimiz ile başbaşa kalırız. Bu çok tehlikeli bir durumdur, çünkü nefsin kötü emirlerine karşı çıkacak ruh bedenimizde yoktur.
Fakat ALLAH TEALA, insanı bu durumdan korumuştur. Ruhu vücudundan çıkan kişiler „kutsal ruh“ tarafından korunurlar. Insan mürşidine tabi olduğu vakit, ALLAH o kişiye kutsal ruhu yollar ve kutsal ruh, insanın başının üzerinde yer alarak kişinin kendi ruhuna ALLAH’a doğru yol almasını emreder. Ruh vücuttan çıkınca, o kutsal ruh o insanı nefsin kötülüklerine karşı korur. Çünkü kutsal ruh insanın nefsinden daha güçlüdür ve insanın ruhu vücudundan çıkıp ALLAH’a ulaştıktan sonra artık o kişi ölene kadar o kutsal ruhu hep başının üstünde taşır. Bu sebeple insanın nefsinin afetlerine yenik düşmesi söz konusu olamaz.
Insan ALLAH’a ulaşmayı dilediği anda ALLAH ona rahmet eder (günahlarını sıfırlar) ve o kişi mürşidine ulaşıp, mürşidin önünde tövbe ettiği anda ALLAH ona mağfiret eder (günahlarını sevaba çevirir), işte bu şefaattir. Kıyamette değil, bu dünyadadır.
Bakın ALLAH TEALA ne buyuruyor:
[mücadele 22]
Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa, Allah'a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, imanı yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah'ın tarafında olanlardır.
İşte sevgili kardeşlerim, ALLAH tarafından gönderilen bu ruh kutsal ruhdur ve devrin imamına aittir. Şeytanın ise gizlemeyi başarmış olduğu insanları cennete götürecek olan bu gerçek, bugün kimse tarafından bilinmemektedir.
Işte sevgili kardeşlerim, şeytanın bunu gizlemesi, insanlara, dinin hedeflerini ibadet olarak göstermesidir. Halbuki, dinin hedefi, nefsi teskiye ederek, ruhu ALLAH’a ulaştırmaktır. Bunu ise bütün ibadetler ile, onları vasıta olarak kullanarak gerçekleştireceğiz.
ALLAH’a hamd-ü senalar ederiz ki, ALLAH, mehdi resulunu yollayarak bize bu unutulmuş olan kur’an gerçeklerini öğretiyor. Sevgili kardeşlerim, karanlıklar, aydınlıklarla yarışamaz. Işık geldiği zaman, karanlık kaybolmak zorundadır. Hak geldiği zaman, batıl kaybolur. Peygamber efendimiz ve sahabe tarafından yaşanan Kur’andaki islam, artık hidayet çağında, ALLAH’ın emri ile tüm dünyaya yayılacaktır.
Bunu okuduğunuz için ALLAH razı olsun.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


