Ergin Fransız'ın çocuğu bir başka kendisi gibi gördüğünü hiçbir örnek Fransız oyuncağından daha iyi anlatamaz. Yaygın oyuncaklar her şeyden önce ergin bir küçük evrendir; hepsi de insan nesnelerinin küçültülmüş kopyalarıdır, sanki kitlenin gözünde çocuk eni konu daha küçük bir adam, kendi boyuna uygun nesneler sağlanması gereken bir homonculus'muş gibi.

Yaratılmış biçimler çok azdır: yalnızca yaptakçılık dehasına dayalı birkaç kurma oyunu canlı biçimler sunar. Gerisine gelince, Fransız oyuncağı HER ZAMAN BİR ŞEY ANLATIR, bu bir şey de hep toplumsallaşmıştır, erginin çağdaş yaşamının söylenlerinden ya da tekniklerinden oluşmuştur: Ordu, Radyo, Posta, Tıp (minik hekim çantaları, bebekler için ameliyat odaları), Okul, Sanat Berberliği (saç kıvırma başlıkları), Havacılık (paraşütçüler), Ulaşım (trenler, Citroen'ler, deniz motorları, Vespa'lar, benzin istasyonları), Bilim (Mars oyuncakları.)

Hiç kuşkusuz, Fransız oyuncaklarının HARFİ HARFİNE ergin işlevlerinin evrenini canlandırması, çocuğun düşünmesine zaman kalmadan onu bütün zamanlar boyunca askerler, postacılar, Vespa'lar yaratmış bir doğa kandırmacası oluşturarak bunların tümünü benimsemeye hazırlar. Erginin şaşmadığı ne varsa, hepsinin kataloğunu verir oyuncak: savaş, bürokrasi, çirkinlik, Mars'lılar, vb. Öte yandan, öykünmeciliği de el çekme göstergesi olarak kopyacılıktan geri kalmaz: Fransız oyuncağı, küçültülmüş bir Jivaro başı gibidir, bu başta, bir elma boyutunda, ergin kişinin kırışıklıklarını ve saçlarını buluruz. Örneğin işeyen bebekler yapmışlar; yemek boruları var, ağızlarına biberon veriliyor, bezlerini ıslatıyorlar; hiç kuşkusuz, yakında karınlarındaki süt de suya dönüşecektir. Bunlarla küçük kız aile nedenselliğine hazırlanmak, gelecekteki anne rolüne "koşullandırılmak" istenir. Şu var ki, bu sadık ve karışık nesneler evreni önünde, çocuk ancak mal sahibi olarak, kullanıcı olarak yer alır, hiçbir zaman yaratıcı olarak değil; dünyayı icat etmez, kullanır:
serüvenden, şaşkınlıktan, sevinçten yoksun edimler hazırlanır kendisine. Ergin nedenselliğinin düzeneklerini bulmak durumunda bile olmayan, evine düşkün bir mal sahibi yaparlar onu; bunları tümüyle hazır biçimde sağlarlar kendisine:
kullanması yeterlidir araştırılacak bir şey vermezler hiçbir zaman. En ufak kurma oyunu bile, fazla incelmiş olmamak koşuluyla, çok farklı bir dünya çıraklığı içerir: çocuk burda anlamlı nesneler yaratmaz hiçbir zaman, bir ergin adları bulunup bulunmamasının da fazla bir önemi yoktur onun için; onun yaptığı bir kullanma değil, bir yarı-tanrı işidir: yürüyen, yuvarlanan biçimler yaratır, bir yaşam yaratır, bir özellik değil: nesneler kendi kendilerini yönlendirirler burada, avuç içinde cansız ve karmaşık bir nesne değildirler artık. Ama böylesi daha enderdir: Fransız oyuncağı genellikle bir öykünün oyuncağıdır, kullanıcı çocuklar yetiştirmek ister, yaratıcı çocuklar değil.

Oyuncağın kenterleşmesi tümüyle işlevsel olan biçimlerinden belli olmaz yalnızca, tözlerinden de belli olur. Bugünkü oyuncaklar nankör bir maddeden yapılmıştır, bir doğanın değil, bir kimyanın ürünleridir. Şimdi birçokları karmaşık hamurlarla kalıba dökülüyor: plastik maddenin oyuncaklarda hem kaba, hem "hijyenik" bir görünüşü var, dokunmanın hazzını, yumuşaklığını, insansıllığını öldürüyor. Üzücü bir gösterge de tahtanın gittikçe ortadan silinmesi. Oysa sağlamlığı, yumuşaklığı, dokunuşunun doğal sıcaklığıyla tahta ülküsel maddedir; tahta, can verdiği her biçimde fazla keskin köşelerin yarasını, madenin kimyasal soğuklupunu giderir; çocuk oynadığı ya da çarptığı zaman, ne titrer, ne gıcırdar; aynı zamanda hem boğuk, hem de belirgin bir sesi vardır; canayakın ve şiirli bir tözdür; çocuğu ağaç, masa, döşeme ile dokunuş sürekliliği içinde bırakır. Tahta ne yaralar, ne bozulur; kırılmaz, eskir, uzun süre dayanabilir, çocukla yaşayabilir; yavaş yavaş nesne ile elin bağıntılarını değiştirebilir; ölürse, küçülerek ölür, bozulmuş bir yayın kabarıklığı altında yok olan şu mekanik oyuncaklar gibi şişerek değil. Tahta temel nesneler oluşturur, her zamanın nesnelerini. Oysa bu tahtaoyuncaklar, hemen hiç kalmadı. Şu var ki, bu oyuncaklar ancak bir zanaatçılık döneminde olanaklıydı. Bundan böyle oyuncak tözüyle de, rengiyle de kimyasal; gereci bile bir kullanım izlenimine götürüyor, haz izlenimine değil. Öte yandan çok çabuk ölüyor bu oyuncaklar, bir kez öldükten sonra da çocuk için hiçbir ölüm sonrası yaşamları olmuyor.


Roland Barthes
Kaynak: Çağdaş Söylenler
Yapı Kredi Yayınları
Çev: Tahsin Yücel
Roland Barthes'tan Oyuncaklar uzerine