• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    <span style='color: #800080'>Bill_90</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-12-2005
    Mesajlar
    10,349
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Gerçek Titanikk

    Tüm zamanların en ünlü gemisi Titanik, herkes
    tarafından bir deniz faciası nedeniyle tanınır oysa dev
    yolcu gemisinin ardında inanılmaz bir gizem saklı.
    Titanik'in akıl almaz öyküsünü sunarken uyarıyoruz.
    Bir düşünün,
    Titanik'i batıran gerçekten bir buz dağı mıydı?


    Hiç kimse onun dünyanın en büyük kehanetlerinden
    birisini yaptığını bilmiyordu. Hatta kendisinin dahi
    haberi yoktu. Adı; Morgan Robertson´du,
    Amerikalıydı, 1861´de doğdu, gençken denizcilik yaptı,
    sonra ise bir elmas eksperi oldu ve New York´da
    kuyumculuk yaptı.

    Sonra Kipling'in bir oykusunu okudu ve yazar olmaya
    karar verdi.İlk oykusu 25 dolara satildi.
    Daha sonra yazdigi 10 oykuden ise 1000 dolar kazandi.
    Yazmak ona kolay ve kazancli geliyordu.
    1897 yilinin bir kis gecesinde 24. caddedeki dairesinde
    yeni bir deniz oykusu yazmayi planladi.

    Bu bir uzun öykü olacaktı.
    Hayali "Titan Kazasi''
    Hayalinde dev bir yolcu gemisi vardı, asla batmayan
    bir gemi. Bir aşk teması üzerine kurulu olan öykünün
    kahramanları bu dev gemiye binip, İngiltere´den
    ABD´ye gidiyorlardı ve aşk hikayesi dünyanın en
    lüks gemisinde sürecekti.

    Ama öykünün hayali kahramanları beklenmedik
    bir sürprizle karşılaşacaklar ve bir deniz kazası
    batmaz denen gemiyi okyanusun dibine yollanacaktı.
    Robertson´un teması buydu, oturup yazmaya başladı
    ve öyküye iki isim verdi;
    "Futility"yani "Nafile" ve "Titan Kazası"...
    Evet, yanlış okumadınız; Titan...

    Şimdi beraberce Robertson´un romanından bir bölümü;
    "Titan"ın batış sahnesini okuyalım.


    "Gözcü haykırdı; ´buzdağı!
    Birinci subay, kaptana haber verdi ve derhal makine
    dairesine tornistan yani geri git emri verildi.
    Fakat dev gemi durmuyordu, hızını kesmesi için
    zaman lazımdı ve sisler arasında görünen buzdağı
    yaklaşıyordu. Aşağıdan ise orkestranın ve eğlenen
    insanların sesleri duyuluyordu. Sonra buzdağı gemiye
    ulaştı, bu arada gemi ters çalışan pervanelerin
    gayretiyle yan dönmüştü ama yetersizdi ve kaptanla
    yardımcılarının çaresiz bakışları arasında buzdağı
    Titan´ın sancak tarafına çarptı.

    Darbe hafifti hatta pek hissedilmedi, kaptan o anda
    ucuz atlattık diye düşünüyordu.
    Ama birkaç dakika sonra gemi birden yan yattı,
    buzdağı asıl yarayı su kesiminin altında açmıştı,
    yara öldürücüydü çünkü uğursuz buzdağı Titan´ın
    bordasını jilet gibi keserek, parçalamıştı."

    Daha sonra Robertson öyküye; gemi hızla su aldığını.
    Alarm verildiğini,filikaların indirilerek, önce kadınlar
    ve çocukların Bindirildiğini, yardım çağrıları
    yapılırken, Avrupa´nın en ünlü ve zengin ailelerinin
    mensuplarının birbirlerine ebediyen veda ederken,
    dev yolcu gemisi Titan'ın buzlu kutup
    sularına hızla gömüldüğünü anlatarak devam
    ediyordu.


    İnanılmaz kehanet gerçekleşiyor...
    Ve Robertson 1898 yılında öyküsünü küçük bir kitap
    olarak yayınladı. Kitap onu çok daha sonra ölümsüz
    yapacaktı, dünyanın en çarpıcı ve en dehşet verici
    kehanetini yazmıştı ama sonuç yayınladığı dönem için
    aynen kitabın adı gibiydi yani "Boşyere" Aradan 14 yıl
    geçti ve başka bir zamanda, başka bir gemi, asla
    batmaz denen dünyanın en lüks ve en büyük yolcu
    gemisi Titanik,
    İngiltere'nin Southampton limanından yeni dünyaya
    doğru denize açıldı.

    Sonra, 1912 yılında 14 Nisan´ı, 15 Nisan´a bağlayan
    gecede sisler arasından birden ortaya çıkan
    bir buzdağı batmaz denen Titanik'in katili olacaktı.
    Yukarda okuduğunuz Robertson´un romanındaki
    batış sahnesi aynen gerçekleşti. Sadece o kadar mı?
    Bakın Morgan Robertson Titanik´den 14 yıl önce
    yazdığı romanında daha neleri bilmişti;

    Robertson´un romanındaki Titan adlı gemi
    Southampton limanından yola çıkıyordu ve
    14 yıl sonra Titanik de aynı limandan yola çıktı.


    Romandaki gemi ile, Titanik arasında sadece
    4 metre fark vardı.
    Titan 248 metre, Titanik 252 metreydi.
    İki geminin ağırlıkları da çok yakındı.
    Robertson romanında Titan´ı 70.000 ton ağırlığında
    yazmıştı;
    Gerçek Titanik ise 66.000 tondu.

    Her iki geminin de üç pervanesi vardı ve her ikisi de
    3000'er yolcu taşıyorlardı.
    Gerek romandaki hayali Titan´a gerekse de gerçek
    Titanik´e Avrupa´ nın sayılı zenginleri ve ünlü
    aileleri binmişlerdi.

    Daha da ötesi var;
    Robertson´un romanındaki dev Titan,
    New Foundland yakınında; Kuzey Atlantik´de bir
    buzdağına çarparak
    battı ve işte inanılmaz ama gerçek;
    Talihsiz Titanik de 14 yıl sonra aynı koordinatta,
    aynen romandaki benzeri gibi bir buzdağına
    çarparak okyanusa gömüldü.


    Ve her iki gemide de; yeterince cankurtan
    filikası yoktu; Robertson romanındaki gemide 24 filika
    bulunduğunu yazıyordu; Titanik´de ise 22 filika vardı
    ve bu yüzden can kaybı büyük oldu.
    Sonra...Gerçek kazanın sonucunda 1513 yolcu
    boğularak öldü ve kayboldu.

    Aynen 14 yıl önceki romanda yazıldığı gibi...
    Robertson´un romanındaki Titan´da ise 1500 kişi
    ölüyordu.

    Her iki gemi de 3000 kişilikti ve Titanik´e 2224 kişi
    binmişti.
    Aynı asla batmaz denen gemi,Aynı yerden aynı yere
    yolculuk,Aynı tarihte, aynı yerde kaza,
    Aynı buzdağı ve aynı tür batış,Aynı yolcu ve ölü sayısı,
    Hatta iki gemi de batarken orkestranın ilahi çalmasına
    kadar...

    Bir kez daha okuyun ve düşünün...
    Büyük kehanet farkedilmiyor...

    Morgan Robertson başarılı olamadı, kitabı satmadı,
    daha sonra yazdıkları da ilgi görmedi.
    Bunalıma girerek, bir hastanede psikolojik tedavi
    gördü. Sonra yeni bir öykü yazdı, bir Fransız
    dergisinde yayınlanan bu öyküde de,denizaltılardan
    söz ediyor ve periskopu tarif ediyordu.
    Ama yine ilgi görmedi. Başarısız bir yazar olarak,
    Mart 1915´de bir otel odasında ayakta geçirdiği
    bir kalp kriziyle yaşama veda etti.

    Asıl inanılmaz olay burada çünkü Robertson
    mart 1915´de öldü.
    Yani gerçek Titanik´ in batışından üç yıl sonra...
    Ve hiç kimse Robertson´la ilgilenmedi, yine kimse
    farketmedi ve hiç kimse onun 14 yıl önce Titanik´i
    aynen nasıl anlatabildiğini merak etmedi.
    Kimse onu anımsamadı, ta ki 1980´lerde inanılmaz
    olaylarla ilgili araştırmalar yapılıncaya kadar...

    Morgan Robertson;Titanik batmadan 14 yıl
    önce, gemiyle ve kazayla ilgili herşeyi tıpatıp aynen
    nasıl yazmıştı ?
    Raslantımıydı?
    O, başarısız bir yazar olarak tarihin
    karanlıkları arasında kayboldu, şimdi ise ruhu
    hatırlanmanın sevinci içinde olmalı...
    Kehanet sıradan bir iş değil, ve asıl gizem kendi
    yapısında, ne zaman ve nerede ortaya çıkacağı
    hiç belli olmuyor; oysa gelecekte nelerin olacağı
    konusunda çevremiz sayısız ipucu dolu; yeter ki
    görmek için çaba gösterelim.

    Titanik´in gizemi burada da bitmiyor.
    Biri daha var;
    "Denizde tehlikede olanlar için dua ediyoruz..."
    Kanada, Winnipeg´de Rosedale Metodist
    Kilisesi´ndeyiz, Rahip Charles Morgan
    bir pazar sabahı erkenden kalkmış, o günkü ayin
    için hazırlık yapıyordu.
    Okunacak ilahinin numarasını karatahtaya yazdı.
    Tüm hazırlıklarını bitirdikten sonra, ayine kadar
    biraz uyumak amacıyla odasına çekildi ve derin
    bir uykuya daldı.
    Birden kendini çok canlı ve etkin bir rüyanın içinde
    buldu. Karanlıkların içinde, dev bir kütle vardı,
    dalgaların sesleri duyuluyordu, çanlar çalıyor ve
    Rahip Morgan´ın çok uzun yıllardır işitmediği bir
    ilahi duyuluyordu. Rüya o kadar etkili ve rahatsız
    ediciydi ki,
    Morgan uyandı, ilahi ve çan sesleri kulağından
    gitmiyordu. Saatine baktığında,fazla zaman
    geçmemiş olduğunu gördü, rüyanın kötü etkisinden
    kurtulmaya çalışarak yeniden uyumaya çalıştı ve
    yeniden uykuya daldı. Rüya tekrar başladı, ilahi,
    çan sesleri, karanlık, dalga sesleri ve devrilen dev
    kara kütle. Morgan bu kez, panikle uyandı ve kendini
    boş kiliseye attı,karatahtaya giderek o bir türlü
    kulaklarından gitmeyen ilahinin numarasını yazdı.

    Ayin saati gelmişti, cemaat toplanıyordu,
    Rahip Morgan ilahiyi başlattı, notalar kilisede
    çınlarken, aynı anda binlerce mil ötede okyanusun
    ortasında aynı ilahi buzlu denizi çınlatmaktaydı;

    "Duy, Kutsal Baba, Sana denizde tehlikede olanlar
    için dua ediyoruz." İlahi biterken,
    Rahip Morgan´ın gözlerinden yaşlar akıyordu.

    Aynı günün sonraki saatlerinde, Rahip ilahiyi
    okudukları sırada Atlas Okyanusu´nun derinliklerinde
    büyük dramın yaşandığını öğrendi.

