Ben

Hayatı yeniden gözden geçiriyorum. Kurulu düzenim sıradanlaştı. Hiçbir şey üretemiyorum. Sadece tüketen, yiyip bitiren bir insan oldum. Mutsuzluklarım bile hemen bitiyor, hiçbir şeyi tadını alarak yapmıyorum. Ağız tadıyla, hüngür hüngür ağlayamıyorum. Kahkaha atıyorum, ama hiç mutlu değilim. Günler geçiyor; ama bende değişen bir şey yok.

15 yaşındayken hayalini kurduğum şeyleri düşündüm. O yaşlarda yazdığım yazıları okudum. O günkü hayallerim öyle uzak ki... O günkü ruh halim öyle uzak ki... Daha bu yaşta, yaşama heyecanımı kaybettim. Kararsızım. Bir bakıma, iyi ki de kararsızım ve kuvvetli bir iradem yok. Yoksa çoktan intihar etmiştim. Oysa ölüm bana o kadar uzak ki artık. Eskiden sürekli ölümü düşünürdüm; ama intihar etmek için falan değil. Ölüm çok çekici gelirdi, yaşamdan bile daha çekici...

Artık hayatımda bir şeyler eksik ya da fazla. O şey ya da şeyler her neyse, beni gereksiz bir insana çevirdiler.

Bugün dışarı çıktım. Hava oldukça sıcaktı. Ben bir an önce işlerimi halledip eve dönmek istiyordum. Bu yüzden acele hareket ediyordum. Bankanın kapısından dışarı çıkarken kafamı çok şiddetle kapıya çarptım. Beynim,yaşadığı şokun etkisiyle bana dünyanın döndüğünü gösterdi. Elimi alnıma attım, elimde gördüğüm kan beni korkuttu.Eve bayılmadan nasıl vardım, bilmiyorum. Uzun zamandır bir tarafım kanamıyordu. Çocukken bisikletten düştüğümde ya da futbol oynarken, koşarken yere düştüğümde dizim kanardı. Çok canım yanardı; ama yine de o kadar mutluydum ki... Bugün alnımda oluşan yara çok önemli bir şey değildi, hastaneye gitmeme gerek kalmadı. Uzun süre sonra gördüm kanımı. Çok soluk bir kırmızıydı. Kanım giderek donuklaşıyor, kanım; benim hayat sıvım bile değiştiğimi, mutsuzlaştığımı gösteriyor. Başım kanadı; ama mutlu değilim.

Yine 15 yaşında çizdiğim hayat planının çok gerisindeyim. Bugün, binlerce kitap okumuş, hayatı düşünmeye ve anlamaya adamış, sürekli gezen bir insan olmalıydım. Yakında uzun bir şeyler, mesela bir roman yazacak yetide olmalıydım...olmalıydım...olmalı mıyım?

Hayatımda bir devrime ihtiyaç var sanırım. Ama içten, isteyerek yapılan bir devrime... İnsana daha az ihtiyaç duymalıyım, eskisi gibi yani. Kendime yetemiyorum artık; hep insanlar olsun istiyorum. İnsan kötü, insan üzer...artık hayat da kötü, hayat da üzüyor. Ama hayat, insan demek değil. Hayat, ben demek. Ama bu bencillik değil, insanları da toptan bir reddediş değil. Sadece “ben” demek değil. Sadece kendi kendine mutlu olabilmek, mutlu olmak için, yaşamak için(ruhsal anlamda) insana ihtiyaç duymamak demek. Yani eskisi gibi, 15 yaşımdaki gibi.

Biliyorum 15 yaş sürecinden çok bahsettim, çünkü o dönem birçok kişi gibi benim için de dönüm noktasıydı. Genelde insanlar o dönemdeki mutsuz ruh halinden memnun olmazlar, o çağı yaşamayı bilemezler. Ergenlik bittikten sonra artık “normal” ve mutlu insanlar olurlar. Ben de öyle olmaya, ergenliği, o dönemi o dönemde bırakmaya çalıştım. Artık ben de büyümeliydim, çünkü. Ama şimdi anladım ki, ben büyümemeliyim. Eğer büyümek böyle bir şeyse, hayat bu hale gelmişse ben bir çocuk ya da ne bileyim bir “deli” olarak yaşamayı tercih ederim. Biliyorum daha gerçek anlamda büyümedim; o yüzden yetişkinlik hakkında böyle düşünmem yanlış bulunabilir; ama ben büyükleri de gördüm, görüyorum, yaşıyorum.

Belki de uyumalıyım. Başım öyle ağrıyor ki... Her şeyi zamana bırakmadan önce bir şeyler yapmalıyım. Öyle yapmıştım ve zaman sadece aktı ve ben kendiliğinden her şeyin değişeceğini, düzeleceğini düşündüm. Hayır, bu söze katılmıyorum. Zamanın kendisi tek başına bir ilaç değildir. Zaman geçmeden, geçerken bir şeyler yapmak önemli. Zaman geçtiğinde her şey bitmiş olacak. Zaman geçmeden tekrar yaşamaya başlamalıyım sanırım. Kendimi çok seviyorum...insanları da sevmeye çalışacağım, içtenlikle söylüyorum...
Reşit Kışlıoğlu