O taklit edilemez. Geçmişte hiçbir zaman bir Edith Piaf olmadı, gelecekte de olmayacak. O göklerin akşam yalnızlığında için için yanan bir yıldızdır.
Birbirlerine sarılmış çiftler eğer hala sevmeyi, acı çekmeyi ve ölmeyi biliyorlarsa, bu biraz da onun yüzündendir. Şu küçük insana bakın; elleri, yıkıntılar arasından fırlamış bir kertenkeleninki gibi. Bonapartvari bir alın ve henüz görmeye başlamış bir kör gibi bakan gözler. Böyle biri nasıl şarkı
söyler? Kendini nasıl ifade eder? Gecenin büyük iniltilerini o daracaık göğüslerinden nasıl çıkartabilir? Bakın işte söylüyor; daha doğrusu, nisan bülbülünün yaptığı gibi, aşk şarkısını deniyor. Bülbülün şarkısını hiç duydunuz mu? Zorlanır. Tereddüt eder. Davranır. Soluksuz kalır. Sonra yükselir ve tekrar düşer. Ve birdenbire "bulur". Bir nağme tutturur ve altüst olur.
Kendini ve dinleyecisini yoklayan Edith Piaf, çok kısa zamanda buldu şarkısını. İşte tepeden tırnağa bedeninin her yerinden çıkan sesi,siyah kadifeden büyük bir dalga gibi seriliyor. Bu sıcak dalga, bizi sarıyor, üstümüzden geçiyor ve bizi içine alıyor. Artık olan olmuştur. Edith Piaf, dalın üstüne konan görünmez bir bülbül gibi, ortadan kaybolacaktır. Geride yalnızca bakışını, soluk ellerini, ışık saçan mum alnını ve büyüyen, yükselen, daha da yükselen, sonra yavaş yavaş kendini tamamlayan ve giderek, kendisi olan sesini bırakacaktır. İşte tam o anda, Edith Piaf'ın dehası ortaya çıkar ve her birimiz bunu farkederiz. Kendini, şarkılarını, müziği ve sözlerini geride bırakmıştır artık. Bizi aşmıştır. Sokağın ruhu, onu çevreleyen binalara geçer ve şehirdeki bütün odalara yayılır. Edith Piaf değildir şarkı söyleyen:
Yağan yağmur, esen rüzgar, serpilen ayışığıdır.
Kaynak: eXpress, sayı 90, 7 ekim1995
Türkçesi: Gürsel Göncü
Jean Cocteau'nun "Edith Piaf" adlı bu makalesi ilk kez 1941 yılında, Alman
işgalli altında basılan bir küçük kitapçıkta yayınlandı.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla