Düpedüz hayvan işi aşk. Aklı, mantığı ve bunlara benzer bilimum cilalı, övgülü sahiplikleri bırakıp eşikte diğer tarafa sadece güdüsel, hissel ve duygusal bir canlı olarak
geçmek, evrim geçirmek bir nevi.
Aşk hayvanlık. Mantık kabul etmez kıskanmayı, ıslanmayı kabul etmez zeka sebepsizce hiçbir yağmurda. Ya da aşk mantığa sığmaz diyelim...
Cüssesi serttir, içi tekildir. Giriş ve çıkış aynı kapıdandır ama kapılar kapalıdır. Girerken de çıkarken de umarsızca ve kontrolsüzce olur bu yine. Hayvanlık aşk.
Bir adam yürür sokakta elini tutar kadının, hangi mantık kuramı, hangi form, hangi teori, hangi şifre çözebilir o an o iki avuc arasında akıp gidenleri? Çözemez. Avucların
sahipleri bile bilemez. Düşünmeyelim aşkı, düşünmeden yaşayalım en iyisi. Düşününce biraz da korkuyor insan kendinden. Böylesi büyük bir eseri henüz inşa etmişken
karşısına geçip aşk’ın, feyz alsa da kendinden onun ağırlığı altında eziliyor insan. Düşünmeyelim...
Hayvanlaşalım... Geceler paylaşalım, yürüyelim yorulmadan, güdülerimizin o büyük kudretini tadalım. Geçip izleyelim doğayı, doğayla yaşayalım, aşkı doğal yaşayalım.
"Önce o arasın" demeden, severken onu "şımartmayı" düşünmeden. "Düşünmeden", "düşünemeden"...

Tek solukta...
Kurt gibi keskin, tek solukta...
Ve uysal, sadık, tutkun...
Kuzu gibi naif, ölene dek...


Kaan Koç