İSO'dan Ekonomi Raporu: 2006 enflasyon açısında kritik bir yıl olacak."İstihdamda beklenen iyileşme olmadı"

İstanbul Sanayi Odası'nın açıkladığı, "Türkiye Ekonomisi 2006" raporunda, 2006 yılının enflasyon açısından kritik bir yıl olacağı belirtildi. Raporda ayrıca, 2001 krizi sonrası dönemde ekonominin son üç yılda ortalama yüzde 7.9 oranında büyüdüğü ifade edilerek, büyümeye karşılık istihdamda beklenen iyileşmenin gerçekleşmediği kaydedildi.
İstanbul Sanayi Odası, "Türkiye Ekonomisi 2006" raporunu açıkladı. Raporda, 2005 yılına ait ekonominin genel dengesi gerçekleşme tahmini rakamlarının, 2006 yılı ekonomik programında açıklandığı hatırlatılarak, "Ancak hazırlanan ekonomik programlar, genellikle içinde bulunulan yılın

Ekim ayı sonunda ve bu yılda 2 Kasım 2005'te yayımlanması nedeni ile milli gelir gerçekleşme tahminleri, elde bulunan ilk 6 aylık GSMH verileri ışığında hazırlanmaktadır" ifadesine yer verildi.


Raporda şöyle devam edildi: "2005 yılı ekonomik programında GSMH büyüme oranı yüzde 5.0 olarak öngörülürken, 2006 yılı ekonomik programında gerçekleşme tahmini yine yüzde 5.0 olarak tahmin edilmiştir. 2005 yılı ekonomik programında 2005 yılı için özel nihai cari tüketim harcamalarının yüzde 2.5, devlet nihai cari tüketim harcamalarının yüzde 1.0 oranında artması öngörülürken, 2006 yılı ekonomik programında özel nihai cari tüketim harcamalarının yüzde 5.2, kamu tüketim harcamalarının da yüzde 1.0 oranında artması gerçekleşme tahmini olarak belirlenmiştir. Kamu sektöründe beklenen ve gerçekleşme oranları örtüşürken, hane halkı nihai cari tüketim harcamaları için öngörülen yüzde 2.5'lik artışa karşılık, gerçekleşme tahmini iki misline çıkmıştır.

2004 yılında GSMH'nın yüzde 9.9 gibi çok büyük oranda bir artış göstermesi ve yüzde 10.1'lik özel tüketim harcamasının gerçekleşmesi sonrasında, 2005 yılında ekonomi soğutulmaya çalışılmış ve GSMH büyüme oranı yüzde 5.0'a, özel tüketim harcamaları büyümesi ise yüzde 2.5'e çekilmiştir. Buna karşılık 2005 yılı gerçekleşme tahmininin özel tüketim harcamaları için yüzde 5.2'ye yükselmesi, iç talepte beklenen soğumanın gerçekleştirilemediğini göstermektedir. Kaynak ve harcamalar dengesine bakıldığında özel tüketim harcamalarındaki artışın, dış kaynak için öngörülen 19,2 milyar YTL'ye karşılık, gerçekleşme tahmininde 34,6 milyar YTL'ye çıkarılması ile sağlandığı görülmektedir.

Yine 2005 yılı programında toplam sabit sermaye yatırım harcamalarının yüzde 10.5 oranında artması öngörülmüşken, 2006 yılı ekonomik programında gerçekleşme tahmini olarak bu oran yüzde 14.6'ya çıkmıştır. Özel sabit sermaye yatırım harcamalarında programda yüzde 8.0'lik artış öngörülürken, gerçekleşme tahmininde bu oran yüzde 12.0'a yükselmiştir. Kamuda da öngörülen yüzde 17.6'lık büyüme, gerçekleşme tahminine göre yüzde 23.3'e yükselmiştir. Görüldüğü gibi programda 2005 için öngörülen yüzde 5.0'lık büyüme oranı, gerçekleşme tahminlerinde değişmezken, tüketim harcamaları ve sabit sermaye yatırım harcamaları artış oranları oldukça fazla oranda artış göstermiş ve bu artışın kaynağı dış kaynak vasıtası ile sağlanmıştır."


Gayri Safi Sabit Sermaye Yatırımları

2005 yılı ekonomik programında özel sektör sabit sermaye yatırım harcamaları için yüzde 8.0 artış öngörülmüşken, 2006 yılı ekonomik programında gerçekleşme tahmininin yüzde 12.0 olarak belirlendiği ifade edilen raporda, "Özel sektörde alt sektörler olarak, enerji sektörü sabit sermaye yatırımları, sabit fiyatlarla yüzde 39.9 oranında büyüyerek en fazla artış gösteren sektör olmuştur. Sağlık sektörü yüzde 24.8 ile en fazla artış gösteren ikinci sektördür. Konut sektörü ise yüzde 20.1 ile üçüncü sıradadır. İmalat sanayi yüzde 12.0 artışla, toplamdaki artışla aynı düzeydedir. Tarım sektörü sabit sermaye yatırım harcamaları 2005 yılında yüzde 25.1, eğitim sektörü de yüzde 14.7 oranında azalış göstermiştir." denildi.


Raporda şu görüşlere yer verildi: "Bu sektörlerin, ekonomideki yatırım harcamalarında en önde gelen sektörler arasında olmaları gerekirken, son sıralarda yer almaları oldukça düşündürücüdür. 2005 yılı için öngörülen toplam sabit sermaye yatırım harcamaları büyümesi yüzde 10.5 iken, gerçekleşme tahminine göre yüzde 14.6'ya yükselmesi oldukça önemli bir gelişmedir. Sürdürülebilir üretim büyümesinin elde edilebilmesi için bu olumlu gelişmenin devam ettirilmesi gerekmektedir.

2005 yılı ilk 9 aylık GSYİH tahminlerine ve 2005 yılı gerçekleşme tahmini olarak verilen sabit sermaye yatırım harcamalarına bakıldığında, 1997 ve 1998 yılları sabit sermaye yatırım harcamaları

büyüklüklerinin, ilk kez 2005 yılında aşılacağı görülmektedir. Buna göre 2005 yılı sabit sermaye yatırım harcamalarının, 1997 yılına göre yüzde 7.2'lik bir artış göstermesi beklenmektedir. Türkiye bu artışa 8 yıl sonra ulaşabilmiştir. Yıllık ortalama artış oranı ise yüzde 0.9'dur. 2006 yılı ekonomik programında, 2005 yılı için gerçekleşme tahmini olarak, sabit sermaye yatırım harcamalarının toplamda sabit fiyatlarla yüzde 14.6 oranında artması öngörülmüştür. Bu çerçevede kamu sabit sermaye yatırım harcamalarının yüzde 23.3, özel sektör sabit sermaye yatırım harcamalarının da yüzde 12.0 artması beklenmektedir. 2005 yılı için bu yüksek oranlı gerçekleşme beklentilerine karşılık, teşvik belgesine bağlanan sabit sermaye yatırım harcamaları cari fiyatlarla yüzde 11.0 oranında artmıştır. Cari artış, enflasyon artışı ile deflate edilirse, 2005 yılında teşvik belgesine bağlanan yatırımlardaki reel artış yüzde 3.1 düzeyindedir. 1995 yılı fiyatlarıyla, bu yılda teşvik belgesine bağlanmış yatırımlar 100 kabul edilirse, 2005 yılında teşvike bağlanmış yatırımlar 22.54'e gerilemiştir. 2005 yılında teşvik belgesine bağlanmış yatırımların ne kadar düşük düzeye gerilediği

görülmektedir."


"2005'te doğrudan yatırımlarda çok yüksek düzeyde bir performans yaşandı"


Raporda, 2001 ekonomik krizi sonrası, 2002-2004 yılları arasında ekonomide yaşanan olumlu gelişmelere karşılık, Türkiye'ye doğrudan yabancı sermaye girişinde fazla bir hareket görülmediği belirtildi. 2005 yılında ise doğrudan yatırımlarda çok yüksek düzeyde bir performans yaşandığının görüldüğü kaydedilen raporda, "2005 yılında yurtdışında yerleşiklerin Türkiye'deki net doğrudan yatırımları 9.650 milyon dolarla, bugüne kadar ülkeye giren 25.943 milyon dolarlık yatırımın yüzde 37.2'sini teşkil etmektedir. 2004'e oranla 2005 yılında dışarıdan gelen doğrudan yatırımlarda yüzde 239.0 oranında bir artış vardır. Yabancıların 2005 yılında Türkiye'de gerçekleştirdikleri net gayrimenkul alımları 1.830 milyon dolara ulaşmıştır. Gayrimenkul alımları hariç doğrudan yatırım tutarı 7.820 milyon dolar olup, bunların çoğu ise mali yatırımlardır.

Ülke ekonomisi açısından cari işlemler açığı rekor düzeye ulaşırken, bu kadar büyük bir boyutta doğrudan yatırımın ülkeye çekilmesi oldukça olumlu bir gelişmedir. Yurtiçinde yerleşik kişilerin yurtdışında yaptıkları net yatırımlar, 2005 yılında bugüne kadarki çıkışların zirvesine ulaşarak 1.047 milyon dolar olmuştur. 1992 yılından bu yana yurtiçindeki yerleşiklerin yurtdışında yaptıkları yatırımların toplamı 5.561 milyon dolardır." görüşüne yer verildi.


Özelleştirme

Özelleştirmeye ilişkin değerlendirme de yapılan raporda, şöyle denildi: "Türkiye’de özelleştirme ilk olarak 1983 yılında başlamıştır. Bu çerçevedeki ilk hukuki düzenleme 1984 yılında gerçekleştirilmiştir. Türkiye dünyada İngiltere ile birlikte özelleştirmenin ilk öncülerinden olmasına karşılık, ne yazık ki 20 yılı aşan bir sürede özelleştirme konusunda başarılı olamamıştır. 2005 yılı ise ilk kez özelleştirme açısından oldukça hareketli ve başarılı geçmiştir. 2005 yılında ilk kez özelleştirmede başarılı bir yıl yaşanmış ve gerçekleştirilen özelleştirme 8.209 milyon dolar olmuştur."


İstihdam

İSO raporuunda, 2001 krizi sonrası dönemde ekonominin son üç yılda ortalama yüzde 7.9 oranında büyüdüğü belirtilerek şunlara yer verildi: "İstihdamda beklenen iyileşme gerçekleşmemiştir. İşsizlik oranı 1990’larda yüzde 8.0 iken, 2004 yılında yüzde 10.3’e yükselmiş, 2005 yılında yine yüzde 10.3’te kalmıştır.

2005 yılında istihdam konusunda olumlu bir gelişme elde edilememiştir. İlk üç ayda imalat sanayii üretimi yüzde 5.6 artarken, üretimde çalışanlar yüzde 1.9 oranında büyümüştür. İkinci üç ayda üretim yüzde 2.2 oranında büyürken, üretimde çalışanlar yüzde 1.7 oranında küçülmüştür. 2005’in üçüncü üç ayında da imalat sanayii üretimi yüzde 4.1 oranında artarken, üretimde çalışanlar yüzde 1.8 oranında azalmıştır.

İmalat sanayiinde üretimde çalışanlar indeksine baktığımızda 1997=100 olmak üzere, 2004 ve 2005’te endeks sayısının 85 civarında olduğu görülmektedir. Yani son sekiz yılda üretimde çalışanlar sayısı 15 puan gerilemiştir. Buna karşın imalat sanayiinde son sekiz yılda üretim hacmi yüzde 29 oranında büyümüştür Bu sonuca göre üretim, azalan çalışan sayısına bölününce iş gücü verimliliği artmış gözükmektedir."


İhracat

Yayınlanan raporda dış ticaretle ilgili şu hususlara dikkat çekildi: "Türkiye son dört yılda küresel ekonominin olumlu performansının katkısı ile birlikte uzun yıllardan sonra yılda ortalama yüzde 7.3 oranında büyümüş bulunmaktadır. Bu dönemde nihai mal ve hizmet üretiminde önemli artışlar gerçekleşmiştir. Özellikle ekonominin lokomotif sektörü olan sanayi sektöründe görülen üretim artışlarının temelinde, ihracatta yaşanan başarının çok önemli bir etkisi vardır. İhracatta 2003 ve 2004 yıllarında elde edilen performansın 2005 yılında inişe geçmesine karşılık, 2005 yılında bugüne kadar gerçekleşmiş en yüksek ihracat düzeyine ulaşıldığı görülmektedir. Ekonomik programda 2005 yılı için ihracatın dolar bazında yüzde 14.5 oranında artması planlanmış iken, yıl sonunda ihracatın yüzde 16.0 artarak 73,3 milyar dolara ulaştığı görülmektedir.


İthalat

Son dönemde ihracatta görülen büyük oranlı artışlara karşılık, ithalatta daha yüksek oranlı artışlar gerçekleşmiştir. 2005 yılında ithalat artış oranı gerilemesine karşın, yine de ithalat artış oranının ihracat artış oranının üzerinde gerçekleştiği unutulmamalıdır. 2005 yılında sabit sermaye yatırım malları ithalatı toplam ithalatın yüzde 17.4’üdür. Bu kesimde 2005 yılındaki artış yüzde 16.9 oranındadır. 2005 yılında ara malları ithalatının yüzde 20.7 oranında artması, ithal girdilerin artışının oldukça fazla olduğunu ortaya koyarken, buna karşılık üretim büyümelerinin sanayi sektöründe yüzde 5.5, imalat sanayi sektöründe yüzde 4.9’da kalması, ithal girdi bağımlılığına işaret etmekte ve ithal girdi kullanımındaki artışı göstermektedir. Bu da iç üreticinin rekabet gücünün azaldığını, ürettikleri ürünlere olan iç talebin zayıfladığını ortaya koymaktadır.

Dış Ticaret Dengesi

2005 yılında ihracat 73,3 milyar dolarla bugüne kadarki en yüksek düzeyine ulaşmışken, ithalatta aynı şekilde 116,4 milyar dolarlık büyüklükle en yüksek düzeyine çıkmış bulunmaktadır. Bu durumda dış ticaret dengesinde de 43,1 milyar dolarlık açık aynı şekilde en yüksek düzeyine ulaşmıştır.

2003 yılında 8.036 milyon dolar olan cari işlemler açığı, 2004 yılında 15.604 milyon dolara, 2005 yılında da 22.852 milyon dolara çıkmıştır. Ekonomide özellikle 2003 yılından itibaren dışa bağımlılık önemli ölçüde artmıştır. Cari işlemler açığının GSMH’ya oranı 2002’de yüzde 0.8 iken, 2003’te yüzde 3.4’e, 2004’te yüzde 5.2’ye, 2005’te de rekor düzey olan yüzde 6.4’a ulaşmıştır."




2006 Yılına Ait Beklentiler


2006'ya dair beklentilere de yer verilen raporda şöyle denildi: "2006 yılı ekonomik programında, 2006 yılı GSMH’nin 539.870 milyon YTL olması programlanmıştır. 2006 yılı için öngörülen dış kaynak tutarı da cari fiyatlarla 37.985 milyon YTL öngörülmüştür. Toplam kaynaklar tutarı da 577.855 milyon YTL’dir. 2005 yılı programında öngörülen dış kaynak/GSMH oranı yüzde 4.0 iken gerçekleşme tahmini yüzde 7.1 olarak verilmiştir. Bu oranın bir miktar daha büyümesi olasıdır. 2006 yılı içinde öngörülen dış kaynak/GSMH oranı yüzde 7.0’dır. Görüldüğü gibi toplam harcamalara, GSMH yetersiz kaldığından ihtiyaç duyulan dış kaynak giderek büyümüş ve yüzde 7’nin üzerine çıkmıştır. 2006 yılında da toplam harcamalar GSMH dengesi açığında bir iyileşme öngörülmemektedir.

2005 yılında TÜFE ve ÜFE’de yıllık artış oranı beklentisi yüzde 8.0 oranında iken, gerçekleşme TÜFE’de yüzde 7.7, ÜFE’de ise yüzde 2.7 olmuştur. TÜFE’de çok ufak farkla hedefin altında gerçekleşme sağlanırken, ÜFE’de hedef ile gerçekleşme arasındaki fark oldukça büyüktür.

Fiyat hareketlerindeki bu gelişmelere karşılık, eski 1994 bazlı fiyat endeksine göre 2005’te yıllık fiyat artışı TÜFE’de yüzde 10.5 olarak gerçekleşmiştir. Enflasyonun asıl göstergesi olarak kabul edilen TÜFE’de, eski bazlı endekse göre son 21 ayda gerilemenin söz konusu olmadığı görülmektedir. Bu durum, enflasyonda oranlar küçüldükçe yapışkanlığın ve katılığın arttığını ortaya koymaktadır. 2006 yılı enflasyon açısından kritik bir yıl olacaktır."


-dünyagazetesi-