• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    Takezo Kensei adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-09-2005
    Mesajlar
    8,308
    Karizma Gücü
    0

    Padişahın İşi Ne?

    Padişahın İşi Ne?

    Sultan Murad Han o gün bir'hoş'tur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler
    söylemek ister sonra vaz geçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç
    değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
    - Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
    - Akşam garip bir rüya gördüm.
    - Hayırdır inşallah...
    - Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
    - Nasıl yani?
    - Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
    Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Anlaşılan o ki, Padişah hâlâ gördüğü
    rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla
    Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı
    civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o
    sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar:
    - Kimdir bu?
    - Aman hocam hiç bulaşma, derler.
    - Ayyaşın sarhoşun biri işte!
    - Nerden biliyorsunuz?
    - Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz...
    Bir başkası tafsilâta girer:
    - Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplarçarsısı'nda
    çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa
    harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın
    varsa takar peşine..
    Hele yaşlının biri çok öfkelidir:
    - İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören
    olmuş mu?..
    Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdili kıyafet mollalar
    kalırlar mı ortada! Tam Vezir de toparlanıyordur ki, Padişah keser yolunu:
    - Nereye?
    - Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
    - Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem... Ama biz
    gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.
    - İyi ya, saraydan bir kaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
    - Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
    - Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
    - Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
    - Aman efendim, nasıl kaldırırız?
    - Basbayağı kaldırırız işte.
    - Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini,
    telkini...
    - Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
    - Şurada bir mahalle mescidi var ama...
    - Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
    - Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih
    Camii'nden...
    - Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama
    Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim...
    Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah
    bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkânınca bir güzel yıkarlar ki,
    naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü
    sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın
    kanı ısınmıştır bu adama, Vezir'in de keza... Meçhul nalıncıyı kefenler,
    tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır
    daha... Bir ara Vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
    - Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
    - Nasıl yani?
    - Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim
    bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?
    - Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.
    Vezir, cüzüne, tesbihine döner. Padişah garip maceranın başladığı noktaya
    koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir
    kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
    - Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.
    Kadın eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... Ağlar mı?
    Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip
    çıkar hayal dünyasından...
    - Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir
    âlemdi, vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap
    şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı.
    Sonra getirip dökerdi helâya!
    - Niye?
    - Gençler içmesin diye...
    - Hayret...
    - Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin
    zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek...
    O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara...
    - Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
    - Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere
    giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken
    Kabe'yi görmeli...
    - Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
    - İşte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya... Hatta bir gün;
    "Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü
    belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada..."
    - Doğru, öyle ya?
    - Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben
    üsteledim. İş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kimkaldırsın?
    - Peki o ne dedi?
    - Önce uzun uzun güldü, sonra; "Allah büyüktür hatun, dedi. Hem Padişah'ın
    işi ne?"

  2. #2
    FENERBAHCE GOL11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2005
    Mesajlar
    6,189
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    teşekkürler yazı için :A

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •