• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
33 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    xPowermanx adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    156
    Karizma Gücü
    0

    Başarılı Sünnet İnkârcılarına CEVAP


    İlk devirlerde Sünnet düşmanlığı o kadar ileri boyutlara ulaştı ki, ashabı küfürle itham etme ahmaklığını gösterdiler. Bunun sonucu olarak, onların bu bâtıl iddialarına göre Hadis–i şerifler, kâfir olan bir topluluğun rivayetleri olduğu için hiçbirini kabul etmediler.

    Hadis düşmanlarının amacı; Sünnet–i Nebeviyye'yi devre dışı bırakarak, akıllarınca Resûlullah'ı devreden çıkarmaktır.İslâm âlimlerinin, Kur'an'ın tefsiri olarak kabul ettiği "Sünnet"i güya bu şekilde hallettikten sonra sıra ikinci adıma, yani Kur'an'a gelecekti!..

    Bazı ilimler vardır, ilaç gibidir, insanın sıhhat ve afiyeti için zarurîdir. Bazı fikirler de vardır, zehir gibidir, insan hayatına kasteder, öldürücüdür.İşte bu gibi fikirlere son derece dikkat etmek, bu tür görüş sahiplerinden son derece sakınmak lâzımdır. Bu zehirli fikirlerden biri de, uzun zamandır mevcut olmayan; fakat son yıllarda kötü kokusu yayılmaya başlayan "Hadis ve Sünnet'i Kabul Etmeme Hastalığı"dır. Maalesef son zamanlardaİslâm dünyasında bu yöndeki itirazlar gün yüzüne çıkarılmış, "Kur'an'dakiİslâm", "Kur'an Müslümanlığı" ve "Kur'an'a Dönüş" ve benzer sloganlarla, sünnet ve hadis üzerinde birtakım şüpheler ve istifhamlar gündeme getirilmiştir.İşin üzücü tarafı, bunlar gündemde kalmaya devam etmektedir. Bu sloganik ifadeleri âdeta vird hâline getirip devamlı telaffuz eden bu gürûhun, hemen hemen hepsinin Sünnet–i Resûlullah karşısındaki tavırları menfîdir veya en azından lâkayddır. "Kur'an'ın yeterli olduğu" fikrini hararetle savunup, Sünnetsizİslâm arayışı içine giren bu zavallılar, her konuda âayet arayıp, âyet dışında kendilerini bağlı hissedecekleri bir başka "Lâ raybe fîh" delilin bulunmadığını ileri sürüyorlar. Tabiî bunların, her lafın başında "Kur'an" demelerine bakan da onları Kur'an sevdalısı zanneder.İyi de, hem Kur'an'da bulunan: "Peygamber size neyi verdiyse, onu alın; size neyi yasakladıysa, ondan da sakının."(1) gibi Sünnet'e delâlet eden bir kısım âyetlere rağmen Sünnet'i inkâr edeceksin, hem de Kur'an sevdalısı olacaksın, bu mümkün mü?! Size sıradan bir kitap hediye eden birine bile teşekkür edip, minnet duymak bir insanlık icabı iken, Hz. Kur'an gibi dünya ve âhiret saadetinin reçetesini sunan yüce bir kitabı bizlere getiren Resûlullah'a bırakın teşekkür etmeyi, onun Sünnet'ini dahi inkâr edip devreden çıkarmaya çalışmak, acaba nasıl bir insanlık icabıdır?
    Hadis ve Sünnet'i kabul etmeyip sadece Kur'an Müslümanlığından söz edenler, aslında asırlardan beri vardır ve eksik olmamıştır. Tabiî bu tür eğilimler ve görüşler hep azınlıkta kalmış, marjinal gruplar tarafından kabul görüp sahiplenilmiş ve ortaya sürülmüştür. Tarih yine tekerrür etmektedir.
    Uzun zamandan beri bazı kardeşlerimiz bizlere bu hususta sürekli sorular soruyorlar. Bulundukları çevrelerde, gerek mahalle gerekse iş ortamlarında Sünnet inkârcılarının olduğunu ve onlarla sık sık bu konuda karşı karşıya gelip, fikir çatışmaları yaşadıklarını; fakat susturucu deliller sunamadıklarını üzülerek bizlere iletiyor ve bu hususta bir yazı kaleme almamızı rica ediyorlardı. Bizlerin de âcizâne gayreti ve arzusu, bu sapık fikirlere karşı gerekli ilmî müdafaanın yapılabilmesi ve bu yanlış görüş sahiplerinin oyununa gelinmemesi olduğundan, inşallah bu Sünnet ve Hadis münkirlerine reddiye mahiyetindeki bu yazımı kaleme alıyorum.
    Sünnet'in delil olarak kullanılmasını inkâr ederek, sadece Kur'an'la yetinmeyi iddia eden bu fasid görüş sahiplerinin bunu söylemelerindeki gayeleri farklı farklıdır. Dolayısıyla konuya, öncelikle bu fasid görüşün nereye dayandığı ve bunların kimler olduğu hususunda bir tasnif yaparak başlamak istiyorum.

    Bunları genel olarak
    iki gruba ayırabiliriz
    Bunlardan bir grup; müslüman oldukları veya müslüman olduklarını iddia ettikleri hâlde Sünnet'i kabul etmeyip, aleyhinde olanlardır ki bunlar,İslâm'ın ilk dönemlerinde Hz. Ali Radıyallahu Anh'ın hilafeti döneminde ortaya çıkan "Haricîler" tâifesidir. Bu tâife "Hüküm sadece Allah'ındır"(2) âyetini ele alarak böylesine doğru bir hükümden, yaptıkları tevillerle yanlış anlamlar çıkardılar ve bu âyet–i kerîmeyi istismar ederek Hz. Ali Radıyallahu Anh ve Hz. Muaviye Radıyallahu Anh arasında vuku bulan Sıffin savaşında, her iki taraftan da savaşa katılan sahâbenin adaletini, dolayısıyla onlardan gelen rivayetleri bütünüyle reddettiler. Hatta daha da ileri giden bu sapıklar, ashabı (hâşâ) küfürle itham etme ahmaklığını gösterdiler. Bunun sonucu olarak, onların bu bâtıl iddialarına göre hadis–i şerifler (hâşâ) kâfir olan bir topluluğun rivayetleri olduğu için hiçbirini kabul etmediler.
    İkinci grup ise; batılı müsteşriklerin bâtıl görüşleri veİslâm dışı cereyanlardır. Bu grup, aslında sadece Sünnet'e değil, temelde her şeyiyleİslâm'ın bizâtihi kendisine karşıdır. Bunların esas amacı; müslümanların zihinlerine şüphe tohumları atmak,İslâm topluluklarının arasına fitne sokup, onların birlik ve beraberliğini yok etmektir. Evet, ellerinden gelse bunu hemen yapacaklar; fakat karşılarında en büyük mâni olarak, bu dinin peygamberi Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i buluyorlar. Öyleyse yapılacak iş, ilk adım olarak, bu maniyi aşmak ya da en azından ümmet nezdindeki sarsılmaz otoritesine gölge düşürmek geliyor… Bunun için de özellikle Sünnet'i ve hadisi hedef almışlar, az önce zikrettiğimiz birinci grubun tavrından da faydalanıp, birtakım sun'i tartışmalarla müslümanları Sünnet hakkında şüpheye düşürme gayreti içine girmişlerdir. Böylece Sünnet–i Nebeviyye'yi devre dışı bırakarak, akıllarınca Resûlullah'ı devreden çıkaracaklar.İslâm âlimlerinin Kur'an'ın tefsiri olarak kabul ettiği "Sünnet"i güya bu şekilde hallettikten sonra sıra ikinci adıma, yani Kur'an'a gelecekti!.. Kur'an, bunların bâtıl fikir ve itikâtlarına kesinlikle mesned teşkil edecek değildir. Ama Kur'an'ın gerçek yorumu olan Sünnet devre dışı bırakıldığı için işleri artık kolaylaşmış olacaktı. Bundan sonra yapılacak iş, Kur'an'ın, kendi arzularına göre yeniden yorumlanması ve tevil edilmesidir. Tabiî bunu yaparken hem bu konuda gayet samimiymiş havası vermek, hem de fincancı katırlarını ürkütmemek için, bu operasyona şirin bir isim de koymak gerekiyordu ki, onu da bulmuşlardır. Bu isim ne olsun? "Kur'an'a Dönüş" olsun, "Kur'anİslâm'ı" olsun...
    Bu maksatla işe başlayan bu gürûh, Kur'an'ı rahatça keyiflerine göre biçimlendirebilecekleri zehâbına kapılarak, ehl–i imanın akidesini bulandırma gayreti içine girmişlerdir. Kimi cehaleti, kimi de birtakım çıkarları sebebiyle, bu zehirli fikrin rüzgârına bazı kimseler kapılmış olsa da inşallah bu Hadis inkârcıları umduklarını bulamayacaklardır. Bu din, Kur'an ve Sünnet çerçevesinde asırları aşıp bu güne dek nasıl sapasağlam geldiyse, kıyamete kadar da böylece devam edecektir…
    Hadisleri güya sıhhatinden şüphe ettikleri için kabul etmeyen ve "Bize Kur'an yeter" diyerek sadece Kur'an'ın delil olacağını söyleyen birtakım kimseler, her ne kadar Hadis'i kabul etmediklerini ifade ediyorlarsa da, bu fikirlerine delil olarak ileri sürdükleri bir Hadis–i şerif vardır. Şimdi bu Hadis'in değişik tariklerle gelen birkaç rivayetini ve Hadis âlimlerinin bunların senetleri hakkındaki görüşlerini sizlere arz edeceğim. Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    "Size benden bir Hadis geldiğinde bunu Kur'an'a arzedin. Eğer bu Hadis'le ilgili Kur'an'da bir asıl buluyorsanız, Hadis'i alın, bulamıyorsanız onu reddedin."
    Hadis inkârcılarının kendilerine delil olarak aldıkları bu Hadis–i şerif hakkında Ukayl Rahimehullah: "Bu Hadis'in sahih isnadı yoktur." der. Sağanî Rahimehullah ise: "Mevzûdur." der.(3)
    Yine bu mânada Beyhakî, senedini de zikrederek, Bişr b. Numeyr, Hüseyin b. Abdullah tarikiyle onun babasından, onun da Hz. Ali'den naklettiği bir başka Hadis'i zikreder ki, Efendimiz bu Hadis'te şöyle buyurmuşlardır:
    "Bazı insanlar olacak, benden Hadis rivayet edecekler. Size bir kimse Hadis rivayet ettiğinde bu Kur'an'a muvafıksa, onu ben dedim. Size bir kimse Hadis rivayet ettiğinde bu Kur'an'a muvafık değilse, onu ben demedim."
    İmam Beyhakî bu Hadis'le ilgili olarak:
    "Bu zayıf bir isnaddır. Böyle Hadis'lerle delil getirilmez." der.İbn Maîn, bu Hadis'i rivayet eden Hüseyin b. Abdullah b. Dumeyre için "Sika ve güvenilir birisi değildir." demiştir.İmam Buhârî de bu kişi için:
    "Hadis'i münkerdir, kendisi zayıf biridir." der. Ebû Zür'a ise "Hadis'i kıymet takdir edeceğim hiçbir ölçüde değil." demiştir.(4) Bu Hadis'in diğer ravisi olan Bişr b. Numeyr için de "Sika değildir." denilmiştir.
    Bu Hadis başka tariklerle de rivayet edilmiştir; lâkinİmam Beyhakî bu rivayetler için:
    "Bunların hepsi zayıf rivayetlerdir." demiştir.
    İşte muhterem okurlarım, Hadis inkârcılarının, işlerine gelince, Hadis âlimlerinin kesinlikle delil kabul etmedikleri zayıf isnadlara dahi nasıl yapıştıklarını görüyorsunuz. Ama işlerine gelmedi mi, Hadis sahih de olsa inkâr ederler. Buradan rahatlıkla anlayacağınız üzere, bunların derdi kesinlikle üzüm yemek değil; maalesef bağcıyı dövmektir.
    Şimdi sizlere Hadis âlimlerince sahih kabul edilen bir başka rivayeti nakledeyim. "Kur'an bize yeter." diyenler hakkında bakınız Peygamber Efendimiz asırlar öncesinden ne buyuruyor:
    "Şunu kat'i olarak biliniz ki, bana Kur'an ile birlikte, onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir. Karnı tok bir şekilde koltuğuna kurulmuş olan bazı kimselerin: "Bize Kur'an yeter! Onda helâl olarak ne görmüşseniz, onu helâl; neyi de haram görmüşseniz, onu da haram kabul ediniz." diyeceği zamanlar yakındır. Bilin ki, Allah resûlü'nün haram kıldığı da Allah'ın haram kıldığı gibidir."(5)
    Efendimizin, bu kimselerin "karınları tok bir şekilde koltuklarına kurulacaklarını" özellikle beyan etmesi ne kadar taaccübe şâyan değil mi? Müçtehid geçinen,İlahiyat patentli birtakım zevatın, televizyon kanallarında arz–ı endam ederek, koltuğuna kurulmuş vaziyette "Bize Kur'an yeter." dediklerini görünce inanın aklıma hemen bu Hadis–i şerif geliyor. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm on dört asır öncesinden nübüvvet dürbünüyle bakarak, bu günleri müşahede edip bizlere haber vermiş ve bu tâifeyi de böylesine tasvir ederek, gözlerimizin önüne bir tablo gibi sermiştir. Tâ ki bunlar bilinsin ve ümmet bu fitnelerden sakınsın...
    Mevlâ Teâlâ bizlere Sünnet–i Seniyye'yi en iyi şekilde öğrenip, en güzel şekilde yaşamayı nasip eylesin! Fî emânillah!

    (Devam edecek)

    Dipnotlar:
    1–Haşr, 7
    2–Yusuf, 40
    3–Şevkani, el–Fevâidü'l–Mecmûa 278, 291; el–Makâsidü'l–Hasene, 36; Keşfü'l–Hafâ, Hadis no: 220; Mecmau'z–zevâid, I/170
    4–Mîzânü'l–i'tidâl, II/302; Buhârî, et–Târîhü'l–kebîr, IV/291
    5–Ebû Davud, Sünnet 6; Tirmizî,İlim 10;İbn Mâce, Mukaddime 2; Dârimî, I,117.
    ?pitney
    Gurbetciler Birligi


    Bakara
    6. Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da uyarmasan da onlarca aynıdır. İman etmezler

    13. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.

  2. #2
    xPowermanx adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    156
    Karizma Gücü
    0
    Resûlullah'a itaatin, Allah'a itaatle birlikte yan yana zikredilmesindeki incelik; Allah Resûlü'nün değerini ortaya koymak, 'Kur'an'da bulunmayan dinî emirleri yapmak gerekmez' zannını yıkmak ve Peygamber Efendimizin, Kur'an'dan ayrı ve müstakil olarak Hadislerinde ortaya koyduğu emirlerine itaat etmektir."



    Sünnet; İslâm'ı anlamak, kavramak ve yaşamak hususunda en doğru ölçü ve yorumdur. Allah'tan gelen vahyi almak için peygamberlerin aracılığına insanların nasıl ihtiyacı varsa, Kur'an'ı anlamak için de Peygamber'in yorumuna yani sünnete öylece ihtiyaç vardır.


    Bütün peygamberler, Allah'tan gelen ilâhî vahyi insanlara harfiyen tebliğ eder, açıklanması gereken yerleri açıklar ve kendi hayatlarında yaşayarak uygulamasını gösterirler. Nitekim Hz. Aişe anamıza Peygamber Efendimizin ahlâkından sorulduğunda Hz. Aişe anamız cevaben "Onun ahlâkı Kur'an'dı." buyurmuştur. Kur'an'ın hangi emri nasıl yerine getirilecek, hangi nehiyden nasıl içtinap edilecekse, Efendimiz bunu bizzat yaşayarak göstermiştir. Hiç şüphesiz o, Kur'an'ı en iyi anlayan ve en mükemmel şekilde hayata geçirip tatbikat sahasına koyandır. Yani Efendimiz, Kur'an'ın canlı bir tefsiri ve yaşayan bir İslâm'dır.


    Öyleyse Resûlullah'ın Sünnetiyle amel etmek demek; Allah'ın Kur'an âyetlerindeki isteğini hakkıyla yerine getirmek demektir. Dolayısıyla Sünnet ve Hadis'i kabul etmeyip, "Kur'an bize yeter" demek, filhakika Kur'an'ın daha iyi anlaşılmasını istememektir. Hatta bundan da öte, ilâhî vahyin anlaşılmasına mani olmaya çalışmaktır; neuzübillah…


    Beyhakî şöyle bir rivayet nakleder: Bir şahıs Mutarrif b. Abdullah'ın yanında ona hitaben:
    –"Bize Hadis anlatıp durmayın, Kur'an'dan başka bir şeyden bahsetmeyin," deyince ona şöyle dedi:
    –"Vallahi biz Hadisleri Kur'an'ın yerine anlatmıyoruz. Bilakis Hadisleri anlatmaktaki gayemiz, Kur'an'ı en iyi bilenin, bildiklerini anlatmaktır."(1)
    Mevlâ Teâlâ, Peygamber Efendimize itaat etmenin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu beyan etmek için, Kur'an–ı Kerîm'in birçok âyetinde kendi ism–i şerifiyle Resûlü'nü yan yana zikredip, "Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin!" diye emir buyurmaktadır.


    "Rûhu'l–Me'ânî" tefsirinin müellifi Alûsî Rahimehullah bu âyet–i kerîmeyi tefsir ederken şöyle buyurmuştur:


    "Resûlullah'a itaatin, Allah'a itaatle birlikte yan yana zikredilmesindeki incelik; Allah Resûlü'nün değerini ortaya koymak, 'Kur'an'da bulunmayan dinî emirleri yapmak gerekmez' zannını yıkmak ve Peygamber Efendimizin, Kur'an'dan ayrı ve müstakil olarak Hadislerinde ortaya koyduğu emirlerine itaat etmektir." (2)
    Onun gibi daha birçok âlim, Peygamberimize itaat konusundaki âyetleri böyle anlamışlardır. Kur'an–ı Kerîm'de kısaca temas edilen konularda Peygamber Efendimizin açıklamalarına bakılması, Kur'an'da temas edilmeyen konularda da Peygamber Efendimizin Hadislerine uyulması gerektiğini söylemişlerdir.
    Nitekim yırtıcı hayvanların etinin helâl olmadığı, denizin suyunun temiz ölüsünün helâl olduğu, ehlî eşek etini yemenin haram olduğu gibi birtakım hükümler, Sünnet tarafından ortaya konmaktadır.

    Allah hiç şüphesiz
    resüle iteatı emreder
    Hadis inkârcıları, "Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin" âyetinin yukarıda geçen şekildeki izahına itiraz etmektedirler. Onların "Peygambere itaat edin" emri hakkındaki iddiaları; "Peygamberle gönderilen âyetlere itaat edin, yoksa onun şahsî açıklamalarına ve yorumlarına bakmayın." şeklindedir. Eğer durum gerçekten onların dediği gibi olsaydı, Mevlâ bunu açıkça ifade ederek: "Resûlümün getirdiği âyetleri alın, onun şahsî açıklamalarını bırakın" buyurabilirdi. Ama öyle değil de, mutlak bir ifadeyle emrederek: "Resûlullah'a itaat edin!" buyurmuştur.


    Diğer taraftan Resûl'e itaat etmenin anlamı; Hadis inkârcılarının iddia ettiği gibi "Allah'ın gönderdiği âyetlere itaat edin" demek olsaydı, o zaman bu âyetin başındaki "Allah'a itaat edin" emri ne olacaktı? O takdirde sanki gereksiz bir tekrar yapılmış zannı hasıl olurdu ki, bir mü'minin, Allah'ın kelâmı hakkında böyle bir şeyi düşünmesi asla caiz değildir.


    Dolayısıyla "Ben müslümanım" diyen herkes, hangi devirde yaşarsa yaşasın "Resûlullah'a itaat edin" âyetinin gereğini yerine getirebilecek ve Allah'ın bizlere "üsve–i hasene" olarak takdim ettiği Peygamber Efendimizi örnek alabilecektir. Şayet Hadis ve Sünnet devre dışı bırakılırsa, onun vefatından sonra gelen ümmetleri Resûlullah'ı nasıl örnek alacaktır?


    Efendimizin vefatından kısa bir süre sonra tâbiûn döneminde bir zümrenin, Kur'an–ı Kerîm'e ehemmiyet verme perdesi altında, Sünnet'e karşı tavır geliştirdiği bazı kaynaklarda zikredilmektedir. Dolayısıyla tâbiûn döneminden itibaren Sünnet'i savunanların, Sünnet inkârcılarıyla mücadelesi başlamıştır. Bu meyanda şu rivayet çok mühimdir.


    Sahâbenin büyüklerinden İmrân b. Husayn Radıyallahu Anh, arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. O sırada orada bulunan bir adam:
    –"Yâ Ebû Nüceyd! Siz bize birtakım Hadisler rivayet ediyorsunuz. Halbuki biz onları Kur'an'da bulamıyoruz. Bize Kur'an'dan konuşun," dedi. İmrân b. Husayn bu adama şiddetle kızarak şöyle dedi:
    –"Sen Kur'an'ı okudun mu?!"
    Adam
    –"Evet," deyince İmrân b. Husayn
    –"Öyleyse Kur'an'da yatsı namazının dört rekât, akşamın üç rekât, ikindinin dört rekât, öğlenin dört rekât olduğunu buldun mu?" diye sordu. Adam
    –"Hayır," dedi. İmrân b. Husayn
    –"Peki, bu namazların rekât adetlerinin böyle olduğunu kimden öğrendiniz. Bizden öğrenmediniz mi? İşte Biz de bunu Resûlullah'tan öğrendik. Peki, Kur'an'da kırk koyundan bir koyun, şu kadar devede şu kadar, şu kadar paraya şu kadar dirhem zekât düştüğüne rastladın mı? "
    –"Hayır."
    –"Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Resûlullah'tan öğrendik. Yine Kur'an'da "O eski evi (Kabeyi) tavaf etsinler." (Hac, 29) buyrulmaktadır. Peki, bunun yedi defa olduğunu nereden öğrendiniz? İşte ben tüm bunları Resûlullah'tan dinledim. Fakat sen o zaman yoktun. Dolayısıyla Kur'an'a bakarak bunları bilemezsin. Siz, "Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının" (Haşr, 7) âyetini işittiniz değil mi? Biz bütün bunları Resûlullah'tan aldık. "
    Sonra İmrân b. Husayn ellerini kenetleyerek:
    –"Ey insanlar! Rivayet ettiğimiz Hadisleri alınız ve uyunuz. Uymazsanız vallahi sapıtırsınız," dedi. (3)

    Kur’an ana yasa
    sünnet kanunları
    İmrân b. Husayn Radıyallahu Anh'ın başından geçen bu hâdise, çok net bir şekilde ortaya koymaktadır ki, Kur'an–ı Kerîm tafsilat kitabı değildir. Sünnet, Kur'an'ı açıklar ve mücmel olarak geçen hususları tafsil eder. Kur'an'da emirler ve nehiyler teorik olarak mevcuttur; ama pratikte, uygulamada nasıl olacağı, Resûlullah'tan öğrenilecektir. Tabir caizse, Kur'an sadece ana caddeleri göstermiş, ara yollar Sünnetle belirlenmiştir.


    Meselâ: Allahu Teâlâ Kur'an'da "Namaz kılınız." diye emir buyurdu. Hadis kabul etmeyen bir kimse bu emri nasıl yerine getirecek, namazını nasıl kılacaktır? Hani namaz hocası kitaplarında namaz tarifi yapılırken "Şekil–A'da görüldüğü gibi" şeklinde resmedilmiş bölümler vardır. Yoksa Kur'an'da da öyle bir bölüm var da, oradan mı öğrenecekler? Aradıkları "Şekil–A" tabir yerindeyse Resûlullah'ın Sünnetidir. O, namazı nasıl ve hangi şekilde kıldıysa, nasıl tâlim ettiyse öyle kılacaksın. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm da namazı, Cebrail Aleyhisselâm'dan aldığı üzere kıldı ve ashabına: "Beni kılarken gördüğünüz gibi namazınızı kılınız" buyurdu. Dolayısıyla namaz kılarken tekbir nasıl alınacak, rükûya, secdeye nasıl gidilecek, namazın neresinde hangi dualar okunacak, namazdan nasıl çıkılacak… Tüm bunları Resûlullah'tan öğendik ve öyle yapıyoruz; elhamdülillah.


    Kur'an'da namaz, "salât" diye geçer. "Salât" ise lügatta "dua" demektir. Şayet bunun tatbikatını Resûlullah'tan almazsak, orada Mevlâ'nın ne buyurmak istediğini anlamak mümkün olmaz. O zaman "salât" kelimesinin lügat mânasını alarak: "Ben zaten dua ediyorum" der, sonra da yan gelip yatar ve namaz kılmayız. Böyle şey olmaz.


    Yine Kur'an–ı Kerîm'de Kevser sûresinde "venhar" yani "kurban kes" buyruluyor. Peki, hangi hayvanlardan kurban olur, hangisinden olmaz? Hangi hayvan kaç kişi tarafından kurban edilebilir? Bunları Kur'an'da bulabilir misin? Bulamazsın; çünkü Kur'an tafsilat kitabı değildir. Bunun izahı için Resûlullah'ın açıklamalarına bakacaksın. Zira detaylı malûmat, Sünnet ve Hadis'tedir. Şayet bu âyeti Resûlullah'ın Sünnet'ine göre değil de, kafana göre tefsir ve tevil edecek olursan, o zaman "tavuk da kurban olur, deve kuşu da" diye fetva verirsin.


    Tabiî bu gibi misaller çoğaltılabilir; fakat bizim buradan anlayacağımız şudur: Resûlullah'ın Sünnet'ine müracaat etmeye mecburuz. Şayet Sünnet'i, Hadis'i bir kenara bırakacak olursak, ne namaz kalır, ne kurban, ne hac ve ne de zekât. Yani kısaca, o zaman ne din kalır, ne de diyanet…


    Hadis inkârcılarının iddia ettiği gibi, eğer sadece Kur'an yetseydi, ayrıca bir de elçi göndermeye ne gerek vardı? Allahu Teâlâ Hira mağarasına Kur'an'ı indirir ve:
    "Ey insanlar! İşte size Kur'an gönderdim; okuyun ve nasıl anlıyorsanız, öylece amel edin." buyururdu. Öyle ya, madem Kur'an yetiyor, onu açıklayacak, öğretecek elçiye ne hacet. Herkes kitabı okur, âyetlerden ne anladıysa, nasıl yorumladıysa, öylece amel ederdi. Peki, bu durumda dünyadaki müslüman adedince din anlayışı meydana çıkmaz mıydı? Çünkü biri "Ben bu âyeti böyle anladım." der öyle amel eder; diğeri de "Ben de şöyle tevil ediyorum." deyip bir başka türlü amel ederdi. O takdirde bu durum, vahdet dini olan İslâm'ın hedeflediği temel espriye tamamen aykırı olurdu. Bir buçuk milyar müslüman, bir buçuk milyar din anlayışı çıkardı ki, elinsaf!.. Hiç öyle şey olur mu Allah aşkına? Mevlâ Teâlâ, şu koskoca cihanşümul bir din olan İslâm'ı, şeytan ve nefsin esiri olan bizlerin anlayışına bırakır mı?


    Nitekim Allahu Teâlâ, peygamberlerin gönderiliş gayesini açıklarken: "Biz her peygamberi Allah'ın izniyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik." (Nisa, 64) buyurmuştur. İşte peygamberlerin gönderilme sebebi budur. Her resûl, ümmetine ibadet tâlimi yaptırmış, gelen vahyin tatbikatını bizzat göstermiştir. Her ümmet de peygamberine itaatle yükümlüdür. Bir rivayete göre 224.000 peygamber gelmiştir; nâzil olan kitaplar ise 104 tanedir. Peki, "Peygamberin Sünnet'ine ne gerek var, bize Kur'an yeter" diyenlerin mantığına göre, kendisine kitap verilmeyen peygamberlerin ümmetleri ne yapacak? Bunlara kitap nâzil olmamış ki, "Bana kitap yeter." desin ve onu okuyup, onunla amel etsin.


    Peygamberinin Sünnet'ini de kabul etmez ve ona uymazsa, geriye ne kalıyor dinsizlikten başka? (Devam Edecek)
    Fî Emânillah!

    Dipnotlar:
    1– İbn Abdilber, "Câmiu Beyâni'l–İlim, 563
    2– Rûhu'l–Me'ânî, c. 5, s. 65
    3– Hâkim, Müstedrek, 1/109, 110, el–Fakih ve'l–Mütefakkih, Hatîb, 1/67
    ?pitney
    Gurbetciler Birligi


    Bakara
    6. Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da uyarmasan da onlarca aynıdır. İman etmezler

    13. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.

  3. #3
    xPowermanx adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    156
    Karizma Gücü
    0
    Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdimi insan olan için itaat gerekir



    Sünnet'in İslâm'da delil olmasına gelince; Bununla alâkalı olarak İmam Beyhakî şöyle buyurmuştur:
    "Şayet Sünnet'in delil oluşu sabit olmasaydı, Peygamber Efendimiz Veda Hutbesi'nde orada bulunanlara dinî hususları öğrettikten sonra şöyle buyurmazdı: "Bakın! Burada bulunanlarınız bulunmayanlara (anlattıklarımı) aktarsın. Çünkü kendisine aktarılan bazı kimseler, dinleyenden daha iyi beller." (1)
    Beyhakî sonra Efendimizin şu hadis–i şerifini zikretmektedir:
    "Bizden işittiği hadisi, işittiği gibi aynen rivayet edenin Allah yüzünü ağartsın. Çünkü kendisine aktarılan bazı kimseler, dinleyenden daha iyi beller." (2) Bu meyanda İmam Şafiî Rahimehullah da şöyle buyurmuştur:
    "Resûlullah kendi sözünün dinlenip ezberlenmesini ve hakkıyla aktarılmasını tavsiye edince, bu onun ancak hüccet olan şeyleri emrettiğinin delilidir." (3)
    Çünkü buraya yerine getirilmesi gereken bir helâldir veya kaçınılması gereken bir haramdır.
    Bir âyet–i kerimede Mevlâ Teâlâ Hazretleri:
    "…Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız meseleyi Allah'a ve Peygamberine arz edin…" (4) buyurmuştur.
    Ulemâ, hakkında ihtilaf edilen meselelerin Allah'a ve Resûlü'ne götürülmesinin ne anlama geldiğini açıklamış ve buradaki Allah'a götürmenin "Kur'an'a başvurmak" Peygambere götürmenin ise "Onun Sünnet'ine başvurmak" olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca bunun imanın gereklerinden olduğunu ve aksine hareket edenlerin ise imanlarının tehlikeye düşeceğini belirtmişlerdir.
    Bir başka âyet–i kerimede ise:
    "Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman mü'min erkek ve mü'min bir kadına kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (5) buyrulmuştur.
    Bu âyet; Allah ve Resûlü'nün herhangi bir konuda emrettiği bir hüküm bulunduğunda mü'minlerin bundan böyle kendi istek ve arzularına göre hareket etmelerinin, bu hükümden başkasını tercih etmelerinin mümkün olmadığını açıkça ifade etmektedir. Bunun aksine davrananlar ise, Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelerek Kur'an'ın ifadesiyle "apaçık bir sapıklığa düşmüş" olacaklardır. Tüm bu âyetlere rağmen Resûlullah'ın Sünnet'ini yok saymak ve onları kabul etmemek, acaba hangi zavallı aklın ürünüdür!?
    Beyhakî ve Dârimî Muaz b. Cebel'den rivayet ederler:
    Resûlullah beni Yemen'e vali olarak gönderirken sordu:
    "Önüne bir mesele geldiğinde nasıl hüküm vereceksin?"
    "Allah'ın kitabıyla."
    "Allah'ın kitabında yoksa?"
    "Resûlullah'ın verdiği hükümle."
    "Ya Resûlullah o meselede herhangi bir hüküm vermemişse?"
    "O takdirde kendi içtihadıma göre hüküm veririm. Bunu da terk etmem."
    Bunun üzerine Resûlullah göğsüme vurdu ve şöyle buyurdu:
    "Allah Resûlü'nün razı olduğu şekilde, Allah Resûlü'nün elçisini muvaffak kılan Allah'a hamdolsun."
    Bu hadis–i şerif Sünnet'in müstakil bir teşri kaynağı olduğunu ifade etmektedir. Zira Muaz b. Cebel, Kur'an da herhangi bir hüküm bulunmayan meselelerde Sünnet'le hüküm vereceğini ifade ettiğinde, şayet Sünnet'in böyle bir görevi olmasaydı, Efendimiz şüphesiz bu cevaba müdahale eder ve durumu düzeltirdi. Oysa Efendimiz, Muaz b. Cebel'in cevabına hiç ses çıkarmamış, bilakis memnun kalarak onu onaylamıştır.
    Sünnet'in bütün Müslümanları bağlayıcı olduğunda şüphe yoktur. Peygamber Efendimize uymayı, verdiği hükme razı olmayı, onun hükmü karşısında mü'minlere seçme hakkı tanınmadığını belirleyen âyetler, Sünnet'in Müslümanların hayatındaki etkin ve bağlayıcı rolünü açıkça ortaya koymaktadır.
    Peygamber Efendimizin Sünnet'ini Kur'an'la karşılaştırdığımızda şu altı husus göze çarpmaktadır. Şöyle ki:
    "Sünnet; Kur'an'ı teyit eder."
    "Kur'an'da açıklanmaya muhtaç olan "mücmel" ve "müşkil" nasları açıklayıcı hükümler getirir."
    "Kur'an'ın umumi olan hükmünü tahsis eder."
    "Kur'an'da geçen "mutlak" ifadeleri "takyid" eder yani belli kayıtlara bağlar, sınırını tespit eder."
    "Sünnet Kur'an'da olmayan hükümler koyar."
    "Kur'an'da yer alan bazı hükümleri de nesheder."
    İnşallah şimdi bu hususları sırasıyla misaller vererek izah etmeye çalışalım.

    Sünnet Kur'an'ı Teyit
    Eder
    Yani her yönüyle Kur'an'ın hükmüne uygun bir beyanda bulunur. Mesela Peygamber Efendimizin:
    "Bir Müslümanın malı (başkasına) onun gönül rızası olmadan helâl değildir." (7) hadis–i şerifi, Kur'an'ın "Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Karşılıklı rızaya binaen yapılan ticaret olursa başka." (8) âyet–i kerîmesinin hükmünü teyit etmektedir.

    Sünnet Kur'an'daki
    "Mücmel" Ve "Müşkil"
    Nasları Açıklar
    Sünnet'in, Kur'an'ın mücmel naslarını açıklamasını daha önce zikretmiştik. Meselâ; Kur'an sadece namazın kılınması, zekâtın verilmesi, haccın yapılması gibi hususları mücmel olarak zikretmiştir. Lâkin namazın vakitleri, rekâtları, neyin nasıl okunacağı, zekâta tâbi olan mallar, bunların nisapları, tavafın yedi defa olduğu gibi hususları Sünnet detaylıca açıklamıştır.
    Yine Kur'an–ı Kerîm'de "Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman Allah'ı anmaya koşun!" (9) buyrulmuştur. Bu âyet–i kerîmede ifade edilen namazın, cuma namazı olduğu, iki rekât olduğu, namazdan önce okunan hutbe hatta okunan ezan ve onun lafızları, Kur'an–ı Kerîm'le değil, hep Resûlullah'ın Sünnetiyle açıklanmıştır.
    Sünnet'in, Kur'an'da geçen "müşkil" lafızları açıklamasına misâl verecek olursak:
    "Sabahın beyaz ipliği, siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin için." (10) âyet–i kerîmesini misâl verebiliriz. Zira bu âyet–i kerîmede geçen "beyaz ve siyah iplik"ten kastedilen şeyin, "gündüzün beyazlığı" ve "gecenin karanlığı" olduğunu bize hadis–i şerif açıklamaktadır.
    Yine Kur'an–ı Kerîm'de, "İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar..." (11) âyetindeki "zulüm"den kastın, "şirk" olduğunu açıklayan hadis–i şerif de yine Sünnet'in bu özelliğini ortaya koymaktadır.

    Sünnet, Kur'an'daki
    "Mutlak" Hükümleri
    "Takyid" Eder
    Şöyle ki: Kur'an'ı Kerim, "Hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının ellerini kesin."(12) buyurmaktadır. Fakat kesilmesi gereken sağ el mi yoksa sol el mi, yoksa iki el birden mi kesilecek ve neresinden kesilecek? Tüm bunlar âyette belirtilmemiş, mutlak olarak "ellerini kesin" buyrulmuştur. Sünnet ise bu hükmü, sağ elin bilekten kesilmesi şeklinde kayda bağlamıştır.

    Sünnet Kur'an'da
    Olmayan Hükümler
    Koyar
    Yırtıcı hayvanların etinin helâl olmadığı, denizin suyunun temiz, ölüsünün helâl olduğu, ehlî eşeklerin etini yemenin haram olduğu gibi birtakım hükümler, Kur'an'da olmayıp, Sünnet tarafından ortaya konmuştur.

    Sünnet, Kur'an'ın
    Umumî Olan
    Hükmünü Tahsis Eder
    Şöyle ki:
    Kur'an–ı Kerîm, Nisa sûresi 23. ve 24. âyetlerinde kendisiyle evlenilmesi haram kılınan kadınları zikredip, "Bunların dışındakiler size helâl kılındı." buyurmuştur. İşte bu âyetin umumi hükmünü, Efendimizin şu hadisi tahsis etmiştir: "Kadın; halası, teyzesi, erkek veya kız kardeşinin kızı üzerine nikâhlanamaz." (13) Çünkü âyet–i kerîmede, bu hadiste geçenlerle ilgili yasak zikredilmemiştir.
    Yine âyet–i kerîmede sadece süt anne ve süt kız kardeşlerle evlenme yasağı zikredilmişken, Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, "Nesep yoluyla haram olan, süt emme yoluyla da haram olur." (14) buyurarak, bu meseleyi de tahsis etmiştir.

    Sünnet'in, Kur'an'da
    Yer Alan Bazı
    Hükümleri
    Neshetmesine Gelince
    Kur'an'da geçen, "Birinize ölüm geldiği zaman eğer bir hayır (mal) bırakacaksa, anaya, babaya, yakınlara münasip bir şekilde vasiyette bulunmak, Allah'tan korkanlar üzerine bir borçtur." (15) meâlindeki âyetin hükmü, "Vârise vasiyet yoktur." (16) hadisi ile neshedilmiştir.
    Yukarıdaki yapmış olduğumuz açıklamalar çerçevesinde, Sünnet'in müstakil olarak teşri kaynağı olduğu anlaşılmıştır. Zaten Fıkıh kitaplarında görülen "Bu konunun meşruiyeti Sünnetle sabittir." ifadeleri de Sünnet'in müstakil teşri kaynağı kabul edildiğini gösterir. Meselâ; mest üzerine mesh etmek, yağmur duası ve namazı, şüf'a, lukâta, içki içene verilecek ceza gibi hususlar bu tür konulardandır.
    Peygamber Efendimizin tüm bu tasarrufu yine vahye dayanmaktadır. Yani Allahu Teâlâ, Habibi'ne vahyederek, bazı hükümleri Sünnet vasıtasıyla vaz' etmiştir. Bu da gayet doğaldır. Zira Allahu Teâlâ'nın, Peygamberine, Kitabında zikretmediği bir hükmü tebliğ etmesini emretmesine mâni herhangi bir durum söz konusu değildir. Ayrıca senin vekalet verdiğin sıradan bir adam, senin yerine evini, arsanı satabiliyor, senin adına konuşabiliyorsa, Allah'ın vekalet verdiği elçisi niye O'nun adına konuşamasın? Nitekim Allahu Teâlâ "Muhakkak ki, sana biat eden aslında Allah'a biat etmiştir." (17) ve "Kim Resûle itaat ederse, andolsun Allah'a itaat etmiştir." (18) buyurmuştur.
    Ona itaati emreden bu kadar âyet varken, Allah ona yetki vermişken, "Kur'an'ın dışında Peygamber hüküm veremez." diyenler, acaba onun görev sınırını neye dayanarak nasıl tayin edebiliyorlar? Doğrusu insan merak ediyor.

    Mü'minlere Bırakılan
    İki Şey: Kur'an Ve
    Sünnet
    Hülâsa, birkaç sayıdır devam eden konumuzda en başından beri zikrettiğimiz bütün âyet ve hadisler, Müslümanların ancak Sünnet'e sarılmak sûretiyle İslâmî kimliklerini koruyabileceklerini ve felaha ereceklerini ifade etmektedir. Hangi sebeple olursa olsun Sünnet'in terk edilmesiyle doğacak boşluk, Sünnet'in tam zıddı olan bid'at ve hurafelerle dolacaktır ki, her bid'at dalâlet, her dalâlet ise ateştedir. Efendimiz birçok hadis–i şerifinde ısrarla Sünnet'e sarılmamızı emretmiş, "Sünnetimden yüz çeviren benden değildir." buyurmuştur. Veda haccında da:
    "Size iki şey bırakıyorum, onlara sarıldığınız müddetçe sapıklığa düşmezsiniz. Bunlar: Kur'an ve Sünnet'tir." (19) buyurmuş ve sapıklıktan kurtuluşun adresini vermiştir.
    Bir başka hadis–i şerifte ise:
    "Dinin elden çıkışı Sünnet'in terkiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, din de Sünnet'in birer birer terkiyle ortadan kalkar."(20) buyrularak, dindeki yozlaşma ve bozulmanın Sünnet'ten ayrılmakla başlayacağına işaret edilmiştir.
    Muhtelif coğrafyalarda ve iklimlerde yaşayan Müslümanlar arasında asırlar boyu süregelen ortak değerler ve benzer uygulamalar, Sünnet'in birleştirici ve bütünleştirici olması yani evrenselliği sayesinde olmuştur. Bu ümmet bugüne dek Sünnetle vardır, inşallah bundan böyle de onunla yaşayacaktır.

    Dipnotlar:
    1–Buhârî, ilim, 9; Müslim, Kasâme, 29; İbn Mâce, Mukaddime, 18
    2–Dârimî, Mukaddime 24; Tirmizî İlim, 2657; Ebû Davud, İlim, 3660
    3–"Risale", 402; "Delâilü'n–nübüvve", 1/23
    4–Nisa, 59
    5–Ahzab, 36
    6–Ebû Davud, Akdiye, 11; İbn Mâce, Menasik, 38; Dârimî, Mukaddime, 20
    7–Ahmed. b. Hanbel, V/72
    8–Nisa, 29
    9–Cuma, 9
    10–Bakara, 187
    11–En'am, 82
    12–Mâide, 38
    13–Buhârî, Nikah, 27; Müslim, Nikah, 37, 38
    14–Buharî, Nikah 27; Müslim, Nikah, 33
    15–Bakara, 180
    16–Buhârî, Vesaya, 6; Ebû Davud, Vesaya, 6
    17–Feth, 10
    18–Nisa, 80
    19–Muvatta, 2/899; Hâkim, 1/93, "Temhid", 23/331
    20– Dârimî, Mukaddime, 16
    ?pitney
    Gurbetciler Birligi


    Bakara
    6. Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da uyarmasan da onlarca aynıdır. İman etmezler

    13. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    01-03-2006
    Mesajlar
    1,003
    Karizma Gücü
    0
    ne dediginin farkındamisin sen. Bana kafir demeye hakkın yok senin.Baska yerlerden kopyala yapıstırla olmuyor bu işler.

    Ben asla ve asla Kuran a dine karsı degilim.Bilmediginiz birsey var oda sozde halifelerin sunnet diye yutturdukları uygulamalarla gozunuzu boyamaları.

  5. #5
    NO_ESCAPE+
    Ziyaretçi
    xPowermanx
    Bildiğin bişey varsa anlat dinleyelim.. bilgilenelim, bu arada bilgine ve kültürüne hayran kalıp sana saygı duyalım.
    oradan buradan kopyala yapıştırla, yani başkasının fikri ile birilerini ikna edebileceğinimi sanıyorsun.
    ne zaman kendiniz olacaksınız? ne zaman dini tek ve basit bir yöntemle algılayıp yaşayacaksınız?

    Sünnet İnkârcılarına CEVAP adı altında verdiğin cevaplar senin cevapların değil.

  6. #6
    xPowermanx adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    156
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı NO_ESCAPE+ tarafından gönderildi.
    xPowermanx
    Bildiğin bişey varsa anlat dinleyelim.. bilgilenelim, bu arada bilgine ve kültürüne hayran kalıp sana saygı duyalım.
    oradan buradan kopyala yapıştırla, yani başkasının fikri ile birilerini ikna edebileceğinimi sanıyorsun.
    ne zaman kendiniz olacaksınız? ne zaman dini tek ve basit bir yöntemle algılayıp yaşayacaksınız?

    Sünnet İnkârcılarına CEVAP adı altında verdiğin cevaplar senin cevapların değil.



    Senin sorunun cevabi bu : Allah Peygamberleri neden gönderdi????

    Ha$a ne gerek vardiki Peygambere (tövbe tövbe) biz insanlar Akil ve Mantik Sahipleriyiz, Kurani biz kendimiz cözeriz ve anlariz . (tövbe tövbe)

    Bu demekki allah Ha$a peygamberleri yanli$ dü$ünerek gönderdi.Tövbe Tövbe!!!
    Ozaman demekki Allah Her$eyi bilmiyor Ha$a!!! Tövbe tövbe

    Küfre giden sebebde budur!!!

    Islam Aklin Mantigin yeri varda ama Kaynagi akil Mantik deyil!!!

    Her Insan kendi aklina kurani yorumlasalardi milyonlarca din cikardi yani dinsizlik!!!

    Bunun icin kurani kendi aklina göre uydurmaya ,akla begendirmeye kalki$an Peygamberlik derecesini ne anlami$ ve nede inanmi$ olur ve küfre gider!!!
    Cünkü imanin $artlarininda biride Peygamberlere Inanmak ve itaat etmek!!!

    islamiyette akla uymayan $ey yoktur ama aklin ermedigi $eyler ise coktur!!!

    Dini bir Felsefe, bir dü$ünce olarak görmek demek, dinin kaynaginin insanlar olduguna inanmak demek, cünkü dü$ünce ve fikir insana mahsusdur!
    ?pitney
    Gurbetciler Birligi


    Bakara
    6. Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da uyarmasan da onlarca aynıdır. İman etmezler

    13. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.

  7. #7
    NO_ESCAPE+
    Ziyaretçi
    Hayır benim sorum bu değil..

    tam tersi: MADEM EFENDİMİZ HZ MUHAMMED GÖNDERİLDİ ondan sonrakileri kaale almayın diyorum...! Allahın gönderdiği Temel ve asıl öğretici O dur diyorum..!

    ama bunu bir türlü size anlatamıyorum.

    Araya mezhep uygulamalarındaki farklılıkları ve tarikat gibi ayrılıkları sokarsanız işte o zaman şekil değişiyor diyorum..

    Ayrıca islama uymayan şey yoktur veya aklın ermediği şeyler ise çoktur sözü islama aykırı bir söz.
    dinimiz kapalı ve bazılarının anlayabileceği tarzda bir din değil ki?
    Tüm kainata indirilmiş bir din bu.
    ve
    anlamamız uygulamamız için indirilmiş.. eğer aklımız almıyorsa bazı şeyleri o zaman eksik bilgileniyoruz demektir.

  8. #8
    xPowermanx adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    156
    Karizma Gücü
    0
    Senin bir kac yorumunu okudum , seni anlamak mümkün deyil !
    üctane büyük soru I$areti ???

    4 hak mezhep var bunlara ben kesin olarak inaniyorum, Hanefi , $afi, Maliki ve Hanbeli

    Öncelikle bu mezhepleri cikaran müctehitleren allah razi olsun diyorum, bunlar olmasaydi ben namaz nasil kilinir diye belki bir ay ara$tirmam gerekirdiki onuda tam olarakta ögrenemezdim, oruc tutmak v.s v.s ..
    Bunlar bizim dinimizi kolayla$tirdilar bizde bunlara nan körlük yapiyoruz, sizi anlamak mümkün deyil.

    Farz edelim $imdi Mezhepleri kaldirdik, peki ondan sonra nasil islami uygulayacagiz bana anlatirmisin , ben birtürlü anliyamiyorum , cünkü akil mantigma uymiyor (kolaylik varken zorra niye gidiyim zaman kaybindan ba$ka bir$ey deyil)

    Tarikat ba$ka bir $ey mezhep ba$ka bir$ey bunuda ayirtmak lazim!


    islamiyette akla uymayan $ey yoktur ama aklin ermedigi $eyler ise coktur!
    Sen buna diyorsun bu dine aykiri.
    Sen Allahin gücünü akilla örcebilirmisin !!!
    ?pitney
    Gurbetciler Birligi


    Bakara
    6. Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da uyarmasan da onlarca aynıdır. İman etmezler

    13. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.

  9. #9
    NO_ESCAPE+
    Ziyaretçi
    Alıntı xPowermanx tarafından gönderildi.
    4 hak mezhep var bunlara ben kesin olarak inaniyorum, Hanefi , $afi, Maliki ve Hanbeli
    madem öyle, yani bu mezheplerin dördüne de inanıyorsunuz, siz; tilki ve tavşan eti yiyorsun, pardon daha önce tartıştığım at etinide yiyorsunuz..

    Alıntı xPowermanx tarafından gönderildi.
    Öncelikle bu mezhepleri cikaran müctehitleren allah razi olsun diyorum, bunlar olmasaydi ben namaz nasil kilinir diye belki bir ay ara$tirmam gerekirdiki onuda tam olarakta ögrenemezdim, oruc tutmak v.s v.s ..
    Bunu böyle dersen ben hemen şöyle bir soru sorarım..

    Peki Peygamber Efendimiz (haşa) namaz kılmasını bilmiyormuydu?
    Mezhep sayesinde mi öğrendin namazın kılınışını?

    Alıntı xPowermanx tarafından gönderildi.
    Farz edelim $imdi Mezhepleri kaldirdik, peki ondan sonra nasil islami uygulayacagiz bana anlatirmisin , ben birtürlü anliyamiyorum , cünkü akil mantigma uymiyor (kolaylik varken zorra niye gidiyim zaman kaybindan ba$ka bir$ey deyil)

    Gene aynı soruyu soruyorum;
    Peygamberimiz islamı uygulamadı mı? o dönemde bir mezhep mi vardı? mezhep imamları bunu nereden öğrendi?

    Alıntı xPowermanx tarafından gönderildi.
    islamiyette akla uymayan $ey yoktur ama aklin ermedigi $eyler ise coktur!
    Sen buna diyorsun bu dine aykiri.
    Sen Allahin gücünü akilla örcebilirmisin !!!
    Peki sen Allahın gücünü neyle ölçüyorsun?

    Akıl yerine ne kullanıyorsun?

    Ama şaşırmadım.. bunları bilmiş olsaydın zaten benimle bu konuları irdelemez ve karşı çıkmazdın..
    Herşeye rağmen Allahın selamı üzerine olsun.. ama şunu unutma Mezhep ve imamlarını Peygamberimizin bile önüne geçirmeye kalkmanız çok yanlış.. günah..
    Sanki mezhep imamları olmasa dini uygulayacak başka yöntemimiz yokmuş gibi söz edemezsiniz. Bunda inat etmeniz (haşa) Peygamberimizi tanımıyorum manası çıkar.

  10. #10
    abdullahbirisi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-10-2005
    Mesajlar
    1,775
    Karizma Gücü
    7
    öncelikle no_escape bu soruya sen cevap verme çünkü sen hadisleri kabul ediyorsun.Biri cevap verecekse hadisleri reddeden biridir.Soru yine basit "hikmet" bir çok kere tokatli ya sorduysamda cevap vermedi niye ise.No_escape siz hadisleri reddetmediğiniz için cevabı verebiliyorsunuz ama reddedenler nedense hala susuyor.
    Şimdi no_escape size kimse hadis okumayın demiyor ahkam da çıkarabilirsiniz,ama her konuda o işe yıllarını harcayan insanlara danışmak ne kadar yanlış işlem yapmanızı azaltırsa, hadis konusunda da birilerine danışmalısınız.Yoksa sadece benim aklımla bulduğum doğru derseniz sizce bir problem olmazmı,eğer hüküm verdiğiniz konuda ilgili hadislerin bir kaç ını gözden kaçırmış olsanız acaba verdiğiniz hüküm doğru olurmu.Bir konuda cevap verilecekse derinlemesine inceleme yapılmalı.
    Mesela bir matematik konusu;Siz bir soru ile karşı karşıyasınız ve elinizde matematik anlatankitap veya kitaplar var siz ne yapabilirsiniz, bu kitaplardan çalışarak soruyu çözebilirsiniz, veya bu kitaplara daha önce çalışmış birine danışıp soruyu çözdürebilirsiniz.Eee herkesin matematiğe fıtratı yetkin olmayabilir,yani problem çözme yeteneği olmayabilir.Size göre bu insan ne yapacak bulduğu cevabı(doğrulunun oranı yanlışlığı yanında çok küçük) direk doğru kabul edip işini ona göre mi düzenlemeli,yoksa bir matematik uzmanına götürüp kendi cevabını da verip ben burada takıldım bana yardımcı olun demesi abes bir işmi.
    Şimdi mezhepler konusuna gelirsek;mezhepler imani sahada değil ameli sahada farklılık göstermiyormu,pekala bu mezheplerin bu farklılıklarını direk kafalarından mı çıkarmışlar,yoksa ayet ve hadisleri dayanak olarak göstererekten mi bulmuşlar.Prof. Dr. İbrahim CANAN kütüb-ü sitte de bazı açıklamaları düşmüş bu konuda,eğer olayı daha derinlemesine incelemek isterseniz karşılaştırmalı mezhepler fıkhı hakkında bilgi edinebilirsiniz.
    Pekala mezhepler ameli farklılıkları peygamber sünnetini terk mi ettirmiştir,yoksa daha çok yaptığını mı seçmiştir.Mesela namaz da ellerini kaldırma mevzuu, hanefiler kaldırmaz,şafii ler kaldırır.Şimdi siz çıkıp ben hadislerde peygamberin bunu yaptığını gördüm ben de yapcam deseniz, ortaya neler çıkar.
    Öncelikle bunu yapacaksanız peygamberin hal ve harekatına uygun olarak yapmalısınız mesela peygamber ayda veya hafta da bir kaç kere yapmış ise siz de öyle yapmalısınız,eksik veya fazla olmamalı.Bu sizin dediğiniz gibi(mezheplerdeki farklılık) uygun olmaz yanlış bir iş olur, konuyu iyice bilmelisinzi,yoksa yaptığınız iş çamaşır suyunun üzerine tuz ruhu eklemek gibi olur,neyi nerde,nasıl yapacağınızı iyi bilmelisiniz.Başka bir durum peygamber efendimiz bu uygulamaları şarta binaen yapıp yapmadığını bilmelisiniz,mesela seferilik hükmünde namazların kısaltılması gibi,belli bir mesafe şartı var.Siz çıkıp ben hadiste okudum peygamber efendimiz yolculuğa çıkmış namazını seferi olarak kılmış,o halde ben de her gün komşu ilçeye iş yapmaya gidiyorum, o zaman ben de kısaltmalıyım gibi bir hüküm çıkarmanız uygun olur mu olmazmı.
    Mezhep imamlarının yaşadığı devirle bu gün kü bir değil,o günlerde yazılı olarak gelmese bile sözlü ve uygulamalı olarak sünnet devam ediyordu,yani kaynak şimdikinden boldu.tabiin, tebei tabiin hayatta idi bunlar peygamberi görmüş insanlar ile görüşmüşler veya görenleri görenlerle görüşmüşler.yani daha sözlü rivayet daha sağlam.verdikleri hükümler hep peygamberin uygulaması.
    Konunun bir boyutuda cahil yani sadece okuma yazma bilen bir insanın hadislere getireceği yorum.Öncelikle bu insan hadisleri kaç sefer okumalı veya üzerlerinde ne kadar düşünmeli ki düzgün ve geçerli olabilecek bir hüküm versin.sadece hadis kaynaklarını okuması 6 ayını alsa bunları tekrar tekrar okumalı ki hüküm verir ken başka bir hadis bunu nesh etmesin.

    Aslında bu yazı daha da uzar ama kısa yazıları okuyorsunuz,ama yazacaklar uzun.
    1970’li yıllardan itibaren yükselen bir trend izleyen dünya altın madenciliğinde,
    epitermal, porfiri ve listvenit tipi yataklardan yapılan üretim çok büyük önem
    kazanmıştır. Batı Anadolu’nun epitermal cevherleşmeler açısından önem taşıyan
    jeotermal sistemler bakımından zengin olması, ayrıca, epitermal altın yataklarının iz
    elementi olarak önem taşıyan Sb-As-Hg cevherleşmelerinin yaygın olması; Doğu
    Karadeniz
    bölgesindeyse, altın yatakları açısından önemli olan masif sülfit ve porfiri
    yataklarının bulunması; Orta ve Doğu Anadolu’da listvenitlerle yakından ilgili
    ofiyolitlerin geniş alanlar kaplaması, topraklarımızın, altın oluşumlarının yerleşmesi
    için jeolojik açıdan çok elverişli olduğunu göstermektedir.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Fethullah gülenin karışık namaz ile ilgili soruya verdiği cevap.net bir cevap yok??
    2006 Konuları bölümünde Tek_Yol_İslam tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 08.01.08, 22:31

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •