Bedenimizle içinde yaşadığımız bu alem kesret, yani çokluk alemidir. Bu çokluğun, ayrı ayrı varlıklar var zannetmenin sebebi ise beş duyudur. Beş duyunun tabiatında olan eksik, kısıtlı algılama kapasitesi, bizi yanıltır ve çoklukta yaşadığımızı var sandırır.

Ayrı ayrıymış gibi algılanan bu nesnelerin, ve herşeyin kaynağı Allah'ın esmasının (isimlerinin) manalarıdır. Manaların yoğunlaşmasıyla bu "Efal Alemi" dediğimiz çokluk oluşmuştur.
Bir adı da "Şehadet Alemi" olan, ayrı ayrı varlıkların var sanıldığı; gerçekte ise Allah'ın manalarının müşahede edildiği bu alemde ortaya çıkmış olan "Din"de, "şeriat" dediğimiz dinin dış yönü itibariyle de bir çokluk ve de "sembolizm " esastır.
Gerek bu sembolizmi çözerek dinin asıl özüne, gerçeğine ulaşmanın, gerekse de bu alemde algılanan çokluğun derûnuna nüfuz ederek, alem (=varlık) hakkında gerçek bilgiyi elde etmenin, "tasavvuf" sahasında, sufi gelenekte, daha geniş kapsamıyla "mistik" alanda mümkün olduğu kanaatindeyiz

Bunun bir yansıması olarak tarihte şu tespiti yapmak mümkündür. Dini ve felsefi sahada, "varlık" hakkında bilgi serdedenlerin görüşleri, birbiri ile devamlı çatışmasına rağmen, özellikle dini ilim dallarında devamlı çatışmalar, zıtlaşmalar, tefrikler ve tekfirler olmasına karşın, hatta sırf mezhepler tarihi bunların birbirleriyle mücadeleleriyle dolu olmasına rağmen, tasavvuf sahasında hayret verici bir görüş birliği mevcuttur.

Ayrı ayrı var sanılan varlıkların, Özde bir ve aynı olmaları gibi, yapmış oldukları uruc ile o öze ulaşmış olan "öz sahipleri=ulü'l-elbab", "ilim sahipleri=ulü'l-ilm" olan mutasavvıflar, ayrı coğrafyalarda yaşamalarına rağmen, ayrı dilleri konuşmalarına rağmen, bazen aynı devirde biri dünyanın bir ucunda diğeri öbür ucunda olan bu zevat eserlerinde hep aynı hakikatten bahsetmişlerdir. Bugün elimizde mevcut olan bu eserler incelendiğinde görülür ki, hep tasavvufun o derinlik görüşü, gerçek "varlık bilgisi" (hakikat ilmi), vahdet (teklik) konusu hayret verici bir görüş birliği içersinde ortaya konulmuştur. Böylesine bir "birlik", Ef�al aleminin normal şartlarında mümkün olamayacak bir vakıadır. Bu alemin özelliği çokluk, onu inceleyen ilim dallarının varacağı yer ayrılıktır. Zahir ilimlerde ayrılık, çokluk göze çarpar-Ama bu çokluğun Özüne inince, batınına nüfuz edince birlik ortaya çıkar. 0 öze erenler de, aynı hakikati dile getirir.

Nebi ve Rasüller de, aynı özden nüzul etmişler, gönderilmişlerdir. O kaynaktan bu çokluk alemindeki insanlara elçi otmuşlardır. Dolayısıyla, batınları o öze, zahirleri de nasa, çokluk alemine dönük olduğu ıçin ifadelerinde sembolizm esastır. Bu sembolleri deşifre etmek suretiyle hakikat ilmini insanların anlayışına ulaştırmak, tasavvuf ilmine ait bir metod ve uygulamadır. Ve o elde edilen hakikate dair bilgiler de, bir bir, bizatihi tecrübe olarak yerini bulur tasavvufta. Felsefeden farkı da bir yönüyle budur.

Muhyiddin A'rabi'nin, bu konuda "Fütühat'ında yer alan görüşü şöyledir.
"Varlık (vücud), bir mekteptir. Hak Teala bu mektebin sahibidir. Bu mektepte talebetere ders verenler ise Rasûller ve Velilerdir. Bunlar muallimler, muidlerdir. Varis olacak olanlar, yani bunlara talebe olacak olanlar insanlardır. Bunların bu mektepte bu talebelerine ulaştıracakları ilimler her ne kadar çok ise de, bunları başlıca dört sınıfta toplayabiliriz. Birincisi, onlara lafızlar, manalar ve kelimeler konusunda dersler verirler ki onlar da bu ilimlerle doğruyu yanlıştan ayırabilsinler. İkincisi; zihinlerin tashih edilmesi, fikirlerin araştırılması ve akıların cilalanmasına dair bilgilerdir. Zira bu mektebin sahibi olan, onlara ancak Kendisini tanıtmak istemektedir. Zaten bu mektebin kurulmasının sebebi de budur. Üçüncüsü bu heykellerin (yani bu mevcudatın) varoluş sebeplerinin ne olduklarını ve bunların imtizaç edecekleri, onları hasta eden ve iyi eden şeyleri öğretirler. Dördüncü olarak da Marifetullah'a doğru giden, ve Hak Teala'ya muhtaç olan kimsenin neler yapması gerektiğini bildiren derslerdir. Artık bu mektepte bir beşinci ders yoktur."

Doç.Dr Mahmut Erol Kılıç
Marmara Ünv.İlahiyat Fak.Öğr.Görv.
İstanbul - 30.03.2000