gün ağarıyor,
siyah zamanlarımın bitmeyecekmiş gibi gelen anları ardından...
gökyüzü, tüm çıplaklığıyla doğumuna tanık kılıyor güneşi...
sensizliğin kaçıncı geceden sıyrımı, hatırlamak bile istemiyorum...
bildiğim, her gün daha fazla titretiyor sensizlik üşümeleri...
oysa, gecede yaşamayı seviyorum seni,
daha kendimle olmamı sağlayan unutulmuşlukta,
olmayışının en fazla hissedilen nikotinli zamanlarımda,
ara-sıra, doldurduğum kadehlere yudumlayarak,
ara-sıra, çığlıkları yakarcasına sesimi duyurmaya çalışarak.
önüme, yazı defterimi koyduğum zamanlar, seni anlatmak istedim hep... bana ait olan seni yaşamışlıklarımı ve bendeki seni... kalemimi elime aldığımda, ak sayfaya bakakaldım her seferinde. bazen dakikalarca, bazen saatlerce nasıl başlayacağımı, ardından ne yazacağımı bilemedim. hangi kelimeyi kervanbaşı yapacaktım? hangilerini ardına salacaktım? ve kurulan kervanla çölünü geçebilecek miydim? düşündükçe, susuzluğunun kuruttuğu sol yanımın, sensizliğin yakıcı güneşine dayanamayacağını hissettim ve biraz daha özleminle üşümek için kalemimi gelişigüzel savurup seni yazmaktan vazgeçtim.
ve en çok geceleri hissettim, tuğralı fermanlarımın yazıldığını. her gün ağartısıyla birlikte, dar' a gideceğimi. azad olmaktır belki, kıvranışa bir son vuruş. ya da, bunların olmasını istememektir, sana yoğunlaşmaktan uzak bıraktığından. hiçbiri olmaz sonra... sessizliği bulandıran seslerle birlikte, istenmeyen gün, selama durur yine de...
sonra, yine beklerim gece sancılarımın kapımı vurmasını. en çok o anlarda bilirim sende olduğumu. ve odamda, karanlığına gömülürken, sensizliğin kabir sorgusu başlar ellerden arınmışlığıyla. çoğuna yanıt bulamam. günahlarım, dağ gibi yığılır önüme. içine batar, boğulurum... dayanamaz yüreğim, dayanamaz ama yine de ister; sensizliği can çekişir yaşamak...
geleceksin, diye beklemiyorum artık. olmayacağın düşüncesine çoktan alıştım. belki de, varlığından haberdar olmam gereken tadın, o en kutsal olanının ikiz kardeşi denilen, yani senliğin yaşattığı kadar en doruktaki sensizliğin özgün tadı olduğundan, -bilinçsizce de olsa- yalnızlığı kendim seçtim. hatta, oluşunla olmayışın arasındaki uçurumun farkına varıp, o boşlukta düşüşü yaşayarak, bana verebileceğin herşeyi hissetmek istedim. çille’m bitesiye kadar kendimleyim.
yine de bilmeni isterim;
çiçekler dermesi bir kadındır varlığının bendeki tanısı...
kokunu rüzgarlar taşıdı kaybolduğum odamın karanlığına...
sarı öpüşler değdi boynuma sonra,
kokunun yarattığı düş tarlalarında...
bir yudum nefes kadar yaşamaya da yeter mecalim.
sonrası haki ve beyaz olsa da...
A.Latif İRVEN


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


