• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
12 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    *daphne* adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    1,491
    Karizma Gücü
    7

    Şiir fikirlerle mi yoksa sözcüklerle mi yazılır?

    "Felsefe-şiir ilişkisi sorunlu bir ilişki olagelmiştir. Usta şair, Hilmi Yavuz, ki aynı zamanda felsefe hocasıdır,
    "Şiir, felsefeden çok ideolojiye yakındır" der.
    Fransız şair Mallarme'nin 'Şiirin fikirlerle değil, sözcüklerle yazıldığı' düşüncesini savunur. Şair ve felsefeci Yücel Kayıran'a göreyse 'felsefi şiir' olanaklıdır ve
    "Bir varoluş problemi etrafında kurulmuş şiirdir. İnsanın neliği sorununa ışık düşürmekle ilgili bir şiirdir."
    Ahmet İnam da Karl Jaspers'ın 'Felsefe yolda olmaktır' sözünün izinden gidiyor. Diyor ki: "Şiir, şuurlanmaya ve hakikat araştırmasına bizi götürebiir. Hakikatın bir yanı eğer bilimle yakalanacaksa, bir yanı da şiirle yakalanabilir sanırım." Ve önemli bir tartışmaya da 'gönülden' katılıyor:
    "Şiir, şiire dönüşmüş şairdir. Şiir, şairdir aslında. Ben bunu daha aşırı götürerek felsefe için de söyleyebilirim."
    Ahmet İNAM: "Felsefe derler, bir şiir vardır. Şiir derler, bir felsefe... 'Olamaz bir hanede mihman mihman üstüne' denmiştir. Şiirle felsefe ayrı ayrı hücrelerde inletilmiştir. İnsan kendini yarmıştır, kültürünün baltasıyla. Bu yanım şiir, bu yanım felsefe... Şiirsiz felsefenin soğuk ve soyut yüzünü görünce, evlerimize buyur edemiyoruz. Onunla söyleşip, dertleşemiyoruz. Felsefeyle aramızda giderek açılan uçurum, bir karabasan olarak üstümüze çöküyor.
    Şiir yaralarımıza cılk yaralar açarak dokunuyor, felsefenin okşayışını henüz duyanımız yok. Sevgilimin yüzüne neden şiirle dokunamıyorum? Neden onunla muhabbetimizde eksik felsefe? İndim yarin bahçesine, şiir dilinde felsefe biter." "

    Alıntı

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    07-09-2005
    Mesajlar
    80
    Karizma Gücü
    0
    Her şey sonunda şiire dönüşür (novalis)



    "Şiir sözcüklerle kurulur

    Basmakalıp bir söz gibi görünebilir bu; ama hemen her zaman ve her fırsatta, bilmesi gerekenlerce unutuluyorsa, hiçbir şey basmakalıp değildir. Örneğin, Matthew Arnold der ki: «Şiir için fikir her şeydir; gerisi bir yanılsama, kutsal bir yanılsama dünyasıdır. Şiir coşkusunu fikre bağlar; fikir olgudur. Bugün dinimizin en güçlü yanı onun bilinçsiz şiiridir.»

    Son cümlenin bir hakikati çarpıttığını biliriz. Ama ilk ikisi o kadar karmakarışıktır ki daha sonraki bölümler Arnold'un iyi bir sanatçı olarak şiirin önemli bir yanını belirttiğini göstermesine rağmen bu cümlelerin gerçek anlamını seçmekte güçlük çekeriz.

    Shelley de şu dağınık sözleri söyler : «Dil, renk, biçim, din ve eylemlerdeki uygar alışkanlıklar tüm olarak şiirin araç ve gereçleridir; konuşmanın, etki'yi neden'in eşanlamlısı olarak kabul eden yanıyla bütün bunlar şiir diye adlandırılabilir.»

    Bu dağınıklığın altında, şiirin insanın toplumdaki gerçek varoluşu ile ortaya çıktığı hakikati yatmaktadır.

    Bir de söyle der Shelley : «Şairlerle düzyazıcılar arasında bir ayrım yapmak çok bayağı bir hatadır... Plato aslında bir şairdi. Lord Bacon bir şairdi... Bir şiir, kendi dış gerçeği içinde ifade edilen hayatın imgesinin ta kendisidir...»

    Burada, hiçbir şey gizlemeyen bir dağınıklıkla konuşur Shelley. Bacon bir şair değildi. Bu abartmalı sözler, burjuva ekonomisinin gelişmesiyle «saf ve temiz ilişkilerin» bir kenara atılışının şaire bir aşağılık duygusu vermeye başladığı bir zamanda şiiri haklı çıkarma girişimleridir.

    Mallarme'nin ressam arkadaşına öğüdü çok ünlüdür : «Şiir sözcüklerle yazılır, fikirlerle değil.» Bu, bizim ileri sürdüğümüz olumlu özeliğe, doğrulayamayacağımız olumsuz bir özellik ekler. Şiir elbette ki fikirler, yani zihinsel imgeler uyandırır, yoksa sesten başka bir şey olmazdı. Bu yüzden biz burada kendimizi şu öneriyle sınırlıyoruz : «Şiir sözcüklerle kurulur.»

    Okuyucu bu temel özelliğin gerçekte bir önceki temel özellikten : «Şiirin başka dile çevrilmesi zordur» özelliğinden doğduğunu görecektir. Çünkü şiir yalnızca fikirlerle, yani dinleyicide yalnızca fikirler uyandırma amacıyla yazılmış olsaydı, bir başka dilde kafada aynı fikirleri uyandıran sözcüklerin seçilmesiyle çevrilebilir olurdu. Böyle olmadığına göre, sözcük, uyandırdığı fikirden ayrı birtakım öğeleri de taşımalıdır içinde sözcük olarak. Dolayısıyla nesnel olarak sözcük demek olan ses-simgesinin ya da kara kara işaretlerin kendi içlerinde özel bir büyü taşıdıklarını söylemeksizin şiir, romandan ayrı bir tarzda sözcüklerle yazılır, diyebiliriz. Gerçekten de sözcük, fikirden başka, çeviriyle dile getirilemeyen özellikte duygusal bir «coşku» yaratır."




    CHRISTOPHER CAUDWELL
    Türkçesi : Mehmet Doğan
    ..........kelimeden önce de yalnızlık vardı.ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık... Kelimenin bittiği yerde başladı; kelime söylenmeden önce başladı. Kelimeler yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü dayanılmaz oldu...........

    ;K ESKiŞEHiRLiLER BiRLiĞi ;K TIKLA Sende Katıl.!{Eskişehirliler Birliği**

    Turkforum Bayanlar Kulübü Üyesidir




    BoğazıN KıRmızı ŞimşekLeRi
    siyahla yazılmış biR kırmızıydı hasretimiz...

  3. #3
    DJPascaL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-03-2006
    Mesajlar
    3,285
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Şiir sözcükelrle ya da fikirlerle değil, şiir duygularla kurulur.. aslında şiir yazan biri nsanın kafasından geçenleri değil yüreğinden geçenleri okursunuz... o yuzden bence şiiri oluşturan şey DUYGULARDIR....
    TF-BeşiktAŞK


    BadBotaN

  4. #4
    melusina adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-06-2005
    Mesajlar
    525
    Karizma Gücü
    0
    şiir göruntude kelimelerden olsuur..kelimeler insanın ruhundan yansır kagıda ya da mendile...ruhun içinde gözyası da vardır,sevinç de vardır,cıglık da...duygudur bunlar ve ruhun içinde birbirini besler...resim olur ,söz olur kagıda dökulur kelimelrle...şiir kalıp değildir,insanın kendi kişiselliğidir....
    Dünya yuvarlak.Hayat da öyle.En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın.Nerden baktığına bağlı.Nerede doğduğuna.Dogdugun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı.Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı.

    “Gün olur..gelecek bir gün kalmaz artık..
    Eınsteın güler uzayın bir yerinden..
    Zamanlara sinekler üşüşür..
    Ve seni anlamaları, insanların
    Beklenti senfonisine dönüşür..”

    İlhan İrem

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    07-09-2005
    Mesajlar
    80
    Karizma Gücü
    0
    evet şiir sözcüklerle kurulur ama hangi sözcüklerle?
    ..........kelimeden önce de yalnızlık vardı.ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık... Kelimenin bittiği yerde başladı; kelime söylenmeden önce başladı. Kelimeler yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü dayanılmaz oldu...........

    ;K ESKiŞEHiRLiLER BiRLiĞi ;K TIKLA Sende Katıl.!{Eskişehirliler Birliği**

    Turkforum Bayanlar Kulübü Üyesidir




    BoğazıN KıRmızı ŞimşekLeRi
    siyahla yazılmış biR kırmızıydı hasretimiz...

  6. #6
    *daphne* adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    1,491
    Karizma Gücü
    7
    duygudan bahsediyorsun aura katılıyorum duygulardan yola çıkarak kelimeleri nasıl kullanacağımız şekillenir.Ama insanlar hiç yaşamadıkları bir olay ya da duygu hakkında da şiir yazabiliyorlarsa, şiir de etkili olan sözcüklerdir derim ben.
    Sözcüklerin en etkili kullanım şeklidir şiir, kelimelerle oynayarak kurulan cümleler ya da bazen asılı duran sözcükler derin etki bırakır.
    senin sorduğun sorudan varmak istediğin sanırım, sözcükleri duygularımızla bulup yön veriyoruz ama bence burda duygudan başka yetenek kavramıda çıkıyor. kelimelerle oynama yeteneği...

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    07-09-2005
    Mesajlar
    80
    Karizma Gücü
    0



    saygı şiiri


    Tanımadığın biri için nasıl şiir yazılır - diyor arkadaşım
    Tanımadığın biri için nasıl ağlanırsa, öyle - diyorum
    Tanımadığın biri için nasıl ağlanır - diyor arkadaşım
    Tanımadığın biri için nasıl şiir yazılırsa, öyle - diyorum


    kıvılcım vafi



    bence eğer insanlar hiç bilmedikleri olaylar ve duygular hakkında bir kaç sözcük yazabiliyorlarsa bu kelimelerle oynama kabiliyetlerinden ziyade yüreklerinin büyüklüğündendir. "ve iman tahtamın üzerindeki baskıya rağmen, kalbim en uzak yıldızla birlikte atıyor" demiş ya nazım.

    sözcüklere şekil veren "yürekte titretip, dilde kükreten" o coşkulu ateştir bence
    ..........kelimeden önce de yalnızlık vardı.ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık... Kelimenin bittiği yerde başladı; kelime söylenmeden önce başladı. Kelimeler yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü dayanılmaz oldu...........

    ;K ESKiŞEHiRLiLER BiRLiĞi ;K TIKLA Sende Katıl.!{Eskişehirliler Birliği**

    Turkforum Bayanlar Kulübü Üyesidir




    BoğazıN KıRmızı ŞimşekLeRi
    siyahla yazılmış biR kırmızıydı hasretimiz...

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    07-09-2005
    Mesajlar
    80
    Karizma Gücü
    0
    Şiir hangi sözcüklerle yazılmalı ki?


    Bilinen hikayedir; - Valery, ‘Degas, Danse, Dessin’de anlatır: Ressam Edgar Degas, şiir yazmayı düşündüğünü, fikirleri olduğunu, ama bu fikirleri bir türlü şiire dönüştürmeyi başaramadığını söyler; nedenini sorar Mallarmé’ye: Mallarmé şu cevabı verir:

    ‘Ama Degas,şiir sözcüklerle yazılır, fikirlerle değil!’.




    Elbette doğrudur, ‘şiir, sözcüklerle yazılır; evet, ama hangi sözcüklerle? Bir şiirimdeki bir dizeyi alıntılayarak söylersem: ‘Şiir hangi sözcüklerle yazılmalı ki?’

    Şiir, Dil’in sözdağarından (vokabüler’inden) seçilen sözcüklerle yazılacaktır da, bu seçme işi nasıl olacaktır? Roman Jakobson, yirminci yüzyıl dilbiliminin büyük yol açıcısı, ‘Poetics and Linguistics’ adlı makalesinde, Dil’in iki ekseninden birinin ‘seçici’ (’selective’), ötekininse, ‘birleştirici’ (’combinative’) ekseni olduğunu bildirir; ilki metafor’u (eğretileme; istiare) verir bize, ikincisi metonimi’yi (düzdeğişmece; mecaz-ı mürsel)... Bir örnekle anlatayım: Necip Fazıl’ın, bir şiirindeki

    ‘Ve bahtı göklerin altın çivilerinde’

    dizesini alalım: Bu dizede şair, örtük olarak, ‘yıldızlar’ı anlatmak istemiştir ve bunun için, yıldızlarla benzeşim ilişkisi kurabileceği bir sözdağarından ‘altın çiviler’i seçmiştir. Şair, pekala, bu sözdağarından başka bir sözcük ya da sözcükler seçebilir, yıldızları, örneğin, sarı buğdaylara da benzetebilirdi;- ama, ‘altın çiviler’de karar kılmış, böylece ‘çiviler’ ile ‘yıldızlar’ arasında birebir bir paralellik ya da metaforik bir ilişki kurulmasını sağlamıştır. Jakobson’un ‘seçici eksen’i budur. ‘Altın çiviler’i ‘gökler’le birleştirmek ise, ‘birleştirici eksen’in işidir Bu da, ‘göklerin altın çivileri’ tümce parçasının, metonimik bir ilişki kurması demektir.

    Söylemesi bile fazla belki: Şairin, metaforik ilişki kurmak için sözdağarından seçeceği sözcüğü belirleyen kriterler var. ‘Yıldız’ örneğinden gidelim: Şair, yıldızlar’la örneğin ‘takunyalar’ arasında bir ilişki kuramaz; çünkü bu bağlamda bir benzeşim söz konusu değildir: Ama bu sadece metaforik ilişki için değil, metafor dışındaki paralellikler için de geçerlidir. Eski bir belagat terimi olan ‘cezalet’, sözcük seçimi işindeki belirleyici kriterlerden biridir. Tahir-ül Mevlevi’nin ‘Edebiyat Lügati’nde, ‘Cezalet’ten söz ederken, ‘Eda’nın müedda ile yani lafzın mana, daha açığı üslubun mevzu ile muvafık olması için kelimelerin rikkat ve cezaletine de mümkün olduğu kadar dikkat etmek’ gerektiğini bildirir. ‘Rikkat’ yani, üslubun konuyla ilişkili olması; ‘cezalet’ ,yani üslubun konuya aykırı olması! Tahir-ül Mevlevi, bebeğin uykusu için ‘mışıl mışıl’ yerine ‘horul horul’u seçip kullanmanın bir ‘cezalet’ örneği olduğunu bildiriyor.

    Yahya Kemal de, ‘Edebiyata Dair’deki ‘Ali Emiri Efendi ve Yeni Şiir’ başlıklı kısa makalesinde, Ali Emiri Efendi’nin ‘yeni usulde şiir söylemek gibi bir hevese kapıldı[ğını]’ belirtip’ telefon’, ‘tahtelbahir’ (denizaltı), ‘tayyare’ gibi ‘yeni zamanların en bariz terakki numuneleri’ üzerine şiirler yazdığını söyledikten sonra, onun

    ‘Tayyareye binmiş geziyor naz ile canan’

    dizesini ele alıyor ve bu dizenin ‘asrın şiddet, sür’at ve huşunetinden[…] uzak bir manzara’ çizdiğini bildiriyor. Yahya Kemal söylemiyor ama, ‘tayyare’ sözcüğü ile, dizenin geçmişe gönderme yapan ‘eda’sı arasında ‘cezalet’ vardır; - Tahir-ül Mevlevi’nin deyişiyle, eda’nın ‘müedda’ya, ya da üslubun konuya ‘muvafık’ olmaması durumu!..


    Prof. Dr. Mehmet Kaplan, ‘Edebiyatımızın İçinden’ adlı kitabında yer alan ‘Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiir Estetiği’ başlığını taşıyan makalesinde Tarancı’nın ‘her kelimenin kendine has bir çağrışım mekanizmasına bağlı olduğunun farkında’ olduğunu belirttikten sonra, ‘Cahit Sıtkı’ya göre şiir, bir ‘evocation’ sanatıdır’, der ve şöyle sürdürür sözlerini: ‘Kelimeler uyandırdıkları çağrışım ile okuyucuya tesir ederler. Ölü veya uydurma kelimelerde bu hassa yoktur.

    Cahit Sıtkı’nın kelimelerdeki bu hassaya ne kadar ehemmiyet verdiğini şu mısra tahlili çok iyi gösterir:





    Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz

    Mısrasında ‘hatıra’ yerine ‘aklıma’ deyiniz: Vezin bozulmaz[…] ama şiir sırra kadem basar. Bunun tek sebebi ‘hatıra’ kelimesinin ‘aklıma’ kelimesinden daha zengin bir ‘evocation’ unsuru olarak daha kuvvetli olmasıdır.’

    Türkiye’nin en değerli filologlarından biri olan Prof. Dr. Süheyla Bayrav da, ‘Dilbilim’ dergisinin I. sayısında, şiirin çağrışım alanı geniş olan ‘arkaik’ sözcüklerle yazılmasını savunanlar olduğunu bildiriyor ki, bu da Prof. Kaplan’ın tezinin doğrulanması demektir.

    ‘Arkaik’ sözcükler! ‘Bedreddin Üzerine Şiirler’i yazarken, 15. yüzyıla ilişkin bir tarihsel dil (’arkaik’ dil!) kullanarak, belirli bir ‘gelenek-etkisi’ üretmeye çalıştığımda, bağnaz, dahası fanatik dil ‘devrimbaz’larının hışmına uğramış, ‘Osmanlıcı’lıkla damgalanıp aforoz edilmiştim. Oysa, kullandığım sözcükler, Osmanlı toprak rejimini ve kurumlarını işaret eden terimlerdi ve elbette ‘öztürkçe’ söylenmeleri söz konusu olamazdı: -’timar’, ‘miri’, ‘mutasavvıf’ vb., sözcükleri gibi!

    Pek iyi de, günümüzde bazı genç şairlerin, bu defa, gündelik hayatımıza girmiş yabancı dilden aktarma sözcüklerle yazdıkları şiirlere ne demelidir? Değer verdiğim bir genç şair ve romancı, Murat Menteş’in ‘Dergah’ dergisinin son sayısında (Eylül 2005), ‘Aceleci Tefecinin Ebediyet Süsü Verdiği Anlar’ başlıklı şiirinde görüyoruz bu sözcükler ve onlarla yapılan tamlamaları: ‘Aranjman çığlıklar’, ‘hasret stoklamak’, ‘romantik efor’, ‘bloke edilen şefkat’, ‘prosedür gereği haşat olmak’, ‘gözyaşı averajı’, ‘nihavent fotosentez’, ‘ihtiras transferi’, ‘platonik parantez’, ‘ontolojik yama’, ‘hasretle şarj olmak’, vs., vs.!

    Denebilir ki, bu sözcüklerle bugünkü gündelik hayatımıza tanıklık etmek söz konusudur: Sözcüklerin tümü, günümüz konuşma dilinde dolaşıma girmiş sözcüklerdir; Türk insanının bugüne ilişkin ‘insanlık durum’u, ancak bu sözcüklerle ve onlarla inşa edilen imgelerle dilegetirilebilir! Bu böyle midir, değil midir, tartışılabilir; ama, bu imgelerle inşa edilen şiirlerin, gerçekten ‘şiir dili’ ile mi yoksa, gündelik konuşma diline eklemlenmiş ‘tufeyli’ bir dille mi yazıldıkları, mutlaka sorgulanmalıdır. ‘Tufeyli dil’i, gündelik konuşma diliyle argo dili arasında, her ikisine de asalak, ‘ne o ne öteki’ dil olarak tanımlıyorum; -Ömer Seyfettin’in Efruz bey tipinin, bir ara, Bilgi Bucağı’nda ürettiği, rahmetli Tahir Alangu hoca’nın deyişiyle, ‘çeşitli dillerin kelimelerinden ve kurallarından’ yapılmış ‘karma’ dil gibi!

    ‘Efruz bey’den Murat Menteş’e, Tarih tekerrür ediyor, ama önce komedi, sonra da trajedi olarak! Ömer Seyfettin, aşırı Batılılaşmanın ortaya çıkardığı bir tiple, Efruz bey’le, onu gülünçleştirerek alay ediyordu; Murat Menteş ise, deyiş yerindeyse, Efruz bey’in dilinden, o ‘tufeyli dil’den bir ‘şiir dili’ kurmaya çalışıyor ki, galiba trajik olan budur. Menteş, bu sözcüklerde, Prof. Kaplan’ın sözünü ettiği o ‘evocation hassası’nın olup olmadığı ve ‘şiirin sırra kadem bas[ıp]’ basmadığı üzerinde dursa iyi olurdu, diye düşünüyorum.


    28.09.2005 / Hilmi Yavuz
    ..........kelimeden önce de yalnızlık vardı.ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık... Kelimenin bittiği yerde başladı; kelime söylenmeden önce başladı. Kelimeler yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü dayanılmaz oldu...........

    ;K ESKiŞEHiRLiLER BiRLiĞi ;K TIKLA Sende Katıl.!{Eskişehirliler Birliği**

    Turkforum Bayanlar Kulübü Üyesidir




    BoğazıN KıRmızı ŞimşekLeRi
    siyahla yazılmış biR kırmızıydı hasretimiz...

  9. #9
    Lover_Man
    Ziyaretçi
    Tartışma konusu sandım ama alıntı savaşı çıktı.. Okumak ve yorum yapmamak en iyisi

  10. #10
    Yeliz yLz` adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-06-2005
    Mesajlar
    2,326
    Karizma Gücü
    0
    Şiir yazabilmek için imgelerinizin güçlü olması gerek .. İmgeleriniz için hayalgücünüzün güçlü olması gerek .. Onları kullanabilmek için de coşkulu olmanız gerek ..

    Alıntı Shera... tarafından gönderildi.
    Elinin hamuruyla şekillendiren beni sen
    İçimde on kavga on aşk üstüne
    Dönmedolap gibi
    Dönüp dönüp sana koşasım var...
    Şiir, sözcükleri alt alta sıralamak değildir elbette. Şiir yazmaya başlayan biri şunu kendine sormalıdır: “ neden alt alta yazıyorum sözcükleri? ” Edgar Allan Poe’nin bu durumu güzel şekilde ifade eden bir sözü var: “Şiir, zarif bir düşünceyle kaynaşmış müziktir. Düşüncesiz müzik, sadece müziktir. Müziksiz düşünce de yalnızca düzyazıdır.” Şiirle düzyazının farkını belirleyen müziktir. Şair şiiri oluştururken yegâne aracı olan dili kullanarak müziği yakalamaya çalışır. Ses ilişkileriyle yaratır bu ezgisel metni. İşte, şiir bu açıdan düzyazıdan ayrılır ve içinde seyreden o ezgi ile de şiirselliğini ortaya koyar. Düzyazı ile şiiri ayıran bir diğer unsur da; şiirin sözcüklerle, düzyazının ise cümlelerle yazılıyor olması. Şiir yazarının sözcüklerle oluşturduğu imgesel dünyada kendini bulur şiir. Bir örnek verelim:


    “ Ayna kırılırsa yüzünle birlikte,
    Zamanıdır konuşmanın ölümden”
    Bu mesaj en son " 04.04.06 " tarihinde saat 09:29 itibariyle yLz` tarafından düzenlenmiştir...
    Kendini sürekli tekrar eden, yumurta gibi tokuşmaktan da zevk alan halkıma seslenmek geldi içimden: "Gelin bir On Kasım'da şunu anlayın; hayatı bir dakikalığına durdurabiliyorsanız, bir gün topyekün değiştirebilirsiniz de"


    Büyük lidere saygılarımla...

    Zamanın ötesinde sevinç duymalıyım...,
    insanlar sevincimden tiksinse bile,
    söylemek istediğimi anlamalarına
    kabalıkları elvermese bile.

    Rusbrock L’ Admirable

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •