• Reklam
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    Tekbir adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-03-2006
    Mesajlar
    83
    Karizma Gücü
    0

    Gülen Cemaatinin KARAMAN aşkı

    Zaman'ın Karaman "aşkı"...

    Fethullah Gülen cemaatinin vakıfları, okulları, gazete ve televizyonlarıyla başı çektiği “Dinlerarası Diyalog” faaliyetleri mercek altında. Çok uzunca bir süre rakipsiz, eleştirisiz yürütülmüş “diyalog” çalışmaları son dönemde yoğun bir eleştiri bombardımanı altında.

    Fethullah Gülen’in ABD’ye ikamet ediyor olmasından, cemaatin yayın organlarında 11 Eylül sonrasında zaman zaman göze çarpan ABD ve İsrail bakış açısına dek pek çok unsur, çeşitli çevreleri şüphelerinin cemaat üzerinde odaklanmasına yol açtı. Normalde bir arada görülmeyen isimler ve gruplar, Gülen cemaati hakkında aynı şüpheleri, eleştirileri dile getirmeye başladılar. Gazete ve televizyonlarda başlayan Gülen eleştirileri zamanla kitaplaştı, hattâ CDler halinde elden ele dolaşmaya başladı.

    Gülen cemaatinden bu eleştirilere gelen belli başlı yanıt, eleştirileri yapan çevrelerin geçmişini öne çıkartmak, birbirleriyle uyuşmazlıklarının altını çizmek ve “Acaba bu çevreler niye tam da Gülen konusunda anlaştılar?” diye yüksek sesle sormak oldu. İşçi Partisi ile Ülkücülerin elele verip Gülen’i eleştirmeleri tuhaf, deniliyordu. Doğu Perinçek’in din karşıtı bir konumdan gelip misyonerliğe karşı savaş açmasının şüpheli olduğunu söyleniyordu. Dinle diyanetle ilgisi sınırlı çevrelerin “Dinlerarası diyalog” söylemine ve faaliyetine karşı çıkmalarının anlamsız, mesnetsiz, hattâ kötü niyetli olduğu ileri sürülüyordu.

    Ancak Gülen cemaati aynı türden eleştirilerin İslamcı çevrelerden gelişini izah edemiyordu. İslam bilgisinden, dini hassasiyetinden kimsenin şüphe etmediği insanlar, akademisyenler de “Dinlerarası diyalog”ta bir bit yeniği görüyorlardı. Son olarak Suat Yıldırım’ın hazırladığı Kur’an mealinde İncil ve Tevrattan pasajlara yer verildiğinin ve bu mealin birkaç yıl önce Zaman gazetesi tarafından promosyon olarak dağıtıldığının ortaya çıkmasıyla yeni bir tartışma patlak verdi. Kur’anı Kerim metnine paralel olarak İncil ve Tevrat’ın konduğu kitap bir akademik mukayese çalışması değildi, halkın kullanımına sunulmuştu çünkü. Bunu, özellikle de promosyon olarak dağıtılmış olması nedeniyle, İncil ve Tevrat’ın evlere sokulması olarak yorumlayanlar çıktı. Cemaatin, gizli bir Hıristiyanlık propagandası yaptığını ileri sürenler bile oldu. Daha önce elden ele gezen CD’lerde gündeme getirilen türden iddialar bu kez gazete köşelerinde, TV’lerde açık açık dile getirilmeye başlandı. İş, cemaatin bu iddialara yanıt verme mecburiyeti hissetmesine yol açacak raddeye geldi.

    İşte, tam bu noktada ilginç bir gelişme yaşandı.

    Gülen cemaatinin yayın organlarından Aksiyon dergisi, Zaman gazetesi ve Samanyolu TV koordineli bir biçimde konuyu gündeme aldılar. Aksiyon dergisi son sayısında, Gülen cemaatinin Dinlerarası Diyalog faaliyetine en sert yaklaşımlardan birini teşkil eden “Dinlerarası Diyalog İhaneti” kitabının yazarıyla bir “kontra söyleşi” yaptı. Kitabın yazarı, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yümni Sezen söyleşide son derece enteresan bir tespitte bulunuyordu: Yümni Sezen’e göre dinlerarası diyalog “tuhaf bir yere” doğru gidiyor, diyalogcu çevreler haklarındaki şüphe ve eleştirilere yanıt vermiyor, açıklamaları ise “hep Hayrettin (Karaman) Bey yapıyor. O da sadece diyaloğun faziletinden bahsediyor”du.

    Dünkü Zaman gazetesi Yümni Sezen’i haksız çıkartmadı ve 15 gün önce STV’de yayınlanan Hayrettin Karaman’la yapılmış bir söyleşinin bant çözümünü yayınladı. Dinlerarası diyalog eleştirilerine yanıt mahiyetinde sunulan söyleşiyle yetinmeyen gazete, konuyu bugün de Hüseyin Gülerce’nin köşe yazısında sürdürdü.

    Gülerce, Hayrettin Karaman’ı “Hayrettin Kahrman” ilan ettiği yazısında hocanın dinlerarası diyalog eleştirilerine verdiği “yanıt”ları övdü. Ancak Gülerce’nin yazısında dikkat çeken husus, Gülen cemaati dışından ve Türkiye’de itibarı son derece yüksek bir hocadan “destek” bulmuş olmanın sevinci.

    Gülen cemaati, Doğu Perinçek’ten kendilerine yönelen eleştirilerden rahatsız değil. Sonuçta, bunları geçersiz kılmak için Perinçek’in PKK kampındaki bir fotoğrafını hatırlatmak yeterli olabiliyor. Ancak, İslami çevrelerden yönelen eleştirilere bir yanıt vermekten kaçınılıyor. İşte burada devreye, Hayrtettin Karaman giriyor. Dinlerarası diyalogcular, Hayrettin Karaman’ın itibarından yararlanma yoluna gidiyorlar. Gülen cemaatinin Hayrettin Karaman “aşkı”nın temelinde yatan bu.

    Hayrettin Kahraman...

    HÜSEYİN GÜLERCE
    ZAMAN - 6.03.2006

    Prof. Dr. Hayrettin Karaman, bilgisi ve ilmiyle amel etmesiyle gerçek bir alim. Türkiye’de geniş bir dindar kitle, kafasının karıştırıldığı dönemlerde onun duruşuna bakıyor.

    Çünkü o aynı zamanda gerçek bir entelektüel. Duruşunu konjonktüre göre değiştirmiyor. Bazı ilahiyatçıların yaptığı gibi siyasetin peşine düşmüyor, bir beklenti içine asla girmiyor.

    Birileri epeydir diyalog çalışmalarının karşısına dikiliyor. Kamuoyunun kafası önce “misyonerlik” iddiaları ile karıştırılmak istendi. Hatta bu çalışmalara öncülük ettiği; Fener Patriği, Ermeni Patriği, Hahambaşı ve bundan önceki Papa ile görüştüğü için Fethullah Gülen’in, Vatikan’da gizlice yetiştirilmiş biri olduğu iddialarını bile CD’ler hazırlayarak el altından yayanlar çıktı. Fakat bu çabalardan istedikleri sonucu alamadılar.

    Bu defa milliyetçi-muhafazakar camianın içine bir diyalog fitnesi sokma atağına geçtiler. Milliyetçi camianın manevi bir otoriteden mahrum bırakılmasından istifade ile ayrı ayrı kapılar çalındı. Kimileri “Ulusalcı” bir cephenin içine yamanmaya çalışıldı. Yıllardır din, devlet, asker ve vatan düşmanlığı yapanlarla ortak cephe içinde gösterilmek istendiler.

    Perinçek, Bahçeli’ye saldırmasaydı kimileri gözü kapalı figüranlık yapmaya devam edecekti. Yetmedi, milliyetçi camia içindeki bazı ilahiyat profesörlerine kitap siparişi verdiler, malzeme temin ettiler, onların damarlarına basarak diyaloğun ihanet olduğunu bile yazdırdılar. İşte böylesine bir hengamede, kafa karışıklığı ortamında yine meselenin özüne sahip çıkarak dik durma vazifesini muhterem Hayrettin Karaman Hocamız üstlendi. Samanyolu televizyonunda iki hafta önceki Pazar Sohbeti programımda milliyetçi camiaya seslenerek çok önemli bir ikazda bulundu. (Gazetemiz dünkü yorum sayfalarında çok güzel bir özet verdi.) Hatta reklam arasında, “Hüseyin Bey, bu ikazı mutlaka yapmalıyım diye kendime sürekli tembihatta bulundum, çünkü bu konuyu çok önemsiyorum.” dedi. Söyledikleri şöyleydi:

    “Vehimlerimizin ve komplo teorilerinin esiri olmayalım. Ulusalcılar, eski komünistlerin bir kısmı ve solcular.. Bu memlekette dinin yaşanmak istenmesiyle yıllarca mücadele etmiş bu insanlar.. Şimdi kalkmış, ‘uyumayın, halkımızı Hıristiyanlaştırıyorlar’ diyorlar. Bu ülkede resmî ideolojinin egemen kılmaya çalıştığı din politikası dini, dindarlığı zayıflatmayı hedeflemektedir. Bunun için iktidarlar devriliyor. ‘Halkın dediğini yaparsak, dindarlaşma ilerler, öyle bir noktaya gelir ki, bunlar bu sefer laik, demokratik rejimi yıkmaya kalkarlar. Onun için ateşi biz baştan söndürelim. Onun için din özgürlüğünü, din hürriyetini kısıtlayalım. İnsan haklarına aykırı da olsa gerekirse Anayasa’yı tevil ederek, laikliği öyle yorumlayarak bu işi engelleyelim’ diyorlar. Bu benim tespitim. Bu tespitin uygulaması olarak Türkiye’de dindarlaşmanın çok önemli enstrümanlarından biri olan imam hatipleri ‘falan partinin arka bahçesidir’ diye ilan ettiler ve altını üstünü budadılar. Dikkatinizi çekiyorum. Şimdi dindarlaşmanın başka bir aracı daha var. Türkiye’de herkes neyi kastettiğimi anlar, bu araç da yine okullar.. yine okulla yürüyor Türkiye’de ve Türkiye dışında.. Şimdi bu okulları da ‘Hıristiyanlaştırmanın arka bahçesi’ diyerek yok etmek istiyorlar.” Sayın Karaman daha ne söylesin ?

    Bu ülkede yüz elli yıldır yapılan hata, dindarlığımızı ve milliyetçiliğimizi hislerimize kurban etmemizdir. Bu ülkenin aydınları yaşadıkları çağı doğru okuyamadılar. Onun yerine birbirimizle uğraştık. Siyaset dahil üniversitelere varıncaya kadar kamplara ayrıldık. Doğru, müspet bizim kampımızdan gelmiyorsa ona hasım kesildik. Bu açıdan Sayın Karaman’ın ikazı tarihî bir sesleniştir. Bazı ilahiyatçıların tam siper olduğu bir dönemde yaptığı tam anlamıyla bir kahramanlıktır. Bir Ahıska Türk’ü olarak o hem Hayrettin Karaman’dır, hem de Hayrettin Kahraman...

    Kitabımı saldırı malzemesi yapmasınlar

    AKSİYON - Sayı: 588 - 13.03.2006 - Kerim Balcı - Adem Yavuz Arslan

    “Dinlerarası Diyalog İhaneti” adlı kitabıyla gündeme gelen Prof. Dr. Yümni Sezen, Aksiyon’a konuştu. Sezen “Ben samimi bir Müslüman olarak diyalog faaliyetlerinin kafamda oluşturduğu sorulara cevap bulabilmek, gelecekte ortaya çıkması muhtemel risklere dikkat çekmek için bu kitabı yazdım. Aydınlık Dergisi gibi, dinî kaygısı olmayan çevrelerin ya da başka niyetleri olan grupların kitabımı istismar etmesinden rahatsız olur, üzülürüm.” diyor.

    Diyalog faaliyetleri üzerinden yürütülen Fethullah Gülen Hocaefendi ve sevenlerine yönelik karalama kampanyası nicedir gündemden düşmüyor. Tabii dinlerarası diyalog konusu da… Bu kez ifadeler daha da ağır; hatta Prof. Dr. Suat Yıldırım’ın yazdığı Kur’an Meali, “Kur’an İncilleştiriliyor” türü provokatif haberlere konu oluyor. Tartışmaları alevlendiren gelişme ise Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi’nden emekli, bugüne kadar 13 kitabı yayımlanan Prof. Dr. Yümni Sezen’in “Dinlerarası Diyalog İhaneti” adlı kitabı oldu. Müslüman-Hıristiyan diyaloğu üzerine yazılmış iki doktora tezine danışmanlık yapan, diyaloğu gayet İslamî bulup destekleyen bu tezlerin yayımlanması için bizzat aracılık ettiği bilinen Sezen, şimdiye kadar hiçbir kitabına böylesine kışkırtıcı bir isim koymamıştı. Üniversitedeki odasında sorularımızı cevaplayan Prof. Sezen, kitabı yazarken amacının diyalog konusunda bazı noktalara dikkat çekmek olduğunu, herhangi bir düşünceyi ya da temsilcilerini suçlamak olmadığını söyledi. “Kur’an’ı İncilleştirmek” gibi bir ithamı kendisinin asla kullanmadığını hatırlatarak, kitabının başlığının da kastı aştığını belirtti. Kendisine Risale-i Nur’dan yaptığı bazı alıntıların yanlış olduğunu, bir yerde tırnak işaretini kapatmayı unuttuğu için kendi kanaatlerinin Bediüzzaman’ın kanaatiymiş gibi algılandığını aktardık. Kitabın yeni baskısı için bazı tashihler yaptığını ve bunları düzelteceğini söyledi. “İsim değişikliği de olacak mı?” şeklindeki sorumuza şöyle cevap verdi: “Hayır! Para aldı ya da tehdit edildi filan derler. İsim aynen kalacak.”

    -Bu kitabı yazma ihtiyacını neden hissettiniz?

    Bu kitap bugün ortaya çıkmış değil. Aksiyon dergisi, “Hz. İsa” diye kapak yaptı. Halk sizin içeride ne yazdığınızı, dünyaya tekrar gelişin şahs-ı manevi şeklinde olacağını düşündüğünüzü anlamaz. Bir şey ifade etmek istemişsiniz ama edememişsiniz. Yani bu kapağı yapınca siz Hıristiyan oldunuz, Hıristiyanlığı savunuyorsunuz demiyorum. Ama neyi ifade etmek istediğiniz anlaşılamamış. Anlatamamışsınız. Elbette bunun üzerine kitap yazmış değilim ama kafalarda soru işaretleri doğuran bir haber olmuş. Kafa karışıklığına sebep olmuşsunuz. Bunun gibi görüntülerde çok kötü şeyler oldu. Ayasofya’nın üzerine haç eklenmiş mesela.

    -Ayasofya üzerine haç eklenmesi nerede yapıldı?

    Fotoğrafı var. (Gösterdiği fotoğrafta Ayasofya’nın kubbesi üzerinde yan yana Hilal, Haç ve Davud Yıldızı bulunuyor.)

    -Kaynağı kimdir bilemeyiz, ama bu fotoğraf photoshop programıyla yapılmış. Böyle bir fon ne bir diyalog konferansında ne de diyalogla ilgili bir eserde kullanıldı.

    Kullanılmadı mı yani toplantılarda? Neyse ben diyorum ki bir şeyler oluyor. 1957’den beri Nurcu arkadaşlarla beraberim. Zaman zaman risaleleri okudum. İlahiyatta okurken sınıfımda Nurcular vardı. Fethullah Hoca’nın da kitaplarına bakmışımdır. Fakat bana göre anormal bir süreç var. Bu süreç tuhaf bir yere gidiyor. Evham ya da değil. Bunlar evhamsa açıklamaları yapılmalı. Açıklamaları hep Hayrettin (Karaman) Bey yapıyor. O da sadece diyaloğun faziletinden bahsediyor. Evhamımızı giderecek bir açıklama gelmedi.

    -Bu kitabın üzerinde ne kadar çalıştınız?

    Bir buçuk yıl önce başladım.

    -Kitabın dipnotlarında 83 ayrı kaynak var. Bir kısmı Türkiye’de bulunmayan kaynaklar. Mesela Zaman’ın Amerika baskısı ya da bazı İngilizce kaynak eserler. Bunları nasıl takip ettiniz?

    İnternet var.

    -Ama sizin alıntıladığınız yazıya internet sayfasından ulaşılamıyor. ABD’de basılan o sayıyı o hafta temin etmiş olmanız gerekiyor.

    Arkadaşlar temin etti. Getirdiler bana.

    -4 Mart’ta Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nda yaptığınız konuşmada kitabı anlatırken, “Arkadaşlar fotokopiler verdi, şu konuyla ilgilen dedi.” dediniz. Bir yerde de “Arkadaşlar şu konuyu da yaz dedi, ama yazmadım.” dediniz. Kimdir bu arkadaşlar?

    Okuldan, üniversiteden arkadaşlar… Sen sosyoloji hocasısın bak dediler. Kimliklerini açıklamaya gerek yok. Kimse elini taşın altına koymuyordu. Yanlış hesap Bağdat’tan döner. Bir yanlış varsa dönecektir.

    -Bu kadar kısa bir sürede bu kadar geniş kaynağı taramak zor olmadı mı?

    İnternet var, dostlarım, arkadaşlarım, yardımcılarım var. 700 sayfalık kitabı yazarken bile bine yakın kaynak kullandım. Ben bunda yanılırsam bir kişi kaybeder. Ne olur, yanılmış olabilirim. İnşallah da yanılmış olurum. Ama yanılmazsam o kötü. Bu süreç Türkiye’yi kötü yollara götürüyorsa, o zaman kötü. İnşallah ben yanlış anlamış olurum. Bir kişinin yanılmasının hiçbir önemi yok. Türkiye’ye ve Müslümanlara zarar gelmesin yeter.

    -Kitaba bir başkasının, edisyon anlamında eli değdi mi?

    Kaç kişi hem de. Hepsi akademisyen değildi. Doktora tezi sorgulaması gibi soruları bırak. Bana böyle sorular sorma.

    -Pek çok mülayim insan bile bu kitaba çok sert tepki verdi. Buna içeriğinden çok kapağın sebep olduğu açık. Kitabın içeriğiyle kapağı da uymuyor. İçinde bir beyin jimnastiği var, fakat kapakta ihanet gibi provokatif bir ifade yer alıyor. Acaba editörlerin etkisi mi oldu?

    Evet, başlıkta oldu öyle bir durum.

    -Yani ihanet kelimesi size ait değil.

    Ona cevap vermeyeceğim. Problem var. Yok değil. Ama burada kullandığım ihanet kavramı şahısları, grupları hedef alan bir kavram değil. Akrabalarım var diyalogcu. Ben şimdi onlara hain mi diyeceğim? Söylediğim şu: Bu yolun sonu ihanete çıkabilir. Ama sen şunu diyebilirsin, ‘yine de sivri olmuş’. Ona da cevap yok...

    -Ama ihanet kelimesinin size ait olup olmadığını söylemediniz.

    Cevap yok dedim ya. Ama ihaneti hangi manada kullandığımı söylüyorum.

    -Peki, siz hiç diyalog toplantılarına gittiniz mi?

    Bazı iftarlara gittim. Ama bir diyalog toplantısına gitmedim.

    -Herhangi bir Hıristiyan grup tarafından bir diyalog toplantısına davet edildiniz mi?

    Hayır.

    -Kitabınıza Aydınlık dergisinin sahip çıkmasını yadırgadınız mı hiç?

    Bu benim problemim midir? Ne yapabilirim ki?

    -Sanki aynı cephede yer alıyormuşsunuz gibi görünüyor?

    Sosyolojide beklenmeyen sonuçlar diye bir kavram var. Bu da beklenmeyen sonuç. Ama şunu söyleyebilirsin. “Onların bunu kullanmasını engelleyecek tedbir alsaydın” diyebilirsin. Buna hakkınız var. Ya da devam ettirme dersiniz. Ben de ettirmiyorum zaten. Yedi yere davet edildim, hiçbir yere gitmedim. Ne yazmışsam yazdım, cevabını veren verir. Kötü ellerde ya da dinle ilgili olmayan çevreler tarafından kullanılmasını istemem, ama onu da engelleyemem. Ben samimi bir Müslüman olarak diyalog faaliyetlerinin gelecekte ihanete dönüşebileceği endişesini görerek bu kitabı yazdım. Ümit ediyorum cemaat algılar, sorunları çözer. “Aydınlık” gibi, dinî bir kaygısı olmayan kesimlerin yazdığım şeyleri kullanmasını ben de istemiyorum.

    -Anlaşılan diyaloğun özellikle ismine itirazınız var. Dinlerarası dendiği için kızıyorsunuz. Oysa itham ettiğiniz insanlar bu terimi çoktan terk etti. Kültürlerarası veya medeniyetlerarası diyorlar.

    Onu devlet değiştirdi. Ama işte cemaat kullanıyor. Mesela Amerika’da Rumi Forumu var. -Orada dinlerarası diye bir ifade yok. Rumi ismi de mi yanlış?

    Tabii ki! Onun ismi Mevlânâ Celaleddin’dir. Rumi’si yoktur. Rum ne demek? Rum diyarında yaşadığı için o adı almıştır. Fethullah Hoca Amerika’da yaşıyor diye ‘Amerikânî’ mi diyeceğiz? Atalarımızın şuursuzluğu olmuş. Söyleyin o ismi değiştirsinler. Ayrıntı gibi geliyor ama önemlidir.

    -Kitabınızın dipnotlarında hep üçüncü şahısların görüşlerini aktarmışsınız. Oysa alıntıladığınız kitapların yazarları ‘bunlar benim şahsi görüşümdür’ uyarısını yapmışlar. Buna rağmen onların görüşü üzerine teori geliştirmişsiniz. Biraz fazlaca maksat okuma değil mi bu?

    Hayır. Elizabeth Özdalga’nın makalesinde de tartışmalı çok konu var. Ama kimse gidip onu sorgulamadı.

    -Ama o “bunlar benim izlenimimdir” diyor.

    Benimkiler de izlenim.

    -Ama siz izlenimlerin üzerine teoriler geliştiriyor, çok iddialı yorumlar yapıyorsunuz.

    Kasıtları, niyetleri ancak Allah bilir. Sosyoloji vakalara bakar. Olaylara, neticelere bakar. Kişilerin niyetini bilemeyiz. Gidişat soru işaretleri doğuruyor ama.

    -Fethullah Gülen’le ilgili bütün eleştirileriniz başka eserlerden. Kendi kitaplarından hiç alıntı yapmamanızın bir sebebi var mı?

    Kendi kitaplarından diyalogla ilgili olanı var mı?

    -Selçuk Camcı ve Kudret Ünal’ın derlediği bir kitap var. Fethullah Gülen’in Konuşma ve Yazılarında Hoşgörü ve Diyalog İklimi diye. Diyalog hakkındaki birinci elden görüşleri bu kitapta var.

    Bende bu kitap yok. Orada bunlardan farklı şeyler mi söylüyor?

    -Danimarka’da çıkan karikatür krizinin de diyalog faaliyetlerinin bir sonucu olduğunu iddia ettiniz. Oysa diyalog tam tersini sağlamaya çalışıyor. Papanın başbakana gönderdiği mektubu bile diyalogla irtibatlandırıyorsunuz. Mantıklı mı bu?

    Ben bunlar diyalog sonucunda oldu demedim. Diyalog sürecinde Gülen’in mektubuyla papanın başbakana yolladığı mektupları karşılaştıralım demek istedim. Diyaloğun papa üzerinde etkisi olmuş mu ona baktım. Gördük ki faydası olmamış.

    -Ama Gülen’in görüştüğü papa öldü. Bu yeni papanın da daha radikal olduğu biliniyor. ‘Diyalog faaliyetlerinden zarar gördük, rahatsızız’ diye beyanları oldu.

    Bu papayı çok sevdim o zaman.

    -Yani Müslüman dünyasıyla Hıristiyan dünyasının herhangi bir şekilde iletişimi olmamalı. Bunu mu söylüyorsunuz?

    Tebliğ tabiî ki yapılacak. Diyalog da bunun bir boyutudur. Ama alttan alta Müslümanın tepkisini, dinamizmini zayıflatmayacaksın. Böyle bir üslup çıkıyor. Avrupa’nın istediği nedir bizden? Bu karikatürlerde kışkırtıcılık var o ayrı, ama asıl bizi terbiye etmeye çalışıyor. Ya Üsame gibi radikal olmamızı ya da bu karikatürlere gülüp geçen birileri olmamızı istiyor. İçi boşaltılmış, ehilleştirilmiş insanlar istiyorlar.

    -Peki, çözüm olarak siz ne öngörüyorsunuz?

    Çözümü uzun. Devlet hatalarından vazgeçecek. Aydın, Müslüman Türk aydını olacak. Türk birliği, İslam birliğine doğru gidecek. O zaman çözüm olur. Bunu diyalogcular engelliyor demiyorum. Böyle bir gevşeklik olursa, tepkimizi kaybedersek bunları yapamayız. Çözüm geniş tabii. Bunu yapmak isterken diyalog çelme takıyor gibi geliyor.

    -“Diyalog devletin kontrolünde ve akıllı uslu yapılırsa karşı olmam.” mı diyorsunuz?

    Genel olarak diyalog konuşmadır. Diyaloğa karşı olunmaz.

    -Diyanet İşleri Başkanlığı da diyalog toplantılarına temsilci yolluyor, organizasyonlara katılıyor. Diyanet de mi ihanet içerisinde?

    İhanet kelimesi, diyaneti, cemaati, cemaat başkanını vs. hainlikle suçlamak değil. Bu yol yanlışsa, yanlış gidiyorsa sonu ihanete çıkar. Diyanet de bu yanlışlığı devam ettirirse, bu da o yola çıkar.

    -Diyaloğun özellikle Türkiye’de yapılmasından rahatsız gibisiniz. Bu faaliyetler sadece yurt dışında yapılsaydı problem olmaz mıydı sizce?

    Tercih edilebilir. Kabul edilebilir bir şey. Daha makul olabilirdi.

    -Diyaloga temelde karşı değilim diyorsunuz. Bunun doğrusu nasıl yapılır, yol haritası nasıl olmalı?

    Diyalog şartlarını biz belirlemeliyiz, herkesin görüşü alınmalı. Niye bir cemaat üstlenmiş?

    -Başka kimse talip olmamışsa ya da bu cemaatin fiziki şartları diyalog ihtiyacı doğurmuşsa?

    Bakın size cemaatlerle alakalı problemi anlatayım. 1950’lerde önce din eğitiminin yasaklandığı dönemlerde birileri bu işi götürmüştür. Bazıları imanı yeniden inşa etme görevini üstlendi. Başarılı oldular da kısmen. Ama Demokrat Parti’den sonra bir oluşum meydana geldi. Ve bunlar dediler ki ‘dini biz biliriz’. Genellikle her cemaat dini en iyi bildiğini iddia etmeye başladı. Simdi bu cemaat gelip diyaloğu da biz yaparız diyor. Haklı gerekçeleri olup olmadığı ayrı bir tartışma. Bir kişi üstlenirse herkes ne oluyoruz der. Biz seçersek kimsenin aklına soru işaretleri düşmez.

  2. #2
    Tekbir adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-03-2006
    Mesajlar
    83
    Karizma Gücü
    0
    Fethullah Beyin din adamlığına lafım olmaz..Aynı Tayyip Erdoğanın siyasetçiliğine ve karizmasına lafım olmadığı gibi..Ancak bu insanların yüklendikleri misyon çok yanlıştır...Ve bu insanlar ABD nin müslümanları evcilleştirme projesi olan BOP un görevlileri durumuna gelmiştir..Bu durumdan derhal kurtulup özlerine dönmeleri yani sırtlarını döndükleri İSLAM ALEMİNE yüzlerini dönmeleri gerekmektedir..Bütün isteğimiz budur..Fethullahçı arkadaşların ve Fethullah hocanın müslümanlığına ve samimi duygularına kimse laf edemez...Ancak yanlış yolda yürüyor Tayyiple beraber..Bizler kardeşleri olarak onları uyarmak zorundayız..RABBİM HİDAYET NASİP ETSİN

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    09-08-2005
    Mesajlar
    920
    Karizma Gücü
    0
    niyet okuyuculuk artık moda oldu.
    bunun niyeti şu. şunun ki bu. ya öyle değilse. sizin dediğiniz gibi olmadığı defalarca ifade edilmesine rağmen niçin bunda ısrar ediyorsunuz anlamak güç.

    Fethullah Gülen kim olduğunu ne olduğunu ne olmadığını şurada ifade ediyor : http://www.m-fgulen.org/a.page/multi...li/a14887.html
    kendi sesinden dinleyebilirsiniz.

    ayet isterseniz o da mevcuttur : “İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak, en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: 'Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da, sizin ilâhınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuzdur.' (Ankebut,46)

    önceleri diyalog karşıtlarının baş tacı yaptıkları Prof. Dr. Hayrettin Karaman da nedense diyaloğun şart olduğunu düşündüğü için artık terk edildi. o da şöyle diyor : http://www.gencadam.net/content/view/392/39/

    Suat Yıldırım'ın eleştirilere cevabı : http://www.gencadam.net/content/view/364/37/

    neticei kelamda "insanlarla konuşabilmenin ön ve kabul şartı anlayıştı."
    150 civarında kolejde müslümanlarla beraber okuyan yüzlerce Hristiyan çocuk ve aileleri gün be gün İslamı seçerken bu okulların kuruluşunda kanaat önderliği yapan insanlara CIA denildi, Vatikan ajanı denildi, dinsiz denildi, bölücü denildi..

    bugün sibiryadaki kolejlerde Allah ın adı anılıyorsa, bugün adını bilmediğiniz Afrika ülkelerinde 25-30 yaşlarında gencecik öğretmenler yüzbinlerce insanın gönlüne giriyorsa, Türki Cumhuriyetlerde 50 den fazla kolejde ve Üniversitelerde kardeşlerimizle irtibatlar kuruluyorsa bunlar sadece Allah rızası ve Peygamber efendimiz (sav) sevgisiyle yapılıyor.
    Kardeşlerimizin yanımızda olmasını can-ı gönülden dilerdik. Zira biz müslümanız, zira ne derseniz deyin sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (asv) manevi şahsiyeti memnun olsun diye yapıyoruz.

    karikatür krizi bu yüzden çıktı, hindistan'da kabe alay edilircesine bunun için oyuncaklarda kullanıldı. avrupa ve abd tv lerinde terör faaliyetleri "bu insanlarla diyalog kuracak bir şey yok" mesajı vermek için vardı. çünkü artık diyalog meyve vermeye başlamıştı.
    kardeşlerim, bu işten rahatsız olanları görmemiz gerekmez mi?
    bu kadar mı kötüyüz ki onların safında olmayı bizimle aynı derdi paylaşmaya tercih ediyorsunuz.
    İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır. İnsan kendinin olan bu ölçüleri fikirlere tatbik ediyor ve bu ölçülerle fikirlerinin doğruluğunu araştırıyor.; hükmünü onlarla veriyor. Ondan sonra kendi kendi verdiği bu hükme uygun, onu destekleyici sebepleri etrafında topluyor. Peşin vermiş olduğu hükmünü onlarla haklı ve meşru gösteriyor. Görülüyor ki düşünmek, kendimizi eşyaya değil, eşyayı kendimize uydurmaktır. Gerçek düşünce ise bundan farklıdır.
    [ varolmak, Nurettin Topçu ]

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    09-03-2007
    Mesajlar
    93
    Karizma Gücü
    0
    fetullahın ne olduğu ortada dır, gizli gizli kimlere uşaklık ettiğide ortadadır, bediuzzaman'ın dizinin dibinde ders okudu arkadaşlarında bir tanesi onun için mason oldu demişti, bu diyolog hamleleriylede aklı başında müslümanlar tarafından ne halt olduğu anlaşılmıştır.

    2003 nisanında da bunların zaman gazetesinde ki ahmet şahin isimlili hocalarının yazmış olduğu müslümanların- hristiyanların-yahudilerin amentüleri birdir içerikli yazılarıda bunların cemaatlerinin neye hizmet ettiğini açıklamaktadır, oysa ki bizim allahımız ve peygamberimiz amentülerimizin farklı olduğu söylemektedir.

    alt tabakaları samimi müslüman olmaya çalışan lakiin üst tabakalarının ne halt olduğu belli olmayan bir topluluk tur bunlar.

    vesselam.

    arkadaşlar tarihte bir yanılmam olabiilir 2000 nisanında da yazmış olabilir yazıyı zira ben kendimde okudum yazıyı.

    saygılar ve selamlar...

    bundan beş yıl önce hoca efendiye çok yakınlığı ile tanınan “Ahmed Şahin” isimli yazarın, 17 Nisan 2000 tarihli Zaman Gazetesindeki yazısında ehl-i kitap Yahudi ve Hıristiyan müşriklerle “amentüde” birleştiklerini iddia etmiş olması bu konudaki endişe ve tereddütlere haklılık kazandırmıştır. Ahmed Şahin beyin asla İslam akidesiyle bağdaştırılması mümkün olmayan korkunç tahribat örneği sergileyen talihsiz yazısının bir bölümünde şu hezeyanları görüyoruz: "Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla (Yahudi ve Hıristiyanlarla) temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle “amentüde” ittifakımız vardır. Çünkü Allah'ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir.

    Bu temel noktalar bir amentüden başkası değildir ve biz ehl-i kitapla bu amentüde müttefikiz. Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir. "

    Bu yazıyı yazan şahıs her kim olursa olsun eğer inanarak yazmışsa bundan daha büyük bir cehalet, bundan daha büyük bir gaflet olamaz! Bu yazıda başta Allahü Teala (cc) olmak üzere, İki cihanın sultanı Hz. Peygamber (SAV)’i ve Ümmet-i Muhammedin tamamını töhmet altına sokma bedbahtlığı vardır. Kur’an-ı Kerim’de ki ayet-i celilelerin ne kadarı Ehl-i kitap hakkında inmiştir, ne maksatla inmiştir? Peygamberimiz Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)’in yirmi üç yıllık mücadele hayatında kimler vardır, bu mücadelelerin hedefi ve gayesi ne idi? Bunların tamamını yersiz ve gereksiz görmek Allah (cc) muhafaza Allah (cc)’ı, Peygamber (SAV)’i, Sahabe-i Kiramı (RA)’ı inkar anlamına gelmez mi? Mü’minlik iddiasında bulunan bir kimseye böyle bir iddia yakışır mı? Ayrıca bu iddialar öyle basit ve sıradan iddialar da değillerdir!!! Rabbim bu tür fitnelerden ümmeti muhafaza buyura! Bu batıl görüşlere meyleden insanlara da hidayet nasibeyleye. AMİN !!!

    Fethullah Gülen hocaefendinin yıllar öncesinden söylemiş olduğu “Fakat ben ne kadar arzu ederdim, "La ilahe illallah" diyen bu insanlar, "Muhammedün Resûlullah" desin ve tam kurtuluşa ersin! ” inancı ile “Hıristiyan ve Yahudiler ile Amentü’ de ittifakımız vardır “ inancını birleştirmek nasıl mümkün olabilecektir?

    Bu iddiaların Hoca efendi ile ne ilgisi vardır? Hoca efendi niçin bu tartışmaların içine çekilmek isteniyor? derseniz; Fethullah Gülen hoca efendiden de bu türden iddia ve söylentilerin sadır olduğu ortalıkta dolaşıp durmaktadır da onun için!!! Hocaefendinin de Ahmed Şahin bey gibi düşündüğünü kabul etmek istemiyorum. Bir internet sitesinden almış olduğum bilgiler Hoca efendinin de aynı şekilde düşündüğüne kaynak teşkil eder nitelikte olmasına rağmen haberlerin kaynağına itibar edemiyorum: “www.m-fgulen.org/ isimli Internet sitesinde yayınlanan yazısında Fetullah Gülen, Avusturya Melekler Hareketi liderine hitaben bakınız neler söylüyor: "İslam'da ve Katolik Hıristiyanlıkta esas olan inanç hükümlerinden başka, her iki dindeki ahlaki esaslarda denilebilir ki aynıdır. Teferruat olan tali meseleleri bir tarafa bırakalım!" Ayrıca başka bir sitede Müslüm Karabacak mahreçli bir yazıda da:

    "... 'Muhammed Allah'ın Resulü'dür' kısmını söylemeksizin sadece ilk bölümünü ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışı ile bakılmalıdır." Fasıldan fasıla kitabı, M. Fetullah Gülen ("Rabbin aciz kulu")... denilmiştir.
    http://www.misak1.com/anasayfamakale/ailemdergisi.htm isimli siteden alınmıştır yazının tamamına bakılabilinir...
    Bu mesaj en son " 18.03.07 " tarihinde saat 13:01 itibariyle alpi1907 tarafından düzenlenmiştir... Neden: ard arda mesaj...

  5. #5
    njco2.bg adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2008
    Mesajlar
    151
    Karizma Gücü
    0
    yazı icin tskler...

  6. #6
    Dr. Who adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-06-2007
    Mesajlar
    292
    Karizma Gücü
    0
    Eski konu bu sanırım. fetullah gülen'in amacını o malum vaaz kasedinden ve küçük dünyam adlı kitabından biliyoruz. Bize onu anlatmaya çalışmanıza gerek yok.
    Artık yaşam değişti. Batıl inançlar bilimin sağlam kalelerini sarsmıyor. Ancak insanlar ruhani dünyanın inkarı konusunda fazla ısrarcı davranabiliyor. Soğuk ve rutubetin geri dönüşüyle birlikte bu modern binada yorgunluk belirtileri de baş göstermeye başlamış. Henüz hiç kimse farkında olmayabilir ama "Krallık"ın kapıları bir kez daha açılıyor..

  7. #7
    Uye FLoRa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2008
    Mesajlar
    11,292
    Karizma Gücü
    7
    Fetullah cehaletiyle kurnazlığı sentezlemiş ve bunu aynı şekilde empoze etmiş bir insandır
    [COLOR="Red"][B][CENTER]CHP ye karşı hazımsızlığı olan Atatürk düşmanı&dinci&bölücü&yolsuz-hırsız&satılmış&kansız kesim ve
    kesimin ,ezberci şakşakçı destekçileri olan ,geri kafalar
    iyi izleyin!
    CHP nin yükselişini[/CENTER][/B][/COLOR]

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •