ARAP ADETLERİNİN SÜNNET BAŞLIĞIYLA YUTTURULMASI
Sünnet diye uydurulanların önemli bir kesimi Peygamber’e iftira olarak uydurulmuş sözlerdir. Bir kısım sünnetlerse Peygam-ber’in kavminin, Araplar’ın adetleridir veya Peygamber’in şahsi tercihlerinden dolayı işlediği fiiller olmasına rağmen, dinle alakası olmayan fiillerdir. Cübbe giymek, kabak yemek, yer sofrasında yemek yemek gibi. Bunlar Peygamber’e savaş açan müşriklerin, örneğin Ebu Cehil’in de davranış tarzlarıdır. Kimisi iklimden, kimisi örften, kimisi o yörede yetişen sebzelerden kaynaklanmaktadır. Kuran’ın belirtmediği bu fiillerde ilave bir sevap ummak veya dinle bir alaka kurmak Kuran’ın dinine ilave yapmak olur. Tüm bu hareketler Ku-ran’a yeterince güvenmemenin neticeleridir. Kuran kendisi her şeyi açıkladığını, tüm detayları verdiğini söylerken, Kuran’ın açıkla-madığı tarzda sünnet başlığıyla sevap ummalar, makbuliyet edebiyatları da yine Kuran’ın dinine ilavelerdir. Allah isteseydi cübbeyi, kabağı, yer sofrasını ve sünnet başlığıyla dine yamanmaya çalışılmış gelenekleri Kuran’da belirtir ve bize nasıl daha çok sevap kazanaca-ğımızı gösterirdi. Sünnetlere uymada sevap vardır, bunların uygu-lanmamasında günah yoktur yumuşatmaları da yapılan yanlışı gidermez. Çünkü ister sevap etiketiyle olsun, ister makbuliyet etiketiyle olsun, Kuran’da olmayan bir davranışı dini etiketle sunmak yine dine ilave yapmak olur. (34. Bölüm’de sünnet gibi başlıklarla dine sokulan ilavelerin insan yaşamını nasıl zorlaştırıp, yaşanmaz bir hale soktuğunu göreceğiz.) İnsanları Peygamber sünneti diye uydurmalara ve örflere çağıran ve kendilerini Peygamber yolunun takipçileri göstermek için kendilerine Ehli Sünnet adını takıp aslında Ehli Arabi-örf olanlara, Peygamber sünneti diye Peygamber’e ve dine iftiralarla dolu kaynaklara, Araplar’ın örf ve adetlerine, Eme-viler’in ihanetlerine uyduklarını göstermemiz lazımdır. İftiraların dışında, bu uydurmaların bir sebebi de sahabelerin (Peygamber’i bir kez bile gören Müslümanlar’ın) hatasız kabul edilip, onların da hareketlerinin peygamberinkiler gibi sünnet olarak değerlendiril-mesi olmuştur. Sırf Peygamber’e mal edilmeler neticesinde bile ortaya çıkan yorum hatalarını ve saptırmaları düşünürsek, sahabelerin bu işe katılmasıyla oluşan kaos inanılmaz boyuttadır. Bugün sünnet deyince herkes Peygamber’in davranışları (Sünneti Resul) diye an-lıyorsa da, aslında hadis kitapları ve diğer gelenekçi kaynaklarda anılanların bir bölümü Sünneti Medine, Sünneti Kufe, Sünneti Basra diye sahabelere dayandırılır. Kuran ile yetinmemenin ve Ku-ran’ın önüne ciltler yığmaya, örfleri dinselleştirmeye yönelik oyu-nun kutsala fatura edilişindeki başlık, ne yazık ki sünnet olmuştur.
SU DURULURSA ZEHİRLİ YILAN FARKEDİLİR
Bir yazarımız bu konudaki hatalı yaklaşımları şöyle eleştirmektedir: “Böyle bir ahmaklık olur mu? Sünneti adettir bu. Oturarak yemişsin, Ebu Lehep de oturarak yer. Arap’ın örfüdür bu. Peygam-ber’in getirdiği dinden kaynaklanmıyor. Arap’ın örfünden kaynak-lanıyor. Şimdi bakın bunlar günlük hayatın basit meseleleri, bunlar yukarılara doğru gidiyor. Ve bakıyorsunuz hukuk hayatının, devlet hayatının en ciddi boyutlarında bile dindir diye ısrar ettikleri şeylerin büyük bir kısmı falan veya filan bölgenin örflerinden ibaret. Bunları Allah’ın dini diye savunmaya kalktınız mı hem kendinize zulmediyorsunuz, hem yaşadığınız ülkeye, hem de hukuk hayatına kötülük ediyorsunuz. Bakın bunlar bizi nereye götürüyor. Biz Al-lah’ın gönderdiği ve Peygamber’in gösterdiği İslam’la, o ad altında sahneye sürülen tarihin şurasından burasından devşirilmiş, örflerden ibaret adı İslam olan şeyi birbirinden ayırt etmek zorundayız. İnsanlık bunu yapmadıkça rahat edemez. İslam dünyası bunu yap-madıkça rahat edemez, biz de yapmadıkça rahat edemeyiz. Tabi bu büyük bir dirençle karşılaşıyor Türkiye’de. Çünkü bunun birbirinden ayrılmamasına bağlı çıkarlar var. Su bulanık olacaktır ki, birisi balık beslerken öbürü de orada zehirli yılanını beslesin. Su durulursa zehirli yılanlar fark edilir. Bunu istemeyenler vardır. Olay bu ka-dar basit. Bunu sadece dinci yobazlar yapıyor şeklinde de anlama-yın sakın! Aslında dinci yobazlar burada kullanılıyor. Bunu büyük ölçüde dinsizlik ticareti yapanlar kotarıyor. İslam dünyasının he-men her yerindeki Kuran dışı yobaz dinciliği besleyenler, uluslararası İslam düşmanı odaklardır. Fikir de, finansman da onlarındır.
Çünkü İslam’ı sahneden kovmanın en emin yolu çirkin göstermektir. Yobaz dincilik ise bu iş için biçilmiş kaftandır. Bağırıp duruyoruz: Müslümanlara tuzak kuruyorlar, bu tuzaklara düşmeyin. Biz düşmeyin dedikçe bir ayağını ökseye yakalatmak yerine iki kanadı, iki ayağı ile gidip düşüyor. Ondan sonra ne oluyor? Olan sizin nezih imanınıza oluyor. Sizin asil ve güzel dininize oluyor. Ondan sonra dinsizlik tüccarı: İşte İslam dediğiniz karanlık ve katran budur, yaşayanları da işte bunlardır, buyurun diyor. Sonuç? Sonuç bizim çocuklarımızın sistemli bir biçimde dinsizleştirilmeleri veya başka dinlerin kucağına itilmeleri.”


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


Melüsünün kuzusuu 



