• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Kötülük yapmamak mecburî, iyilik yapmak seçmeli

    Bir arada yaşamanın gerginliğini yumuşatacak şahsî sığınaklar, toplumun değişmesiyle paralel olarak gözden geçirilmeli. Fakat, bu gözden geçirme/mesafe alma çabası için gereken güç nereden bulunacak?
    Başkasının hiçbir şekilde suçlanamayacağı ilke olarak kabul edilse ve suçlamanın yöneltilebileceği daha soyut (dolayısıyla daha ulaşılmaz) failler bulunsa dahi, mesele suçlu arama değil, bağışlanmadır.
    Bağışlanmanın hiçbir işareti görülemeyeceğine göre, imtina, bu bilinmezliğin tarafımızdan telafi edilmesi yönünde bir çabadır. Başkalığıyla büyüleyen telaşsız mevcudiyeti seyredalmak, bu koşullarda, firarsız mümkün değildir. Suçu sabit olmayan firarî, "istikbaline baktıkça mücrim gibi titrer", ama mazisindeki hayaller yüzünden hiçbir mercie teslim olamaz.
    Suçlu, insan değil, insanlık durumudur. Mesele, kimin suçlu olduğu değil, kendisi suçlu olmamaktır. Bir zamanlar, saptanan suçlulara karşı olmamanın da suçlularla bir olmak anlamına geldiğini düşünüyordum. Tam da bu yargı mercii olma iddiasıyla yapılan adaletsizlikleri talileştiren acı bir yenilgi sonrasında, müstafiliğe sığınır bir hale geldim. Fakat hayat istifa kaldırmıyor; başkası boğulurken nefes almak dahi bunun aksini dayatıyor. O zaman, içimizde sızlayan suçluluk duygusunu, kendimiz de cellatlaşmadan dindirmenin yolu nerede?
    Cem Sadıkoğlu'nun ilkesi tüm insanlık tarafından benimsense, suçluluk ve masumiyet gibi kavramlar geçersizleşirdi. Sevginin sempati biçimini aldığı, ama karşıtının düşmesiyle hükümsüzleşen nefretin de yokolduğu bir dünya çıkardı ortaya. Heyecansız bir dünya olacağını söyleyenlere tek sözüm: "Çocukluk büyüsünün yitirilmediği bahçeye girmek seçmeli; fakat sizin kendi bahçenizde beslediğiniz köpekler de başkasının bahçesine girip çiçeklerin üzerine işemesin ve misafirleri ısırmasın lütfen!"
    Dağa küsmüş tavşandan bile daha az özgür olan çocukluk-bahçesi-sempatizanı, er ya da geç, mündemiç bir denize karışma hasretini, hesap-sahibi-haklılar'ın çıkardığı fırtınalarda boğulmadan giderebilecek midir? Öznenin çırpınmasıyla mı cezalandırılacaktır? Yoksa ona, garkolanın teslimiyeti mi ihsan edilecektir?



    Haldun Bayrı
    İki Şahit ve Diğerleri
    s. 29-31
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  2. #2
    Yeliz yLz` adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-06-2005
    Mesajlar
    2,326
    Karizma Gücü
    0
    Kötülük yapmayı hiç beceremedim .. ben iyilikten yanayım, pozitif olmak insanın kendine en çok yakışan davranış biçimidir..
    Kendini sürekli tekrar eden, yumurta gibi tokuşmaktan da zevk alan halkıma seslenmek geldi içimden: "Gelin bir On Kasım'da şunu anlayın; hayatı bir dakikalığına durdurabiliyorsanız, bir gün topyekün değiştirebilirsiniz de"


    Büyük lidere saygılarımla...

    Zamanın ötesinde sevinç duymalıyım...,
    insanlar sevincimden tiksinse bile,
    söylemek istediğimi anlamalarına
    kabalıkları elvermese bile.

    Rusbrock L’ Admirable

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •