Acının terk etmediği şair
"Şimdi biliyorum artık sonbaharın ne zaman olacağını -ışığın ne zaman ürkütemeyeceğini geceyi ve aşkı-mamurluğun ne zaman sonrasız ve tek, bitip tükenmez bir rüyaya dönüşeceğini. Cenneti çağrıştıran bir yorgunluk hissediyorum içimde..." Novalis ya da gerçek adıyla Georg Friedrich Philipp Freiherr von Hardenberg. Fransız Devrimi'nin ve Aydınlanma'nın aşırı akılcılığına, endüstrileşmenin ve madde bağımlılığının yol açtığı kültürel tekdüzeliğe karşı çıkan romantizm akımının en önemli temsilcilerinden Alman şair Novalis'in Geceye Övgüler adlı uzun şiiri Ahmet Cemal'in çevirisiyle Türkçede.
Mutlu genç şair gibi ölmek
'Alman edebiyatının azizi' ya da 'saflığın sembolü' olarak nitelenen Novalis tıpkı Rimbaud, Shelly, Keats, Leopardi gibi genç yaşta ölen edebiyatçılardan. Yirmi dokuz yıllık kısa hayatına Geceye Övgüler gibi romantizm akımının başyapıtlarından birini sığdıran Novalis, 1772'de soylu, zengin bir ailenin on bir çocuğunun ikincisi olarak dünyaya gelir. Ailenin diğer çocuklarının aksine zayıf, sessiz ve pek de zeki olmadığı kabul edilen Novalis dokuz yaşında geçirdiği dizanteriden sonra ruhsal gelişimi hızlanır. Masaldan tarihe kadar birçok disiplinde kendini yetiştirmek için dizginlenemez bir istek duyar, önce felsefe sonra da hukuk eğitimi alır. Ailesinin onu yönlendirdiği katı dini eğitim içinde kendine nefes alma alanı olarak hep edebiyatı seçer. Novalis'in hem hayatını hem de sanatını etkileyen olay 1794'te gerçekleşir. Genç şair bu yıl Sophie Van Kühn ile tanışır. "Hayatımın ruhu ve benliğimin anahtarı" diye nitelediği Sophie ile ertesi yıl gizlice nişanlanır. Ancak iki yıl sonra genç nişanlısı ölür. Geceye Övgüler de şairin "Bu acı beni terk etmedikçe ya da zayıflamadıkça ruhsal yasım daha da büyüyecek tüm benliğimi saran hüzün, umutsuzluk daha da yükselerek zirveye ulaşacak. Benim yaşadıklarım her zaman başkalarınkilerden farklı oldu. Ve şimdi bunun nedenini daha iyi anlıyorum, beni bugüne kadar rahatsız eden lanet böylelikle aydınlanıyor" diye tasvir ettiği acılarını kaleme aldığı yapıt olarak geçer tarihe. Sophie'nin ölümü Novalis için yeni bir dönemin başlangıcı olur. Yaşadığı her şeyi günlüğüne kaydetmeye ve sadece bu günlüğü bitirmek için yaşadığına inanır. Ölüme iyice odaklanan Novalis bu sonu sonsuzluğun kapısı olarak görmeye başlar. Ve 1801'in 25 Mart'ında bir öğleden sonra piyano çalan erkek kardeşinden kitaplarını isteyip odasına çekilir, sonra da usulca sonsuz uykuya dalar. Tıpkı kaleminden "Doğanın bitirip yok ettiği biri gibi değil yeni iklimlere göç eden özgür kuşlar ve mutlu bir genç şair gibi ölmek istiyorum" diye dökülen isteği gibi kucaklaşır ölümle. Novalis'in tıpkı genç yaşta ölen dehalar gibi ve romantizm akımına yakışır hüzünlü bir hayat hikâyesi var. Ancak hemen söylemeli ki onu bugüne kadar taşıyan bu 'acıklı' hayatın ötesinde mısralarındaki güç. Çünkü Novalis'in bugüne bıraktığı şiirler basit, yalın ve derinlikli olduğu kadar mistik olarak kabul edilir.
Geceye Övgüler'i Türkçeye çeviren Ahmet Cemal kitaba uzun bir önsöz yazarak Novalis'in dünya edebiyatındaki yerini uzun uzun anlatıyor ve muhtemel okuyucunun sorabileceği "Bunca duyarlılık, günümüz insanına artık yabancı değil mi?" sorusuna cevap veriyor. Novalis, 'Karışık Sapmalarında' dünyayı "İmgelem, geleceğin dünyasını ya yükseklere çıkarır ya da derinlere yerleştirir ya da bizimle bağıntılı olarak bir ruhgöçüne sürükler. Uzayda yolculukların düşünü kurarız-oysa uzay bizim içimizde değil mi? Ruhumuzun derinliklerini tanımıyoruz.- Gizemli olan, yolunu iç dünyamıza doğru sürüklemekte. Sonsuzluk, bütün dünyalarıyla, geçmişle ve gelecekle, sadece içimizdedir, başka hiçbir yerde değildir. Dış dünya sadece gölgeler dünyasıdır" diyerek tanımlar. Cemal de bundan yola çıkarak şairin bugün bağlamında nelerin haberciliğini yapmış olabileceğini Stefan Zweig'in Novalis'in ölümünden yüz yirmi dört yıl sonra kaleme aldığı 'Dünyanın Tekdüzeleşmesi' başlıklı yazısıyla örneklendiriyor: "... Bilincine varılmaksızın, ruhlar arasında sakıncalı bir türdeşlik, yoğunlaştırılmış üniformalaştırılma içgüdüsü aracılığıyla bir kitelesel ruh doğuyor. Bireysel olan, tip lehine yakıma sürükleniyor. Söyleşi, konuşma sanatı yozlaştırılıyor. Bu durum karşısında yapabileceğimiz tek bir şey kalıyor: Kendimize kaçmak. İnsanın elinden dünyada bireysel olanı kurtarmak gelmez, insan sadece kendi içindeki bireyi savunabilir."
Hem Türkçe hem Almanca
Novalis hiç şüphesiz 'tümbilimci' bir şairdi. Çünkü onun şiiri hem politik düşüncesinin hem de yaşadıklarının bir bileşkesiydi. Hayatı ruhun bir hastalığından ibaret olarak tanımlayan şair dönemin burjuvazisine ve tekdüze politikasını karşı bir duruş da sergiledi yapıtlarında. 'Büyüsel İdealizm' adını verdiği bir fikri savundu. Hayata sadece bilimsel sonuçlar ve mantıksal çözülümlerle hizmet edilemeyeceğini, düşünme sanatının aynı zamanda düşünce üretmek olduğunu söylediği bu fikrinde Novalis düşleri gerçekleştirme sanatı fikrini ortaya attı. Zaten ona göre şiir de insanın iç dünyasının, ruhunun dışa vurumuydu ve düşler dünyasının anahtarı mısralarda gizliydi. Romantizm akımının başyapıtlarından sayılan Geceye Övgüler'de ise Novalis gece ile gündüzün farkını anlatır. 'İnsan zamanı'nın gecede arayan bir uzun şiir olan 'Geceye Övgüler'de şair gündüzü günlük yaşamın dünyası geceyi de rüyaların dünyası olarak tanımlar. Dolayısıyla gecenin gündüzden üstün olduğunu savunur. Bu kitabın altının çizilmesi gereken başka bir yönü de 'Geceye Övgüler'e ait olan iki metinin de Türkçe çeviride yer alıyor olması. Novalis'in bu şiirinin hem 'el yazması' hem de 1800'de yayımlanan iki versiyonu var. Ve Ahmet Cemal çevirisinde bu iki metine de yer veriyor. Üstelik metinlerinin orijinallerini de çevirinin yanına ekliyor. Yarın ölümünün 205. yılı olan Novalis'i tanımak ve günümüz gerçekliğini şiirsel bir söylemle yeniden düşünmek için ideal bir seçenek olan Geceye Övgüler'le ilgili yazıyı şairi en iyi anlayan kişilerden biri Hermann Hesse'nin sözleriyle bitirmek gerekiyor: "Deha, yalnızca düşünce tarihine ait değil, fakat aynı zamanda, dahası her şeyden önce, biyolojik bir olgudur: Bu durumun simgesi olan olağandışı yazgılar, kendilerinden sonra yaşayanlar bağlamında hep derin ilgiyi uyandırmışlardır. Yakın Alman düşünce tarihinde Hölderlin, Novalis ve Nietzsche, yaşam artık kendileri için olanaksızlaştığında, deliliğe çekilirken, Novalis ölüme çekilir; ancak bu, kendini dehaya çok sık ve zorla benimseten, intihar biçiminde bir ölüm değildir; Novalis, kendini bilerek içinden yakar -bu, büyülü, erken gelen, çiçekler açan ve olağanüstü üretken bir ölümdür; çünkü şairin özellikle bu tuhaf sonu, ölümle olan olumlu, büyülü, olağandışı ilişkisi, onun en güçlü etkisine de kaynaklık eder. Bu etki, düşünce yaşamamımızn yüzeyinin bize sezdirebileceğinden çok daha derindir".
Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi
Novalis'in Geceye Övgüler'i İş Kültür Yayınları'nın Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi'nden yayımlandı. Dizi, Milli Eğitim Bakanlığı döneminde Türkiye'de çeviri hareketini başlatıp klasikleri yayımlattığı, daha sonra İş Kültür Yayınları'nın kuruculuğunu üstlendiği için Hasan Âli Yücel'e adanmış.
Diziden ilk etapta dört kitap çıktı. Novalis'e Hans Christian Andersen'in Seçme Masallar'ı (çeviren Murat Alpar), Ömer Hayyam'ın Dörtlükler'i (çeviren Sabahattin Eyuboğlu), Oscar Wilde'ın Bütün Öyküler'i (çevirenler Roza Hakmen ve Fatih Özgüven) eşlik etti.
İş Bankası'nın 50. yılı olan 2006 içinde tam 50 klasiğin yayımlanması tasarlanıyor. Edebiyat, felsefe, iktisat, siyaset bilimi gibi her türde klasikleşmiş yapıtlar yani Ömer Hayyam kadar, Ricardo, Adam Smith, Montesquieu gibi isimlerin kitapları da bu dizide yer alacak. Çevirilerin kimileri, Hasan Âli Yücel'in döneminde yapılan unutulmaz çalışmalar (mesela Sabahattin Eyuboğlu) ama birçoğu günümüzün önemli çevirmenlerinin imzasını taşıyor.
Dizisi'nin bir önemli özelliği de her kitabın 'ciltli' ve 'karton kapaklı' iki versiyonunun basılıyor olması.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

