• Reklam
5 sonuçtan 1 --- 5 arası gösteriliyor
  1. #1
    dabbetülarz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-11-2005
    Mesajlar
    379
    Karizma Gücü
    7

    İslamın 7 Safhası

    sevgili kardeşlerim,
    günümüzde islam öğretisi değerlerini kaybetmiş ve ne olduğu belirsiz bir hale gelmiştir. kur'andaki islamdan sapmış vaziyettedir. bu sebeple ALLAH furkan suresinde müslümanların kur'andaki islamdan saptıklarını söylüyor.

    peki nedir islamdan sapmak? islamın insanı kurtarışa ulaştıracak dünya ve ahiret saadetini insana yaşatacak kur'an hakikatlerinin unutulmasıdır. günümüzde çoğu din adamlarının da katkısı ile, islam büyük bir fıkıh ilmine dönüşmüştür.

    çok dikkat etmemiz gerekiyor sevgili kardeşlerim. kur'an fıkıh ilminden öte, tasavvufu içermektedir. tasavvufun unutulması, kur'anın da unutulmasını beraberinde getirmiştir.

    kur'anın yaşanması yerine, bir sürü din adamlarının yazdığı fıkıh kitapları esas alınarak, islam fıkıhlaştırılarak kur'andan uzaklaştırılmıştır. oysa ki, ALLAH TEALA'nın rızası, kur'anın yani tasavvufun yaşanmasıdır.

    tasavvufa girilmediği takdirde, dine girilmiş sayılmaz. tasavvufu yaşamayan bir insan, islam dinini yaşamıyor demektir ve kur'ana göre mü'min sayılmaz. bu kur'anda bildirilmiştir:

    10/YUNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

    Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (tasavvufa girmeyi) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

    10/YUNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

    İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

    39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

    Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun. Sonra yardım olunmazsınız.


    ALLAH'a yönelmek, tasavvufa girmek anlamına geliyor kur'anda. teslim olmak ile ruhu, fizik vücudu, nefsi ve iradeyi ALLAH'a teslim etmek gerekiyor. bugün salkaraya yaşanan islam dinı, esasen 7 safhadan oluşmaktadır.

    1) ALLAH’a ulaşmayı dilemek - rum 31 de bildiriliyor
    2) Mürşide Tabi olmak - ali-imran 22 de bildiriliyor
    3) Ruh’u ALLAH’a teslim etmek (1.teslim) - zümer 18 de bildiriliyor
    4) Nefs’i ALLAH’a teslım etmek (2. teslim) - bakara 139 da bildiriliyor
    5) Beden’i ALLAH’a teslim etmek (3. teslim) - nisa 125 de bildiriliyor
    6) İrşad’a ulaşmak - bakara 186 da bildiriliyor
    7) İradeyi ALLAH’a teslim etmek (4. teslim) - ali-imran 102 de bildiriliyor.

    bugünkü din adamlarının islamın bu 7 safhasından haberleri yok. bugünkü din tahrif edilmiş ve artık insanları cennete kavuşturamayacak bir hüviyettedir. cennete ulaşmak bu 7 safhanın yaşanması ile mümkündür.
    ALLAH razı olsun.
    [O söz tepelerine indiğinde, yeryüzünden onlar (insanlar) için bir dâbbe çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince iman getirmediklerini (yakin hasıl etmediklerini) söyler. ](Neml Suresi, 82. Ayet)

  2. #2
    termit adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2005
    Mesajlar
    475
    Karizma Gücü
    0
    İslamın şartı beştir. Tasavvufa girmeyen islama girmiş sayılmaz demek yanlış bir sözdür .tasavvuf islamdan ayrı bir şey değildir, kötü değildir,fakat sahtekarlar tarafından çok insanları aldatmada en çok kullanılanlar arasındadır. Mesela @dabbetülarz ın tasavvufu islamın şartlarından hatta imanın şartlarından sayması ,ve tasavvuf ile cennete girmek için sahte mehdilerine uyulması gerektğini iddia ettiği gibi.
    Tasavvuf alimleri ,mürşidler çok büyük insanlardır,Ehli olan bir tsavvuf alimine kavuşmak ve onun yanında rızai ilahiye kavuşturan şeyleri öğrenmek ,yapmak Allahü tealanın büyük nimetlerindendir.Her zaman ,heryerde tasavvuf ,büyüğü bulmak mümkün olmayabilir,tasvvufun islamın ve imanın şartı olduğunu söylemek bu bakımdan insanları çok zor duruma düşürmek olur ve sahte din adamlarının,din simsarlarının kucağına atmak olur.

    Tasavvuf ,ahlâk ve kalb ilmi. Kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak. Kalbde îmânın vicdânileşmesi, yâni Ehl-i sünnet îtikâdının kalbde sağlamlaşması ve şüphe getirici te'sirlerle sarsılmaması, nefs-i emmâreden doğan tenbelliklerin ve sıkıntıl arın giderilip, ibâdetlerde kolaylık ve lezzet hâsıl olması. Allahü teâlâ ile olmak, iyi ahlâk edinmek ve dînin emirlerine uymakdır.
    Tasavvuf büyüklerinin hepsi, Ehl-i sünnet îtikâdında idi. Bid'at sâhiplerinin hiçbiri, Allahü teâlânın ma'rifetine yaklaşamamıştır. Evliyâlık nûrları bunların kalblerine girmemiştir. (Abdullah-ı Dehlev&#238
    Tasavvuf ehlinin üç vasfı vardır. Toprak gibidir, iyiye de, kötü kimseye de verir. Bulut gibidir, her şeyi gölgeler. Yağmur gibidir, sevilen kimseyi de, sevilmeyen kimseyi de sular. (Harkûşî Abdülmelîk bin Muhammed)
    Tasavvuf hâldir, söz değildir, söz ile ele geçmez. (Seyyid Abdülkâdir-i Geylân&#238
    Tasavvuf, Resûlullah efendimizin sünnet-i seniyyesine uymak, fazla konuşmayı, fazla yemeği ve fazla uykuyu terk etmektir. (Alâüddevle Semnân&#238
    Tasavvuf, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylerin hepsini terketmektir. (Ali bin Sehl)
    İnsana lâzım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra şerîate (dînin emir ve yasaklarına) uymak, daha sonra tasavvuf yolunda yükselmektir. (Muhammed Bâkî-billah)
    Şimdiye kadar yedi yüz velî, tasavvufun târifinde türlü sözler söylemişlerdir. Bu sözlerin özü, şu noktada toplanabilir: Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye harcamaktır. (Ebû Saîd Ebü'l-Hayr)


    Mütesavvıf,
    Gafletten uzak yâni her an Hakk'ı zikreden, kalbini mânevî kirlerden temizleyen ve Allahü teâlâdan başka her şeyi gönlünden çıkaran, rûhunu cenâb-ı Hakk'ın zikri ile (anmakla) süsleyen tasavvuf ehli, velî, mürşid, ahlâk-ı hasene sâhibidir.
    Mevâcid,
    Kalbe gelen zevkler, vecdler (mânevî coşkunluk halleri)dir.
    Tasavvuf yolcularının, bu yolculukta gördükleri ahvâl (hâller), mevâcid, ulûm (ilimler) ve mârifetler; imrenilecek, istenilecek şeyler değildir. Hepsi evhâm (vehimler) ve hayâlât (hayaller) gibi geçici şeylerdir. Bunlar o yolcuları ilerletmek için vâ sıtadan başka bir şey değillerdir. (İmâm-ı Rabbân&#238
    İhlâs (herşeyi Allahü teâlânın rızâsı için yapma) makâmına ve (tasavvufun en yüksek derecelerinden) rızâ mertebesine kavuşmak için ahvâl ve mevâcidden vaz geçmek, ilim ve mârifetler edinmek lâzımdır. Bunlar gâyeye götüren yoldur. Maksadın başlangıcıd ır. (Muhammed Bâkî-billah)
    Ahvâl (hâller) ve mevâcid; matlûbun yâni ele geçirilmek istenilenlerin başlangıçlarıdır. Maksad (gâye) değildir. (İmâm-ı Rabbân&#238
    İslâmiyet'ten kıl ucu kadar bile ayrılan bir kimsede ahvâl (hâller) ve mevâcid hâsıl olursa, bunlara istidrâc (fâsıklarda ortaya çıkan hârikulâde haller) denir ki onu dünyâda ve âhirette rezil olmaya sürükler. (İmâm-ı Rabbân&#238
    Bütün ahvâl (kalbde meydana gelen güzel değişiklikler) ve mevâcidi bize verseler, fakat Ehl-i sünnet vel-cemâat îtikâdını içimize yerleştirmeseler, kendimi mahvolmuş bilirim. Eğer Ehl-i sünnet (Peygamber efendimiz ve arkadaşlarının yolunda olanların) îtikâdını verseler, ahvâl ve mevâcid hiç vermeseler, hiç üzülmem. (Ubeydullah-ı Ahrâr)

    Âb- Hayât,
    Hayat suyu. Saf ve berrak su. İnce ve derin mânâlı söz. tasavvufta mürşid-i kâmil denilen evliyâ zâtların, insanların mânen canlı, kalblerinin uyanık olmalarına vesîle olan mübârek sözleri, mânevî nazarları (bakışları) ve kıymetli kalblerinden fışkır an teveccüh. Bir şeyin kıymetini kuvvetli bir şekilde ifâde için de kullanılır. Âb-ı hayevân, Âb-ı Hızır, Âb-ı zindegânî, Âb-ı bekâ da denir.
    Evliyânın bâtınları, kalbleri âb-ı hayâttır. Bir katre (bir damla) tadan, ölümsüz hayâtı bulmuş ve sonsuz seâdete, mutluluğa kavuşmuş olur. (İmâm-ı Rabbân&#238
    Her sözünüz kalbime âb-ı hayât katresi, Senden başka rûhumun yok kurtuluş çâresi
    (Lâ Edr&#238
    Âb-ı hayât olmayıcak kısmet ey gönül Bin yıl gerekse Hızır ile Seyr-i Skender et.
    (Zeyneb Hâtun)

    Adem,
    1. Yokluk, varlığın zıddı.
    Kâinâtın aslı ademdir. Âlemler yâni her şey var olmadan önce ademde idiler. (Kemahlı Feyzullah Efendi)
    2. tasavvufda sâlikin (tasavvuf yolcusunun) kendisini kaplayan mânevî hal sebebiyle kendinden geçmesi hâli.

    Bî'at (Bey'at),
    Bî'at tâbiri tasavvufta üç mânâyı ifâde eder: Birincisi, büyük bir zâtın yanında, günah işlememek için söz vermektir. Buna tövbe bî'atı denir. Büyük günâhlardan biri işlenince, bu bî'at bozulur. Yeniden bîat etmek lâzımdır. İkincisi, intisâb etmek, b ağlanmak, bereketlenmek için bir velîye veya onun hakîkî mensuplarına bîat etmektir. Onlar için bildirilen müjdelere ve şefâatlarına kavuşulur. Bî'atin üçüncü mânâsı, evliyâ zâtlardan gelen feyizlere, mânevî bilgilere kavuşmak, onlardan faydalanmak için yapılır. (Abdullah-ı Dehlev&#238




    .
    .
    .
    .
    Bunlar tasvvuf ilmi ilgili bir kaç bilgi .Daha çok şey söylenebilir.

  3. #3
    dabbetülarz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-11-2005
    Mesajlar
    379
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı termit tarafından gönderildi.
    Tasavvuf alimleri ,mürşidler çok büyük insanlardır,Ehli olan bir tsavvuf alimine kavuşmak ve onun yanında rızai ilahiye kavuşturan şeyleri öğrenmek ,yapmak Allahü tealanın büyük nimetlerindendir.Her zaman ,heryerde tasavvuf ,büyüğü bulmak mümkün olmayabilir,tasvvufun islamın ve imanın şartı olduğunu söylemek bu bakımdan insanları çok zor duruma düşürmek olur ve sahte din adamlarının,din simsarlarının kucağına atmak olur.
    islam demek, tasavvuf demektir. ALLAH TEALA kur'anda tasavvufun farz olduğunu belirtmiş. şimdi sen kalkıpda "tasavvufu önermeyin, dini zorlaştırmayın" dersen, asıl sen insanları cehennemin kucağına atmış olursun. din 14 asır zarfında unutulmuş. peygamber efendimiz ve sahabe tasavvufu yaşamışlar, ondan sonra da bir müddet devam etmiş. fakat sonra tasavvuf terkedilmiş ve fıkıh ilmi denen ilim zahir olmuş.

    din adamlarının çoğu tasavvufdan değildi. onlar seninde bahsettiğin gibi, mekteplerde dirsek çürüterek fıkıh ilmini öğrendiler. bu sebeple yazılmış din kitaplarının çoğu iyi bir fıkıh ilmi içermekle beraber, kur'anı kerime bazı hususlarda ters düşmektedir. bu kitapların müslümanlar tarafından okunması, kur'anın terkedilmesine ve kur'an esası olan tasavvufun farz olmaktan çıkmasını sağlamıştır.

    sevgili kardeşim, sana kur'an ayetlerini gösteriyoruz. tasavvufun farz olduğunu bildiren ayetler. ALLAH, bu gerçeği bildirmek için mehdi resulunu yolluyor. yoksa insanlar bu gerçeği bilmedikleri için cehennemden kurtulamayacaklar. sende onu sahtekarlıkla suçluyorsun. kardeşim, şaka yapmıyoruz. ayetleri iyice oku. herkes ALLAH'a ulaşmayı dilemek zorunda. dilemeyenler hak mü'min sayılmıyorlar ALLAH'ın nezdinde.

    bir insan 60 sene islamın 5 şartını yerine getirse, ama ALLAH'a ulaşmayı dilemese, gideceği yer cehennemdir. bir insanda, kalpten ALLAH'a ulaşmayı dilese, ama ibadet etmeden ölse, gideceği yer cennetdir. bu gerçekleri anlatan ayetler var, mehdi hazretleri bize öğretiyor.

    peygamber efendimizin bir hadisini hatırla:
    "ey sahabe, içinizden hiçkimse kendi iyi ameli karşılığı cennete giremez"
    "peki, sende mi ya resulallah?"
    "evet, bende. ama ALLAH beni rahmetine garketti"

    ALLAH'ın rahmetini kazanmak, sadece ona ulaşmayı dilemekle olur. ibadetle değil. kur'andaki islam işte bu. ama bugün insanlar kur'andan uzaklaşmış, islamın 5 şartını yerine getiriyorlar, fakat buna rağmen gidecekleri yer cehennem. çünkü ALLAH'a ulaşmayı dilemiyorlar. çünkü bunun ne olduğunu bilmiyorlar.

    yukarıda seninde belirttiğin gibi, şefaate kavuşmak, biat ile olur. şefaat, tasavvufun bir parçasıdır ve bu dünyadadır. kıyamette ise şefaat yoktur. tasavvufa girmeyen kişi içinde şefaat asla sözkonusu değildir.

    Alıntı termit tarafından gönderildi.
    Tasavvuf büyüklerinin hepsi, Ehl-i sünnet îtikâdında idi. Bid'at sâhiplerinin hiçbiri, Allahü teâlânın ma'rifetine yaklaşamamıştır.
    sevgili kardeşim, iki çeşit ehli-sünnet itikadı var. bunlardan birincisi, peygamber efendimizin sünnetini içeren ve kur'an hakikatleriyle uyumlu olan gerçek ehli-sünnet itikadı. bu öğreti mürşidler tarafından tekkelerde müridlere öğretilmiş, fakat yazılı olarak çoğaltılmamışdır. tekkeye gitmeyen halkın büyük çoğunlu tarafından bilinmemekteydi.

    ikinci ehli-sünnet itikadı ise, ehli-sünnet itikadı ismi altında olsa bile, esasen medreselerde öğretilen ve kitaplar halinde çoğaltılmış olan fıkıh ilmini içermektedir ki, bu ilim din alimlerinin hadisi şerifleri ve kur'an ayetlerini inceleyerek ve peygamber efendimizin de yaşantısını gözönünde bulundurarak geniş zaman parçası içerisinde ortaya çıkardıkları, teferruatlı bir öğretidir. pek çok din kitabı bu öğretiyi içerir. fakat bu öğreti, gerçek ehli-sünnet itikadından farklıdır. şimdiki islamın ise %99 unu olşturmaktadır. işte bugün ben, bu öğretinin "ehli-sünnet itikadı" olmadığını söylediğim zaman, sen beni "islamı yıkmakla" suçluyorsun. hayır, sevgili kardeşim, ben unutulmuş olan kur'andaki islamı ve peygamber efendimizin gerçek sünnetini getirmeye çalışıyorum. ve tekrar söylüyorumki, bugüm islam zannetdiğiniz bu din kur'andaki islamdan çok farklı.
    Bu mesaj en son " 26.03.06 " tarihinde saat 07:30 itibariyle dabbetülarz tarafından düzenlenmiştir...
    [O söz tepelerine indiğinde, yeryüzünden onlar (insanlar) için bir dâbbe çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince iman getirmediklerini (yakin hasıl etmediklerini) söyler. ](Neml Suresi, 82. Ayet)

  4. #4
    termit adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2005
    Mesajlar
    475
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı dabbetülarz tarafından gönderildi.
    islam demek, tasavvuf demektir. ALLAH TEALA kur'anda tasavvufun farz olduğunu belirtmiş. şimdi sen kalkıpda "tasavvufu önermeyin, dini zorlaştırmayın" dersen, asıl sen insanları cehennemin kucağına atmış olursun. din 14 asır zarfında unutulmuş. peygamber efendimiz ve sahabe tasavvufu yaşamışlar, ondan sonra da bir müddet devam etmiş. fakat sonra tasavvuf terkedilmiş ve fıkıh ilmi denen ilim zahir olmuş.

    din adamlarının çoğu tasavvufdan değildi. onlar seninde bahsettiğin gibi, mekteplerde dirsek çürüterek fıkıh ilmini öğrendiler. bu sebeple yazılmış din kitaplarının çoğu iyi bir fıkıh ilmi içermekle beraber, kur'anı kerime bazı hususlarda ters düşmektedir. bu kitapların müslümanlar tarafından okunması, kur'anın terkedilmesine ve kur'an esası olan tasavvufun farz olmaktan çıkmasını sağlamıştır.


    bir insan 60 sene islamın 5 şartını yerine getirse, ama ALLAH'a ulaşmayı dilemese, gideceği yer cehennemdir. bir insanda, kalpten ALLAH'a ulaşmayı dilese, ama ibadet etmeden ölse, gideceği yer cennetdir. bu gerçekleri anlatan ayetler var, mehdi hazretleri bize öğretiyor.

    peygamber efendimizin bir hadisini hatırla:
    "ey sahabe, içinizden hiçkimse kendi iyi ameli karşılığı cennete giremez"
    "peki, sende mi ya resulallah?"
    "evet, bende. ama ALLAH beni rahmetine garketti"

    ALLAH'ın rahmetini kazanmak, sadece ona ulaşmayı dilemekle olur. ibadetle değil. kur'andaki islam işte bu. ama bugün insanlar kur'andan uzaklaşmış, islamın 5 şartını yerine getiriyorlar, fakat buna rağmen gidecekleri yer cehennem. çünkü ALLAH'a ulaşmayı dilemiyorlar. çünkü bunun ne olduğunu bilmiyorlar.

    .
    Sanki önceden fıkıh yokmuş ,sonradan çıkmış gibi yazmışsın ,bu çok yanlış , Ahkamı islamiyeye uyma,fıkıh ilmi baştan beri vardı .
    İslamiyetin şartlarını yerine getirmese ,ibadat etmese ,tasavvufa girse kurtuluşa erme ,cennete gitmaden bahsetmişsin,bu nasıl küfür bir itikaddır. Ozaman islamın şartı bir olurdu ,sadece tasavvuf yeterdi ,ibadete lüzum kalmazdı . SeN yukarda yazdıklarımı okumadın galiba günah içindeki bir insan ,ibadetlerini yapmıyan bir insanın tasavvuftan nasibi yoktur.
    Zannederim bir müddetsonra iş şuraya gelecek namazı ,orucu ,zekatı boşverin ,kalbin temiz olması ,tasavvufla uğraşmak yeterli denecek . Senin ve uYduğun herifin maksadı anlaşıldı sistemli ve sinsi şekilde ibadetleri kaldırmaK istiyorsunuz. tasavvuftan sizin zırnık kadar nasibiniz olamaz. Tasavvuf ve tasavvuf alimleri senin anlayamayacağın kaDAR YÜKSEKTİR. Ayrıca yazdığın peygamberimizin bile Allahın ihsanıyla cennete gitme olayında da yanlışlık var . burada ki yanlışlık tasavvufla ,allahın nimetlerinin şükrünü yerine getirebileceğini söylemek istemişsin herhalde . Ama tasavvufla bile nimetlerin şükrü yerine getirilemez ve yine Allhın ihsanıyla cennete girilir. Tasavvuf İslamiyetten ayrı bir şey değildir,Ama cahillerin tuzağına düşülürse cehenneme gidilir.

    Tasavvuf ehli, felsefeye bulaşmadı. (Kur’an-ı kerimi tam anlayabilmek ve hakiki müslüman olmak için Peygamber efendimizin yalnız emir ve yasaklarına değil, ahlakına ve her hâline uymalıdır) derlerdi.

    Tasavvuf ehlinin yollarının esası şunlardır:
    1) Fakirlik: Her işte, her şeyde Allahü teâlâya muhtaç olduğunu bilmektir.

    2) Zühd ve takva: Her işte İslamiyet’e uymaktır. Dinin bütün ahkamına tamamen uyarak çalışmak, iyilik yapmak ve boş zamanlarını ibadet ile geçirmektir.

    3) Tefekkür, sükut ve zikir: Hep Allahü teâlânın varlığını, nimetlerini düşünmek, lüzumsuz konuşmamak, hiç kimse ile münakaşa etmemek ve daima Allahü teâlânın ismini zikretmektir.

    4) Hâl ve makâm: Kalbe gelen nurlarda, kalbin, ruhun temizlenme derecesini anlamak, kendini ve haddini bilmektir.

    En meşhur ve ilk tasavvuf ehli Hasan-ı Basri hazretleridir. Bu zat, öyle büyük bir din âlimidir ki, büyük bir imam [müctehid] idi. Kuvvetli seciyesi, derin ilmi ile meşhurdur. Vaazlarında herkesin gönlüne Allah korkusu telkin etmeye çalışmıştır. Kendisinden birçok hadis-i şerif rivayet edilen büyük bir hadis âlimidir.

    Mutezile felsefesinin kurucusu (Vâsıl bin At&#226, bu zatın talebesi iken, sonradan onun dersinden ayrıldı. Mutezil, ayrılan demektir. Mutezile’ye Kaderiyye de denir. Çünkü bunlar, kaderi inkâr edip, (Kul kendi yaptıklarının yaratıcısıdır. Allah hiçbir zaman fenalık yaratmaz) derler.

    Tasavvufun gayesi, insanı Marifet-i ilahiyye’ye kavuşturmak, yani Allahü teâlânın sıfatlarını tanıtmaktır. Onun zatını, yani kendisini tanımak mümkün değildir. Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), (Allahü teâlânın zatını düşünmeyiniz. Onun nimetlerini düşününüz) buyurdu. Yani, Onun kendisinin nasıl olduğunu değil, sıfatlarını ve insanlara verdiği nimetleri düşünmelidir. Bir defasında da, (Allahü teâlânın nasıl olduğunu düşündüğün zaman, hatırına her ne gelirse, bunların hiçbiri, Allah değildir) buyurdu.

    İnsan aklının kapasitesi, sahası sınırlıdır. Bu sınırın dışında olanları anlayamaz. Bunları düşünürse, yanılır. İnsan aklı, insan düşüncesi, din bilgilerindeki incelikleri, hikmetleri anlayamaz. Bunun için, din bilgilerine felsefe karıştıranlar, dinimizin gösterdiği doğru yoldan ayrılır, bid’at ehli veya kâfir olur.
    İslam felsefesi diye bir şey yoktur. Ehl-i sünnet âlimleri, (İslam bilgilerinin ölçüsü, insan aklı, insanın düşüncesi değil, muhkem olan [manaları açık olan] âyet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerdir) buyuruyorlar.

    Tasavvufun esası, insanın kendini (aczini, zavallılığını) tanımasıdır. Tasavvuf, sırf Allah sevgisi, yüce [ulvi] aşk esası üzerine kurulmuştur. Buna da ancak, Muhammed aleyhisselama uymakla kavuşulabilir. Kur’an-ı kerimde beyan buyurulduğu gibi, Allahü teâlâ, insanın kalbine tecelli eder. Fakat, bu tecelli yalnız Allahü teâlânın sıfatlarının tecellisidir. Akıl ile alakası yoktur. Tasavvuf ehli, Allahü teâlânın tecellisini kalbinde duyar. Onun için tasavvuf ehline ölüm bir felaket değil, güzel ve tatlı bir şeydir.

    Tasavvuf ehlinden Mevlana Celaleddin-i Rumi, ölüme, Şeb-i arus = Düğün gecesi adını vermiştir. Tasavvufta, keder ve ümitsizlik yoktur. Yalnız sevgi ve tecelliler vardır. Hz.Mevlana, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, müşrik, mecusi, puta tapan da olsan gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Tevbeni yüz defa bozmuş olsan da, gel) diyor. [Bu, gel de öyle kal demek değildir. Müslüman değilsen müslüman ol, günahkâr isen tevbe et, önceki halinden dolayı ümitsiz olma, Allahü teâlâ tevbe edilip bir daha yapılmayan her günahı affeder demektir.] Bu sözler, başka zatlara da nispet edilmektedir.

    Tasavvuf ehli arasında, imam-ı Rabbani, Cüneyd-i Bağdadi, Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Seyyid Abdülhakim Arvasi gibi büyük veliler, Sultan Veled, Yunus Emre, Mevlana Halid-i Bağdadi gibi Hak aşıkları vardır.

    Vahdet-i vücud, tasavvufun gayesi değildir. Gayeye götüren yolculuklarda, kalbde hasıl olan ve akıl ile, fikir ile, madde ile ilgisi olmayan bilgilerdir. Bunlar kalbde bulunmaz, kalbde görünür. Onun için, vahdet-i vücud yerine Vahdet-i şühud demelidir. Kalb, temizlenince, ayna gibi olur. Kalbde görünenler, Allahü teâlânın zatı da, sıfatları da değildir. Sıfatlarının suretleridir. Allahü teâlâ kendi, görme, işitme, bilme gibi sıfatlarının suretlerini, benzerlerini, insanlara vermiştir. Verdikleri Onunkiler gibi değildir. Onun görmesi, ezelidir, ebedidir. Her zaman, her şeyi görür. Vasıtasız, âletsiz devamlı görür. İnsanın görmesi böyle değildir. İnsanın görmesi, o görmenin sureti, zıllidir. Görmesinin zılli gözde, işitmesinin zılli kulakta tecelli ettiği gibi, sevmesi, bilmesi ve başka birçok sıfatlarının zılleri de, insanın kalbinde tecelli eder, hasıl olur.

    Gözün görebilmesi için, hasta, bozuk olmaması gerektiği gibi, kalbin de, bu tecelliye kavuşabilmesi için, hasta olmaması gerekir. Kalbin hasta olması, günahlar ile kararmasıdır. Günahlardan kaçıp ibadet ederek kalbi temizlemelidir.
    Tabiki sen sahte Mehdinin dışındaki tasavvuf alimlerinide kabul etmiyorsundur.Senin amacın insanları bir şekilde Sahte mehdiye inandırıp tuzağa(ağınıza düşürmek)
    Siz önünüzdeki en büyük engeli islam alimleri olarak görüyorsunuz,çünki onların ulaştırdığı doğru din bilgileri asırlardı sizin gibi sahtecilerin müslimanları tuzağa düşürmesine engel olmuştur. İnsanların kafasına bir kez şüphe sokalım yeter düşüncesiyle hareket ediyorsunuz.(çamur at yapışmasada izi kalır)Şüphe =inkar=küfür inanışın yerleşmesi.
    Bu güne kadar anlattıklarının İslam diniyle bir ilgisi yok . İskender Evrenosoğlu kendi uydurduğu dine inandırmış sizi.
    Bu mesaj en son " 26.03.06 " tarihinde saat 20:00 itibariyle termit tarafından düzenlenmiştir...

  5. #5
    dabbetülarz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-11-2005
    Mesajlar
    379
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı termit tarafından gönderildi.
    Sanki önceden fıkıh yokmuş ,sonradan çıkmış gibi yazmışsın ,bu çok yanlış , Ahkamı islamiyeye uyma,fıkıh ilmi baştan beri vardı .
    İslamiyetin şartlarını yerine getirmese ,ibadat etmese ,tasavvufa girse kurtuluşa erme ,cennete gitmaden bahsetmişsin,bu nasıl küfür bir itikaddır. Ozaman islamın şartı bir olurdu ,sadece tasavvuf yeterdi ,ibadete lüzum kalmazdı . SeN yukarda yazdıklarımı okumadın galiba günah içindeki bir insan ,ibadetlerini yapmıyan bir insanın tasavvuftan nasibi yoktur.
    Zannederim bir müddetsonra iş şuraya gelecek namazı ,orucu ,zekatı boşverin ,kalbin temiz olması ,tasavvufla uğraşmak yeterli denecek . Senin ve uYduğun herifin maksadı anlaşıldı sistemli ve sinsi şekilde ibadetleri kaldırmaK istiyorsunuz. tasavvuftan sizin zırnık kadar nasibiniz olamaz. Tasavvuf ve tasavvuf alimleri senin anlayamayacağın kaDAR YÜKSEKTİR. Ayrıca yazdığın peygamberimizin bile Allahın ihsanıyla cennete gitme olayında da yanlışlık var . burada ki yanlışlık tasavvufla ,allahın nimetlerinin şükrünü yerine getirebileceğini söylemek istemişsin herhalde . Ama tasavvufla bile nimetlerin şükrü yerine getirilemez ve yine Allhın ihsanıyla cennete girilir. Tasavvuf İslamiyetten ayrı bir şey değildir,Ama cahillerin tuzağına düşülürse cehenneme gidilir.
    herşeyi çok yanlış anlıyorsun. biraz önyargılı olmayı bırakıpda, dediklerimize kulak verseniz. tasavvuf ve kur'andaki islam hakkında hiçbirşey bilmiyorsun galiba. olay zannettiğin gibi değil. ibadetsiz tasavvuf olması elbette mümkün değildir. tasavvuf, ALLAH TEALA'nın ilhamı ile vuku bulur.

    siz insanlara namaz kılmayı, oruç tutmayı ve ibadetleri emrediyorsunuz. bunları zorla yaptırıyorsunuz. buda hiçbir işe yaramıyor. halbuki ibadetler, tasavvufu yaşamak ve ALLAH'a ulaşmak için vardır. bunu dahi bilmiyorsunuz.

    ALLAH'a ulaşmayı kalpten dileyip, tasavvufa girdiğin zaman, ALLAH sana feyz verecek. birdenbire namazı, orucu ve ALLAH yolunda yapılan ibadetleri, zorla değil, zevk alarak yapacaksın. ve ALLAH'a adım adım yaklaşacaksın. işte sizin bilmediğiniz kur'andaki islam bu. ALLAH, "bana ulaşmayı dileyin, size namaz kılmayı, oruç tutmayı ve hertürlü ibadeti sevdireyim" diyor. ben sevdireceğim, ve büyük bir haz duyarak ibadet edeceksiniz diyor.

    sizin yaptığınız gibi, sevmeden, zoraki değil. zaten böyle bir ibadetin bir anlamı yok. çünkü ibadetler körükörüne ibadet etmek için değil, ALLAH'a ulaşmak için yapılır. bu gerçekleri inşaallah yakında sizde öğrenisiniz.
    [O söz tepelerine indiğinde, yeryüzünden onlar (insanlar) için bir dâbbe çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince iman getirmediklerini (yakin hasıl etmediklerini) söyler. ](Neml Suresi, 82. Ayet)

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •