Olgun EROĞLU
Hak, bir eylemde bulunma ve başkalarından belirli bir tarzda davranmalarını isteme yetkisidir. İnsan hakları ise tüm insanların insan oldukları için doğuştan sahip oldukları devredilemez ve vazgeçilemez haklardır. İnsan haklarından bazıları ise, diğer hakları kullanabilmenin ön koşulu olduğu için temel haklar adını alır. (YAMANLAR, 2003) Eğitim hakkı da temel insan hakları içerisinde yer alır. Bu hak kimse tarafından verilmez, insanlar insan oldukları için doğuştan sahiptirler. Eğitimin hak oluşunun kökeninde, insanların kendilerini içinden çıktıkları hayvanlar dünyasından özgürleştirmek için verdiği mücadele yatar. İnsanın daha fazla insan olma süreci olan eğitim, elbette hayvanlar aleminde geçerli olan doğal ayıklanma yasalarına göre düzenlenemezdi. (ÖZSOY, 2004)
İnsanın eğitimi, öğrenmesi yoluyla olur. İnsan, yaklaşık olarak, tüm kişilik özelliklerini öğrenerek edinir. Eğitim, insana istenilen özellikleri öğrenme yoluyla kazandırmaya çalışır. İnsanın edinilmiş özellikleri, doğuştan getirdiği özelliklerinden daha çoktur. İnsanlar kalıtsal güçlerini ve kişiliğini geliştirerek gereksinimlerini doyurmak için eğitim görürler. (BAŞARAN, 1999)
Bu hak ülkemizde anayasanın 42. maddesinde yer alan "kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz" ifadesiyle güvence altına alınmıştır. Uluslararası alanda ise İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile eğitim hakkı bir insan hakkı olarak kabul edilmiş ve güvence altına alınmıştır. (BAŞARAN, 1999) Bu sözleşmelerde yer alan eğitim hakkıyla ilgili ortak bazı özellikler ise şunlardır:
Herkes eğitim hakkına sahiptir. Herhangi bir nedenle engellenemez.
Eğitim en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır.
Eğitim düzenlemelerinde toplumun ve anne-babanın tercihleri önemlidir.
Eğitim hakkı, insan kişiliğinin gelişmesine, insan hakları ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır.
Eğitimde eşitlik esastır. (YAMAN, 2000)
Eğitim hakkından söz ederken kullanabileceğimiz bilimsel olarak doğru ve tarafsız bir dil yoktur. (ÖZSOY, 2004) Belirli bir sınıfın siyasi iktidarı elinde bulundurduğu ve bunun tek sahibi olarak belirdiği düzenlerde, eğitimin de bu sınıf düzeninden yana işletileceği doğaldır. Bütün düzenlerde, eğitim sistemi toplum düzenine ve seçilen ekonomik sisteme göre biçimlenir. (ÖZEK, 1968)
Bu anlamda eğitimde iki bakış açısı söz konusudur.
Birincisi liberal bakış açısıdır. Liberaller ve muhafazakarlar, bilginin sınırsızlığına karşılık insanın öğrenme kapasitesinin sınırlı olduğu ve insanlar arasında öğrenme kapasitesi bakımından doğal farklılıklar olduğu varsayımından hareket ederek, eğitime ayrılacak kıt kaynakların insanların doğal farklılıklarına göre dağıtılmasının en etkili ve verimli bir çözüm olacağını savunmaktadırlar. Bu da eğitim, herkesin yeteneklerinin çok yönlü gelişimi için yararlanabileceği bir hak değil, en yeteneklilere özgülenen bir yasal ayrıcalık olmaktadır. (ÖZSOY, 2004)
"Ekonomik değeri olmayan bir eğitim, diplomalı işsizleri çoğaltacağı için kalkınmayı ters yönde etkiler. Ekonomik değerler yaratmaya yol açmayan bir eğitim sistemi, bir yandan kalkınmayı engellerken, bir yandan da kendine harcanan kaynaklar yüzünden ulusal geliri savurur." (BAŞARAN, 1999) Bu bakış açısı da eğitimdeki liberal çizgiyi ifade etmektedir.
Diğer bakış açısı ise "educere" sözcüğüyle ifade edilen ve eğitimi bir hak olarak gören anlayıştır.
Educere ilkesine göre yürütülen eğitim, ilk başta yetkinleştirme; öğrencilerin hem dünyayı hem de kendisini keşfine izin verme; herhangi bir pragmatik nedenle değil, kişi olarak bu fikirleri ve becerileri içkin olarak değerli olduklarından fikirleri izlemek ve beceriler geliştirmek olarak görülecektir. Educere yaklaşımına göre, eğitimin başta gelen amacı özel alanlarda uzmanlar yetiştirmek değil, kişisel özerklik olacaktır. (BİLLİNGTON, 1997)
Eğitim-öğretim felsefesinin temel amacı da her yönüyle gelişmiş ve geliştirilmeyi süreç olarak algılayan insana ulaşmadır. Bu insan, üretim araçlarının sahipliği, buna bağlı egemen sınıfların çıkarlarına hizmet eden ve bunun üzerine kurulu ekonomik ve toplumsal düzenin insanı değildir. (TOPSES, 1998)
Bu bakış açılarını açıkladıktan sonra eğitimin bir yatırım olarak ele alınmasının eğitim hakkına erişimi engelleyip engellemediği sorusunu cevaplayabiliriz.
DEVLET AÇISINDAN
Eğitimin devlet tarafından bir yatırım olarak ele alınması eğitim hakkına erişimi engeller. Eğitimi yatırım olarak ele alan anlayış yukarda açıklanan liberal bakış açısıdır.
Son yıllarda, ülkemizde ve dünyadaki kimi uygulamalarda bu bakış açısının örneklerini görebiliyoruz. Eğitim, sadece ekonominin ihtiyaç duyduğu insan gücünü karşılayan bir olgu olarak ele alınmaktadır. Eğitim kurumları ve programları da bu bakış açısına göre düzenlenmektedir. Ülkemizde giderek üniversitelerdeki sosyal bilimlerle ilgili bölümler azaltılmakta, fen ve mühendislik gibi alanların oranı yükseltilmektedir. Devlet üniversitelerinde bu uygulamalar olurken, şirketler, vakıf "üniversiteleri" aracılığıyla ihtiyaç duydukları insan gücünü doğrudan yetiştirmeye yönelmişlerdir. Sosyal bilimler alanında yapılacak araştırmalar da, ekonomik getirisi olmadığı için kısıtlanmaktadır. Ekonomik getiriye dönüşecek olan alanlardaki araştırmalar ise bizzat sponsor firmalarca desteklenmektedir. Yine mesleki eğitim kurumlarının oranlarının yükseltilmek istenmesi de bu akış açısının ürünüdür. Tüm bunlar, bilimin toplum yerine sermayenin hizmetine girmesini sağladığı gibi eğitim hakkına erişimi de engellemektedir. Sosyal bilimler alanında eğitim görmek isteyenlerin bu hakkı engellenmiş ve insanlar istedikleri değil, "ekonomik getirisi" olan bölümlere yönlendirilmiş olmaktadır.
Devlet okullarını, özellikle ilköğretim ve ortaöğretim okullarının olanaklarını karşılaştırdığımızda, bölgelerarası uçurumlar görmekteyiz. Eğitimi hak olarak değil, yatırım olarak gören devlet, kaynakları sınıfsal konumuna göre dağıtmaktadır. Batıdaki bir il ile doğudaki bir ilin olanakları ya da aynı şehrin değişik mahallelerindeki okulların olanakları aynı değildir. Bu bir tercihtir ve bu durum yoksul sınıfların eğitim hakkından eşit olarak yararlanmasını engellemektedir.
Ekonomik getirisi olan yabancı dillerde eğitim verilen okullar bulunurken, aynı coğrafyada yaşayan farklı etnik kimliklerin, kendi dillerinde eğitim görme hakları engellenebilmektedir. Bu uygulamada "ülkenin bölünmez bütünlüğü..." anlayışı egemen olmakla birlikte, maddi getiri sağlayacak bir alan olmadığı için tercih edilmediğini de söyleyebiliriz.
BİREY (AİLE) AÇISINDAN
Eğitimin birey (aile) tarafından bir yatırım olarak ele alınması da eğitim hakkına erişimi engeller. Burada özellikle toplumun yoksul kesimleri tarafından ele alacak olursak; aileler, çocuklarının biran önce meslek sahibi olacağı ve para kazanacağı alanları tercih etmektedirler. Ülkemizde, özellikle meslek liselerini yoksul sınıfın çocuklarının tercih etmesi bunun sonucudur. Aileler, vazgeçme maliyetini göze alacak durumda olmadıkları için, çocuklarını ya okula göndermeyerek "işe vermekte" ya da kısa yoldan dönüt elde edeceği mesleki eğitim kurumlarına yönlendirmektedir. Ailelerin ekonomik durumunun kötü olması ve eğitimin de paralı olması insanları bu tercihlere zorlamaktadır. Zengin sınıf açısından ise bu durumlar söz konusu değildir. Aileler her türlü imkanı sağlayarak eğitim hakkından yararlanmaktadırlar.
Bireyler, özellikle yüksek öğrenimde alan seçerken alacağı diplomanın karşılığında iş bulup bulamamasına göre karar vermektedir. Dolayısıyla insanlar kendisini geliştirip ifade edeceği alanlarda değil, iş bulabileceği alanlarda eğitim almak zorunda kalıyorlar. Bu da eğitim hakkının önünde engel olan nedenlerden birisidir. Son yıllarda üniversitelerin öğretmenlik bölümlerinin puanlarının, kamu yönetimi, hukuk, uluslararası ilişkiler gibi alanların puanlarını geride bırakması buna güzel bir örnektir.
Eğitim hakkına erişimin engellerinden birisi de toplumda yer alan cinsiyet ayrımcılığıdır. Eğitimi yatırım olarak gören bir aile, kız çocuğunun okutulmasını da israf olarak görmektedir. Bu bakış açısına göre "kız çocuğu nasılsa evlenip gidecek" ve aileye ekonomik bir dönüt sağlamayacaktır. Cinsiyet ayrımcılığından kaynaklı eğitim hakkının engellenmesinde, bu bakış açısının yanı sıra dinsel düşüncelerde etkili olmaktadır.
KAYNAKÇA
BAŞARAN, İbrahim Ethem, (1999), Eğitime Giriş, Ankara
BİLLİNGTON, R., (1997), Felsefeyi Yaşamak (Çeviren: A. Yılmaz). İstanbul: Ayrıntı Yayınları
ÖZEK, Çetin, (1968), "Kapitalist Düzende Eğitim Kurumları ve İşleyiş Biçimleri", Devrimci Eğitim Şurası, Ankaraürkiye Öğretmenler Sendikası Yayınları
ÖZSOY, Seçkin, (2004), "Eğitim Hakkı: Kendi Dilini Bulamamış Bir Söylem", Eğitim Bilim Toplum Dergisi, Ankara: Cilt:2 Sayı:6 Bahar-2004
TOPSES, Gürsen, (1998), "Eğitim, İnsan ve Toplum İlişkisi", Demokratik Eğitim Kurultayı Ön Raporu, Ankara: Eğitim Sen Yayınları
YAMAN, Hamza, (2000), "Eğitim Hakkı", http://www.turkhukuksitesi.com, (Eylül-2000)
YAMANLAR, Emine, (2003). Demokrasi ve İnsan Hakları, Ankara: Ders Kitapları Aş Yayınları


LinkBack URL
About LinkBacks
ürkiye Öğretmenler Sendikası Yayınları
Alıntı Yaparak Cevapla