• “ İhmal ettiği şeylerden yakınmaz. Çünkü orijinal bulduğu ve yapmak istediği birçok şeyi gerçekleştirmiştir.
• Bir hataya iki defa düşmez. Daha evvel nerede hata yaptığının farkında olarak hareket eder.
• Bilgi, tecrübe ve kabiliyet bakımından belli bir seviyede olmayanların verdikleri akılla iş görmez. Yaş tahtaya basmaz.
• Kendi işini kendi yapmaya çalışır, kısmetini kendi arar. Başkasına havale edilen işe pek bel bağlamaz.
• Son pişmanlığın fayda vermeyeceğini bilir. Tedbirsiz ve ihtiyatsız bir adım dahi atmaz. Bir işe gözü kapalı girmez.
• Mesuliyetini, vazifelerini yerine getirir. Sonra hakkını ister.
• Bir meseleye herkesin kendi açısından bakacağının farkındadır. Bu nedenle saygı sınırları içinde müzakere eder. Tartışma ve kavgadan kaçınır.
• İçinde bulunduğu muhitte güvenilir ve dürüst olmaya çalışır; fiziki görünümüne, temizliğe dikkat eder.
• Arkadaş canlısı, empatik ve sempatiktir. “ vs...

Herhangi bir şey yapıp yapmama hususunda karar verme gücü, insan olmanın şiarıdır, irade. O olmadan insanlıktan bahsedilemez. Bir insanda irade şuuru, onun kendini idrak etmesi demektir. Bunun aksi ise ferdin deformasyonu ve bozulmasıdır. Bu ise kararsızlığı ve şaşkınlığı getirir. Kurtuluş yeniden dönüp kendini bulması ve iradesiyle bütünleşmesi sayesinde olur. Yoksa ne ruhta istikrar, ne de “kendin olma” yolunda ilerleme sağlanır.
Şuur kavramı, içimizde olup biten ve benzerlerimizde açıkça görünen bazı faaliyetlerin, bizim tarafımızdan yapılan analizine tekabül eder. Bu faaliyetleri entelektüel, estetik, dini ve sosyal ayırmak uygun düşer. Kısacası baden ve ruh ayrı ayrı metotların yardımıyla aynı objenin görüntüleridir.

Organizmayı, irade ile ne dereceye kadar değiştirmek mümkün? Düşünce, ruh üzerinde nasıl etki ediyor?
Aslında biz varlığı anlayamamışız. Neden varız? Kâinat, dünya, canlılar; niçin? Üniversitede, hocalarımın söylediklerinden aklımda tek bir söz kaldı. O da “ Olayları üst seviyede nasıl anlamlandırırsak, alt seviyedeki faaliyetlerimiz o derece anlam kazanır” sözü. Kanaatimce üst mana hayatın yani varlığımızın anlamlandırılması. Biz hayatı hangi manada anlamlandırabilirsek hayatta yapacağımız hareketlerin, faaliyetlerin, düşünce ve tavırların ona göre bir anlamı olur.
Hayatta farkındalığı yakalayabilirsek, şuurumuzla gerçekleri idrak edebilirsek ve bu gerçekler ışığında ilerleyebilirsek, gerçek mutluluk ve huzuru yakalamış oluruz. Farkındalık, nedir peki? Farkındalık anlamlandırmadır. Her şeyi anlamlandırabilme. Kâinatı, hayatı, insanı. Aslında karşılaştığı her şeyi. Anlamlandıran insan bulmacayı çözüp cümleyi tam olarak okuyan insana benzer. Biliyordur artık o insan. İlk gerçek olarak şunu bilmeliyiz ki ahenk içinde devam eden şu kocaman kâinat mekanizması içinde gizli bir kaderin işlediğidir. Makro âlemden norma âleme, oradan mikro âleme kadar her şey de baş döndürücü bir nizam ve ahengin varolduğudur. Sezebildiğimiz, görebildiğimiz bu ahenk ve nizam ilmi bir plan ister. Bunun ilmi plandan varlık sahasına çıkması için bir kudret elinin ve bizimde o kudretin elindeki bir varlık olduğumuzun bilincinde olmamız gerekli. Bizi gören, bizi duyan, “bize şah damarımızdan daha yakın olan” o kudret sahibine inanıp, ona güvenip, ona sığınabilirsek gerçek şuur insanı oluruz. Bu şuuru ve cüz’i irademizi kullanarak içimizdeki kuvveti asıl sahibi olan kudret eline bırakabilirsek gerçek manevi kuvveti yakalamış oluruz ki bu kuvvet bize kâinata meydan okuma gücünü verir.
Kısaca özetleyecek olursak, insan yaşamın şifresini çözerek sebepleri bulur. Kendini bulur. Nedir? Nereden gelip, nereye gidiyordur? Hayatı ve kâinatı kim, niçin var etmiştir? Düşünür aralarındaki ilişkiyi kurar. Yaratılan (kâinat, hayat ve insan), yaratan (Allah). İşte senaryo ortaya çıktı, varlık, amaç ve sonuç. Şimdi kendini bu akıntıya bırakırsa, akıntının nereden geldiğini biliyor, akıntının nereye gittiğini biliyor, akıntıda nasıl davranması gerektiğini biliyor. Bu insana akıntının şiddeti etki eder mi? Cevabı vicdanınızda verin, aklınızla inanın ve şapkanızı önünüze koyup akıntının neresinde olduğunuzu görmeye çalışın. Görebilirseniz bulmacayı çözmüş ve şuuru kazanmışsınızdır. İrade ise sizin elinizde. İrade içinizde. Aslında siz iradesiniz ki buradan şunu da çıkartabilirsiniz “İrade ile imtihanı yine irade ile aşacağız”. Peygamberler iradeyi en üst manada temsil ederlerdir. Hz. Eyüp’ün sabrı, Hz. İsmail’in teslimiyeti ve Nebiler Nebisi Hz. Muhammet’in (s.a.v) hayatı.
Konuya NLP açısından bakarsak “Matrix” filmini hatırlarız. Morphaus kahramanımız Neo’yu şuursuz ve iradesiz kalabalıklar içerisinden alıyor. Matrix’e has dünyayı tanıtıyor (akıntıyı açıklıyor). Yani farkındalık kazandırarak beynine anlam yüklüyor. Bu anlam ile içinde varolan gücünü ortaya çıkararak şuur kazanmasını sağlıyor. Sonra görüyoruz ki bu şuur ile Neo iradesini geliştirerek mermileri durduruyor. NLP kitaplarına bakarsak örnekleri pek çoktur. Dikkatli bakarsanız çevrenizde bile görürsünüz. O mermileri hayatın zorlukları olarak kabul edersek., hayata verdiğimiz anlamlar ölçüsünde mermilerden etkileniriz. İmtihan dünyasında bunların Allah’tan geldiğini bilip, yine Allah’a sığınarak yani o dertleri Allah’a havale etme şuuruyla kazanmış olduğumuz gücümüz sayesinde; kahramanımızın şifrelerden oluşan dünyayı bakışlarıyla görmesi gibi gerçeği idrak ederiz. İrade ve şuur insanı en başta saydığımız maddeleri bu şekilde gerçekleştirmiş olur.
İnsan içinde bulunduğu âleme yabancı kalmıştır. Bu âlemi kendisi için teşkilatlandırmayı becerememiştir. Çünkü kendi tabiatına dair olumlu bir bilgisi yoktur. Bu nedenle her bireyin kendi özüne inmesi yani kendini tanıması gerekir. “Düşünüyorum o halde varım” diyerek düşünmeli, iç gözlem yapmalı. Düşündükçe kendine ait özellikleri ortaya çıkararak “Ben buyum” diyebilmeli. Bunu yaparken çevresindeki insanlardan kendi hakkındaki düşünceleri öğrenebilir ( Hıristiyanlar “günah çıkarma” ile Müslümanlar “hayır kardeşliği” ile günümüzde ise “psikolojik danışma” ile yapılan budur aslında). Yaşantısını olabildiği kadar objektif değerlendirmeye tabi tutabilir. Böylece iyi yönlerini ( İyinin ölçütünü dini kurallar ve toplumsal yargılar olarak alıyoruz ) pekiştirerek kötü yönlerini iyileştirerek arzu edilen “Güzel insan” olmaya çalışabilir.
Söylediklerimiz “Organizmayı, irade ile ne dereceye kadar değiştirmek mümkün? Düşünce, ruh üzerine nasıl etki ediyor?” sorularına bir nevi cevap olmuş olur. İnsan Yaradan’ın en güzel aynasıdır. Allah’a ait kudret sıfatlarının bir ziyası. Buradan şu yoruma ulaşabiliriz: Dünyaya yön veren insan gibi bir varlık kendine de yön verebilir. Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmamıştır. Bu özelliklerimizin de bir sebebi vardır. Doğal olarak insan iradesi ve şuuruyla organizmasını ve ruhunu istediği yönler çekerek, “İyi” olma yolunda ilerleyebilir. Dünyada bunun örneklerini organizma yönünden Hinduların yaptıklarında, ruh yönünde tasavvuf ehlinde görüyoruz. Aslında ruh ve huy değişmez. Sadece iyi yönlere kanalize edilerek bir başarı yakalanır. En güzel örneklerden birisi Hz. Ömer’dir. İslamiyet’i tanımadan önce gayet celalli ve öfkeli olan bu zat, İslamiyet’i tanıdıktan sonra bu özelliklerini müspet mecralara sevk ederek dâhilde zalimlere, hariçte kâfirlere karşı kullanarak adalet timsali ve güzel ahlak sahibi olmuştur.
Mesela zihnimizde şunu geliştirmeliyiz: Bilgisayar programlarında oku bir kutucuğun üstüne getirdiğimizde, kutucuğun yanında çeşitli seçenekler belirir. Bir olayla karşılaştığımızda aynı bu şekilde olayla ilgili seçenekler, zihnimizde belirmeli. Örneğin şahsımıza hakaret edildiğinde seçenekler belirir, (ne olabilir mesela) sende hakaret et, adama saldır, bu bir imtihandır hoşgörüyle karşıla, vs... Şimdi nefsiniz hangi şıkkı tercih ediyor, vicdanınız hangi şıkkı. İşte şuur sahibi insan doğru şıkkı tercih edendir.

Cennet ve cehennem her yerdedir. Biz onları içimizde taşırız. (1492 Cennetin Keşfi)
Psikolojide bir deney vardır. Yarısı dolu bardağı bireylere göstererek ne gördüklerini anlatmaları istenir. Bu şekilde bireylerin düşünce tarzları hakkında bilgi sahibi olmuş olunur. İyi niyetli, yaşama güzel gözle bakan kişi “Yarısı dolu bardak” derken; yaşama olumsuz gözle bakan kişi “Yarısı boş bardak” der. Bu kişiler incelendiğinde düşünceleri yaşamlarına da aynı şekilde yansımıştır. Olumlu düşünen insanlar başlayacakları işe “Bu işi yapabilirim” diyerek başlarlar ve çevrelerine pozitif enerji yayarlar. Sonuçta biri manevi cennet hükmündeki bir dünyada yaşarken, diğeri cehennem hükmüne geçen bir yaşam sürer ve çevresine de bunu yansıtır (bkz. İkinci söz, Sözler).
Yukarıda belirttiğimiz seçenek oluşturma bölümüne dönersek, şıklara da bardağın dolu tarafına baktığımız gözle bakmalıyız. Kısaca bizler cennet ve cehennemi içimizde taşırız. “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır” diyen zat bize bardağın dolu tarafına bakarak hayatımızdan lezzet almayı ve manevi cenneti yanımızda taşımayı öğretiyor.
Hayata dair son sözümüz “sadece keşfetmek için bak”, o zaman gerçeği bulursun.

EMİN ESMER
Psikolojik Danışman