    O gün, 14 Nisan 1912´idi ve Atlantik´in kuzeyindeki
    buzlu sularda Titanik suların içinde yokolmuştu.
    Titanik'de bir gariplik var...
    Titanik battığında, ünlü İngiliz gazeteci
    William T. Stead gemide bulunuyordu.
    1892 yılında Stead hikayeler yazarak yaşamını
    kazanıyordu.
    Gazeteciliğinin yanısıra Stead, ölüm ötesi ve
    Spiritüaliizm ile yani Ruhçuluk'la da ilgileniyor,
    araştırmalar da bulunuyordu.
    O yıl yazdığı kısa hikayelerden birinin adı neydi
    biliyormusunuz? "
    Titanik" ve yine Titanik´den 20 yıl önce...

    Yine Titanik´de olduğu gibi, Stead´ın hikayesindeki
    Titanik´de bir buzdağına çarparak batıyordu.
    Ve Stead´ın yazdığı hikayede, Stead kendisini
    kazadan kurtulan biri olarak anlatıyordu.
    Ve; 20 yıl sonra gerçek Titanik batarken, o buzlu ve
    soğuk denize gömülenlerden birisi Stead´ ın
    gerçekten kendisiydi.

    Ama; sonu romandaki gibi olmadı çünkü
    kurtulamayacaktı. Zira bu roman gerçekti ve başka
    bir romancı tarafından yazılmıştı.
    O anda Stead ne düşünmüştü?
    20 yıl önce yazdığı hikayeyi düşünüp, kurtulacağına
    inanıyormuydu?
    Bunu asla bilemiyeceğiz...


    Biri daha var. Ama çok daha sonra; 1935´ de...
    William Reeves adlı bir denizci bu; İngiltere´den
    Kanada´ya giden "Titanian" adlı kömür yüklü buharlı
    gemi; soğuk bir Nisan gecesinde Kuzey Atlantik´de
    seyrediyordu Bütün denizcilerin ezbere bildikleri
    o uğursuz yere;
    Titanik´in battığı noktaya varmışlardı.

    Reeves, güverteden denize bakarak yıllar
    öncesindeki olayları düşlüyordu.
    Ve o gün Reeves ´in doğum günüydü, olabilir ama
    Reeves´in doğduğu tarih çok önemliydi, çünkü
    Reeves 14 Nisan 1912´ de doğmuştu.
    Yani Titanik´in battığı günde. İşte tam o günde;
    Titanik´in battığı gündeReeves doğum gününü;
    Titanik´ in battığı yerde kutluyordu.
    Ve birşey oldu...
    Reeves birden, suların kaynaştığını ve dev bir
    buzdağının geminin yolu üzerinde belirdiğini gördü.
    Tam o anda da, köprüden alarm verildi.
    Uzaklık yeterliydi.

    Mürettebat gemiyi zamanında durdurdu, buzdağının
    yanından geçeceklerdi ama olmadı...
    Çünkü bir saat içinde çevreleri; yüzlerce buz
    kütlesi tarafından sarıldı.
    Artık hareket etmelerine imkan yoktu.
    Reeves ve arkadaşlarının içinde bulundukları
    Titania adlı gemiyi, ancak 9 gün sonra yetişen
    buz kırma gemileri kurtardılar.


    TÜRKYAŞAMFENERBAHÇELİLER©
    Hep DESTEK
    Tam DESTEK
    Nuri_aLço Fan Clup


    "Kızımın iffeti batmakta rezilin gözüne, acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne."
    milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy ne güzel söylemiş...





    Platonik ASKIM LEAH DİZON :hz:hz



  2. #2
    FENERBAHCE GOL11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2005
    Mesajlar
    6,189
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    teşekkürler yazı için :A

  3. #3
    Misafir Zeuss adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-12-2005
    Mesajlar
    884
    Karizma Gücü
    0
    oo kardeş acayip ilginç sağol...

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Gerçek şoven , gerçek ırkçı kim?
    2005 Konuları bölümünde Dağlı tarafından açılmış
    Yanıt: 14
    Son Mesaj: 17.06.05, 01:40

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •