Defne Sarısoy: Öncelikle soykırım suçlamasının bir devlete yöneltilmesi ne anlama geliyor? Diplomatik olarak bir ülke, soykırımla suçladığında nasıl bir suç ile karşı karşıya kalıyor? Neden katliam kavramı yerine soykırım telaffuz ediliyor?

Orhan Koloğlu: Bu duruş, Ermeni olaylarının daha başlangıcından itibaren devam eden bir taktiğin devamıdır. Bir örnekle başlayalım; Ermeni olaylarını hazırlayan N. Çeraz’ın, 1890 yılında yazdığı, 15 Ekim 1891 tarihli Armenia dergisinde çıkmış ve Rus elçisi Ignasyef’e ait bir sözü içeren yazısından alıntı yapıyorum, diyor ki: “Büyük devletler itfaiyeci gibidirler. Ancak yangın olduğunda acele ederler. Ermenistan’da da henüz ateş yoktur”.

Bunu Ermeni olayları fikrini ortaya atanlardan Çeraz Efendi kendi dergisinde yazıyor. Burada tavsiye edilen şu; “Ey Ermeniler yangın çıkarın ki sizi destekleyelim”. Sonra Doğu’da birden bire karşılıklı katliamlar başlar. Birilerinin birilerine çağrısı var. Osmanlı’da Batılıların yaptığı istatistikler de, Osmanlı toprakları içindeki Ermeni nüfusunun en fazla 1 milyon 250 binle, 1.5 milyon arasında olduğunu gösteriyor. Soykırımı savunanlar bunların tümünün öldürüldüğünü iddia ediyor.

Ermenilerin önde gelenlerinden Çeraz Efendi Armenia dergisinde ‘yangın çıkartmak’tan söz ederken, tarih henüz 1890.

Bu, aynı 1876 yılında Bulgarlar’ın uyguladığı bir taktiktir. Rus Çarlığı Bulgarlar’a, ayaklanmaları karşılığında onları Osmanlı’dan kurtarma sözü vermiştir. Ayaklanmadan kasıt ise, Türkler’in öldürülmesi, tahrik edilmesi gibi karışıklıkların çıkarılmasıdır. Nitekim Bulgarlar, 7-8 bin Türk’ü öldürürler. Ancak Ruslar söz verdikleri gibi gelmez. Osmanlı bunların üstüne gider ve Avrupa nezninde suçlu duruma düşer. 1821’deki Yunanlıların ayaklanması da benzer şekilde gelişmiştir.

İşte 1900’lerin başında da, Ermeniler’e benzer bir taktiği oynamak düştü.

Defne Sarısoy: 1915 yılında yaşanan Ermeni olaylarına gelirsek, soykırım ifadesi bu yıllarda meydana gelen hangi olaylara istinaden kullanılıyor?

Orhan Koloğlu: Bu noktada ne yazık ki tarihi siyasete çevirme taktiği var. Soykırım da bir günde olmaz. 1915 tarihini konuşanlar, bundan önceki süreci konuşmuyor. Tarih, bir süreç meselesidir.

24 Nisan’ın kesin ve net bir tarih olarak alınması da, aslında tarih bilimi açısından sakıncalı. Osmanlı, Techir Kanunu’nu, Ermeniler Van’da katliam yaptıktan sonra, yani Mayıs 1915’te çıkarıyor. Osmanlı ordularını arkadan vuracak Ermeni çetelerine karşı çıkarılıyor.

Aynı şekilde Ermeni olaylarının siyesete alet edilmesine bir örnek de; 1923 sonrası Atatürk döneminin de katılmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni direkt olarak işin içine katmak için sık sık 1920’leri de telaffuz edenler var.

Bir yanıltma da istatistiklerle ilgili. Osmanlı toprakları içindeki Ermeni nüfusun oranı, en yoğun oldukları bölgeler dahil hiçbir zaman yüzde 25 ila 30’u geçmemiştir. Ama bu istatistiklerin de abartılı olarak yansıtıldığını görüyoruz.

Neden Ermeni’ler belgelerin açılmasına yanaşmıyor? Çünkü Ermeni tarafı, tarihi arşivlerin içine girilirse kaybeder. Tarihin, tarihte her iki taraftan da kurbanların siyasi bir çekişmeye hammadde olduğunu görüyoruz. Ancak ölen Türk’lerden kimse bahsetmiyor. Ermeni soykırımı davası, Ermeni halkı dışında da Türkiye’ye karşı bir baskı unsuru olarak kullanılıyor.

Defne Sarısoy: Peki Tehcir sırasında Ermeniler hayatlarını ne şekilde kaybediyor, yaşanan olayları soykırım kavramına sokabilecek bir ihmal var mı?

Orhan Koloğlu: Binlerce insanın taşınması sırasında, hastalanma, açlık gibi birçok olumsuzluk meydana geliyor. Göç olayı kışın değil, çünkü karar Mayıs’ta alınıyor. Tehcir yaz aylarında oluyor. Türk ahaliden Ermenilere kötü davranan, evlerini yakanlar da çıkıyor. Öte yandan, tehcir sırasında yaklaşık bin kadar Türk, karışıklık çıkarmaktan ve işledikleri suçlardan idam edilmiştir. Bunlardan hiç bahsedilmiyor.

Göç kararında en önemli nokta; Ermeniler’in mal ve mülklerinin kaydediliyor olması. Buradaki amaç; göç ettirilenler savaş sonrasında şartlar uygun olduğunda, kasabalarına döndüklerinde mallarına kavuşacaktır. Bunlar da, o 1915 Mayıs tarihli kararda mevcut. Merak edenler araştırıp görebilirler.Ama tarihe dikkat edin, 1915 Mayıs.

Defne Sarısoy: Tehcir Kanunu’nun öncesine dönersek, savaş ortamında Ermeniler’in Ruslar’la işbirliği yapmasının nedenlerini biraz daha açabilir miyiz?

Orhan Koloğlu: 1910 yılında Taşnak Partisi, Kopenhag’ta yapılan Sosyalist Enternasyonel Kongresi’ne rapor veriyor:
“Osmanlı, Tehcir Kanunu’nu, Ermeniler Van’da katliam yaptıktan sonra, ordularını arkadan vuracak Ermeni çetelerine karşı Mayıs 1915’te çıkarıyor.”

Ayaklanma hazıırlıklarının anlatıldığı raporun 26’ıncı sayfasında, Anadolu köylerinde silah depoları kurdukları, silah talimi yaptıkları anlatılıyor. Uluslararası bir kuruma verilen bu raporun tarihi 1910. Ermeni Tehciri’nden 5 yıl öncesi. Raporda 20 yıldır hazırlandıkları yazıyor.

Nüfusun yüzde 30’unu oluşturan bir kitle, toprakların kendine ait olduğu iddiasıyla silahlı ayaklanma yoluna girerse, egemen gücün (Osmanlı) buna karşı harekete geçmesini doğal karşılarız. Kaldı ki bu bir savaş ortamı, hakim gücün düşmanı olan Ruslar ile işbirliği söz konusu. Ermeniler neden arşivlerini açmaya yanaşmıyor? Çünkü arşivler bu bilgilerle dolu.

AYAKLANMAYA KATILAN ERMENİLER KİM

Osmanlı Ermeniler’inin hepsinin ayaklanmaya katıldığı da yanlıştır. Ayaklanmayı yürüten, sadece bir gruptur. İngiliz arşivlerinde, Van Konsolosu’nun raporları, bölgeye gelen Ermeni terörist grupların varlığından söz eder. Konsolos, olayların Hınçaklar ve Taşnaklar’ın tehdidi ile yapıldığını anlatıyor. Bu raporlarda Ermeni çetelerinin yerli halkı tehditle yanına çektiği, ihbar edenleri öldürerek bir korku ortamı yarattığını öğreniyoruz.

Tehcir olayında, örneğin İstanbul’daki Ermeniler’in hiçbiri şekilde rahatsız edilmediğini biliyoruz. Soykırım olsaydı, onlar da Almanya’da olduğu gibi evlerinden alınır göçe zorlanırdı. Oysa Doğu Anadolu’da Rusya ile işbirliği potansiyeli olanlar göçe çıkarılıyor.

İngiltere, Basra körfezi ve Süveyş Kanalı’nı garantiye almak için Osmanlı içinde kendine yakın gruplar aradı. Bu bölgede Türkler dışında Çerkezler ve Kürtler var. Çerkezler, İngilizler ile işbirliğine yanaşmaz, İngiltere Kürtler’e yönelir. O sırada Abdülhamit, kıvrak bir zekayla Kürt grupları Hamidiye Alayı diye bir organizasyonla örgütler, şeyhlere paşalık verir, İslami bir dayanışma oluşturma politikasıyla yanına çeker. Ortadoğu’da müttefik arayan İngitere de, Ermeniler’i silah ve parayla desteklemeye yönelir.

Ortadoğu’nun karmaşık etnik yapısına, bir de İngiliz fiştekli Ermeni bombası konuluyor. Yerel Ermeni halkı bu kışkırtmaya katılmıyor. İngiliz Konsolosluğu’nun, halkın katılmadığına dair raporları var. Ermeni terörist oluşumlar, halkı tehditle, zorla ayaklanmaya sevk ediyor.

Defne Sarısoy: Soykırımı meselesine bakış açısı itibariyle Ermeni diasporasıyla Türkiyeli Ermeniler arasında görüş ayrılığı var. Ermeni diasporası bu olayları sürekli canlı tutarak nereye varmak istiyor, bunun amacı ne?

Orhan Koloğlu: Soykırımın kabul edilmesi durumunda, uluslararası tazminatların yolu açılacak. Los Angeles’taki Ermeniler Erzurum’a yerleşir mi? Öyle olacak olsa, içtenliklerine inanırdım. Abdülhamit zamanından bu yana hep bir takım güçler Ermeniler’i kullanmayı seçmiştir, şimde de aynı güç odakları Türkiye’ye karşı bu oyunu sahneliyor. Osmanlı zamanından beri dışarıdan güdümlü bir mekanizma var. Ermeni halkını kesinlikle suçlayamıyorum, çünkü onlar da bu çatışmanın kurbanı. Ermeni yerel halk, 1915 öncesinde tehdit ediliyor ve sesini çıkaramıyordu.

Defne Sarısoy: Günümüzde Fransa, Ermeni meselesine fazlasıyla sahip çıkıyor. Bu sahiplenmenin kökleri nerede yatıyor? Fransa’nın Ermeniler’e karşı bir suçluluk duygusu mu var?
Orhan Koloğlu: Ermeni belgelerinin açılmasının neden istenmediğinin bir nedeni de bu.
“Türkiye’de Ermeni tezini savunanlar, tarihi gerçeklerden sözetmeye 1915’ten başlıyor. Ermeniler’in beş yıl öncesinden her köyde silah topladığını, talim yaptığını yazan İngiliz kaynakları neden hiç telaffuz edilmiyor?”

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1919’da Fransa, Ermeni halkları Sevr’in kabul edilmesinde bir araç olarak kullandı. Hem Osmanlı’ya, hem Bolşevik Rusya’ya karşı kışkırttılar. Önce Ermeniler’i Osmanlı’nın üstüne saldırttılar, sonra Kazım Karabekir Ermeni silahlı kuvvetlerini püskürtünce, Fransa kışkırtmanın işe yaramayacağını gördü ve aradan çekildi, Ermeniler ortada kaldı. Ermeni belgelerinde bunlarla ilgili yazışmalar var, vakti zamanında Ermeniler’in toplumca Avrupa’nın nasıl oyununa geldiği de, o belgelerde mevcut. Arşivler açılsa, maske düşecek.

İgnasyef’in sözünü hatırlayalım, “Büyük devletler itfaiyeci gibidir, ancak yangın olduğunda gelirler”, bu olayların bir tezgah olduğuna dair en doğru benzetme. Ufak toplumlar büyük devletlerin oyunları için kullanılır, Ermeniler de kullanılan bir toplum oldu. Ermeni halkını suçlayamayız.

Polonya, Yahudi halkını Naziler’e teslim etmemiş miydi? Naziler ile işbirliği içinde, kendi topraklarındaki Yahudi toplumunu, gönüllü olarak toplama kamplarına götürdüler. Polonya, Ermeni soykırımını onaylıyor. Ben bu kararı son derece ironik buluyorum, yakın tarihte Yahudi soykırımında görev almış bu toplum, önce kendi tarihini sınamalı. Türkiye ve Ermeni meselesine karışmaları kendilerini aklama isteğinden kaynaklanıyor.

“Ermeni olaylarının siyesete alet edilmesine bir örnek de; 1923 sonrası Atatürk döneminin de katılmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni işin içine çekmek için 1920’leri de öne çıkarıyorlar.”

Defne Sarısoy: Peki Türkiye’nin bu iddialara karşı duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Net ve kararlı bir duruştan söz edebilir miyiz? Yoksa Türkiye’nin politikasında bir zaafiyet olduğunu söyleyebilir miyiz?

Orhan Koloğlu: Benim gördüğüm, Türkiye’nin zaafiyeti kendi ekonomik zaafiyetinden geliyor. Çok basit bir şekilde, o kadar güçsüzsünüz ki, Türkiye’de Ermeni soykırımı lehinde yazılar çıkıyor. Ermenistan’da bunun tersini konuşacak bir adam bulabilir misiniz? Türkiye’de Ermeni soykırımı tezini savunanlar, tarihi gerçeklerden sözetmeye 1915’ten başlıyor. Peki Ermeniler’in her köyde silah topladığını, silah talimi yaptığını yazan İngiliz kaynakları neden hiç telaffuz edilmiyor?

Türkiye’nin sistemli bir karşı tezi yok. Tarihi ve bilimsel çalışmalara dayanan ve politik olarak da desteklenen ve uluslararası güncelliğe sahip bir tezi yok.

Defne Sarısoy: Başbakan Erdoğan’ın bu konuda bazı çıkışları oldu, Avrupa Birliği’ne mektup göndererek Mavi Kitap ile ilgili Türkiye’den özür dilenmesini istedi. Bu çıkışlar bir etki yaratacak mı sizce?

Orhan Koloğlu: Zannetmiyorum. Bu soruya tarihten bir yanıt verelim. 1904 yılında Kahire’de Jön Türkler’in çıkardığı “Türk” isimli gazeteden alınan bir yazı, esasen ABD’de yayımlanan bir gazeteden alınmıştır.

Ermeni kıyımını anlatan resimli bir yazıda, ölü sayısının 500 bin olduğu iddia edilmiştir. Daha yıl 1904 ve 500 bin ölü telaffuz ediliyor. ABD’li muharir ise, kendisine gelen bu yazıda ölü sayısını abartılı bularak 300 bine indirir. İnsaflı Ermeniler’den biri de bir mektup yazarak, ölü sayısının 300 bin gösterilmesinin abartılı olduduğunu vurgular. Bu süreç, kimsenin ölü sayısını ciddiye almadığını ve önem atfetmediğini gösteriyor.

İkincisi; Van’daki İngiliz Konsolosu’nun 24 Eylül 1906 tarihli raporu. Diyor ki; ”Ermeni köylüleri sakin ve çalışkan insanlar. Fakat iki rahatsız edici güç arasında sıkışmış durumdalar. Bunlardan biri; ihtilalci Ermeniler, diğeri ise bölgenin yerli Müslümanları. İhtilalci Ermeniler iyi eğitim görmüş, çoğu Avrupa ve Amerika’dan gelmiş kişilerdir. İyi silahlanmış, sıkıca giyinen ve iyi beslenen kişilerdir. ABD, Rusya ve İngiltere’den para alırlar. İran ve Rusya üzerinden çeteler halinde gelip dağlarda saklanmaktadırlar. Köylülerin hiç istememesine rağmen, Ermeni köylerine inmekte ve silah zoruyla bunlardan zorla para ve yiyecek alıp yine dağlara çekilmektedirler. Açıkçası konforlu bir haydut yaşamı sürmektedirler. Yerli Ermeniler’in taraftar olmadıkları halde bu ihtilalcileri besledikleri kanısı doğmaktadır.”

Yıl daha 1906 ve Ermeni çeteleri bölgede güç kazanmaya, halkı sindirmeye başlamış. Çeteci Ermeniler’in geldikleri yerler Avrupa ve ABD. Parayı ve silahı da oradan alıyor. Bugün bu tablo, raporda söz edilenden ne kadar farklı? ASALA’yı hatırlayalım.

Defne Sarısoy: Peki bundan sonrası için nasıl bir politika benimsenebilir? Özellikle Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin başladığı göz önüne alındığında, Ermenistan’la ticari ilişkilerin geliştirilmesi, sınırın açılması soykırım iddialarının önüne geçebilecek mi?

Orhan Koloğlu: Bakın verdiğiniz tavizler, hiçbir şey getirmeyecektir, çünkü Karabağ olayı çok planlı yapıldı. Karabağ’ı işgal etmekle, Türkiye ve Azerbaycan ilişkisini tamamen kestiler, o düzelmezse bu düzelmez haline geldi. Koz oldu. Verilen tavizler karşılığında taviz alınacağını zannetmiyorum

.aynak: NTV:.