"Tanrı varsa insan özgür değildir!" Bu kalıplaşmış söz, Varoluş (Exitansialisme) felsefesinin temel görüşüdür.
17. yüzyıldan itibaren Avrupa, teknolojik gelişmeyle birlikte "sanayi devrimi"ni gerçekleştirdi. O zamana kadar köyünde çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşıp, dar bir çevre ve insandan haberdar olan köylüler, kurulan fabrikalar sayesinde şehirli oldular, yeni şehirler kurdular ve daha kalabalık ve fakat daha yalnız bir hayat yaşamaya başladılar. Şehre inen (modernite) bu insanlara Hıristiyanlık dini, yapısı gereği, pek bir şey veremez olunca, bir anda insanlar adeta ruhlarından boşandılar.
Manevî boşluklar yeni "izm"ler doğurdu, yeni anlayışlar gelişti. Felsefî, sosyal ve psikolojik görüş ve düşünceler yoğunlaştı; çünkü ihtiyaç vardı.
"İzm"ler, bunalan insanlara kurtuluş vaadediyordu. Teknolojik gelişmeler, ruhunu paranteze almış kitleler tarafından kutsanıyor ve kuvvet, hakkın yerini alıyordu. Artık güçlü olan haklıydı.
İslâm âlemi de tam bu zamanda çözülmeye, bozulmaya doğru gidiyordu. Güç Avrupa'nın eline geçince, zayıf kalan İslâm coğrafyası (Osmanlı), gücü taklit etmeye başladı; çünkü işin doğası buydu.
Bütün bu "izm"ler birçok maddî vaadlerle geliyordu insanların karşısına, hatta onlara "dünya cenneti" vaadediyor; ama insanlık yine bunalımdan, sefaletten kurtulamıyordu.
İnsan, kendini arıyordu; ne var ki, bulabilecek miydi? "Nihilizm" diyordu kimileri, her şeye boşverilmeliydi. Hayat öylesine acımasızdı ki, onun üstesinden gelinemezdi, ondan kaçmak gerekiyordu.
"Yo... Yoo..." sesleri yükseliyordu diğer taraftan; "Narsist" olunmalıydı; insanlar kendilerine -nefs- tapınmalıydılar. Zaten tapınılacak bir şey de kalmamıştı orta yerde.
"Hümanizm"e ne demeliydi ya? Belki bir ışık olabilirdi, karanlıkta kalanlar için; ama o beşerî bir din olup ortaya çıkıyordu. Artık insan insana tapınacak, kulluk daha aleni olacaktı.
İnsanlık kaynıyordu. 1. Dünya Savaşı milyonlarca insanın ölümüne, bir o kadarının da yersiz, yurtsuz; aç, perişan kalmasına sebep oldu. Tam kurtuldu insanlık derken, ardından 2. Dünya Savaşı patladı, ışık bekleyen insanlığın üzerine (özellikle Avrupa'ya), Hitler, Avrupalı'nın yıllar boyu içinde kaynattığı "izm"lerin en amansız çocuğuydu. Bireyi nefsine kurban eden "Narsizm", toplumun önüne "faşizm" olarak çıkıyordu.
Kan ve acı dinmemişti. Arayış sürüyordu.
Varoluşçuluk (Exitansialisme), 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın gündemine oturmuştu. Sömürü ve kana doymayan Avrupa'ya tanrıların bir armağanıydı bu. Ve yüksek sesle bağırıyordu:
"Tanrı varsa insan özgür değildir!"
Bu, nefsin en özgün sesinin bir topluma malolmuş biçimiydi. Bugün Avrupa ve o uygarlığı benimseyenlerin (ABD vb.) bir "Allah" kavramı yoktur, çok çeşitli ve irili-ufaklı tanrılar vardır. Nefsin ürettiği bu tanrılara, oralarda, bir dur diyecek de bulunmamaktadır; çünkü Avrupa, bir nefs-î emmare imparatorluğudur.
Onlar bunalımları gereği "tanrı" ararlarken, biz ne yapıyorduk? Onlar, Fransız ihtilâliyle "eşitlik, adalet, özgürlük" derken, yeni tanrılar bulduklarını vehmediyorlardı. Peki biz, hangi "tanrı"nın peşindeydik?
Bizim "eşitlik, adalet, özgürlük" gibi kavramlara ihtiyacımız var mıydı? Olabilir miydi, Kur'an gibi bir Hakikat kitabı elimizde, Hz. Muhammed (sav) gibi bir önder önümüzdeydi. Öyle miydi?..
Lâfı eveleyip gevelemeden söylemeliyiz:
Birkaç asırdan beri dünyada olup biten bütün olumsuzluklardan fert fert bütün Müslümanlar sorumludur! Aç kalan insan domuz eti de yer, köpek eti de!.. Dünyayı ma'nen ve maddeten aç bırakmışsak ve bunun sonucu olarak dünya bugün domuz ahırına koşuyorsa, bunun vebali hepimizin.
Tabiri caizse, bugün dünyamızı bir negatif enerji kuşatmış bulunmaktadır ve bundan hepimiz olumsuz bir şekilde etkilenmekteyiz.
Biz; "Türk-Kürt meselesi", "kazanımların yitmesi" korkusu gibi şeylerle etkilenirken, ABD zulüm yaparak, zalim olma biçimiyle etkilenmektedir bundan. Avrupa kendi içinde insanını kaybederken (fuhuş-uyuşturucu), Afrikalı'yı da açlık şeklinde vurmaktadır.
Yani bu negatif enerji, her iklimi, oranın şartlarına göre sarsmaktadır.
İnsanlar temelde kardeştir; hepsi Adem'in çocuklarıdır. Bu çocukların ortak paydası "insan" olmaktır. İnsanın ve evrenin Rabbi Allah'tır. O'nsuz problemin çözüleceğine inanılıyorsa, kıyamet yakın demektir.
Yanardağ patlamış, üzerimize geliyor. Çoğu insan hâlâ yanardağdan fışkıran alevleri tanımlamakla meşgul (izmler): "Alevin çapıymış, hızı, derecesi şuymuş" diye zaman öldürmekte ve buna da "bilim" denilmektedir....
Alıntıdır....


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
bir erkek olarak ne derece dopğru laf ettim bilmiyorum

